Risale-i Nur Külliyatı’ında geçen ‘ Nur’ kelimeleri (1)


Aranan

:
nur

Bulunan Sonuç

:
3464

Her Sayfada

:
10 sonuç gösteriliyor

Gösterilen Sayfa

:
1 (1 - 10 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Mak | 14
"...'in binler esrarından altı sırrına dairdir. ihtar: besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü. onu kendi nefsim için nota suretinde kaydetmek istedim ve yirmi otuz kadar sırlar ile, o nurun etrafında bir daire çevirmek ile avlamak ve zaptetmek arzu ettim. fakat, maatteessüf, şimdilik o..."
Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Mak | 15
"errahman" ona bakıyor. demek, " bismillahirrahmanirrahim " sahife-i alemde bir satır-ı nurani teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsi ünvanıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir
Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Mak | 16
muavenetine koşturan, bilbedahe, rahmettir. ve bu hadsiz fezayı ve boş ve hali alemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir. ve bu fani insanı ... kübrasında bin bir ism-i ilahinin cilvesinden cilvesinden uzanan nurani atkılar, kainat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hatem-i rahimiyeti ve bir nakş-ı
Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Mak | 18
etmek için, o sikke-i ehadiyet üstünde gayet cazibedar bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halavet ve gayet sevimli bir cemal ve gayet kuvvetli bir
Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Mak | 20
bize yakın ediyor. işte, ey insan! bu rahmeti bulan, ebedi tükenmez bir hazine-i nur buluyor. o hazineyi bulmanın çaresi, rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o
Sözler | Üçüncü Söz | 24
bir şehre gitmek için emir alıyorlar. beraber giderler. ta yol ikileşir. bir adam orada bulunur. onlara der: "şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan
Sözler | Dördüncü Söz | 26
bir günlük mesafede bir istasyon vardır; hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. sermayeye göre binilir." iki hizmetkar ders aldıktan sonra giderler. birisi bahtiyar idi ki,
Sözler | Yedinci Söz | 34
etmek ebedü'l-abad yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnaktar bir bilet, bir zad-ı ahiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen, şu temsili hikayeciğe bak, ... me'yusane düşünürken, sağ cihetinde hızır gibi bir hayırhah, nurani bir zat peyda olur, ona der: "me'yus olma! sana iki tılsım verip öğreteceğim.
Sözler | Yedinci Söz | 35
havarik-ı kudretini, tecelliyat-ı rahmetini, kemal-i lezzetle seyr ve temaşaya vasıta suretini alır. evet, güneşin nurundaki renkleri gösteren aynaların tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi daha hoş, daha güzel
Sözler | Yedinci Söz | 36
varsa, söyle; dinleyelim. yoksa sus! kainat mescid-i kebirinde, kur'an, kainatı okuyor. onu dinleyelim. o nur ile nurlanalım. 1 "ol!" der, oluverir. (yasin suresi: 82.) 2 biz Allah'ın kullarıyız;


Gösterilen Sayfa

:
2 (11 - 20 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yedinci Söz | 37
odur ve ona derler. hak olup, haktan gelip, hak diyen ve hakikati gösteren ve nurani hikmeti neşreden odur." ... Allah'ım, kalplerimizi iman ve kur'an nuruyla nurlandır. Allah'ım, bizi sana muhtaç olduğumuzun şuuruyla zenginleştir; ... gözbebeği, hidayetinin güneşi, hüccetinin lisanı, rahmetinin timsali, mahlukatının nuru, mevcudatının şerefi, mahlukatının çokluğu içinde birliğinin kandili, kainat tılsımının keşşafı, rububiyet saltanatının dellalı, hoşnut
Sözler | Sekizinci Söz | 41
hayat-ı içtimaiyedir ki, hayır ve şer, iyi ve fena, temiz ve pis şeyler beraber bulunur. akıl odur ki, kaidesiyle amel eder, selamet-i kalb ile gider. ve o
Sözler | Dokuzuncu Söz | 45
şu kur'an-ı azimüşşanın bir timsal-i münevveridir. namaz dahi, bütün ibadatın envaını şamil bir fihriste-i nuraniyedir. ve bütün esnaf-ı mahlukatın elvan-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir. dördüncü nükte:
Sözler | Dokuzuncu Söz | 49
münacat edip, bir parçacık bir sohbet-i bakiye, birkaç dakikacık bir ömr-ü baki içinde dünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak, mevcudatın ve ahbabının firak ve ... merhem sürecek olan rahman-ı rahimin iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidayetini görüp istemek; hem, muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı o dahi unutup,
Sözler | Dokuzuncu Söz | 50
istianatı ona takdim etmek; hem, demekle, istikbal karanlığı içinde saadet-i ebediyeye giden nurani yolu olan sırat-ı müstakime hidayeti istemek; hem, şimdi yatmış nebatat, hayvanat gibi gizlenmiş
Sözler | Onuncu Söz | 53
için sana çok ilişmiyorlar. fakat, intizam şediddir. padişahın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. çabuk git, dehalet et" dedi. fakat, o sersem inad edip dedi: "yok, miri malı
Sözler | Onuncu Söz | 54
vardır. halbuki, böyle bir sehavet ve tükenmez hazineler, daimi ve istenilen her şey içinde bulunur bir dar-ı ziyafet ister. hem, ister ki, o ziyafetten telezzüz edenler orada devam etsinler;
Sözler | Onuncu Söz | 68
sehavet, öyle tükenmez hazineler ve rahmet, hem daimi, hem arzu edilen her şey içinde bulunur bir dar-ı ziyafet ve mahall-i saadet ister. hem kati ister ki, o ziyafetten telezzüz
Sözler | Onuncu Söz | 70
kılar, niyaz ediyor ki, güya beniadem'in hazret-i adem'den asrımıza kadar, belki kıyamete kadar bütün nurani ve kamil insanlar ona tebaiyetle iktida edip, duasına ... beşer namına zat-ı ahmediye (a.s.m.) istiyor ve beşerin nurani kısmı, onun arkasında "amin" diyorlar. acaba hiç mümkün müdür ki, şu dua kabule karin
Sözler | Onuncu Söz | 71
onun dualarına lakayd kalmadığı halde, o duaları kabul etmesin. evet, zat-ı ahmediyenin (a.s.m.) nuruyla alemin şekli değişti, insan ve bütün kainatın mahiyet-i hakikiyeleri o nur, o ziya ile inkişaf etti ve göründü ki, ... mazhar kıymettar ve manidar birer mevcuddurlar. eğer o nur olmasa idi, mevcudat fena-i mutlaka mahkum ve kıymetsiz, ... ferş ve seradan süreyyaya kadar bütün mevcudat onun nuruyla iftihar edip, alakadarlık gösteriyorlar. zaten ubudiyet-i ahmediyenin (a.s.m.) ruhu, duadır. belki, kainatın harekatı ve


