+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 12

Konu: Bediüzzaman ' dan İhtar ve İkazlar

  1. #1
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart Bediüzzaman ' dan İhtar ve İkazlar

    Hz. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinden Bazı İhtar ve İkaz Mektupları




    Kastamonu Lâhikası | Birden İhtar Edilen Bir Mesele | 55

    Feyzi kardeşim,
    Sen Isparta vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan, tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede-Allah rahmet eylesin-


    mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zat, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur'un elli altmış şakirtleri içinde celbkârâne sohbet ettiği halde, yalnız birtek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi.
    Mütebakisi, o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar.

    Risale-i Nur'un yüksek, kıymettar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.

    O şakirtlerin gayet keskin kalb ve basireti şöyle bir hakikati anlamış ki: Risale-i Nur'a hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarikat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mümine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bakiyeyi temin eder. Velayet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı velî yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir.
    İşte bu dakik sırrı, senin Ispartalı kardeşlerin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi biçare günahkâr bir adamın arkadaşlığını evliyalara, belki de eğer bulunsaydı müctehidlere dahi tercih ettiler.


    Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, "Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım" dese, sen Risale-i Nur'u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.



    Bu zamanda, lillâhilhamd, Sünnet-i Seniye dairesinde kemal-i imanı kazanan Risale-i Nur şakirtleri evliyaların, mürşidlerin nazar-ı dikkatini celb edecek vaziyeti aldığından, her zamanda bulunan hakikî mürşidler, her halde bu zamanda Risale-i Nur şakirtlerine müşteri olurlar. Birisini elde etse, yirmi mürid kadar kıymet verirler.
    Hem, zevkli ve cazibedar velayet tereşşuhatı karşısında Risale-i Nur'un hizmetindeki meşakkat, mücahede, külfet bulunduğundan, Feyzi'ye hitaben beyan edilen hakikat o tarafa da faydası olur diye leffen size gönderildi.
    Umum kardeşlerime birer birer selam ediyorum.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Osmanlıca Lem'alar S:923




    On Yedinci Nükte



    Kardeşlerim,

    Maatteessüf başımıza gelen şefkat tokatını, iki üç gündür, kat’i bir kanaatla anladım.
    Hattâ, ehl-i isyan hakkında gelen bir âyetin çok işarâtından bir işareti bize bakıyor gibi hissettim. O da şudur: (*)
    فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ...اَخَذْنَاهُمْ
    yâni: “Onlara ihtar ettiğimiz ders ve nasihatı unuttukları ve amel etmedikleri vakit, onları tutup musîbet altına aldık.”

    Evet, en âhirde sırr-ı ihlâsa dâir bir risâle bize yazdırıldı. Elhak, gayet âlî ve nurânî bir düstur-u uhuvvet idi. Ve on binler kuvvetle ancak mukabele edilir hâdiselere, musîbetlere karşı, o sırr-ı ihlâs ile on adamla mukavemet ettirebilir bir düstür-u kudsî idi. Fakat, maatteessüf başta ben, biz o ihtâr-ı mânevî ile amel edemedik. Bu âyetin mânâ-yı işârisiyle: اَخَذْنَاهُمْ
    cifrî tarihiyle bin üç yüz elli iki eder. Aynı tarihiyle tutturulduk. Bir kısmımız şefkat tokadına giriftâr olduk. Bir kısmımız hakkında tokat değil, belki tokada mâruz olan kardeşlerimize medâr-ı tesellî ve kendilerine medâr-ı sevab ve istifade olmak için bu musîbetin içine alındı.

    Evet, ihtilâttan men olunduğum için üç aydan beri yeniden üç gündür ben, kardeşlerimin dâhilî ahvâline de muttâli oldum.


    Hiç hatır ve hayâlime gelmez en hâlis zannettiğim kardeşlerimde sırr-ı ihlâsa münâfi hareket vukûa gelmişti.

    Ondan anladım ki: (*) فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ...اَخَذْنَاهُمْ âyetinin uzaktan uzağa bir mânâ-yı işârîsi bize de bakıyor. Ehl-i dalâlet için nâzil olan bu âyet onlara azaptır. Fakat bizim için terbiye-i nüfûs ve keffáretü’z-zünûb ve tezyîd-i derecât için şefkat tokadıdır.

