+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Risale-iNurun Vukubulan Bir İnkara Cevabı

  1. #1
    Gayyur muntehab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Siirt
    Mesajlar
    115

    Standart

    Mukaddeme

    EVVELA: Bu Ramazan-? Şerifte Üniversitede ecnebi bir müsteşrik feylesof konferans?nda Kur'ana itiraz suretinde سَبْعَ سَمَوَاتٍ cümlesini inkâr tarz?nda dinleyen safdil müslüman gençleri şüpheye sevk etmek ihtimaline binaen Birinci Harb-i Umuminin baş?nda arabi ?şârât-ül-?'caz tefsirinde ve yirmibeş sene evvel Onikinci Lem'ada ?kinci Mes'ele-i Mühimme serlevhasiyle, o müsteşrikin inkâr?na karş? kuvvetli cevab?n? göstermek lâz?m geldi. Tâ çok ayet-i Kur'aniyede bulunan o cümle سَبْعَ سَمَوَاتٍ cümlesine mektepli islâm yavrular?n?n kalblerine bir şüphe, bir vesvese gelmesin.
    SAN?YEN: Kur'an-? Hakim arz ve semavattan bahsi Sani'i Zülcelâli s?fatiyle bildirmek için bahsediyor. Dolay?siyle ve ma'na-i harfiyle bak?yor. Kozmoğrafya, Coğrafya dersi vermiyor. San'at ve intizam, hikmet ve mizan ile Hal?k? bildiriyor. Ma'na-i harfiyle o kitab-? kebir-i kainata bak?yor. Okuyor. Ehl-i fen gibi ma'na-i ismiyle, madde ve tabiat hesabiyle bakm?yor.
    SAL?SEN: Madem Kur'an kainattan bahsi istidlal suretiyledir, delil zahir ve ma'lum olmak lâz?m geldiğinden örf ve âdetçe ma'lum ta'birat? istimal etmek ta'lim ve irşad iktiza ediyor. Onun için baz? zâhir ma'nas? ehl-i fennin derin mes'elelerini bildirmiyor.
    RAB?AN: Risale-i Nurdan Mu'cizat-? Kur'aniye Zülfikâr Risalesinde, ehl-i fennin anlamad?klar? için bütün iliştikleri pek çok âyetlerin her birinin, ayn? iliştikleri yerinde Risale-i Nur birer i'caz lem'as?n? göstermiş. Medar-? şüphe ve kusur zannettikleri noktalar, medar-? i'caz yüksek hakikatlar gösterilmiş. ?steyen bakabilir Fakat münkirlerin şüphelerini zikretmeden cevap vermiş. Tâ zay?f kalbliler de bir iz, bir şüphe b?rakmas?n. Zaten Risale-i Nur'un mümtaz bir hâsiyyeti de şudur ki; hiç şüpheleri i'tirazlar? zikretmeden öyle bir tarzda cevap verir ki: O şüpheler kalbe gelmeye ihtimal kalm?yor. Başka münakaşa ve münazaralar gibi münkirlerin şüphelerini göstermeden mahvediyor. Bu hakikat? görmek isteyenleri Risale-i Nura havale edip yaln?z numune için bu Ramazan-? şerifte o konferans? dinleyen bir k?s?m (?mam-Hatip) talebelerinden ve Kur'an h?fz? ile meşgul olan ma'sum gençlerin kalbine vesvese, vehim gelmemek için pek çok âyetlerdeki SEB'A SEMÂVA T cümlesini inkâr eden müsteşrik feylesofun inkâr?ndan k?rkbeş sene evvel Risale-i Nur bu gelen cevab? vermiş.
    ?kinci Mes'ele-i Mühimme'dir
    تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَواتِ اَلسَّبْعُ وَالاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ ?lâ âhir ثُمَّ اسْتَوَى اِلَى السَّمَآءِ فَسَوَّيهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ şu Âyet-i Kerime gibi mütaddit Âyetler, semavat? yedi sema olarak beyan ediyor. ?şârat-ül-?'caz tefsirinde eski Harb-i umuminin birinci senesinde cephe-i harbde ihtisar mecburiyetiyle gayet mücmel beyan ettiğimiz o mes'elenin yaln?z bir hulâsas?n? yazmak münasiptir. Şöyle ki:
