Vaziyetimiz bir nevi nuranî müdafaadır...


Ehl-i dalalet, muvakkat hayata karşı mücadele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı nur-u Kur'an ile cidaldeyiz.

Onların en büyük mes'elesi -muvakkat olduğu için-, bizim mes'elemizin en küçüğüne -bekaya baktığı için- mukabil gelmiyor.

Madem onlar divanelikleriyle bizim muazzam mes'elelerimize tenezzül edip karışmıyorlar;
biz, neden kudsî vazifemizin zararına onların küçük mes'elelerini merakla takib ediyoruz.

Bu âyet

لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ

ve usûl-ü İslâmiyenin ehemmiyetli bir düsturu olan

اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ

Yani:
"Başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar etmez. Sizler lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmazsanız."
Düsturun manası:
"Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz. Ona şefkat edip acınmaz."

Madem bu âyet ve bu düstur bizi, zarara bilerek razı olanlara acımaktan men'ediyor;
biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz.
Onun haricindekileri malayani bilip, vaktimizi zayi' etmemeliyiz.

Çünki elimizde nur var; topuz yoktur. Biz tecavüz edemeyiz. Bize tecavüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevi nuranî müdafaadır...

Emirdağ Lâhikası