+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Risale-i Nur'da İhlas

  1. #1
    Gayyur muntehab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Siirt
    Mesajlar
    115

    Standart

    Bediüzzaman bir sözünde ihlas? şu şekilde tarif etmektedir:
    Ey ahiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlar?m! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, özellikle ahiret hizmetlerinde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir arac?, en önemli dayanak noktas?, en k?sa bir hakikat yolu, en makbul bir manevi dua, amaca ulaşmada en kerametli vas?ta, en yüksek bir karakter, en safi bir kulluk: ?hlast?r.1
    Bediüzzaman'?n da önemle vurgulad?ğ? gibi ihlas, insan?n kulluk vazifesini eksiksiz bir şekilde yerine getirebilmesi için sahip olmas? gereken en önemli özelliklerden biridir. Çünkü "Şüphesiz, sana bu Kitab? hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yaln?zca O'na halis k?larak Allah'a ibadet et. Haberin olsun; halis (kat?ks?z) olan din yaln?zca Allah'?nd?r…" (Zümer Suresi, 2-3) ayetiyle de emredildiği gibi gerçek din ancak ihlasla, kat?ks?zca Allah'a yönelmekle yaşanabilir. Bediüzzaman Said Nursi insan?n yapt?klar?yla Allah kat?nda değer kazanabilmesi için ihlas? kesin olarak kazanmas? gerektiğine şu sözleriyle dikkat çekmiştir:
    … Madem ihlasta sözü edilen özellikler gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var… Elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlas? kazanmaya mecbur ve vazifeliyiz ve ihlas?n s?rr?n? kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtac?z. Yoksa hem şimdiye kadar kazand?ğ?m?z hay?rl? hizmetler k?smen ziyan olur, devam etmez; hem şiddetli sorumlu oluruz.2
    Allah, Kuran ayetleriyle insan?n kat?ks?z bir iman ve ihlas? nas?l kazanabileceğini bildirmiştir. Ayr?ca her insan da ihlas? ve samimiyeti tek baş?na kavrayabilecek ve yaşayabilecek şekilde yarat?lm?şt?r. Dolay?s?yla ihlas? kazanmak ve art?rmak son derece kolayd?r. ?nsan hiçbir bilgiye sahip olmasa dahi s?rf vicdan?na başvurarak ihlas? kazanabilir. S?rf samimi bir kalple Allah'a yönelmekle, ihlas? zedeleyen tüm tav?rlardan ar?n?p, hangi tavr?n ihlasl? hangisinin ise ihlass?z olduğunu anlayabilecek hale gelir. Bu nedenle de insan vicdan?n nas?l Rahmani bir rehber olduğunu bilmeli, hiçbir zaman için "Hangi tavr?n ihlasl? olacağ?n? bilmiyordum", "Gösterdiğim davran?ş?n ihlas?m? zedeleyebileceğini tahmin edemedim", "Ben samimi ve ihlasl? olduğumu san?yordum" gibi mant?klarla kendisini kand?rmamal?d?r. Tüm bunlar?n insan?n vicdan?n? rahatlatmak için öne sürdüğü samimiyetten uzak düşünceler olduğunu akl?ndan ç?karmamal?d?r. Çünkü vicdan?na uyan bir kimse için ihlas? kazanmak ve bunu ahirete kadar muhafaza etmek son derece kolayd?r.

    ?hlasl? Olmak Mümine Güç Verir
    ?nsan?n ihlas? gerçek manas?yla yaşayabilmesi için öncelikle ihlas?n neden bu kadar önemli olduğunu kavramas? ve bu iman seviyesine ulaşabilmeyi içten arzu etmesi gerekmektedir. Çünkü ihlas?n önemini kavramam?ş olan insanlar güç ve kudreti dünyevi değerlerde arayabilmekte, toplum içinde yer edinebilmek için bunlar?n peşinde koşabilmektedirler. Şan şöhret, zenginlik, güzellik, akademik kariyer ya da itibar sahibi olmak bu düşünceye kap?lan insanlar?n ard? s?ra sürüklendikleri özelliklerdir. Oysa bunlar?n hiçbiri insana ne dünya hayat?nda ne de ahirette gerçek anlamda kal?c? bir güç ya da itibar kazand?ramaz. Bediüzzaman Said Nursi de "Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz. Kuvvet haktad?r ve ihlastad?r. Haks?zlar dahi, haks?zl?klar? içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazan?yorlar. Evet kuvvet hakta ve ihlasta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlas, bu davay? isbat eder ve kendi kendine delil olur."3 sözleriyle müminin hem dünya hayat?nda hem de ahiret hayat?nda güç ve kuvveti ancak ihlasla kazanabileceğini hat?rlatmaktad?r. Bu düsturu unutup, yukar?da sayd?ğ?m?z maddi değerlerin peşine düşen bir insan ise kat?ks?zca Allah'?n r?zas?na yönelmiyor demektir.
    Örneğin Müslümanlara fayda getirecek bir konuda dört beş kişi aras?nda bir iş bölümü yap?ld?ğ?n? varsayal?m. Bu kişilerden birine yap?lacak işin perde arkas?nda kalan, pasif ve ses getirmeyecek, ama bir o kadar da zor bir bölümünün verildiğini düşünelim. Diğer kişilere de daha ön planda, insanlar?n övgü ve beğenilerini doğrudan alabilecekleri, daha aktif birer görev verilmiş olsun. Eğer bu kişi kendisine düşen görevi s?rf arka planda kalacağ? ve takdir toplama imkan? olmayacağ? için reddeder, bunun yerine insanlar?n beğenisini kazanabileceği, kendisini ön plana ç?kar?p övgü alabileceği diğer bir görev ile değiştirmek isterse bu noktada ihlas?n? zedelemiş olur. Çünkü böyle bir durumda kişi 'Hem o kadar emek harcayacağ?m, hem de ortaya ç?kan işte benim ad?m hiç geçmeyecek. Üstelik bir de diğerleri daha az çal?ş?p benden daha çok takdir toplam?ş olacaklar' gibi ihlastan uzak bir düşünceye kap?lm?ş demektir. Makbul olan tav?r ise takdiri ve övgüyü sadece Allah'tan beklemek, yap?lan işte kat?ks?zca Allah'?n r?zas?n? hedeflemektir. Eğer yap?lacak iş bir fayda getirecekse, bunu kimin yapt?ğ? önemli değildir. Bir insan yapt?ğ? iş kimse taraf?ndan bilinmese ve insanlardan hiç takdir toplamasa da sadece Allah'?n r?zas?n? kazanabilmek ve fayda getirecek bir işe vesile olabilmek için bu işi şevkle üstlenmelidir. Çünkü ihlasl? olan tav?r budur.