    Eski hikmet, semavat? dokuz tasavvur edip, lisan-? şer'ide Arş ve Kürsi, yedi semavat ile beraber kabul edip acib bir suretle semavat? tasvir etmiştiler. O eski hikmetin dâhi hükemas?n?n şa'şaal? ifadeleri, nev-i beşeri çok as?rlar müddetince tahakkümleri alt?nda tutmuşlar. Hatta çok ehl-i tefsir, Âyât?n zâhirlerini onlar?n mezhebine göre tevfik etmeye mecbur kalm?şlar. O suretle Kur'an-? Hakimin i'câz?na bir derece perde çekilmişti. Ve hikmet-i cedide nam? verilen yeni felsefe ise, eski felsefenin mürur ve ubûra ve hark ve iltiyama kabil olmayan semavat hakk?ndaki ifrat?na mukabil tefrit edip, semavat?n vücudunu adeta inkar ediyorlar. Evvelkiler ifrat, sonrakiler tefrit edip hakikat? tamamiyle gösterememişler. Kur'an-? Hakimin hikmet-i kudsiyesi ise, o ifrat ve tefriti b?rak?p, hadd-i vasat? ihtiyar edip der ki: Sâni-i Zülcelâl, yedi kat semavat? halketmiştir. Hareket eden y?ld?zlar ise, bal?klar gibi sema içinde gezerler ve tesbih ederler. Hadiste: السَّمَاءُ مَوْجٌ مَكْفُوفٌ denilmiş: Yâni: "Sema, emvâc? karardâde olmuş bir denizdir".
    ?şte bu hakikat-? Kur'aniyeyi yedi kaide ve yedi vecih mana ile gayet muhtasar bir surette isbat edeceğiz.
    Birinci Kaide: Fennen ve hikmeten sabittir ki: Bu haddi yok feza-y? âlem, nihayetsiz bir boşluk değil belki "esir" dedikleri madde ile doludur.
    ?kincisi Fennen ve aklen, belki müşahedeten sabittir ki: Ecrâm-? ulviyenin câzibe ve dâfia gibi kanunlar?n?n rab?tas? ve ziya ve hararet ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin nâşiri ve nâkili, o fezay? dolduran bir madde mevcuddur. Üçüncüsü: Madde-i esiriyye esir kalmakla beraber sair maddeler gibi muhtelif teşekkülâta ayr? ayr? suretlerde bulunduğu tercübeten sabittir. Evet nas?l ki: Buhar, su buz gibi havâi, mâi câmid üç nevi eşya ayn? maddeden oluyor. Öyle de Madde-i esiriyyeden dahi yedi nevi tabakat olmas?na hiçbir mani-i akli olmad?ğ? gibi hiçbir itiraza medar olmaz.
    Dördüncüsü: Ecram-? ulviyeye dikkat edilse görünüyor ki: O ulvi âlemlerin tabakat?nda muhalefet var. Meselâ: Nehr-üs-sema ve kehkeşan namiyle mâruf, Türkçe "samanyolu" tâbir olunan bulut şeklindeki daire-i azimenin bulunduğu tabaka, elbette sevâbit y?ld?zlar?n tabakas?na benzemiyor. Güya tabaka-i sevâbit y?ld?zlar?, yaz meyveleri gibi yetişmiş, ermişler. Ve o kehkeşandaki bulut şeklinde görülen hadsiz y?ld?zlar ise, yeniden yeniye ç?k?p ermeye başl?yorlar. Tabaka-i sevâbit dahi, sad?k bir hads ile Manzûme-i Şemsiyyenin tabakas?na muhalefeti görünüyor. Ve hâkeza yedi münzûmat ve yedi tabaka, birbirine muhalif bulunmas?, his ve hads ile derk olunur.
    Beşincisi: Hadsen ve hissen ve istikrâen ve tecrübeten sabit olmuştur ki: Bir maddede tanzim ve teşkil düşse ve o maddeden başka masnûat yap?lsa, elbette muhtelif tabaka ve şekillerde olur. Meselâ: Elmas madeninde teşkilât başlad?ğ? vakit, o maddeden hem remad yani hem kül, hem kömür, hem elmas nevileri tevellüd ediyor. Hem meselâ: Ateş, teşekküle başlad?ğ? vakit; hem alev, hem duman, hem kor tabakalar?na ayr?l?yor. Hem meselâ: Müvellid-ül-mâ, müvelid-ül-humuza ile mezcedildiği vakit, o mezcden hem su, hem buz, hem buhar gibi tabakalar teşekkül ediyor. Demek anlaş?l?yor ki, bir madde-i vâhidde teşkilât düşse, tabakata ayr?l?yor. Öyle ise: Madde-i esiriyede Kudret-i Fât?ra teşkilâta başlad?ğ? için, elbette ayr? ayr? tabaka olarak فَسَوَّيهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ s?rriyle yedi-nevi semavat? ondan halketmiştir.
    Alt?nc?s?: Şu mezkûr emâreler, bizzarûre semavat?n hem vücuduna, hem taaddüdüne delâlet ederler. Madem kat'iyyen semavat müteaddittir ve muhbir-i sâd?k, Kur'an-? Mu'ciz-ül-Beyan?n lisaniyle yedidir der; elbette yedidir.