Gösterilen Sayfa

:
3 (21 - 30 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Onuncu Söz | 75
muhafaza edilmesiyle, gayet cemiyetli ve yüksek bir mahiyete malik, harici bir vücud giydirilmiş zişuur, nurani bir kanun-u emri olan ruh-u beşer ne derece beka ile merbut ve alakadar olduğu
Sözler | Onuncu Söz | 80
kurb-u huzuruna müşerref olan bütün ervah-ı neyyire ashabı, bütün kulub-u münevvere aktabı, bütün ukul-ü nuraniye erbabı şehadet ediyorlar ve bir mükafat ve mücazat ihzar ettiğini müttefikan haber veriyorlar ve
Sözler | Onuncu Söz | 84
bedbaht, en biçare, en musibetzede, en dertmend, en zelil bir derekeye atıp, en mübarek, nurani ve alet-i tes'id bir hediye-i hikmeti olan aklı o biçareye en meş'um ve zulmani
Sözler | Onuncu Söz | 86
istersen o nokta'ya müracaat et. mesela, -temsilde kusur yok- nasıl ki, nuraniyet sırrıyla, güneşin cilvesi, kendi ihtiyarıyla olsa da, bir ... indirir. madem şu adi, nakıs, fani mümkinatta nuraniyet ve şeffafiyet ve intizam ve imtisal ve muvazene ... zati ve nihayetsiz ve gayet kemalde olan kudretinin nurani tecelliyatı ve melekutiyet-i eşyanın şeffafiyeti ve hikmet ve kaderin intizamatı ve eşyanın evamir-i tekviniyesine
Sözler | Onuncu Söz | 95
mu'cizat-ı bahirelerine ve ayat-ı katıalarına istinaden, başta resul-i ekrem ve kur'an-ı hakimin olarak, bütün nurani ruhların sahipleri olan peygamberler ve bütün münevver kalblerin kutupları olan veliler ve bütün keskin ve nurlu akılların madenleri olan sıddikinler ve bütün suhuf-u semaviyede ve kütüb-ü mukaddesede senin çok tekrar
Sözler | Onuncu Söz | 96
ya rab! bunların ders ve talimlerinin hakkı ve hürmeti için, bize ve risale-i nur talebelerine iman-ı ekmel ve hüsn-ü hatime ver. ve bizleri onların şefaatlerine mazhar eyle. amin.
Sözler | Onuncu Söz | 98
ederek, ehemmiyetli küre-i arzın yarısını ve ehemmiyetli nev-i insanın beşten birisini uzun asırlarda onun nuruyla tenvir ediyor. adeta, bu kainat onun için yaratılmış gibi, bütün gayeleri onun ile ve
Sözler | Onuncu Söz | 101
muhibbini ve habibini ebedi bir surette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencide ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkar etsin ve ettirsin? haşa, yüz bin defa haşa ve kella! bu kainatı
Sözler | Onuncu Söz | 102
şuur ve ervah ile ihya olup öyle şenlendirilmiş. elbette küre-i arzdan daha latif, daha nurani, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecram-ı semaviye, ölü, camid, hayatsız, şuursuz kalması imkan haricindedir.
Sözler | Onuncu Söz | 103
(a.s.m.), asarının şehadetiyle, hayat-ı kainatın hayatıdır. ve risalet-i muhammediye (a.s.m.), şuur-u kainatın şuurudur ve nurudur. ve vahy-i kur'an dahi, hayattar hakaikının şehadetiyle, hayat-ı ... evet, evet, evet! eğer kainattan risalet-i muhammediyenin (a.s.m.) nuru çıksa, gitse, kainat vefat edecek. eğer kur'an gitse, ... ve gelecek tavırlarından ve vaziyetlerinden müteşekkil bir silsilesi bulunur; her nevi ve her cüz'ünün ilm-i ilahiyede muhtelif tavırları ile müteaddit vücudları bir silsile-i


Gösterilen Sayfa

:
4 (31 - 40 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Onuncu Söz | 105
canlanmaları ve ışıklanmaları gibi, bütün küre-i arz yüzünde dahi, birtek merkezden yüz milyon lambalara nur vermek mümkündür. madem, cenab-ı hakkın, elektrik gibi bir ... bu keyfiyete mazhar oluyor. elbette, elektrik gibi binler nurani hizmetkarlarının temsil ettikleri hikmet-i ilahiyenin muntazam kanunları dairesinde, haşr-i azam tarfetü'l-aynda vücuda gelebilir.
Sözler | Onuncu Söz | 110
gösterebilir. işte, ey ihtiyar kardeşler, iman-ı ahiretin ne kadar kuvvetli olduğunu anlayınız. said nursi
Sözler | On Birinci Söz | 119
sevmektir. zişuur olarak ona şevk göstermektir, onun muhabbetiyle kendinden geçmektir, kalbin göz bebeğinde aks-i nurunu yerleştirmektir. işte bu sırdandır ki, seni ala-yı illiyyine çıkaran bir hadis-i kudsinin meal-i şerifi
Sözler | On Üçüncü Söz | 127
ayetin ekser ayetlere bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü var. kur'an içinde, binler kur'an bulunur ki, herbir meşreb sahibine birisini verir. nasıl ki, ... altı cümlenin terkibatından müteşekkil bir hazine-i ilm-i tevhid bulunur ve tazammun ediyor. evet, nasıl ki, semada olan intizamsız yıldızların sureten adem-i intizamı
Sözler | On Üçüncü Söz | 128
kur'an'ın herbir ayeti, birer necm-i sakıp gibi, i'caz ve hidayet nurunu neşr ile küfrün zulümatını nasıl dağıttığını görmek, zevk ... bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnüma, birer nur-u hakikateda ve arz bir kafa, berr ve bahr ... zevkin dekaikını göremezsin. evet, o zamandan beri nurunu neşreden ve mürur-u zaman ile ulum-u mütearife hükmüne geçen ve sair neyyirat-ı islamiye ile
Sözler | On Üçüncü Söz | 129
temsilde kusur yok, esma ve sıfat-ı ilahiyeyi, şuun ve ef'al-i rabbaniyeyi bir şecere-i tuba-i nur hükmünde temsil edelim ki; o şecere-i nuraniyenin daire-i azameti, ezelden ebede uzanıp gidiyor, hudud-u kibriyası ... hududuna kadar uzanmış o hakikat-i nuraniyeyi bütün dal ve budaklarıyla, gayat ve meyveleriyle o kadar tenasüble ve birbirine uygun, birbirine
Sözler | On Üçüncü Söz | 130
Allahım! kur'an ve kur'an'ı indirdiğin zatın hakkı için kalblerimizi ve kabirlerimizi iman ve kur'an nuruyla nurlandır. duamızı kabul buyur ey kendisinden yardım istenen müstean!
Sözler | On Üçüncü Söz | 131
aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında, "ahiretimizi ne suretle kurtaracağız?" diye risale-i nur'dan meded istediler. ben de risale-i nur'un şahs-ı manevisi namına onlara dedim ki: kabir ... bir alem-i bakiye, bir saadet-i ebediyeye ve alem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o ... haşiye: onlardan birisi risale-i nur'dur; meydandadır.
Sözler | On Üçüncü Söz | 132
iftiharı bir zatın terbiye-i esasiyelerini ve usul-ü dinini terk eden, elbette hiçbir cihette bir nur, bir kemal bulamaz; sukut-u mutlaka mahkumdur.
Sözler | On Üçüncü Söz | 133
tehlikelerden sakınmak için tesirli bir ihtar almak isteyen bu gençlere, ben de, eskiden risale-i nur'dan meded isteyen gençlere dediğim gibi, dedim ki: ... o vakit hem geçmiş, hem gelecek zamanlar, imanın nuruyla ışıklanır ve vücud bulur; zaman-ı hazır gibi, ruh ve kalbine iman noktasında ulvi ve