    Hayat?n?n her an?nda ihlasl? davranan bir kimse, hem dünya hayat?nda başar?l? ve huzurlu olurken, hem de ahirette güzel bir karş?l?ğ? umabilir. Çünkü bu kimse dünyevi imkanlar?na, bulunduğu makama, sahip olduğu mal ya da mülküne, toplumdaki itibar?na değil, önce Allah'a, sonra da iman?na, akl?na, vicdan?na ve ihlas?na güvenerek hareket eder. Allah da kat?ks?zca Kendisine yönelene "… Allah kendi (dini)ne yard?m edenlere kesin olarak yard?m eder. Şüphesiz Allah, güçlü oland?r, aziz oland?r." (Hac Suresi, 40) ayetiyle de bildirdiği gibi her zaman için yard?m eder. Bu nedenle iman?n ve ihlas?n karş?s?nda başka hiçbir gücün galip gelmesi mümkün değildir. Çünkü ihlas ile kişi Allah'?n yard?m?n?, desteğini ve gücünü kazanm?ş olur.

    Karş?l?ğ? sadece Allah'tan beklemek
    ?hlas? kazanmak isteyen bir insan, şu gerçeğin kesin olarak bilincine varmal?d?r; insan dünya hayat?nda yapt?klar?n?n karş?l?ğ?n? ancak ve ancak Allah'tan beklemelidir. Kişinin yapt?ğ? işi Allah'?n r?zas?, rahmeti ve cenneti d?ş?nda herhangi bir karş?l?k umarak yapmas? ihlas? k?r?p, kişiyi samimiyetsizliğe sürükler. Çünkü Allah'?n vereceğinin d?ş?nda, insanlardan maddi ve manevi menfaatler besleyerek yap?lan bir iyilik insana kazançtan ziyade kay?p getirir. ?nsan bu düşünceyle y?llarca Allah yolunda hizmet etse bile, bu yapt?klar?n? sadece Allah'? raz? etmek için yapmad?ğ? sürece, gerçek anlamda ihlas? kazanmam?ş demektir. Ancak niyetine Allah'?n r?zas? d?ş?nda birşey katmadan yapt?ğ? ibadetler kişiye büyük bir ecir ve sevap kazand?rabilir.
    Allah "Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir." (?sra Suresi, 9) ayetiyle salih amelin 'büyük bir ecirle' karş?l?k bulacağ?n? bildirmiştir. Bir başka ayette ise Allah "Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve Biz ona üstün bir r?z?k da haz?rlam?ş?zd?r." (Ahzab Suresi, 31) sözleriyle salih amelin ecrinin 'iki kat fazla' olduğunu belirtmiştir.
    Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde insan?n kurtuluşunun ancak ihlas ile mümkün olacağ?n? söylemiş, insana ihlas? kazand?racak olan?n ise sadece Allah'?n r?zas?n? gözetmek olduğunu şöyle belirtmiştir:
    … Medar-? necat (kurtuluş vesilesi) ve halas (kurtuluş), yaln?z ihlast?r. ?hlas? kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlasl? amel, ağ?rl?klarla halis olmayana tercih edilir. ?hlas? kazand?ran hareketlerdeki sebebi, s?rf Allah'?n bir emri ve neticesi Allah'?n r?zas? olduğunu düşünmeli ve vazife-i ?lahiyeye kar?şmamal?.4
    Bediüzzaman bir sözünde insan?n bir kişiye karş? duyduğu muhabbetin de ihlasl? olabilmesi için karş?l?ks?z ve sadece Allah r?zas? için olmas? gerektiğini vurgulam?şt?r:
    Herşeyde bir ihlas var. Hatta muhabbetin de ihlas ile bir zerresi, ağ?rl?klarla resmi ve ücretli muhabbete tercih edilir. ?şte bir zat bu ihlasl? muhabbeti şöyle tabir etmiş:
    "Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret, bir mukabele, bir mükafat istemiyorum. Çünki karş?l?ğ?nda bir mükafat, bir sevab istenilen muhabbet zaiftir, devams?zd?r."5
    ?şte ihlas? kazanmak isteyen bir kimse bu gerçeği kesin olarak kavramal?d?r. Çünkü yapt?ğ? ameller ancak bu şekilde salih amel olabilecek ve ancak bu yolla Allah'?n r?zas?na, rahmetine ve cennetine ulaşabilecektir.
    Ancak şeytan her zaman için insan? farkl? düşüncelere sürüklemek ve onu Allah'?n r?zas? d?ş?nda menfaatler aramaya yöneltmek ister. "Zaten bu yapt?klar?m? Allah'?n r?zas?n? kazanabilmek için yap?yorum, bunun yan?nda bir parça da kişisel menfaatler umman?n bana ne zarar? olabilir ki", "Hem Allah'?n r?zas?n? kazan?r?m, hem de çevremde biraz itibar kazanm?ş olurum", "Ben iyilik yapacağ?m ama karş?l?ğ?nda onlar da bana iyilik borçlu olsunlar" ya da "Fedakarl?kta bulunurum, ama herşeyin bir karş?l?ğ? var" gibi mant?klar hep şeytan?n kat?p kar?şt?rmas?yla ortaya ç?kar. Ancak bu düşüncelerin her biri de kişiyi Allah'?n r?zas? d?ş?nda karş?l?klar aramaya ittiği için ihlas? kazanmas?n? ve salih amellerde bulunmas?n? engeller.
    Said Nursi sözlerinde ihlas?n, insan?n sadece Allah'?n kendisine verdikleriyle sevinip bunlara kanaat göstermesiyle elde edilebileceğine dikkat çekmiştir. Bediüzzaman'?n burada üzerinde durduğu nokta ise, kişinin diliyle kanaat ettiği gibi kalbinde de Allah'?n verdikleriyle yetinip sevinmenin teslimiyetini yaşamas? gerektiğidir. Çünkü insan Allah kat?nda as?l olarak kalbindeki niyetinden sorumlu tutulacakt?r:
    … Sahabelerin Kuran'da övgüye mazhar olan cömertlik (kendisi muhtaç olduğu halde başkas?na nimet vermek) hasletini kendine rehber etmek! Yani, hediye ve sadakan?n kabulünde başkas?n? kendine tercih etmek ve dine hizmetin karş?l?ğ?nda gelen maddi ç?karlar? istemeden ve kalben talep etmeden, s?rf Allah'?n ihsan? bilerek, insanlardan minnet almayarak ve dine hizmetin karş?l?ğ?nda da almamakt?r. Çünkü, dine hizmetin karş?l?ğ?nda dünyada birşey istenilmemeli ki, ihlas kaçmas?n. Gerçi haklar? var ki, ümmet onlar?n maişetlerini (yaşamak için gereken ihtiyaçlar?n?) temin etsin. Hem zekata da müstehakt?rlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakit de "hizmetimin ücretidir" denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkarane, başka ehil ve daha çok hak etmiş olanlar?n nefislerini kendi nefsine tercih etmek (Haşr Suresi, 9) ayetinin s?rr?na mazhariyetle, bu müthiş tehlikeden kurtulup ihlas? kazanabilir…6
    Yine bir başka sözünde ise Bediüzzaman "Bu dünya hizmet yurdudur, ücret almak yeri değildir. Salih amellerin ücretleri, meyveleri, nurlar? berzahta, ahirettedir. O baki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onlar? istemek, ahireti dünyaya tabi' etmek demektir. O salih amelin ihlas? k?r?l?r, nuru gider. Evet o meyveler istenilmez, niyet edilmez. Verilse, teşvik için verildiğini düşünüp şükreder."7 diyerek insan?n tüm karş?l?ğ? ahirete b?rakmas?n?n daha hay?rl? olacağ?na dikkat çekmiştir.
