+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Risale'de Kur'an-ı Kerim

  1. #1
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    32
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Ey ehl-i kitap! Geçmiş olan enbiya ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ile Kur’ân’a da iman ediniz. Zira onlar, Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) gelmesini tebşir ettikleri gibi, onlar?n ve kitaplar?n?n s?dk?na olan deliller, hakikatiyle, ruhuyla Kur’ân’da ve Hazret-i Mu­hammed’de (a.s.m.) bulunmuştur. (?şarat-ül ?’caz sh: 49)

    Kur’ân-? Hakîm, şu Kur’ân-? Azîm-i Kâina­t?n en âli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercüma­n?d?r. Evet, o Furkand?r ki, şu kâinat?n sayfala­r?nda ve zamanlar?n yapraklar?nda kalem-i kud­retle yaz?lan âyât-? tekviniyeyi cin ve inse ders verir. (Sözler sh: 131)

    Kur’ân-? Hakîm, nihayetsiz parlak, yüksek hakikatleri cami olduğundan, şiirin hayalât?ndan müstağnidir. (Sözler sh: 138)

    Kur’ân, ?sm-i Âzamdan ve her ismin âzaml?k mertebesinden gelmiş. Hem bütün âlemlerin Rabbi itibar?yla Allah’?n kelâm?d?r. Hem bütün mevcudat?n ilâh? ünvan?yla Allah’?n ferman?d?r. Hem semavat ve arz?n Hâl?k? haysiyetiyle bir hi­tapt?r. Hem Rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir. Hem saltanat-? âmme-i Sübhâniye hesab?na bir hutbe-i ezeliyedir. Hem rahmet-i vâ­sia-i muhîta noktas?nda bir defter-i iltifâtât-? Rahmâniyedir. Hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlar?nda bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuas?d?r. Hem ?sm-i Âzam?n muhitinden nüzul ile Arş-? Âzam?n bütün muhâ­t?na bakan, teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-? mukaddestir. ?şte bu s?rdand?r ki, “Kelâmullah” ünvan? kemâl‑i liyakatle Kur’ân’a verilmiş. (Sözler sh: 134)

    Kur’ân’dan sonra, ikinci derecede kütüb-ü mu­kaddese ve suhuf-u semâviyenin, dereceleri nis­betinde tefevvuklar? vard?r; o s?rr-? tefevvuktan hissedard?rlar. Eğer bütün cin ve insan?n Kur’ân’­dan tereşşuh etmeyen bütün güzel sözleri top­lansa, yine Kur’ân’?n mertebe-i kudsiyesine yeti­şip tanzir edemez. (Sözler sh: 135)

    Beyanat-? Kur’âniye, beşerin ilm-i cüz’îsine, bâhusus bir ümmînin ilmine müstenid olamaz. Belki bir ilm-i muhîte istinad ediyor; ve cemî eşyay? birden görebilir, ezel-ebed ortas?nda bütün hakaik? bir anda müşahede eder bir Zât?n kelâm?d?r. (Sözler sh: 141)

    Kur’ân-? Hakîm, ehl-i şuura imamd?r, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemâle reh­berdir, ehl‑i hakikate muallimdir. Öyleyse, beşe­rin muhaverât? ve üslûbu tarz?nda olmak, zarurî ve kat’îdir. Çünkü, cin ve ins münâcât?n? ondan al?yor, duas?n? ondan öğreniyor, mesâilini onun li­san?yla zikrediyor, edeb-i muaşereti ondan taal­lüm ediyor, ve hâkezâ, herkes onu merci yap?yor. (Sözler sh: 185)

    Ey Şeytan ve ey Şeytan?n şakirtleri! Kur’ân ya Arş-? Âzamdan ve ?sm-i Âzamdan gelmiş bir ke­lâmullaht?r veyahut—hâşâ, sümme hâşâ, yüz bin kere hâşâ—yerde, Allah’tan korkmaz ve Allah’? bilmez, itikads?z bir beşerin düzmesidir. Bu ise, ey Şeytan, sab?k hüccetlere karş? bunu sen diyemez­sin ve diyemezdin ve diyemeyeceksin. Öyleyse, bizzarure ve bilâşüphe, Kur’ân Hâl?k-? Kâinat?n kelâm?d?r. Çünkü ortas? yoktur ve muhaldir ve olamaz. (Sözler sh: 189)