Gösterilen Sayfa

:
5 (41 - 50 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | On Üçüncü Söz | 135
sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin. amin. risale-i nur mizanlarından on üçüncü sözün ikinci makamının haşiyesidir risale-i nur'daki hakiki teselliye mahpuslar çok muhtaçtırlar. hususan, gençlik darbesini yiyip taze ve şirin ömrünü hapiste geçirenlerin, nurlara ekmek kadar ihtiyaçları var. evet, gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. his ve
Sözler | On Üçüncü Söz | 136
islam ve türk gençleri, kahramanane davranıp, iki cihetten hücum eden bu tehlikeye karşı, risale-i nur'un meyve ve gençlik rehberi gibi keskin kılınçlarıyla mukabele ... ile, ihtiyarlığında çok ağlayacak. eğer terbiye-i kur'aniye ve nurun hakikatleriyle kendini muhafaza eylese, tam bir kahraman genç ... adam çıkar. hatta denizli hapsindeki zatların az zamanda nurlardan fevkalade hüsn-ü ahlak dersini alanlarını gören bazı alakadar ... beş sene hapse atmaktansa, on beş hafta risale-i nur dersini alsalar, daha ziyade onları ıslah eder."
Sözler | On Üçüncü Söz | 137
ki, en bahtiyar odur ki, sabır içinde şükretmek ve hapis müddetinden tam istifade ederek nurların dersini alarak istikamet dairesinde imanına ve kur'an'a hizmete ... hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. yoksa, dünyevi bir lezzette çok elemler var. bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur
Sözler | On Üçüncü Söz | 138
yusufiyede, birkaç gün zarfında, hiç ömrümde görmediğim maddi ve manevi sıkıntılı, hastalıklı musibetimde, hususan nurun hizmetinden mahrumiyetimden gelen me'yusiyet ve kalbi ve ruhi sıkıntılar beni ezdiği sırada, inayet-i ilahiye,
Sözler | On Üçüncü Söz | 139
kardeşleri kazanır; kaza ve kader-i ilahiye teslim olup düşmanını affeder. ve bilhassa, madem risale-i nur dersini dinlemişler, elbette mabeynlerinde bulunan bütün küsmekleri bırakmaya, hem maslahat ve istirahat-ı şahsiye ve umumiye, hem nur dairesindeki uhuvvet iktiza ediyor. nasıl ki denizli hapsinde birbirine düşman bütün mahpuslar, nurlar dersiyle birbirlerine kardeş oldular. ve bizim beraatimize bir ... inayet-i ilahiye cihetinde bir ehemmiyetli sebebi, sizsiniz. yani, nurlar, tesellileriyle ve imanın hakikatleriyle sizi bu hapis musibetinin ... hakikat budur; elbette siz dahi, denizli mahpusları ve nur talebeleri gibi, birbirinize kardeş olmanız lazımdır. görüyorsunuz ki, bir bıçak içinize girmemek ve birbirinize
Sözler | On Üçüncü Söz | 141
saniyen: madem risale-i nur, bu mu'cize-i kübranın elinde, bir elmas kılınç hükmünde ... mercii olmayan ve bir mu'cize-i maneviyesi bulunan risale-i nur, o vazifeyi tam yapıyor. ve aleyhindeki dehşetli propagandalara ... sekizinci hüccetleriyle gayet parlak bir tarzda gafleti dağıtıp, nur-u tevhidi göstermiş. elbette, bize lazım ve millete ... tedrisatı için, hususi dershaneler açılmaya izin verilmesine binaen, nur şakirdleri, mümkün olduğu kadar, her yerde küçücük birer dershane-i nuriye açmak lazımdır. gerçi, herkes kendi kendine bir derece ... ibadettir. eski medreselerde beş on seneye mukabil, inşaAllah nur medreseleri beş on haftada aynı neticeyi temin edecek; ... bu kur'an lemeatlarına ve kur'an dellalı olan risale-i nur'a, değil ilişmek, belki tamamıyla terviç ve neşrine çalışmaları ... anarşiliğe karşı bir set olabilsin. said nursi "elbette, bize lazımdır ki. " ile başlayan son
Sözler | On Üçüncü Söz | 142
meyve risalesinden altıncı mesele [risale-i nur'un çok yerlerinde izahı ve kati hadsiz hüccetleri bulunan "iman-ı billah" rüknünün binler külli bürhanlarından
Sözler | On Üçüncü Söz | 143
veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyasıyla, bu meşher-i azam-ı kainatın sultanını, münevvirini, müdebbirini, saniini o nurani yıldızları şahid göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.
Sözler | On Üçüncü Söz | 145
olsa bahtiyardır. onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. hatta bir bahtiyar mazlum idam olunurken, bedbaht zalimlere demiş: "ben idam olmuyorum. belki terhis ile saadete gidiyorum. fakat, ben de
Sözler | On Üçüncü Söz | 147
sayfa olur. ve zerreleri o kalemin uçları ve zerrelerin vazifeleri dahi, kalem-i kaderin noktaları bulunur. birtek zerrenin hareketi derecesinde kolay çalışır. işte, ... lem'a-i vahidiyet bulunduğu gibi, manasında ve işaretinde gayet nurani bir cilve-i ehadiyet ve çok kuvvetli bir hüccet-i tevhid ve " zamirinin mutlak