    Gerçekten de insan?n Allah'?n r?zas? d?ş?nda beklediği her karş?l?k dünyaya aittir ve bu da dünyay? ahirete tercih etmek anlam?na gelir. Bu kişi belki dünya nimetlerinden faydalanacak, ama ahiretteki sonsuz güzelliklerden mahrum kalacakt?r. Oysa insan sadece Allah'?n r?zas?n? ve ahireti hedefleyerek niyetine hiçbir kat?k katmadan salih amelde bulunursa, Allah ona hem dünya hem ahiret nimetlerini verecektir. Allah "Erkek olsun, kad?n olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşat?r?z ve onlar?n karş?l?ğ?n?, yapt?klar?n?n en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97) ayetiyle iman edenlere bu güzel müjdeyi vermiştir.
    Kuran'da Peygamberlerin bu konuda gösterdikleri üstün ahlaka dair pek çok örnek verilmiştir. Ayetlerde tüm elçilerin gönderildikleri topluluklara 'yapt?klar? hizmetlerin karş?l?ğ?nda Allah'?n r?zas? d?ş?nda hiçbir ücret beklemediklerini' bildirdiklerinden şöyle bahsedilmektedir:
    (Hz. Hud) Ey kavmim, ben bunun karş?l?ğ?nda sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkas?na ait değildir. Ak?l erdirmeyecek misiniz? (Hud Suresi, 51)
    (Hz. Nuh) Ey Kavmim, ben sizden buna karş?l?k bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yaln?zca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum. (Hud Suresi, 29)
    Bediüzzaman Said Nursi de, insan?n ancak peygamberlerdeki bu ahlaka özenerek ihlas? kazanabileceğini hat?rlatm?şt?r:
    … Bir makama çoklar aday olur. Maddi ve manevi her bir ücrete çok eller uzanabilir. O noktadan zahmet ve rekabet doğup; dostu düşmana, anlaşmay? muhalefete çevirir. ?şte bu müdhiş illetin merhemi, ilac? ihlast?r. Yani Allah'?n r?zas?n? nefsin r?zas?na tercih etmekle ve hakk?n hat?r?, nefsin ve enaniyetin hat?r?na galib gelmekle "Eğer yüz çevirecek olursan?z, ben sizden bir karş?l?k istemedim. Benim ecrim, yaln?zca Allah'a aittir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum." (Yunus Suresi, 72) ayetinin s?rr?na mazhar olup, insanlardan gelen maddi ve manevi ücretten istiğna etmekle (Allah'tan başka kimsenin minneti alt?na girmeme) Kuran'da "... Peygamberlere düşen apaç?k bir tebliğden başkas? değildir" (Nur Suresi, 54) ayetinin s?rr?na mazhar olup hüsn-ü kabul (iyi bir kabul) ve hüsn-ü tesir (iyi bir etki) ve teveccüh-ü nas? (insanlar?n ilgisini) kazanmak noktalar?n?n Cenab-? Hakk'?n vazifesi ve ihsan? olduğunu ve kendi vazifesi olan tebliğde dahil olmad?ğ?n? ve laz?m da olmad?ğ?n? ve onunla mükellef olmad?ğ?n? bilmekle ihlasa muvaffak olur. Yoksa ihlas? kaç?r?r.8
    ?nsanlar?n r?zas?ndan ar?nmak, sadece Allah'?n r?zas?na yönelmek
    Bediüzzaman Said Nursi, ihlas? kazanman?n şartlar?n? konu ettiği yaz?lar?ndan birinde "Amelinizde Allah r?zas? olmal?. Eğer O raz? olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O raz? olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti laz?m gelirse, sizler istemek talebinde olmad?ğ?n?z halde, halklara da kabul ettirir, onlar? da raz? eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yaln?z Cenab-? Hakk'?n r?zas?n? esas maksad yapmak gerektir."9 sözleriyle insanlar?n r?zas?ndan ar?n?p sadece Allah'?n r?zas?n? kazanmaya yönelmenin önemine değinmiştir. Onun bu sözünde vermiş olduğu örnek, ihlas?n anlaş?lmas? bak?m?ndan son derece önemlidir; gösterdiği bir tav?rdan dolay? dünyadaki tüm insanlar bir kişiye karş? cephe alsa, hiçbiri ondan raz? olmasa, Allah raz? olduktan sonra hiçbir ehemmiyeti yoktur. Çünkü tüm bu insanlar?n kalbi zaten Allah'?n kontrolündedir; Allah dilerse onlar?n hepsini raz? eder.
    Bunun yan?nda gösterdiği bir tav?rdan dolay? eğer Allah bu kişiden raz? olmayacaksa, tüm dünya ondan raz? olsa, ona minnet duysa bunun hiçbir önemi olmaz. ?nanan bir kimse bunun Allah kat?nda hiçbir k?ymeti olmad?ğ?n? ve Allah raz? olmad?ğ? sürece insanlar?n raz? olmuş olmas?n?n ahiretten yana kendisine birşey kazand?rmayacağ?n? bilir. R?zas?n? kazanacağ? güruh say?ca kalabal?k, mal ya da makamca güçlü bir kitleden oluşuyor olabilir. Ancak bunlar?n her biri de Allah'?n izni ile hayat bulmuş ve birgün toprağ?n alt?nda çürüyüp tüm güç ve kudretlerini kaybedecek olan aciz varl?klard?r. Bu nedenle ahirette ne kalabal?ğ?n, ne sağlad?klar? desteğin, ne de dile getirilen takdirlerin hiçbir faydas? olmayacakt?r. Baki olan ve r?zas? kazan?lmaya as?l lay?k olan sadece Allah't?r. ?nsana daimi bir ihlas anlay?ş?n? kazand?racak olan da işte bu gerçeği kavrayarak, 'insanlar?n r?zas?ndan s?yr?l?p, sadece Allah'?n r?zas?n? kazanmaya yönelmek'tir. Kuran'da bu anlay?ş şöyle bir örnekle aç?klanm?şt?r:
    "Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakk?nda uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortakl? olan (köle) bir adam ile yaln?zca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'?nd?r. Hay?r onlar?n çoğu bilmiyorlar. Gerçek şu ki, sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir." (Zümer Suresi, 29-30)
    ?nsan?n Allah'?n d?ş?nda herhangi bir başka varl?ğ?n r?zas?n? düşünerek hareket etmesi Kuran'da 'şirk' ya da 'Allah'a ortak koşmak' olarak ifade edilmiştir. Yukar?da yer alan ayette ise Allah, kişinin insanlar?n r?zas?n? aray?p Allah'a ortaklar koşmas?n?, pek çok sahibi olan bir köleye benzetmiştir. Allah'a kat?ks?z bir iman ile kat?ks?zca kulluk etmesini ise yaln?zca bir kişiye teslim olmuş bir kimsenin durumuna benzetmiştir. Allah, Kendisi d?ş?nda tüm varl?klar?n birgün mutlaka ölümle karş?laşacaklar?n? hat?rlatarak insanlar? sadece Allah'?n r?zas?na yönelmeleri konusunda düşünmeye davet etmiştir.