    Kur’ân’?n vazife-i asliyesi, daire-i Rububiyetin kemâlât ve şuûnât?n? ve daire-i ubudiyetin vezâif ve ahvâlini tâlim etmektir. (Sözler sh: 265)

    Fennin hiçbir hakikat-i kat’iyesi, Kur’ân’­?n hakaik-? kudsiyesine ilişemez. Fennin k?sa eli, onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez. (Sözler sh: 350)

    Elde Kur’ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan aramak akl?ma zâid örünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-? hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme s?klet mi gelir? (Sözler sh: 365)

    Kur’ân,

    • şu kitab-? kebir-i kâinat?n bir tercüme-i ezeli­yesi,

    • ve âyât-? tekviniyeyi okuyan mütenevvi dilleri­nin tercüman-? ebedîsi,

    • ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitab?n?n müfes­siri,

    • ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i ?lâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşaf?,

    • ve sutûr-u hâdisât?n alt?nda muzmer hakaikin miftah?,

    • ve âlem-i şehadette âlem-i gayb?n lisan?,

    • ve şu âlem-i şehadet perdesi arkas?nda olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-? ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-? ezeliye-i Sübhâniyenin hazinesi,

    • ve şu ?slâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, te­meli, hendesesi,

    • ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritas?,

    • ve Zât ve s?fât ve esmâ ve şuûn-u ?lâhiyenin kavl‑i şârihi, tefsir-i vâz?h?, burhan-? kàt??, tercü­man-? sât??,

    • ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi,

    • ve insaniyet-i kübrâ olan ?slâmiyetin mâ ve zi­yas?,

    • ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,

    • ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,

    • ve insana hem bir kitab-? şeriat,

    • hem bir kitab-? dua,

    • hem bir kitab-? hikmet,

    • hem bir kitab-? ubudiyet,

    • hem bir kitab-? emir ve davet,

    • hem bir kitab-? zikir,

    • hem bir kitab-? fikir,

    • hem bütün insan?n bütün hâcât-? mâneviye­sine merci olacak çok kitaplar? tazammun eden tek, câmi bir kitab-? mukaddestir. (Sözler sh: 366)

    Kur’ân-? Hakîmin herbir harfinin bir sevab? var, bir hasenedir. Fazl-? ?lâhîden, o harflerin sevab? sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yedi yüz (Âyetü’l-Kürsî harfleri gibi), bazan bin beş yüz (Sûre-i ?h­lâs?n harfleri gibi), bazan on bin (Leyle‑i Beratta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf eden­ler gibi) ve bazan otuz bin (meselâ, haşhaş tohu­munun kesreti misilli, Leyle-i Kadirde okunan âyetler gibi). Ve “O gece bin aya mukabil” işa­retiyle, bir harfinin o gecede otuz bin sevab? olur, anlaş?l?r. ?şte, Kur’ân‑? Hakîm, tezâuf‑u sevab?yla beraber, elbette muvazeneye gelmez ve gelemi­yor. (Sözler sh: 346)

    Kur’ân-? Hakîm, bil’ittifak, ümmî ve emin bir zât?n lisan?yla, zaman-? Âdem’den tâ Asr-? Sa­adete kadar, enbiyalar?n mühim hâlât?n? ve ehemmiyetli vukuat?n? öyle bir tarzda zikrediyor ki, Tevrat ve ?ncil gibi kitaplar?n tasdiki alt?nda gayet kuvvet ve ciddiyetle ihbar ediyor. Kütüb-ü sâlifenin ittifak ettikleri noktalarda muvafakat etmiştir. ?htilâf ettikleri bahislerde, musahhihâne, hakikat-i vak?ay? faslediyor. Demek, Kur’ân’?n na­zar-? gayb-bînîsi, o kütüb-ü sâlifenin umumunun fevkinde ahvâl-i maziyeyi görüyor ki, ittifakî mese­lelerde musadd?kane onlar? tezkiye ediyor, ihtilâfî meselelerde musahhihâne onlara faysal oluyor. Halbuki, Kur’ân’?n vukuat ve ahvâl-i maziyeye dair ihbârât? aklî bir iş değil ki ak?lla ihbar edilsin. Belki semâa mütevakk?f nakildir. Nakil ise, k?raat ve kitabet ehline mahsustur. Dost ve düşman?n it­tifak?yla k?raatsiz, kitabetsiz, emanetle maruf, ümmî lâkab?yla mevsuf bir zâta nüzul ediyor. (Sözler sh: 404)