Gösterilen Sayfa

:
6 (51 - 60 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | On Dördüncü Söz | 153
mesela, , sani-i zülcelalin esma-i hüsnasından nur isminin bir kesif aynası hükmünde olan güneşin, emr-i ... bir nevi timsali görünmesiyle anlaşılır. hem, güneşin azamet-i nuraniyeti derecesinde ihatası, nüfuzu ziyadeleşir. nuraniyet azametindendir ki, en küçük ufak şeyler, ondan gizlenip kaçamazlar. demek, azamet-i kibriyası, cüz'i ve ufak şeyleri, nuraniyet sırrıyla harice atmak değil, bilakis daire-i ihatasına alıyor. ... yüzünde ziyadar bir kabarcık ve kadir-i mutlak ın nur isminin cilvesine kesif bir aynacık olan şu güneşin, bilmüşahede, şu hakikatin üç esasının numunelerine mazhar olduğunu görüyoruz. elbette güneşin nur ve harareti, ilim ve kudretine nisbeten toprak gibi ... en yüce sıfatlar Allah'ındır. (nahl suresi: 60.) 2- nurların nuru, nurların nurlandırıcısı, nurların takdir edicisi.
Sözler | On Dördüncü Söz | 156
aziz bir lezzeti, elim bir eleme kalbeder. mesela, şu karyede, yani barla'da, iki adam bulunur; birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı istanbul'a gitmişler, güzelce yaşıyorlar. yalnız birtek burada kalmış; o
Sözler | On Beşinci Söz | 163
elbette kesafetli topraktan ve kuduretli sudan mütemadiyen letafetli hayatı ve nuraniyetli zevi'l-idraki halk eden halık'ın, elbette ruha ve hayata münasip şu nur denizinden ve hatta zulmet bahrinden, bir kısım zişuur ... sükuneti ve intizam ve ıttıradı ve vüs'at ve nuraniyeti gösterir ki, sekenesi, zeminin sekenesi gibi değiller; belki, bütün ahalisi mutidirler. ne emrolunsa onu
Sözler | On Beşinci Söz | 164
ki, nasıl ki bir padişahın daire-i hükümeti itibariyle ayrı ayrı pek çok ünvanları, isimleri bulunur; mesela, daire-i adliye onu "hakim-i adil" namiyle yad eder, daire-i askeriye onu "kumandan-ı azam"
Sözler | On Beşinci Söz | 165
hüsnası vardır. tecelliyat-ı celaliye ve tezahürat-ı cemaliye ile pek çok şuunatı ve ünvanları vardır. nur ve zulmet, yaz ve kış, cennet ve cehennemin vücudunu iktiza eden isim ve ünvan
Sözler | On Beşinci Söz | 168
anladım ki, benim ile konuşan şeytandır; beni vartaya yuvarlandırıyor. kur'an'dan istimdad ettim. birden, bir nur kalbime geldi; müdafaaya kati bir kuvvet verdi. o vakit şöylece şeytana karşı münazara başladı.
Sözler | On Beşinci Söz | 170
için, bir beşer, din namına böyle birşey yapmak mümkün değil mi?" cevaben kur'an'ın nuruyla dedim ki: evvela: dindar bir adam, din muhabbeti için, "hak böyledir, hakikat budur.
Sözler | On Altıncı Söz | 177
itminan-ı nefsime medar olacak, zulmeti dağıtacak şu ayetin nurundan dört şuaı göstermekle kör nefsime bir basiret vermek ... istersen, biz de kur'an'ın feyzine istinaden diyoruz: ism-i nur çok müşkülatımızı halletmiş; inşaAllah bunu da halleder. akla vazıh, kalbe nurani olacak temsil yolunu ihtiyar ile, imam-ı rabbani (r.a.) gibi deriz:
Sözler | On Altıncı Söz | 178
olduğu gibi; ehadiyet cihetiyle, herbir şeyde güneş çok vasıflarıyla beraber, bir nevi cilve-i zatıyla bulunur. madem temsilden temessül bahsine geçtik. temessülün çok envaından ... hayat hassaları onlarda yoktur. • ikincisi, maddi nuraninin akisleridir. şu akis ayn değil, fakat gayr da değil; mahiyeti tutmuyor, fakat o nuraninin ekser hasiyetlerine maliktir, onun gibi hayy sayılıyor. ... ve yekta bir güneş, bir anda herbir aynada bulunur, herbirisini kendine bir arş ve bir çeşit telefon ... bize bizden daha yakın olurdu. • üçüncüsü, nurani ruhların aksidir. şu akis, hem hayydır, hem ayndır. ... önünde secdeye gider. hem, o anda hesabsız yerlerde bulunur, evamir-i ilahiyeyi tebliğ ederdi. bir iş, bir işe mani olmazdı. işte, şu sırdandır ki, mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye olan hazret-i peygamber aleyhissalatü vesselam, dünyada bütün ümmetinin ... görüşür; biri birisine mani olmaz. hatta evliyadan, ziyade nuraniyet kesb eden ve abdal denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. aynı
Sözler | On Altıncı Söz | 179
madem güneş gibi aciz ve musahhar mahluklar ve ruhani gibi madde ile mukayyed nimnurani masnu'lar, nuraniyet sırrıyla, bir yerde iken, pek çok yerlerde bulunabilirler; ... ve müberra; ve şu umum envar ve bütün nuraniyat onun envar-ı kudsiye-i esmasının bir kesif zılali; ve ... etmeden ona yanaşabilir? evet, nasıl güneş, kayıtsız nuru, maddesiz aksi vasıtasıyla, sana senin gözbebeğinden daha yakın olduğu halde, sen mukayyed olduğun için


Gösterilen Sayfa

:
7 (61 - 70 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | On Altıncı Söz | 181
elcevap: öyle ise dinle. evvela: birinci şuaın ahirinde demiştik: "nasıl ki, güneş, kayıtsız nuruyla ve maddesiz aksi cihetiyle, sana senin ruhun penceresi ve onun aynası olan gözbebeğinden daha
Sözler | On Altıncı Söz | 182
ismiyle, hükmüyle kanunuyla ve ilmiyle, telefonuyla ve tedbiriyle ve eğer o padişah, evliya-i abdaliyeden nurani olsa, bizzat huzuruyla gayet yakındır; hiçbir şey mani ... onun huzur-u kibriyasına perdesiz girmek istenilse, zulmani ve nurani, yani maddi ve ekvani ve esmai ve sıfati yetmiş binler hicaptan geçmek, her ismin
Sözler | On Altıncı Söz | 183
ve külli, muhtelif derecelerde, bayram namazında, yağmur namazında, husuf küsuf namazında, cemaatle kılınan namazda bulunur. işte, şeair-i islamiyenin, velev sünnet kabilinden dahi olsa, ehemmiyeti şu sırdandır.
Sözler | On Yedinci Söz | 187
dördüncüsü: insan-ı mü'mine nur-u iman ile gösterir ki, mevt idam değil, tebdil-i mekandır; kabir ise, zulümatlı bir kuyu ağzı değil, nuraniyetli alemlerin kapısıdır. dünya ise, bütün şaşaasıyla, ahirete nisbeten ... beşincisi: kur'an'ı dinleyen insana, kur'an'daki ilm-i hakikati ve nur-u hakikatle dünyanın mahiyetini bildirmekliğiyle, dünyaya aşk ve alaka pek manasız olduğunu anlatmaktır. yani, insana
Sözler | On Yedinci Söz | 189
yerden göğe dava ederim, sen gibi kaçmam. ki, kur'an'da hep dava nurdan nuradır, sen gibi caymam. kur'an'dadır hak hikmet; ... sen gibi kızmam. rahmet kapısı, nur kapısı, hak kapısı; ondan sıkılmam, geri çekilmem. ... mescid-i azamdan çekilmem. lutf-u yezdan, nur-u kur'an, feyz-i iman sayesinde hiç üzülmem. durmayıp koşacağım, arş-ı rahman zılline uçacağım,
Sözler | On Yedinci Söz | 191
nazara çarpıyor. haşiye 7 haşiye 7: iman, o kabir kapısını, alem-i nur kapısı ve o yol dahi, saadet-i ebediye yolu olduğunu gösterdiğinden, dertlerime hem derman, hem
Sözler | On Yedinci Söz | 194
o vücudu sana veren halıkın yolunda feda etsen, bal arısı gibi olursun, hadsiz bir nur-u vücud bulursun. hem, feda et; çünkü, şu vücud sende vedia ve emanettir.
Sözler | On Yedinci Söz | 199
beni dünyaya çağırma; ona geldim fena gördüm. dema gaflet hicab oldu; ve nur-u hak nihan gördüm. bütün eşya-i mevcudat; birer fani muzır gördüm. vücud desen,
Sözler | On Yedinci Söz | 200
hidayet ve huzurun hakikat-i dünyalarına işaret eder levhadır.] dema gaflet zeval buldu; ve nur-u hak ayan gördüm. vücud bürhan-ı zat oldu; hayat mir'at-ı haktır, gör. akıl
Sözler | On Yedinci Söz | 208
yıldızları konuşturan bir yıldızname dinle de yıldızları şu hutbe-i şirinine, name-i nurunu hikmet, bak ne takrir eylemiş. hep beraber ... "bir kadir-i zülcelalin haşmet-i sultanına. birer bürhan-ı nurefşanız vücud-u sania, hem vahdete, hem kudrete şahidleriz ... halıkane, birer nadire-i hikmet, birer dahiye-i hilkat, birer nur alemiyiz biz. böyle yüz bin dil ile, yüz bin bürhan gösteririz; işittiririz insan