    ?nsan?n bu konuda nefsinin telkinlerine karş? da son derece uyan?k olmas? ve nefsini kendini kand?rmadan dürüstçe değerlendirmesi gerekmektedir. Çünkü nefsin en büyük arzular?ndan biri de Kuran ahlak?na z?t olarak, insanlar?n hoşnutluğunu, beğenisini ve takdirini kazanabilmektir. Nitekim çoğu insan yapt?ğ? pek çok işi kendi istek ve tercihleri doğrultusunda değil de, s?rf çevrelerinden takdir toplayabilmek ve bu takdir ile de toplumda bir yer edinebilmek için yapar. Dolay?s?yla da bu insanlar?n hayatlar?n? yönlendiren ana mant?k 'insanlar?n r?zas?n? kazanabilme arzular?' olur.
    Pek çoğunuz insanlar?n kendi aralar?nda "Sonra etraftan ne derler?", "Bunu etrafa nas?l aç?klar?z ki", "Etrafa rezil olduk" ya da "?nsan içine ç?kamay?z ki" gibi sözler sarf ettiklerini s?kça duymuşsunuzdur. Bu sözler genellikle insanlar?n birbirleri için ne diyeceklerini, haklar?nda nas?l düşüneceklerini, olaylar? nas?l değerlendireceklerini son derece önemli görmelerinden kaynaklan?r. Öyle ki kimi zaman yanl?ş bir tav?rda bulunduklar? için vicdani bir rahats?zl?k duymaz, ama bunu insanlar?n öğrenmesinden dolay? huzursuzluk duyarlar. Oysa ortada yanl?ş bir davran?ş varsa as?l önemli olan bunu Allah'?n bilmesidir. Ve insan?n bu durumu telafi etmek için yönelmesi gereken makam da yine sadece Allah'?n makam?d?r. Eğer kişi hatas?ndan dolay? Allah'a karş? bir sorumluluk hissetmiyor, ama insanlara karş? bir mahçubiyet ve utanç duyuyorsa bu, o kişinin insanlar?n r?zas?n? Allah'?n r?zas?ndan daha üstün gördüğünü gösterir. Bu insanlar dinin pek çok hükmü hakk?nda evlerinde gösterdikleri hassasiyet ve kararl?l?ğ? sokakta iken göstermezler. ?nsanlar?n nas?l yorumlayacağ?n? düşünerek, onlar?n r?zalar?n? Allah'?n r?zas?na tercih edebilirler. Yazl?k ve deniz kenar?nda bulunan bir semte gittiklerinde farkl?, muhafazakar kimselerin oturduğu bir yere gittiklerinde farkl? tav?rlar sergilerler. Müslümanlar?n yan?nda iken farkl?, onlardan uzaklaş?p başka bir şehre ya da ülkeye gittiklerinde farkl? bir ahlak gösterirler. Kimi zaman bu mant?klar? doğrultusunda ibadetlerini de göz ard? edebilirler. Oysaki ihlasl? bir tav?rda bunlar?n hiçbiri olmaz. ?hlas sahibi bir insan her nereye ya da her kimin yan?na giderse gitsin, Allah korkusunda, takvas?nda kararl? davran?r. Kuran'?n "(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne al?ş-veriş onlar? Allah'? zikretmekten, dosdoğru namaz? k?lmaktan ve zekat? vermekten 'tutkuya kapt?r?p al?koymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin ink?laba uğrayacağ? (dehşetten allak bullak olacağ?) günden korkarlar." (Nur Suresi, 37) ayetinde hiçbir şart ve durumun gerçek Müslümanlar?n tav?rlar?na etki edemediğine dikkat çekilmiştir.
    ?şte ihlas? kazanmak isteyen bir müminin, cahiliye toplumlar?nda yaşam?n en temel dayanağ? olan "insanlar ne der" mant?ğ?ndan tamamen kurtulmas? gerekir. Çünkü insanlar?n hoşnutluğuna dair endişeler yaşand?ğ? sürece insan?n kat?ks?z bir ihlas anlay?ş?ndan bahsedebilmesi mümkün değildir.
    ?şte insan?n ihlas? kazanabilmek için her zaman için niyetini halis tutmas? ve kat?ks?zca Allah'?n r?zas?na yönelmesi gerekmektedir. Allah dilemediği sürece r?zas? kazan?lm?ş olan insanlar?n kişiye bir faydas? olmaz, ama Allah'?n r?zas?n?, desteğini, sevgisini ve hoşnutluğunu kazanan bir insan, tüm bu insanlar?n kendisine sağlayacağ? desteği zaten kazanm?ş demektir. ?hlasla hareket ettiği için Allah zaten ona dünyada da ahirette de en güzel hayat? yaşatacak, ona hiçbir insan?n sağlayamayacağ? desteği sağlayacak, hiçbir insan?nkiyle k?yaslanamayacak bir dostluğu nasip edecektir. Bir sözünde Bediüzzaman Said Nursi de bu önemli gerçeğe şöyle değinmiştir:
    … R?za-y? ?lahi kafidir. Eğer o yar ise, herşey yard?r. Eğer o yar değilse, bütün dünya alk?şlasa beş para değmez. ?nsanlar?n takdiri, istihsan? (beğenisi, hoş karş?lamas?), eğer böyle işde, böyle amel-i uhrevide illet ise, o ameli ibtal eder. Eğer tercih ediliyorsa, o ameldeki ihlas? k?rar. Eğer müşevvik (teşvik edici) ise safl?ğ?n? izale eder. Eğer s?rf alamet-i makbuliyet olarak, istemeyerek Cenab-? Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesiri nam?na kabul etmek güzeldir ki... buna işarettir.10
    Vicdan? güçlendirmek
    Vicdan Allah'?n insana doğru yolu göstermekle görevlendirdiği bir güçtür. Yaşam?n?n son an?na kadar, nefsinin kötülüklerine, şeytan?n k?şk?rtmalar?na ve Kuran d?ş? her türlü tavra karş? insan? uyar?p korkutur. Ona Allah'?n raz? olacağ? tavr?, Kuran'a uygun olan davran?şlar? ilham eder. Karş?laşt?ğ? her olayda vicdan?n?n sesine kay?ts?z şarts?z uyan bir insan ihlas? da kazanm?ş olur. Çünkü ihlas da zaten insan?n vicdan?n? en son noktas?na kadar kullanabilmesidir. Nefsiyle çat?şsa ya da zorlukla karş?laşsa da, vicdanl? davranmaktan taviz vermemesidir.
    ?şte bu nedenle ihlas? kazanmak isteyen bir kimse öncelikle vicdan?n? gereği gibi kullan?p kullanmad?ğ?n? gözden geçirmelidir. Eğer zaman zaman vicdan?n? durdurabiliyor, ondan gelen sese kulak vermiyor ve bile bile nefsinden yana tav?r koyabiliyorsa bu durumda vicdan?n? Kuran'a uygun şekilde kullanm?yor demektir. Daha da önemlisi "Hay?r; insan, kendi nefsine karş? bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile." (K?yamet Suresi, 14-15) ayetleriyle de bildirildiği gibi her insan kendisine f?s?ldanan sesin vicdan olduğunu ve bu sesi hangi mazeretleri öne sürerek bast?rd?ğ?n? bilir.