    Kur’ân,

    • bütün âlemlerin Rabbi itibar?yla Allah’?n ke­lâm?d?r;

    • hem bütün mevcudat?n ?lâh? ünvan?yla Allah’­?n ferman?d?r;

    • hem bütün semâvat ve arz?n Hâl?k? nam?na bir hitapt?r;

    • hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâ­lemedir;

    • hem saltanat-? âmme-i Sübhâniye hesab?na bir hutbe-i ezeliyedir;

    • hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazar?nda bir defter-i iltifâtât-? Rahmâniyedir;

    • hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlar?nda bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuas?d?r;

    • hem ?sm-i Âzam?n muhitinden nüzul ile Arş-? Âzam?n bütün muhât?na bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-? mukaddestir.

    Ve şu s?rdand?r ki, “Kelâmullah” ünvan?, ke­mâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş ve daima da ve­riliyor. Kur’ân’dan sonra sair enbiyan?n kütüp ve suhuflar? derecesi gelir. (Sözler sh: 367)

    Kur’­ân, kulûbe kut ve g?da ve ukule kuvvet ve g?nâd?r; ve ruha mâ ve ziya ve nüfusa devâ ve şifa ol­duğundan usand?rmaz. Hergün ekmek yeriz, usanmay?z. Fakat en güzel bir meyveyi hergün yesek, usand?racak. Demek, Kur’ân hak ve haki­kat ve s?dk ve hidayet ve harika bir fesahat oldu­ğundand?r ki, usand?rm?yor. (Sözler sh: 378)

    Ey ins ve cin! Eğer Kur’ân kelâm-? ?lâhî oldu­ğunda şüpheniz varsa, bir beşer kelâm? olduğunu tevehhüm ediyorsan?z, haydi, işte meydan, geli­niz! Siz dahi ona Muhammedü’l-Emin dediğiniz zat gibi okumak yazmak bilmez, k?raat ve kitabet görmemiş bir ümmîden bu Kur’ân gibi bir kitap getiriniz, yapt?r?n?z. (Sözler sh: 383)

    Nas?l bir usta, bina ettiği ve idare ettiği iki ha­neden bahseder, program?n? ve işlerinin liste ve fihristesini yapar. Kur’ân dahi, şu kâinat? yapan ve idare eden ve işlerinin listesini ve fihristesini, tabir caizse program?n? yazan, gösteren bir Zât?n beyan?na yak?ş?r bir tarzdad?r. Hiçbir cihetle eser-i tasannu ve tekellüf görünmüyor. Hiçbir şaibe-i taklit veya başkas?n?n hesab?na ve onun yerinde kendini farz edip konuşmuş gibi bir hud’an?n emaresi olmad?ğ? gibi, bütün ciddiyetiyle, bütün saffetiyle, bütün hulûsuyla, sâfi, berrak, parlak beyan?, nas?l gündüzün ziyas? “Güneşten geldim” der, Kur’ân dahi “Ben Hâl?k-? Âlemin beyan?y?m ve kelâm?y?m” der. (Sözler sh: 397)

    Bu dünyay? san’atlar?yla ziynetlendiren bir San’atkâr?n, san’at?n? istihsan eden insanla konuşmamas? muhaldir. Madem ki yapar ve bilir; elbette konuşur. Madem konuşur; elbette ko­nuşmas?na yak?şan Kur’ân’d?r. (Sözler sh: 398)

    Kur’ân’?n düsturlar?, kanunlar?, ezelden geldiğin­den, ebede gidecektir. Medeniyetin kanunlar? gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir. Daima gençtir, kuvvetlidir. (Sözler sh: 408)

    Binler mesâil-i Kur’âniye­nin herbirisi, saadet-i beşeriyeyi dünyada temine hizmet etmekle beraber, hayat-? ebediyesine de hizmet eder. (Sözler sh: 410)

    Cin ve insin, hattâ şeytan­lar?n netice-i efkârlar? ve muhassala-i mesaileri olan medeniyet ve hikmet-i felsefe ve edebiyat-? ecnebiye, Kur’ân’?n ahkâm ve hikmet ve belâga­tine karş? âciz derekesindedirler. (Sözler sh: 412)

    Kur’ân kalblere kuvvet ve g?dad?r, ruhlara şi­fâd?r. G?dan?n tekrar?, kuvveti artt?r?r. Tekrar et­mekle daha melûf ve menus olduğundan lezzeti artar. (Mesnevî-i Nuriye sh: 127)