Gösterilen Sayfa

:
8 (71 - 80 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | On Dokuzuncu Söz | 214
var. birisi şu kitab-ı kainattır ki, bir nebze, şehadetini on üç lem'a ile, arabi nur risalesinden on üçüncü dersten işittik; birisi şu kitab-ı ... hayattar kökleri, bütün evliya taravettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki, herbir davasını, mu'cizatlarına istinad eden bütün enbiya ... yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nurani zakirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icma ile manen " sadakte ve bil hakkı netakte
Sözler | On Dokuzuncu Söz | 215
ikinci reşha: o nurani bürhan-ı tevhid, nasıl ki iki cenahın icma ve ... bir ziya-i hakikat neşreder ki, eğer onun o nurani daire-i hakikat-i irşadından hariç bir surette kainata baksan, ... yetimler hükmünde görürsün. şimdi bak, onun neşrettiği nur ile, matemhane-i umumi, şevk u cezbe içinde bir ... suretine girdi. beşinci reşha: hem o nur ile; kainattaki harekat, tenevvüat, tebeddülat, tegayyürat, manasızlıktan ve ... hüzün ve elem ve gam olan aklı o nur ile nurlandığı vakit, insan bütün hayvanat, bütün mahlukat üstüne çıkar. o nurlanmış acz, fakr, akılla niyaz ile nazenin bir sultan ve fizar ile nazdar bir halife-i zemin olur. demek, o nur olmazsa, kainat da, insan da, hatta herşey dahi hiçe iner. evet, elbette böyle bedi
Sözler | On Dokuzuncu Söz | 216
yani ubudiyeti cihetiyle, onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nurani bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin; şöyle baksan, yani ... işte, bak: nasıl berk-i hatif gibi, onun nuru şarktan garbı tuttu. ve nısf-ı arz ve hums-u beşer onun hediye-i hidayetini kabul edip
Sözler | On Dokuzuncu Söz | 217
bir cemaat-i uzmada niyaz ediyor ki, güya beniadem'in zaman-ı adem'den asrımıza, kıyamete kadar bütün nurani kamil insanlar, ona ittiba ile iktida edip duasına amin diyorlar.
Sözler | On Dokuzuncu Söz | 222
gayet mu'ciznüma beyanına karşı hürmetsizlik etme. ihtar: arabi risale-i nur'da on dördüncü reşhanın altı katresi, bahusus dördüncü katrenin ... dünyada yoldaş, kabirde arkadaş, kıyamette şefaatçi, sırat üzerinde nur, cehenneme karşı perde ve örtü, cennette arkadaş ve bütün hayırlara bizi sevk eden rehber
Sözler | Yirminci Söz | 225
ve ihtisar edilmiş. evet, i'caz-ı kur'an'ın bir esası olan icaz, hem hidayet-i kur'an'ın bir nuru olan lutf-u irşad ve hüsn-ü ifham, iktiza ediyorlar ki, kur'an'ın muhatapları içinde ekseriyeti teşkil
Sözler | Yirminci Söz | 228
güneşin ziyası, güneşi gösterdiği gibi, o fatır-ı zülcelal i gösterdiği halde, nasıl onun o nur-u marifetine karşı kör olup görmüyorsunuz? işte şu üç hakikate nasıl bir belagat giydirilmiş
Sözler | Yirminci Söz | 229
kuru herşey içinde bulunduğunu, şu ayet-i kerime beyan ediyor. öyle mi? evet, herşey içinde bulunur. fakat herkes herşeyi içinde göremez. zira muhtelif derecelerde bulunur. bazan çekirdekleri, bazan nüveleri, bazan icmalleri, bazan düsturları, ... işareten, ya remzen, ya ibhamen, ya ihtar tarzında bulunurlar. fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı kur'an'a münasip bir tarzda ve iktiza-i makam münasebetinde şu
Sözler | Yirminci Söz | 230
binekleri onlar için yaratmış olmamız. (yasin suresi: 41-42.) 3- Allah göklerin ve yerin nurudur. onun nurunun misali, bir lamba yuvası gibidir ki, onda bir ... kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. o nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. (nur suresi: 35.) 4- onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. (nur suresi: 35.)
Sözler | Yirminci Söz | 232
hediye verdim: biri manevi dertlerin dermanı, biri de maddi dertlerin ilacı. işte, ölmüş kalbler nur-u hidayetle diriliyor. ölmüş gibi hastalar dahi, onun nefesiyle ve ilacıyla şifa buluyor. sen de


Gösterilen Sayfa

:
9 (81 - 90 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yirminci Söz | 240
ne kadar parlak bir güneştir. hakaik-ı ilahiyeye ve hakaik-ı mümkinat üstüne nasıl safi bir nur serpiyor ve parlak bir ziya neşrediyor, bak. netice: madem enbiyaya dair olan ayetler,
Sözler | Yirminci Söz | 241
ve remz vardır; dünyevi ve uhrevi saadet-i beşere lazım olan herşey, değeri nisbetinde içinde bulunur. fakat niçin, kur'an, onları sarahatle zikretmiyor? ta muannid kafirler dahi tasdike mecbur olsunlar; kalbimiz
Sözler | Yirmi Birinci Söz | 244
zatın aynası olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zişuur bir sırr-ı insani, zinur bir latife-i rabbaniye, şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan
Sözler | Yirmi Birinci Söz | 245
herhalde mahkemen olan mahşerde senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek sırat köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir? veyahut ücreti az mıdır? bir adam
Sözler | Yirmi Birinci Söz | 247
bir intizam ve manidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir, ayet-i pürenvarından bir nuru senin kalbine serper. senin o günkü alemini, o nurun in'ikasıyla ışıklandırır. senin lehinde nuraniyetle şehadet ettirir. sakın deme, "benim namazım nerede, ... hissetmezse- namazı, büyük bir velinin namazı gibi, şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır ... mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar meratib bulunur; öyle de, namazın derecatında da, daha fazla meratib bulunabilir. fakat bütün o meratibde, o hakikat-i nuraniyenin esası bulunur. 1- Allah göklerin ve yerin nurudur. (nur suresi: 35.) 2- Allah'ım! "namaz dinin direğidir" (tirmizi, iman: 8; ibn-i mace, fiten:
Sözler | Yirmi Birinci Söz | 249
zann-ı zarardır. üçüncü vecih budur ki: eşya mabeynlerinde, bazı münasebat-ı hafiye bulunur. hatta, hiç ümit etmediğin şeyler içinde, münasebet ipleri bulunur. ya bizzat bulunur; veya senin hayalin, meşgul olduğu san'ata göre o ipleri yapmış, onları birbiriyle bağlamış. şu
Sözler | Yirmi İkinci Söz | 261
evet, doğrudur" derler, tasdik ederler. belki şu memlekette dağlar, ağaçlar, bütün memleketi ışıklandıran büyük nur lambası, haşiye 22 onun işaret ve emirlerine baş ... padişahın hazine-i hassasına mahsus bin nişan taşıyan şu nurani muhteşem ve ciddi zatın bütün kuvvetiyle, bütün memleketin ... iki "nun"a benzedi. haşiye 22: büyük bir nur lambası, güneştir ki, arzın şarktan geri dönmesiyle yeniden güneşin görünmesi; kucağında peygamberin (a.s.m.) yatmasıyla
Sözler | Yirmi İkinci Söz | 262
işte, bak: yukarıdan inen ve herkes ona hayretinden veyahut hürmetinden kemal-i dikkatle bakan şu nurani fermana haşiye 23 bak. o bin nişanlı zat, ... geldikçe, daha revnaktar, daha şirin, daha hoş, daha nurani, daha güzel marifet tabakaları, tanımak perdeleri, muhabbet pencereleri ... hikaye-i temsiliye tamam oldu. fazl-ı rahman, feyz-i kur'an, nur-u iman sayesinde, tevhid-i hakikinin güneşinden, hikaye-i temsiliyedeki on ... haşiye 23: nurani ferman kur'an'a; ve üstündeki turra ise, icazına işarettir.
Sözler | Yirmi İkinci Söz | 263
kat'i bürhanları zikrettiğimizden, şimdi onlara iktifaen derin tetkikata girişmeyeceğiz. yalnız, şu yirmi ikinci sözde, risaletü'n-nur'da icmalen yazdığım on iki lem'ayı; iman-ı billah güneşinden göstermeye çalışacağız. birinci lem'a: tevhid
Sözler | Yirmi İkinci Söz | 264
sikke-i kudretini ve hatem-i rububiyetini ve nakş-ı kalemini görmekle doğrudan doğruya her şeyden onun nuruna karşı bir pencere açıp onun birliğine ve her şey onun dest-i kudretinden çıktığına ve