    Vicdan insan için büyük bir nimet ve rahmettir. Bediüzzaman Said Nursi'nin de "Ak?l tatil-i eşgal etse de, nazar?n? ihmal etse, vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkar etse de O'nu görür, O'nu düşünür, O'na müteveccihtir" 11 ya da "... her vicdanda iki pencere olan Sani'-i Zülcelal marifetini insan kalb?ne daima tecelli ettiriyor." 12 sözleriyle ifade ettiği gibi insan gaflete dalsa bile, vicdan? dalmaz. Kendisi nefsine kap?lacak olsa bile vicdan? kap?lmaz, kendi samimiyetsizliğe meyletse, şeytana uyacak olsa vicdan? yine de uymaz. K?sacas? insan bilerek ya da bilmeyerek hata yapabilir, ama vicdan? asla doğru yoldan şaşmaz, asla hata yapmaz.
    Ancak ne var ki vicdan körelebilir. Eğer insan vicdan? kendisini doğru yola çağ?rd?ğ? halde bu sese karş? vurdumduymaz bir tav?r gösterirse, vicdan?n?n sesini sürekli olarak bast?rmay? al?şkanl?k haline getirirse bu durumda onun etkisini zay?flatm?ş ve vicdan?n? köreltmiş olur. Vicdan yine kişiyi uyar?p doğruya çağ?r?r, ama o art?k bu sesten etkilenmeyecek, onu dinlemeyecek ve önemsemeyecek hale gelmiştir. Dolay?s?yla da bir müminin vicdan?n?n kabul etmeyeceği pek çok tav?r ve davran?ş kolayl?kla bu kişinin vicdan?ndan geçebilmeye başlar. Bu insan Allah'?n beğenmeyeceği, Kuran'a uygun olmayan bir davran?şta bulunup, şeytan?n ard? s?ra giderken art?k vicdan azab? duymaz olur. Kuran d?ş? bu tavr?, içinde hiçbir s?k?nt? duymadan rahat rahat yapabilecek hale gelir. Örneğin bir ülkede savaş?n başlad?ğ? ilk günlerde her insan ölen savunmas?z kad?nlar?, çocuklar?, kundaklar?ndaki bebekleri görüp çok büyük bir vicdani rahats?zl?k duyar. Birşeyler yapmak, bu kişilere yard?m etmek ister. Ancak ilerleyen günlerde hergün gazetelerde ayn? haberleri okumak, televizyonda ayn? haberleri izlemek bu kişinin vicdan?n? köreltir. Art?k ölüm haberleri ya da çekilen zulümle ilgili bilgiler onun vicdan?nda bir etki oluşturmaz. Ne bir s?k?nt? duyar, ne de vicdani bir sorumluluk. ?şte bu vicdan?n körelmesidir. Vicdan körelmesinde ise kesintisiz bir ihlastan söz edebilmek mümkün olmaz.
    ?hlas? kazanabilmek için kişinin öncelikle Kuran'a uygun bir vicdan duyarl?l?ğ? elde etmesi gerekir. Bu ise kişinin Allah korkusunu art?rmas? ile mümkün olur. Kişi Allah'?n her an her yerde kendisini görüp duyduğunu, tüm yapt?klar?n? kat?nda sakl? tuttuğunu, kendisini bunlardan hesaba çekeceğini derinlemesine düşünmelidir. Ölümün an meselesi olduğunu, bir an sonra kendisini Allah'?n huzurunda hesap verirken bulabileceğini ve eğer Allah'?n bildirdiği ahlak? göstermemiş, vicdan?n? gereği gibi kullanmam?ş ise de sonsuz cehennem azab?yla karş?laşabileceğini aç?k bir şuurla kavramaya çal?şmal?d?r. Eğer Kuran'?n bu mühim gerçeklerini tam anlam?yla kalbine sindirirse vicdan?ndaki bu körelme yerini güçlü bir vicdan duyarl?l?ğ?na b?rakacakt?r. Vicdandaki bu hassasiyet ile birlikte de kişi her an karş?laşt?ğ? her olayda vicdan?n?n sesini dinleyerek ihlasl? davranabilecektir.

    Dünya hayat?n?n geçiciliğini anlamak
    Dünyan?n dört bir yan?nda belki de istisnas?z tüm insanlar?n dilinde ya da en az?ndan zihninde olan bir konu vard?r; uzun yaşayabilmek, hatta mümkünse hiç ölmemek… Bilim adamlar? yüzy?llard?r bu konuda ciddi araşt?rmalar yapmakta ve insanlar? daha uzun yaşatabilmenin bir formülünü bulmaya çal?şmaktad?rlar. Ancak ne var ki bugüne kadar bu çal?şmalarda hiçbir gelişme kaydedilememiştir. Çünkü Allah "Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar? Her nefis ölümü tad?c?d?r. Biz sizi, şerle de, hay?rla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz." (Enbiya Suresi, 34-35) ayetleriyle her insan?n ölümlü olarak yarat?ld?ğ?n? ve eceli geldiğinde mutlaka bu gerçekle yüz yüze geleceğini bildirmiştir.
    ?nsanlar her ne kadar düşünmek ya da kabullenmek istemeseler de gerçek budur; insan ölümlüdür. Dünya hayat? ise son derece k?sa ve geçicidir. Her insan denenmek üzere, ortalama altm?ş yetmiş y?l süren bir zaman dilimi için dünyada bulunmaktad?r. Bu nedenle insan?n planlar?n? dünya hayat? üzerine kurmas?, geçici bir sebeple bulunduğu mekan? as?l hayat? kabul edip, sonsuza kadar as?l hayat?n? yaşayacağ? ahireti unutmas? çok büyük bir hatad?r.
    Bu gerçek her insan?n rahatl?kla anlayabileceği kadar aç?k ve sadedir. Ancak "O amel (davran?ş ve eylem) bak?m?ndan hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağ?n? denemek için ölümü ve hayat? yaratt?. O, üstün ve güçlü oland?r, çok bağ?şlayand?r." (Mülk Suresi, 2) ayetiyle bildirilen dünyadaki imtihan ortam?n?n oluşabilmesi için Allah dünya hayat?n? süslü k?lm?şt?r. ?nsanlar?n büyük çoğunluğunun dünya hayat?n?n menfaatlerinden daha fazla yararlanabilmek için adeta bir yar?ş içerisine girmiş olmas?, insan? aldatmamal?d?r. Çünkü gaflet içinde bocalayan çoğunluğun bir ölçü olmayacağ? Kuran ayetleriyle insanlara bildirilmiştir. Mal y?ğ?p biriktirmeye çal?şanlar, makam sahibi olabilmek için inançlar?ndan ödün veren kimseler, insanlar?n gözünde yer edinebilmek ya da itibar sahibi olabilmek için şekilden şekile giren insanlar yanl?ş idealler peşinde koşmaktad?rlar. ?nsan?n bir tiyatro sahnesinde seyrettiklerini gerçek sanarak, sahnelenen senaryo doğrultusunda bir tav?r ortaya koymas? ne kadar mant?ks?z, ne kadar komik ve ne kadar küçük düşürücü ise, dünya hayat?n? gerçek sanarak büyük bir h?rs ve koşuşturmacayla buraya yönelik menfaatlerin peşinde koşan kimselerin durumu da bundan farks?zd?r.