    Kur’ân hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeri­att?r, hem sad?rlara şifa, mü’minlere hüdâ ve rahmettir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 128)

    Kur’ân’?n takip ettiği makas?d-? esasiye ve anâs?r-? asliye, ubudiyetle tevhid, risa­let, haşir, adalet olmak üzere dörttür. Diğer bah­settiği meseleler ancak bu maksatlara vesilelerdir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 234)

    Cenâb-? Hakk?n rahmetiyle kalbime geldi ki: Bu muhtelif turuklar?n baş? ve bu cetvellerin menba? ve şu seyyarelerin güneşi Kur’ân‑? Hakîmdir. Hakikî tevhid-i k?ble bunda olur. Öyleyse, en âlâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur. (Mektubat sh: 356)

    “Bu işittiğim Kur’ân, başka kitaplara benzemez. Ya bütününün alt?nda olacak veya bütününün fevkinde olacak. Umumun alt?ndaki ş?k ise, kimse diyemez ve de­memiş; şeytan dahi diyemez. Öyleyse umumun fevkindedir.” (Mektubat sh: 406)

    Zaman ihtiyarland?kça, Kur’an gençleşiyor; rumuzu tavazzuh ediyor. (Mektubat sh: 475)

    Bu dünyay? en mükemmel ve muntazam bir şe­hir, bir saray hükmünde halk eden bir Sâni-i Zül­celâl, mümkün müdür ki, o şehirde, o sarayda, en ehemmiyetli misafirleriyle ve dostlar?yla konuş­mas?n, görüşmesin? Madem bilerek bu saray? yapm?ş ve irade ve ihtiyar ile tanzim ve tezyin et­miş; elbette nas?l ki yapan bilir, öyle de bilen ko­nuşur. Madem bu saray?, bu şehri bize güzel bir misafirhane ve ticaretgâh yapm?ş; elbette bize karş? münasebât?n? ve bizden arzular?n? göstere­cek bir defteri, bir kitab? bulunacakt?r.

    ?şte o kudsî defterin en mükemmeli, k?rk vecihle mucize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve herbir harfinde asgarî olarak on sevap ve on hasene ve bazan on bin ve bazan da—Leyle-i Kadir s?rr?yla—bir har­fine otuz bin hasene ve meyve-i Cennet ve nur‑u berzah veren Kur’ân-? Mu’cizü’l-Beyand?r. Bu makamda ona rekabet edecek, kâinatta hiçbir ki­tap yoktur ve hiçbir kimse gösteremez. (Lem’alar sh: 225)

    Kendini tan?tt?rmak için, kâinat? bu kadar hadsiz masraflarla, baştan başa harikalar içinde yaratan ve binler dillerle kemâlât?n? söylet­tiren, elbette kendi sözleriyle dahi kendini tan?tt?­racak. (Şualar sh: 124)

    Kur’ân, bu dünyada, öyle nuranî ve saadetli ve hakikatli bir surette bir tebdil-i ha­yat-? içtimaiye ile beraber, insanlar?n hem nefisle­rinde, hem kalblerinde, hem ruhlar?nda, hem ak?llar?nda, hem hayat-? şahsiyelerinde ve hem hayat-? içtimaiyelerinde, hem hayat-? siyasiyele­rinde öyle bir ink?lâp yapm?ş ve idame etmiş ve idare etmiş ki, on dört as?r müddetinde, her daki­kada, alt? bin alt? yüz altm?ş alt? âyetleri kemâl-i ihtiramla, hiç olmazsa yüz milyondan ziyade in­sanlar?n dilleriyle okunuyor ve insanlar? terbiye ve nefislerini tezkiyeve kalblerini tasfiye ediyor, ruhlara inkişaf ve terakki ve ak?llara istikamet ve nur ve hayata hayat ve saadet veriyor. Elbette böyle bir kitab?n misli yoktur, harikad?r, fevkalâ­dedir, mucizedir. (Şualar sh: 134)
    Konu elff tarafından (01.06.07 Saat 19:05 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kur'an-ı Kerim Risale-i Nur'u Kabul Eder mi?
    By hafız halime in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 27.12.16, 17:59
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.12.09, 12:19
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.12.09, 12:18
  4. Kuran-ı Kerim,Hadisi Şerif ve Risale-i nur
    By gazibozkurt in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26.03.08, 23:21
  5. Kur'an-ı Kerim
    By zühretünnur in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.01.08, 17:18

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0