Gösterilen Sayfa

:
10 (91 - 100 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yirmi İkinci Söz | 266
hatemdir. işte, zihayat üstünde olan pek çok hatem-i rabbaniden bir tek hatem, böyle nurunu gösterse ve onun ayatını şöyle okuttursa, acaba birden ... ve inikasından bir turrası, güneşe mahsus bir eser-i nuranisi görünüyor. şayet o hadsiz şeylerde görünen güneşçiklerini, güneşin ... düşmekliğin lazım gelir. öyle de, şems-i ezelinin tecelliyat-ı nuraniyesinden "ihya" yani "hayat vermek" cihetinde, herbir zihayat üstünde öyle bir turrası vardır ki, faraza
Sözler | Yirmi İkinci Söz | 267
divanelik hezeyanına düşmek lazım gelir. elhasıl, her bir zerreden, üç pencere, şems-i ezelinin nur-u vahdaniyetine ve vücub-u vücuduna açılır: birinci pencere: ... işte şu zerre, bir güneş gibi bir nur-u tevhidin şuaını gösteriyor. ziyayı havaya, ma'yı türaba kıyas et. zaten eşyanın asıl menşe'leri, şu
Sözler | Yirmi İkinci Söz | 274
şehadet eder ki, sönüp yanan, değişip tazelenen, gelip parlayan misali güneşçikler ve ışıklar ve nurlar bir baki, daimi, ali, tecellisi zevalsiz bir tek güneşin cilveleridir. demek o parlayan kataratlar,
Sözler | Yirmi İkinci Söz | 276
edip meleklerle arkadaşlık eden, şahıs, nev ve cinsiyle kainattaki kemalatın fihristesi, yaratılış ağacının en nurlu meyvesi, hakkın kandili, hakikatin bürhanı, rahmetin timsali, muhabbetin misali, kainat tılsımının keşşafı, rububiyet saltanatının
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 281
binler mehasininden yalnız beşini beş nokta içinde beyan ederiz. birinci nokta insan, nur-u iman ile ala-yı illiyyine çıkar; cennete layık bir kıymet alır. ve zulmet-i küfür ile
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 282
cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kainata bir misal-i musağğar suretinde yaratmıştır. eğer, nur-u iman, içine girse, üstündeki bütün manidar nakışlar o ışıkla okunur. o mümin, şuur ile okur ve o intisabla ... ikinci nokta iman, nasıl ki bir nurdur, insanı ışıklandırıyor, üstünde yazılan bütün mektubat-ı samedaniyeyi okutturuyor; ... dostu ve yardımcısıdır; onları inkar karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur. (bakara suresi: 257.)
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 283
bir elektrik lambasının düğmesine dokundum gibi, birden o zulümat boşandı. her taraf o lambanın nuru ile doldu; her şeyin hakikatini gösterdi. baktım ki, ... gördüğüm mezar-ı ekber, baştan başa güzel, yeşil bahçelerle, nurani insanların taht-ı riyasetinde, ibadet ve hizmet ve sohbet ... mazhar eder. 1- iman nurundan dolayı, Allah'a hamd olsun. (dua) 2- inkar edenlerin dostu ise tağutlardır; onları iman nurundan mahrum bırakıp, inkar karanlıklarına sürüklerler. (bakara suresi: 257.)
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 284
dinlese, o vakıada ikinci halime benzeyecek. o vakit, birden, kainat bir gündüz rengini alır, nur-u ilahi ile dolar; alem, ayetini okur. ... bağlarındaki saadet saraylarında kurulmuş bir ziyafet-i rahmaniyeyi o nur-u iman ile uzaktan uzağa fark eder. ve fırtına ... et. üçüncü nokta iman hem nurdur, hem kuvvettir. evet, hakiki imanı elde eden adam, ... 1- Allah göklerin ve yerin nurudur. (nur suresi: 35.) 2- Allah'a tevekkül ettim. ( hud suresi: 56.)
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 285
ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder; yani ona ilham olunur. demek, hayvanın vazife-i asliyesi taallümle tekemmül etmek değildir; ve marifet kesb etmekle terakki etmek
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 286
istidad itibariyle her şey ilme bağlıdır. ve bütün ulum-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu, marifetullahtır. ve onun üssü'l-esası da iman-ı billahtır. hem insan, nihayetsiz acziyle


Gösterilen Sayfa

:
11 (101 - 110 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 287
tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. yani, gece ve gündüzün nurani ayetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i ilahiyeyi ilana medar olduğundan, ... cenab-ı hak, fazl ve keremiyle, belayı ref' etse, nurun ala nur, o vakit dua vakti biter, kaza olur. demek dua, bir sırr-ı ubudiyettir. ubudiyet
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 297
dehşetli mevcudat-ı seyyalenin dalgaları içinde çalkanıp gidiyorsun. fakat, muhabbet-i ilahiyenin ziyasını tazammun eden imanın nuruyla münevver olan islamiyet'in terbiyesiyle tekemmül edip, insaniyet cihetinde, abdiyetin içinde bir sultansın ve cüz'iyetin
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 299
ta ki sözümü iyice anlasınlar. (taha suresi: 25-28.) 3- Allah'ım! sırlar semasının güneşi, nurların mazharı, celal dairesinin merkezi, cemal feleğinin kutbu olan, ehadiyete mensup muhammed'in (a.s.m.) latif zatına
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 300
meyvelerini kopar, al. şu ayet-i celilenin şecere-i nuraniyesinin çok hakikatlerinden bir hakikatinin beş dalına işaret ederiz. ... şahsiyet-i maneviye haysiyetiyle ve telefonuyla mevcut ve hazırdır, bulunur ve bilir. ve her tabakada kanunuyla, nizamıyla, mümessiliyle meşhut ve nazırdır, görünür, görür. ve
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 301
eder. o isim, o dairede hakimdir; başka isimler orada ona tabidirler, belki onun zımnında bulunurlar. hem mahlukatın her bir tabakasında az ve ... her şeye yakın olduğu halde, yetmiş bine yakın nurani perdeleri vardır. mesela, sana tecelli eden halık isminin mahlukiyetindeki cüzi mertebesinden tut, ta bütün
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 303
lazım olan ehemmiyeti vermemişler, hatta bazıları sapmışlar. madem bütün erkan-ı imaniyenin inkişafıyla hakiki kemal bulunur; niçin ehl-i hakikat bazısında çok ileri ve bir kısmında çok geri kalmışlar? halbuki, bütün
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 304
bir çeşit aynalarıdır. ikincisi , güneşin kamere ve seyyarelere, fatır-ı hakimin izniyle verdiği nur ve feyizdir. şu külli ve geniş feyiz ve nurdan sonra kamer, o ziyanın gölgesi hükmünde olan nuru güneşten külli bir surette istifade eder. sonra hususi bir tarzda denizlere ve havaya ve
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 305
olsun ki; kamer, güneşten aldığı ziya zıllini ona verir ve onun göz bebeğine bir nur verir. o da, o nur ile parlar. fakat, o katre, o nur ile yalnız kameri görür, güneşi göremez; belki, imanıyla görebilir. hem, şu her şeyi
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 306
bir çiçek güneşin küçücük bir aynasıdır; şu koca güneş dahi gök denizinde şems-i ezelinin "nur" isminden tecelli eden bir lem'anın katre-misal bir aynasıdır. ... teveccüh etsen; ve yakinen inansan ki, şu gece nurları gündüz güneşinin ışıklarının gölgeleridir. bu şartı yaptıktan sonra, ... kesife, nar-ı aşk ile ateş alır, ziya ile nura döner. o ziyanın cilvelerinden gelen bir şuaa yapışır, yanaşır. ey reşha-misal! madem doğrudan
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 310
müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hatta kendisi de bidayeten deccal olduğunu bilmez. belki nur-u imanın dikkatiyle o eşhas-ı ahir zaman tanınabilir. alamet-i kıyametten olan deccal hakkında hadis-i