    Ancak unutulmamal?d?r ki kendilerini sadece dünya hayat?na adayan insanlar gibi, "hem ahireti hem de dünya hayat?n? birlikte kazanay?m" düşüncesinde olan kimseler de hatal? bir tav?r içerisindedirler. Dünya hayat? insanlar için bir nimet olarak yarat?lm?şt?r. ?nsan bu dünyadaki tüm güzelliklerden en fazlas?yla yararlanacak, nimetlerden en güzel şekilde istifade edecektir. Ancak hiçbir zaman için bunlar? kendisine ideal edinmeyecek, h?rsla bu nimetlere yönelmeyecektir. Tüm bunlar? dini en güzel şekilde yaşayabilmek, Allah'? takdir edebilmek, Allah'?n kendisine lutfettiklerini görüp şükredebilmek için kullanacakt?r. ?nsan?n "hem Allah'?n r?zas?n? kazanacak şekilde bir yaşam süreyim, hem de dünya hayat?n?n menfaatlerinden olabildiğince yararlanay?m" şeklinde bir mant?k ile hareket etmesi ihlas?n? zedeleyen bir tav?r olur.
    Allah Kuran'da geçen "Güç ve basiret sahibi olan kullar?m?z ?brahim'i, ?shak'? ve Yakub'u da hat?rla. Gerçekten Biz onlar?, kat?ks?zca (ahiretteki as?l) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri k?ld?k. Ve gerçekten onlar, Bizim kat?m?zda seçkinlerden ve hay?rl? olanlardand?r." (Sad Suresi, 45-47) ayetiyle Peygamberlerden örnek vermiş ve as?l makbul olan?n kat?ks?zca ahireti düşünüp ona göre hareket eden kimselerin davran?şlar? olduğunu hat?rlatm?şt?r. Allah böyle bir ihlasla Kendisine yönelip ahireti isteyen kimselere zaten dünya hayat?n?n en güzel nimetlerini verir. Dolay?s?yla da ihlastan uzaklaşarak "hem dünya hem ahiret benim olsun" diyen insan her ikisinden de gereği gibi nasibini alamazken, kat?ks?zca ahirete yönelen kimse hem dünya hem de ahiret hayat?n?n nimetlerini kazan?r.
    Bediüzzaman Said Nursi de "Evvela sebebi, s?rr-? ihlast?r. Çünki dünyada geçici zevkler, kerametler tam nefsini mağlub etmeyen insanlara bir maksad olup, uhrevi (ahirete yönelik yapt?ğ? amellere) ameline bir sebeb teşkil eder, ihlas? k?r?l?r. Çünki amel-i uhrevi ile dünyevi maksadlar, zevkler aran?lmaz. Aran?lsa s?rr-? ihlas? bozar."13 sözleriyle nefsin tam eğitilmemiş olmas?ndan dolay? ahiretin yan?nda dünyay? da amaç edinmenin ihlas? k?ran, ahirete yönelik salih amellerde bulunulmas?na engel teşkil eden bir tav?r olduğuna dikkat çekmiştir.
    Yine bir başka sözünde ise Said Nursi dünya hayat?n? en mutlu ve en güzel şekilde yaşayan?n, 'dünyay? bir misafirhane olarak kabul eden kimse' olduğunu belirtmiştir. Çünkü bu düşünce söz konusu kişiyi Allah'?n r?zas?n? kazanmaya ve ihlasl? davranmaya yöneltmektedir.
    Görüyorum ki: şu dünya hayat?nda en bahtiyar odur ki, dünyay? bir askeri misafirhane telakki etsin ve öyle de izan etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telakki ile, en büyük mertebe olan r?za mertebesini çabuk elde edebilir. K?r?lacak şişe pahas?na daimi bir elmas?n fiat?n? vermez; istikamet ve lezzetle hayat?n? geçirir.
    Evet, dünyaya ait işler, k?r?lmaya mahkum şişeler hükmündedir; sonsuz ahirete ait işler ise gayet sağlam elmaslar k?ymetindedir. ?nsan?n f?trat?ndaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli h?rs ve inadl? talep ve hakeza iddetli hisler, ahirete ait işleri kazanmak için verilmiştir. O hissiyat?, şiddetli bir surette fani dünya işlerine yöneltmek, fani ve k?r?lacak şişelere, baki elmas fiatlar?n? vermek demektir.14
    Bediüzzaman bu sözünde dünya hayat?n? k?r?lacak bir şişeye, ahireti ise bir elmas parças?na benzetmiştir. Dünya hayat?na kap?larak ihlastan uzaklaşan kişi bu değersiz cam şişe için elmas? feda eden kimse gibi ahiretini kaybetmektedir. Dünyan?n bir misafirhane olduğunu anlayan kimse ise bu hataya düşmeyerek dünyada da ahirette de en güzel hayat? yaşamaktad?r.

    Ölümü, hesap gününü ve ahireti düşünmek
    Pek çok insan ölümü yanl?ş bir bak?ş aç?s?yla değerlendirir ve dünya hayat?ndaki her türlü güzelliğin son bulduğu, insan?n bir daha hayat bulmamak üzere yaşama veda ettiği ve toprağa kar?şarak çürüyüp yok olduğu bir son olarak görür. Ancak bu inançlar? Allah'?n varl?ğ?n?, dünya hayat?n?n ve kendilerinin yarat?l?ş amac?n? gereği gibi kavrayamam?ş olmalar?ndan kaynaklanmaktad?r. Bu kişiler dünya hayatlar?n?n, ölümden sonraki as?l yaşamlar?n? belirleyen bir imtihandan ibaret olduğunun şuurunda değildirler. Yaşamakta olduklar? bu dünyay? gerçek, ahireti ise bir aldan?ş olarak değerlendirler. Dünya hayat?na son verip ahiret hayat?n? başlatan ölümü de bu nedenle bir son olarak nitelendirirler.
    ?şte bu düşünceleri nedeniyle onlar için 'ölüm' ne kadar ürkütücü ise, 'ölümü düşünmek' de en az o kadar rahats?z edicidir. Ölümü ak?llar?na getirdikleri takdirde dünya hayat?ndan gereği gibi zevk alamayacaklar?na, bu düşüncenin tüm lezzetleri tats?zlaşt?r?p anlams?zlaşt?racağ?na inan?rlar. Ölümü düşünmemeye ve unutmaya çal?şt?klar? takdirde de dünya hayat?na daha çok bağlan?p, nimetlerden daha çok zevk alabileceklerini san?rlar.
