“NİMETLERİ YOLDA BULMUŞ GİBİ SAHİPSİZ ZANNETME”

İ’lem eyyühe’l-aziz!

Cenâb-ı Hakkın insana verdiği nimetler, ister âfâkî olsun, ister enfüsî olsun, bazı şerait altında insana gelip vusul buluyor.

Meselâ, ziya, hava, gıda, savt ve sadâ gibi nimetlerden insanın istifade edebilmesi, ancak göz, kulak, ağız, burun gibi vesaitin açılmasıyla olur.

Bu vesait, Allah’ın halk ve icadıyla olur. İnsanın eli, kesb ve ihtiyarında yalnız o vesaiti açmaktır.


Binaenaleyh, o nimetleri yolda bulmuş gibi sahipsiz, hesapsız olduğunu zannetmesin.

Ancak Mün’im-i Hakikînin kastıyla gelir, insan da ihtiyariyle alır. Sonra ihtiyaca göre in’am edenin iradesiyle bedeninde intişar eder.


Bediüzzaman Said Nursi
(Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)


LÜGAT:
âfâkî : dış dünyaya ait
enfüsî : iç dünyaya ait
ihtiyar : dileme, tercih, seçim
in’am eden : nimeti veren
intişar etmek : yayılmak
kesb : kazanma
Mün’im-i Hakikî : gerçek nimet verici olan Allah
sadâ : ses
savt : ses
şerait : şartlar
vesait : araçlar, vasıtalar
vusul bulma : kavuşma, erişme