Gösterilen Sayfa

:
12 (111 - 120 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 311
ve yapacak taifeler nerede?" elcevap: çekirge gibi bir afat, bir mevsimde pekçok kesretle bulunur. mevsim değiştikçe memleketi fesada veren kesretli o taifelerin ... evet, alem-i bekadan bir sinek kanadı kadar bir nur, madem ebedidir, yeryüzünü dolduracak muvakkat bir nurdan daha çoktur. demek koca dünyayı bir sinek kanadıyla muvazene değil, belki herkesin kısacık ömrüne
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 312
asıl tarladaki habbelerin iki misli kadardır. ve hakeza, kıyas et. şimdi, kur'an-ı hakimi nurani, mukaddes bir mezraa-i semaviye tasavvur ediyoruz. işte her bir harfi asıl sevabıyla birer habbe
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 313
onuncu asıl: ekser taife-i mahlukatta olduğu gibi, ef'al ve a'mal-i beşeriyede bazı harika ferdler bulunur. o ferdler, eğer iyilikte ileri gitmişse, o nevilerin ... katl gibidir." demek gıybette öyle bir ferd bulunur ki, katl gibi bir zehr-i katilden daha muzırdır. mesela, "bir güzel söz, bir abdi
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 314
feyzi kadar sevap alıyor denilse, hilaf-ı hakikat olamaz. hem de, sevap ve fazilet nur alemindendir. o alemden bir alem, bir zerreye sığışabilir. ... eden bir zikirde veya bir ayette, semavat gibi nurani sevap ve fazilet yerleşebilir.
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 318
hamd ve ibadet ve marifet ve muhabbetin envarıyla tegaddi edip, telezzüz ediyorlar. çünkü, onlar nurdan mahluk oldukları için gıdalarına nur kafidir. hatta nura yakın olan rayiha-i tayyibe dahi onların bir nevi gıdalarıdır ki, ondan hoşlanıyorlar. evet, ervah-ı
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 320
latif bir tesbih ile, en latif sec'alarla temsil edecek birer latif ferdi veya efradı bulunur. hususan sinek ve böceklerin bülbülleri hem çoktur, hem ... herbir nevi mevcudatın, hatta yıldızların bir serzakiri ve nurefşan bir bülbülü var. fakat, bütün bülbüllerin en efdali, en eşrefi ve en münevveri ve
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 322
arkadaşım! muhabbet, şu kainatın bir sebeb-i vücududur, hem şu kainatın rabıtasıdır, hem şu kainatın nurudur, hem hayatıdır. insan kainatın en cami' bir meyvesi olduğu için, kainatı istila edecek bir
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 323
etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibariyle sen onlarla fatır-ı zülcelal in kemal, cemal, kudret ve
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 324
dairesine şamil bir sofra-i nimet ve saadet ve lezzet sana fethetmiştir. sonra, imanın bir nuru olan muhabbeti sana vermekle, gayr-i mütenahi bir sofra-i ... onun ihsanıyla, cüz'i bir cüz'den, külli bir küll-ü nurani hükmüne geçtin. zira, hayatı sana vermekle, cüz'iyetten bir ... vermekle, hakiki külliyete; ve islamiyeti vermekle, ulvi ve nurani bir külliyete; ve marifet ve muhabbeti vermekle, muhit bir nura seni çıkarmış. işte ey nefis! sen bu ücreti almışsın. ubudiyet gibi lezzetli, nimetli,
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 325
söylettirir. hem, der; her şey namına bir salavat getirir. çünkü, her şey nur-u ahmedi (a.s.m.) ile alakadardır. işte, tesbihatta, salavatlarda hadsiz adetlerin hikmetini anla.


Gösterilen Sayfa

:
13 (121 - 130 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 326
dövecektir. mesela, nasıl ki bir saray bulunsa, büyük bir dairesinde büyük bir elektrik lambası bulunur. o elektrikten teşaub etmiş ve onunla bağlı küçük ... ikinci saraya benzerler ki, hazret-i peygamber aleyhissalatü vesselamın nurunu kalblerinden çıkarsalar da, kendilerince bazı nurlar kalabilir veya kalabilir zannederler. onların manevi kemalat-ı ahlakiyelerine medar olacak hazret-i musa ve isa
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 329
kusur var olmasıyla beraber, ilim noktasında çok ehemmiyetli meselelerin hakikatini beyan etmiş. said nursi
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 330
hakim-i mu'cizü'l-beyanın hadsiz vücuh-u i'cazından kırka yakın vücuh-u i'caziyeyi arabi risalelerimde ve arabi risale-i nur'da ve işaratü'l-i'caz namındaki tefsirimde ve geçen şu yirmi dört sözlerde işaretler etmişiz. şimdi onlardan
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 334
dokunacak olsa. (enbiya suresi: 46.) 2- kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar. (bakara suresi: 3.)
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 336
şu misale bak. mesela, ayetindeki belagat-ı maneviyeyi zevk etmek istersen, kendini nur-u kur'an'dan evvel asr-ı cahiliyette, sahra-i bedeviyette farz et ... yıldızlar ve yerde perişan mahlukat, sayhasıyla ve nuruyla işitenin nazarında gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnüma ve birer nur-u hakikateda ve küre-i arz bir baş ve berr ve bahr birer lisan ve bütün
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 340
şu teşbih ile semanın yeşil perdesi arkasında güya bir ağaç bulunuyor gibi beyaz, sivri, nurani bir dalı, perdeyi yırtıp, başını çıkarıp, süreyya o dalın bir salkımı gibi ve sair
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 354
perdelere bakıp tenvir ederek, fehm ve zekaca muhtelif binler tabaka muhataplara feyzini dağıtıp ve nurunu neşrederek kabiliyetçe ayrı ayrı asırlar, karnlar üzerinde yaşamış ve bu kadar mebzuliyetle manalarını ortaya
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 357
yaz tezgahında dokunan mensucat-ı rabbaniyenin bir mekiği, gece gündüz sayfalarında yazılan mektubat-ı samedaniyenin mürekkebi, nur bir hokkası suretinde tasavvur ederek, güneşin cereyan-ı surisi alamet olduğu ve işaret ettiği intizamat-ı
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 358
ve kalb sahibine şu lam'dan ve istikrardan şöyle bir mana fehmine gelir ki: güneş nurani bir ağaçtır, seyyareler onun müteharrik meyveleri. ağaçların hilafına olarak, güneş silkinir, ta o meyveler
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 359
taze mana almışlar. çünkü, "Allah" bir ism-i cami' olduğundan, esma-i hüsna adedince tevhidler, içinde bulunur: ve hakeza. hem mesela, kasas-ı kur'aniyeden kıssa-i musa