    Oysaki insan ölümü düşünse de düşünmese de, unutsa da hat?rlasa da sonuç hiçbir zaman için değişmeyecektir; "De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçt?ğ?n?z ölüm, şüphesiz sizinle karş?laş?p-buluşacakt?r. Sonra gayb? da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yapt?klar?n?z? haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)" ayetiyle hat?rlat?ld?ğ? gibi insan ölüm ile mutlaka karş?laşacakt?r. O halde ak?lc? olan, düşünmeyerek ve unutmaya çal?şarak kesin olarak gerçekleşecek bir olaydan kaçmak değil, bu gerçekle karş?laşabilecek şekilde haz?rl?k yapmakt?r. Eğer insan Allah'?n raz? olacağ? şekilde bir hayat sürdürür ise, ölüm bu kişiye bir kay?p ya da zarar getirmeyecektir. Aksine sonsuz ve kusursuz yaşam?na başlamas?na vesile olacakt?r. Eğer bu insan Allah'a samimi bir kalple yönelmiş ise ölüm d?şar?dan bak?ld?ğ?nda her ne şartlar alt?nda gerçekleşirse gerçekleşsin kişiye ac? da vermeyecektir. Allah Kuran'da ölüm meleklerinin iman edenlerin canlar?n? ac? vermeden yumuşakça çekip alacaklar?n? bildirmiştir. Ölümün ancak inkar edenler için ac? veren bir olay olduğu da yine Kuran ayetleriyle haber verilmiştir. (Naziat Suresi, 1-2) Dolay?s?yla da eğer kişi iman ve ihlas sahibi ise ölüm onun için ac? çekeceği bir son olmayacakt?r.
    Bunun yan?nda ölümü düşünmek, bu kimselerin düşündüğü gibi kişiyi dünyadan koparan değil, tam tersine dünya nimetlerinden de olabilecek en fazla lezzeti alabilmeyi sağlayan önemli bir vesiledir. Çünkü insan nimetlere bağlan?p, onlar? şehvet haline getirdiği zaman değil, tam tersine tüm bunlar?n fani ve geçici olduğunu kavrad?ğ? takdirde onlardan çok daha fazla haz duyabilir. Peygamberimiz de bir sözünde ölümü düşünmenin önemini şu şekilde belirtmiştir:
    Ölümü çok zikredin. Zira bu, insan? dünyadan çeker. Ve günahlardan s?y?r?r.15
    Ayr?ca ölüm bu kimselerin alg?lad?klar? gibi ne hayat?n, ne nimetlerin, ne de güzelliklerin sonu değildir. Aksine ölüm gerçek hayat?n başlang?c?d?r; insan?n dünya hayat?nda yapt?ğ? seçim doğrultusunda sonsuza dek yaşam?n? sürdüreceği gerçek dünyas?na geçişidir. Eğer Allah'?n büyüklüğünü takdir edebilmiş ve hayat?n? bu uğurda yaşam?şsa sonsuz hayat?n? birbirinden güzel cennetlerde geçirecektir. Ama eğer dünya hayat?na aldanm?ş, ölümü, Allah'?n huzuruna var?p hesap vereceği günü ve ahireti unutmuş ise bu durumda da ebedi mekan? cehennem olacakt?r. Dünya hayat?nda ölümü düşünmemeye çal?şmas? kişiyi bu gerçeklerle karş?laşmaktan kurtarmaz.

    ?nsan her an, her yerde ölümle karş?laşabilir
    Ölümü düşünmek ve bu gerçeğin şuuruna varmak insan? her an ihlasl? ve vicdanl? davranmaya yönelten önemli bir tefekkür konusudur. Allah'?n ve ahiretin varl?ğ?na samimi imanla kanaat getiren insan, yaşam gibi ölümün de Allah'?n kontrolünde olduğunu bilir. Hiçbir insan ecelini ne erteleyebilir ne de öne alabilir. Ölüm Allah'?n takdir ettiği anda ve Allah'?n takdir ettiği şekilde gerçekleşir. "Her ümmet için bir ecel vard?r. Onlar?n ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne al?nabilirler (tam zaman?nda çökerler.)" (Araf Suresi, 34) ayetiyle de bildirilen bu gerçeğin fark?nda olan insan, ölüm ile ne zaman karş?laşacağ?n? bilmemenin verdiği aç?k bir şuur ile hareket eder. "Her nerede olursan?z, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsan?z bile…" (Nisa Suresi, 78) ayetiyle de hat?rlat?ld?ğ? gibi Allah diledikten sonra ölüm mutlaka gerçekleşir. Bunun ne kişinin yaş? ile, ne sağl?kl? olmas? ne de tedbirli davranm?ş olmas? ile ilgisi yoktur. Allah diledikten sonra ani bir kaza, beklenmedik bir hastal?k, hatta kimi zaman insanlar? hayrete düşüren umulmad?k basit bir sebep dahi insan? ölüme sürükleyebilir.
    ?şte tüm bu yönleriyle ölümü düşünebilen bir insan, her an her yerde ölümle karş?laşabileceğini, yaşam?n?n her an son bulma ihtimali olduğunu bilir. Bu da onu hayat?n?n her an?nda ihlasl? davranmaya, akl?n?, vicdan?n? ve imkanlar?n? son noktas?na kadar kullanmaya yöneltir. Bir an sonra kendisini Rabbimiz'in huzuruna varm?ş, hesap verirken bulabileceğini, her an cennet ya da ceheneme sevk edilme ihtimaliyle karş? karş?ya kalabileceğini bilmenin verdiği aç?k şuur ile hareket eder. Dünya hayat?n?, ahirete gidip cenneti ve cehennemi görüp geri dönmüşcesine, tüm bunlar?n gerçekliğinden ve yak?nl?ğ?ndan kesin olarak emin olmuş bir iman ve ihlasla geçirir. Her an?n?, can?n? almaya gelen ölüm melekleriyle karş?laşt?ğ?, amel defterinin ortaya konduğu, cennete mi yoksa ceheneme mi sevk edileceğinin karar?n? beklediği an? yaş?yormuş gibi derin bir Allah korkusu ile geçirir. Cehennem azab?n?n yak?nl?ğ?n? ve dehşetini her an akl?nda tutarak, sonsuza kadar bu azab? tatman?n korkusunu her an hissederek hareket eder. Ayn? şekilde cehennemden kurtulmuş olup, sonsuza kadar Allah'?n dost edindiği bir kul olarak cennette yaşayacak olman?n şevkiyle dolu olur. Hesap gününde Allah'?n huzuruna ç?kar?ld?ğ? vakit, "Bilmiyordum, anlamam?şt?m, fark etmemiştim, unutmuştum, gaflete dalanlarla birlikte ben de dalm?şt?m, gevşeklik göstermiştim, şeytana uymuştum ya da Allah nas?l olsa affeder diye düşünmüştüm, ibadetleri yerine getiriyordum bunlar yeterli olur zannetmiştim" gibi mazeretler öne sürmesinin hiçbir fayda sağlamayacağ?n?n bilincinde hareket eder.
    Bu bilinç güçlü bir vicdan, keskin bir kavray?ş gücü, üstün bir ak?l ve kesintisiz bir ihlas anlay?ş?yla kendini gösterir. Bu şuurdaki bir insan ölümün an meselesi olduğunu bildiği için, hay?rdan yana hiçbir işi ertelemez, hiçbir konuda üşengeçlik ya da tembellik yapmaz, şevksiz davranmaz. "Birazdan, bir saat sonra ya da yar?n yapar?m" dediği bir işi gerçekleştirmeye ömrünün yetmeyebileceğini düşünür. Ahirette de ertelediği ve eksik tuttuğu bu gibi işler nedeniyle çok büyük bir pişmanl?ğa kap?labileceğini bilir.