    Yedincisi: Yedi, yetmiş, yedi yüz gibi tabirat, üslûb-u arabide kesreti ifade ettiği için, o külli yedi tabaka çok kesretli tabakalar? hav? olabilir.
    ELHASIL: Kadir-i Zülcelâl, esir maddesinden yedi kat semavat? halkedip tesviye ederek, gayet dakik ve acib bir nizam ile tanzim etmiş ve y?ld?zlar? içinde zer'edip ekmiştir. Madem Kur'ân-? Mu'ciz-ül-Beyan, umum ins ve cinnin umum tabakalar?na karş? konuşan bir hutbe-i ezeliyedir. Elbette nev-i beşerin her bir tabakas? herbir Âyât-? Kur'aniyeden hissesini alacak ve Âyât-? Kur'aniye, her tabakan?n fehmini tatmin edecek surette ayr? ayr? ve müteaddit mânâlar? z?mnen ve işareten bulanacakt?r. Evet hitâbât-? Kur'aniyenin vüs'ati ve mââni ve işarat?ndaki genişliği ve en âmi bir avamdan en has bir havassa kadar derecat-? fehimlerini mürâat ve mümaşat etmesi gösterir ki: Herbir Âyatin herbir tabakaya bir veçhi var, bak?yor.
    ?şte bu s?rra binaen, "yedi semavat" mânâ-y? kullisinde yedi tabaka-i beşeriye, muhtelif yedi kat mânây? fehmetmişler. Şöyle ki: فَسَوَّيهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ âyetin, k?sa nazarl? ve dar fikirli bir tabaka-i insaniye, hava-y? nesiminin tabakat?n? fehmeder. Ve kozmoğrafya ile sersemleşmiş diğer bir tabaka-i insaniye dahi, elsine-i enamda seb'a-i seyyare ile meşhur y?ld?zlar? ve medarlar?n? fehmeder. Daha bir k?s?m insanlar küremize benzer zevil-hayat?n makarr? olmuş semavi yedi küre-i âheri fehmeder. Diğer bir taife-i beşeriye, manzume-i şemsiyenin yedi tabakaya ayr?lmas?n? hem Manzûme-i Şemsiyyemizle beraber yedi manzumât-? şümûsiyyeyi fehmeder. Daha diğer bir taife-i beşeriye, madde-i esiriyyenin teşekkülat? yedi tabakaya ayr?lmas?n? fehmeder. Daha geniş fikirli bir tabaka-i beşeriye, y?ld?zlarla yald?zlan?p, bütün görünen gökleri bir sema say?p, onu, bu dünyan?n semas?d?r diyerek, bundan başka alt? tabaka-i semavat var olduğunu fehmeder. Ve nev-i beşerin yedinci tabakas? ve en yüksek taifesi ise; Semavat-? seb'ay?, âlem-i şehadete münhas?r görmüyor. Belki avâlim-i uhreviye ve gaybiye ve dünyeviye ve misâliyenin birer muhit zarf? ve ihatal? birer sakf? olan yedi semavat?n var olduğunu fehmeder. Ve hakeza bu Âyetin külliyetinde mezkûr yedi kat tabakan?n yedi kat mânâlar? gibi daha çok cüz'i mânâlar? vard?r. Herkes fehmine göre hissesini al?r ve o mâide-i semaviyeden herkes r?zk?n? bulur.
    Madem o âyetin böyle pek çok sâd?k mâsadaklar? var. Şimdiki ak?ls?z feylesoflar?n ve serseri kozmoğrafyalar?n?n, inkâr-? semavat bahanesiyle böyle Âyete taarruz etmesi, haylaz ahmak çocuklar?n semavattaki y?ld?zlara bir y?ld?z? düşürmek niyetiyle taş atmas?na benzer. Çünki: Âyetin mânâ-y? küllisinden bir tek mâsadak sad?ksa, o külli mânâ sâd?k ve hak olur. Hatta vâkide bulunmayan, fakat umumun lisan?nda mütedavil bulunan bir ferdi, umumun efkâr?n? mürâat için o küllide dahil olabilir. Halbuki, hak ve hakiki çok efrad?n? gördük. Ve şimdi bu insafs?z ve haks?z coğrafyaya ve sersem ve sermest ve sarhoş kozmoğrafyaya bak: Nas?l bu iki fen hata ederek hak ve hakikat ve sâd?k olan külli mânâdan gözlerini yumup ve çok sâd?k olan masaddaklar? görmiyerek hayali bir acib ferdi, mânâ-y? Âyet tevehhüm ederek Âyete taş att?lar; kendi başlar?n? k?rd?lar, imanlar?n? uçurdular!..