Gösterilen Sayfa

:
14 (131 - 140 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 361
şeye yakışır? tılsım-ı kainatı keşf edip alemi ışıklandıran beyan-ı kur'an, şems-i ezeliden başka kimin nuru olabilir? kimin haddine düşmüş ki, ona nazire getirsin, onun taklidini yapsın?
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 363
kadar altı defa ile başlayan silsile-i berahin, bir silsile-i cevahirdir, bir silsile-i nurdur, bir silsile-i i'cazdır, bir silsile-i icaz-ı i'cazidir. kalb istiyor ki, şu definelerde gizli olan
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 364
zemini size hoş-herbir erzakınız içinde konulmuş-bir beşik ve alemi güzel ve bütün levazımatınız içinde bulunur bir saray yapan bir zattan kaçıp, başıboş kalıp, ... sakil, karanlıklı bir maddeden ateş gibi latif, hafif, nurani bir maddeyi çıkaran bir zattan, odun gibi kemiklere ateş gibi bir hayat ve nur gibi bir şuur vermeyi nasıl istib'ad ediyorsunuz?" • sonra , bir delile daha
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 367
fihristelerini, hayat-ı şahsiye ve içtimaiye-i beşeriyenin bütün nafi düsturlarını ve hikmet-i aliye-i kainatın bütün nurani kanunlarını cem' etmekle beraber, hiçbir müşevveşiyet eseri görünmüyor. elhak, o kadar ecnas-ı muhtelifeyi bir
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 369
kılacak, onlar için razı olduğu islam dinini onların kalplerinde sağlamlaştıracak ve korkularını emniyete çevirecektir. (nur suresi: 55.)
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 375
firakü'l-ahbabdan gelir. yani ahbab var; firakında müştakane bir hüzün verir. işte şu hüzün, hidayeteda, nurefşan kur'an'ın verdiği hüzündür. amma neşe ise, o ... dakik ilim olan imana ve en geniş ve nurani fen olan marifetullaha ve en ehemmiyetli ve mütenevvi' maarif olan ahkam-ı islamiyeye davet eden,
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 376
muhal birşeyi nefyetmek, zahiren faydasız olduğundan, belagatta medar-ı fayda olacak bir lazım-ı hüküm murad olunur. işte cismaniyete mahsus veled ve validi nefyetmekten murad ise, veled ve validi ve küfüvü
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 377
olarak nesli devam edecektir. felillahilhamd, hazret-i fatıma'nın nesl-i mübareki, hasan ve hüseyin gibi iki nurani silsilenin bedr-i münevveri, şems-i nübüvvetin manevi ve maddi neslini idame ediyorlar.
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 378
ikinci şule ikinci şulenin üç nuru var. birinci nur kur'an-ı mu'cizü'l-beyanın heyet-i mecmuasında raik bir selaset, ... ve selameti kıracak, bozacak sekiz dokuz mühim esbab bulunurken, o esbab, bozmaya değil, belki selasetine, selametine, tesanüdüne kuvvet vermiştir. yalnız, o esbab, bir
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 379
görür, istediği gibi çevirir, istediği bir tarzda o sayfanın manalarını söyler. şu birinci nurun hakikatini misaller ile tavzih etsek, birkaç mücelled lazım. ... misal olarak mecmu-u kur'an'ı birden gösteriyorum. ikinci nuru kur'an-ı hakimin, ayetlerinin hatimelerinde gösterdiği fezlekeler ve ... olan meziyet-i i'caziyeye dairdir. ihtar: şu ikinci nurda çok ayetler gelecektir. o ayetler, yalnız ikinci nurun misalleri değil, belki geçmiş mesail ve şuaların misalleri dahi olurlar. bunları hakkıyla izah etmek


Gösterilen Sayfa

:
15 (141 - 150 arası sonuçlar gösteriliyor.)

Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 384
ve muhtelif keyfiyata medar maddi cüz'iyatı zikreder. onları hakaik-ı sabite suretine çevirmek için sabit, nurani, külli esma ile icmal eder, bağlar; veyahut, tefekküre ve ibrete teşvik eder bir fezleke
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 385
halis bir sütle sizi besleriz. (nahl suresi: 66.) 3- onda insanlar için şifa bulunur. düşünen bir topluluk için şüphesiz bunda bir delil vardır. (nahl suresi: 69.) 4-
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 387
gibi; esbab ile müsebbebat mabeyninde, öyle bir mesafe-i maneviye var ki, imanın dürbünüyle, kur'an'ın nuruyla görünür. mesela, 1- o,
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 388
ayak üstünde yürür. Allah dilediğini dilediği şekilde yaratır. Allah'ın kudreti muhakkak ki herşeye yeter. (nur suresi: 43-45.)
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 392
abdde bütün kainata taalluk eden bir emanet beraberdir, hem şu kainatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. hem, saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar ... görür sıfatıyla tavsif eder; ta, o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul hikmetlerini göstersin. 1- muhakkak ki Allah her
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 394
edip, şerik ve nazirden tenzih ediyorlar.' evet, nasıl ki sema güneşler, yıldızlar denilen nurefşan kelimatıyla, hikmet ve intizamıyla onu takdis ediyor, vahdetine şehadet ediyor; ve cevv-i hava dahi,
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 395
icmaında öyle bir nakş-ı i'caz görünür ki, kör dahi görebilir. ikinci şulenin üçüncü nuru şudur ki: kur'an, başka kelamlarla kabil-i kıyas olamaz. çünkü, kelamın tabakaları, ulviyet ve kuvvet
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 397
müzevver incelikleriyle ısırıcı kelimatı nerede? evet, ısırıcı haşerat ve böceklerin mübarek melaike ve nurani ruhanilere nisbeti ne ise, beşerin kelimatı kur'an'ın kelimatına nisbeti odur.
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 399
makama alınmıştır. işte, kur'an'ın herbir ayeti, birer necm-i sakıp gibi i'caz ve hidayet nurunu neşr ile küfür ve gaflet zulümatını dağıttığını görmek ... bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnüma, birer nur-u hakikateda ve arz bir kafa ve berr ve ... mezkur zevkin dekaikını göremezsin. evet, o zamandan beri nurunu neşreden ve mürur-u zamanla ulum-u mütearife hükmüne geçen ve sair neyyirat-ı islamiye ile parlayan
Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 400
"...kusur yok, esma ve sıfat-ı ilahiye ve şuun ve ef'al-i rabbaniye bir şecere-i tuba-i nur hükmünde temsil edilmekle, o şecere-i nuraniyenin daire-i azameti ezelden ebede uzanıp gidiyor. hudud-u kibriyası, gayr-i mütenahi feza-i ıtlakta yayılıp ihata..."


Devam edecek (1)