    "Keşke imkan?m varken daha çok salih amelde bulunsayd?m, daha çok infak etseydim, hay?rlarda yar?şsayd?m, ihlas sahiplerine, müminlere önder olacak kadar üstün bir ahlak içerisinde olsayd?m, keşke Allah'?n dinine daha s?k? sar?lsayd?m, keşke din ahlak?n? tebliğ etmek için daha çok çaba harcasayd?m, keşke insanlara iyiliği emredip kötülükten menetmek için birşeyler yapsayd?m, keşke dünya işlerine kap?l?p ahiretim için haz?rl?k yapmay? ertelemeseydim, keşke hay?rdan yana yapt?klar?m? art?rsayd?m da bu gün kurtuluşa erenlerden olsayd?m" diyenlerden olmamak ve ahirette bu pişmanl?ğ? yaşamamak için Peygamberlerin göstermiş olduğu gibi bir ihlas anlay?ş? içerisinde hareket etmesi gerektiğini bilir.
    Her an ölümle karş?laşabileceğine göre ne kadar acele etse, ne kadar ihlasl? davransa, ne kadar salih amelde bulunsa o kadar karl? ç?kacakt?r. Cehennem gibi zorlu bir son ile karş?laşmamak için böylesine bir samimiyet ve ihlas içerisinde olmaya mecbur olduğunu bilir. Gevşeklik göstermenin, ağ?rdan alman?n, daha güzeli, daha iyisi ve daha mükemmeli varken biraz daha az?n? tercih etmenin ahirette pişmanl?ğa sebep olacağ?n?n şuurundad?r. Bu şuur aç?kl?ğ? ve ihlas her konuda kendini gösterir; Allah'a olan yak?nl?ğ?nda, müminlere gösterdiği sayg?, sevgi ve samimiyette, güzel ahlakta, fedakarl?kta, çal?şkanl?kta, ibadetinde, duas?nda, mal?yla can?yla harcad?ğ? çabas?nda, Allah yolunda yapt?ğ? infak?nda, her an her yerde yapt?ğ? Müslümanca konuşmalar?nda, şevkinde, canl?l?ğ?nda hep ihlasl? bir tav?r sergiler.
    ?şte bu yüksek ihlas anlay?ş?n? insana kazand?ran; dünya hayat?n? ölümü düşünerek yaş?yor olmas?d?r. Bediüzzaman Said Nursi ?hlas Risalesi'nde yer verdiği bir sözünde ölümü düşünmenin bu faydas?na şöyle dikkat çekmiştir:
    "Ey hizmet-i Kuraniye arkadaşlar?m! ?hlas? kazanman?n ve muhafaza etmenin en tesirli bir sebebi, ölümü düşünmektir. Evet, ihlas? zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevk eden bitmeyen bir istek olduğu gibi, riyadan nefret veren ve ihlas? kazand?ran, ölümü düşünmektir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyan?n fani olduğunu dikkatle düşünüp, nefsin desiselerinden kurtulmakt?r. Evet, ehli tarikat ve ehli hakikat, Kuran-? Hakimin, "Her nefis ölümü tad?c?d?r." (Al-i ?mran Suresi, 185) gibi ayetlerinden ald?ğ? dersle, ölümü düşünme yolunu esas tutmuşlar; bitmeyen bir istek olan tevehhüm-ü edebiyeti (ebedi yaşayacağ?n? zannedip,Allah'?n emirlerinden ve ahiret için haz?rlanmaktan gaflet içinde olmak) o düşünce ile ortadan kald?rm?şlard?r. Onlar farazi ve hayali bir suretle kendilerini ölmüş düşünüyor ve hayal ediyor ve y?kan?yor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefsi emmare o hayal ve düşünceden etkilenip, uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu düşüncenin faydalar? pek çoktur. Hadiste "lezzetleri tahrip edip ac?laşt?ran ölümü zikrediniz!" diye rab?tay? ders veriyor.
    Fakat mesleğimiz tarikat olmad?ğ?, belki hakikat olduğu için, bu düşünceyi, ehl-i tarikat gibi farazi ve hayali suretinde yapmaya mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikate uygun gelmiyor. Belki, ak?beti sonu düşünmek suretinde geleceği şimdiki zamana getirmek değil, belki hakikat noktas?nda şimdiki zamandan geleceğe fikren gitmek, nazaran bakmakt?r. Evet, hiç hayale, faraza luzüm kalmadan, bu k?sa ömür ağac?n?n baş?ndaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yaln?z kendi şahs?n?n ölümünü gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asr?n?n ölümünü de görür; daha bir parçada öbür tarafa gitse, dünyan?n ölümünü de müşahade eder, mükemmel ihlasa yol açar.16
    Bediüzzaman bu sözleriyle insanlara ölümü, adeta kabre girmiş, kendi ölümünü, kendi cenazesini görmüş, ahirete gidip dünyan?n ölümünü de müşahade etmiş bir insan?n şuur aç?kl?ğ? ve olgunluğuyla değerlendirmelerini tavsiye etmiştir. Ölümü düşünmenin insan? dünya hayat?ndaki her türlü tav?r ve ahlak bozukluğundan ar?nd?racak önemli bir vesile olduğuna dikkat çekmiştir.

    1. Risale-i Nur Külliyat?, 21. Lema, s.668
    2. Risale-i Nur Külliyat?, 21. Lema, s.668
    3. Risale-i Nur Külliyat?, 21. Lema, s.669
    4. Risale-i Nur Kulliyat?, Lemalar, s.133
    5. Risale-i Nur Kulliyat?, Lemalar, s.133
    6. Risale-i Nur Kulliyat?, Lemalar, s.150
    7. Risale-i Nur Kulliyat?, Lemalar, s.150
    8. Risale-i Nur Kulliyat?, Kastamonu Lâhikas?, s. 134
    9. Risale-i Nur Külliyat?, 20. Lema, s.662-663
    10. Risale-i Nur Külliyat?, 21. Lema, s.668
    11. Risale-i Nur Kulliyat?, Hizmet rehberi, s. 169
    12. Mesnevi-i Nuriye, s.215
    13. Mesnevi-i Nuriye, s.215
    14. Risale-i Nur Kulliyat?, Emirdağ Lâhikas?, Cilt 1, s.86
    15. Risale-i Nur Kulliyat?, Hizmet Rehberi, 81-83
    16. Ramuz El-Ehadis, (Hadisler Deryasi), Musannif: Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi (k.s), Mütercim: Abdülaziz Bekkine (k.s.), Gonca Yay?nevi, 80-16
    Konu elff tarafından (01.06.07 Saat 17:48 ) değiştirilmiştir.
    duanıza muhtaç
    muhammed akgöz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur'un İhlas Lem'aları İntişara Başladığı Münasebetiyle
    By aczmendi reşha in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 24.04.09, 15:59
  2. Risale-i Nur'da İhlas
    By ZekiMehmet in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 26.06.08, 21:35
  3. Risale-i Nur'un İntişarında İhlas - Çantacı Necmi İlgen Abi
    By SeRDeNGeCTi in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 03.03.08, 13:14
  4. Risale-i Nur'da İhlas-ı Tamme
    By gulsah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.03.07, 10:31

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0