    Elhas?l: K?raat-? seb'a, vücuh-u seb'a mu'cizat-? seb'a ve hakaik-? seb'a ve erkân-? seb'a üzerine nâzil olan Kur'an semas?n?n o yedişer tabakalar?na cin ve şeyâtin hükmündeki itikats?z maddi fikirler ç?kamad?klar?ndan Âyât?n nücûmunda ne var, ne yok bilmeyip yalan ve yanl?ş haber verirler. Ve onlar?n başlar?na o Âyât?n nücûmundan mezkûr tahkikat gibi şehablar inerler ve onlar? yakarlar. Evet cin fikirli feylesoflar?n felsefesiyle o semavat-? Kur'aniyeye ç?k?lmaz. Belki Âyât?n y?ld?zlar?na, hikmet-i hakikiyenin mi'raciyle ve iman ve ?slâmiyetin kanatlariyle ç?k?labilir.

    اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى شَمْسِ سَمَآءِ الرِّسَالَةِ وَقَمَرِ فَلَكِ النُّبُوَّةِ وَعَلَى اَلِهِ وَصَحْبِهِ نُجُومِ اْلهُدَى لِمَنِ اهْتَدَى
    سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
    اللَّهُمَّ يَارَبِّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ زَيِّنْ قُلُوبَ كَاتِبِ هَذِهِ الرِّسَالَةِ وَرُفَقَائِهِ بِنُجُومِ حَقَائِقِ اْلقُرْآنِ وَ اْ لاِيمَانِ آمِينَ

    Konu elff tarafından (01.06.07 Saat 17:52 ) değiştirilmiştir.
    duanıza muhtaç
    muhammed akgöz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevabı Bul , Sorunu Sor
    By gulsah in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 7911
    Son Mesaj: 25.12.16, 18:34
  2. Bir Soru Ve Cevabı
    By yağmur_damlası in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 23.02.09, 20:39
  3. Tavuk Mu? Yumurtadan...Yumurta Mi?Tavuktan Çıkar Sorusunun Risale-i Nurlardaki Cevabı
    By seyyah_salih in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 13.06.08, 00:22
  4. Risale-i Nur'un Bir İnkara Cevabı
    By Şakird in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.07.06, 15:25

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0