“YA RAHİM… YA RAHİM…”

Hattâ bir gün kedilere baktım.
Yalnız yemeklerini yediler, oynadılar, yattılar.

Hatırıma geldi: "Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübarek denilir?"

Sonra gece yatmak için uzandım.
Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi.

Sarih bir surette "Ya Rahîm, Ya Rahîm, Ya Rahîm, Ya Rahîm" diyerek güya hatırıma gelen itirazı ve tahkiri, taifesi namına reddedip yüzüme çarptı.

Aklıma geldi: "Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa taifesine mi âmmdır?
Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir muterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?"

Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim. Çendan onun gibi sarih değil, fakat mütefavit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar.
Bidayette hırhırları arkasında "Ya Rahîm" farkedilir. Git gide hırhırları, mırmırları, aynı "Ya Rahîm" olur. Mahreçsiz, fasih bir zikr-i hazîn olur.
Ağzını kapar, güzel "Ya Rahîm" çeker.

Yanıma gelen ihvanlara hikâye ettim.
Onlar dahi dikkat ettiler, "Bir derece işitiyoruz" dediler.

Sonra kalbime geldi: "Acaba şu ismin vech-i tahsisi nedir? Ve ne için insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisanıyla etmiyorlar?"


Kalbime geldi:
Şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nazik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar.

Okşandığı vakit hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman,
o nimete bir hamd olarak, kelbin hilafına olarak esbabı bırakıp yalnız kendi Hâlık-ı Rahîm'inin rahmetini kendi âleminde ilân ile
nevm-i gaflette olan insanları ikaz

ve "Ya Rahîm" nidasıyla: Kimden meded gelir ve kimden rahmet beklenir, esbabperestlere ihtar ediyorlar.


Sözler