    Biz elimizdeki kıymettar nimet-i İlâhiyeyi tam takdir etmediğimizden, tokat yediğimize bir delil şudur ki:

    • En kudsî bir mücâhede-i mâneviyeyi tazammun eden ve

    • sırr-ı verâset-i nübüvvetle velâyet-i kübrânın feyzine mazhar ve

    • sahâbenin sırr-ı meşrebine medâr olan Risâle-i Nur ile hizmet-i kudsiye-i Kur’âniyemize kanâat etmeyip, menfaatı şimdilik bize pek az ve bu vaziyetimize mühim zararı muhtemel tarikat hevesinin birkaç defa şiddetle ihtarımla önü alınmasıdır.

    Yoksa, hem vahdetimizi bozacaktı, hem dört elifin tesânüdüyle bin yüz on birden dört kıymetine tenzil eden teşettüt-ü efkâr ve bu gayet ağır hâdiseye karşı kuvvetimizi hiçe indiren tenâfür-ü kulûba uğrayacaktı.


    Gülistan sahibi Şeyh Sa’di-i Şirâzî naklediyor, der: “Ben bir ehl-i kalbi tekkede, seyr-i sülûk ile meşgul iken görmüştüm. Birkaç gün sonra onu talebeler içinde,medresede gördüm. Ne için o feyizli tekkeyi terkedip, bu medreseye geldin, dedim. O da dedi ki: Orada herkes kendi nefsini—eğer muvaffak olursa—kurtarabilir. Burada ise bu âlî-himmet şahıslar kendileriyle beraber çoklarını kurtarmaya çalışıyorlar. Uluvv-ü cenâb, uluvv-ü himmet bunlardadır. Fazîlet ve himmet bunlardadır. Onun için buraya geldim.”

    Şeyh Sa’dî bu vâkıayı, kısaca hülâsasını Gülistan’ında yazmıştır.

    Acaba, talebelerin, نَصَرَ, نَصَرَا, نَصَرُوا, نَصَرَتْ... gibi sarf ve nahvin küçücük meseleleri tekkelerdeki virdlere râcih gelirse,


    Risâle-i Nur’un:


    اٰمَنْتُ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَبِالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ


    deki hakaik-ı kudsiye-i imâniyeyi en kat’î ve vâzıh bir sûrette ders verip, en muannid zındıkları ve en mütemerrid feylesofları susturup ders verirken, onu bırakıp, yahut sekteye uğratıp, veyahut kanâat etmeyip, tarikat hevesiyle Risâle-i Nur’dan izin almayarak kapanmış hangâhlara girmek, ne derece yanlış olduğunu ve bizim bu şefkat tokadına ne derece istihkak kesbettiğimizi gösteriyor.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  3. #3
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart


    Osmanlıca Lem'alar S:918

    On İkinci Nükte



    Aziz kardeşlerim!

    Gücenmemek şartıyla bu defa takdirkârane değil, belki tenkidkârane iki küçük meseleyi beyan edeceğim:

    Birincisi: Ben, sizleri ve Risale-i Nur’u müdâfaa için çok davalarda bulundum. O davalardaki şahidlerimin birinci sınıfı sizlerdiniz. Halbuki, inkârınızla hem beni şahidsiz bıraktınız, hem de hakkımdaki ittihamı takviye ettiniz. Çünkü, sizin kaçmanız ve inkârınız, “Demek bir şey var ki, bunlar yanaşmıyorlar” diye fikir verdi. Hem ben sizlerin nasıl tebrienize çalıştım, sizden çoluk çocukları olmayan kısmı beni yalnız bırakmamak için merdâne yanaşmak lazımdı. Fakat, iş işten geçti, yeniden yanaşmağa lüzum yok.


    İkinci mesele: Seciye-i âliye-i Sahabeyi ve meşreb-i nurânî-i peygamberiyi beyan eden Risale-i Nur dairesindeki feyze kanaat etmeyip, bir kısım kardeşlerimiz tarikat hevesiyle üstadının ve kardeşlerinin şahs-ı mânevîsinin rızasını ve iznini almadan başka yerde o hevesle, hem kendine faidesi olmayarak, hem bizlere, hem Risale-i Nur’a, hem musibetzede arkadaşlarımıza, Risale-i Nur’a girmeyen rüfekamıza zarar ve müteaddid ve dikkatle bizi tecessüs eden adamların nazar-ı dikkatini celbe medar bir heveste bulundular.

    Ben ki, her birinizi yüz hemşehrime değiştirmediğimi resmen mahkemede iddia ettim ve beni ziyaret edenlere karşı iddia etmişim ki; Risale-i Nur talebelerinin en küçüğünü, hariç bir veliden daha ehemmiyetli gördüğümü ve Kuleönlü Ali, Lütfi gibi genç ve hâlis Risale-i Nur talebelerini hariçteki büyükçe bir veliye tercih ettiğimi çok emarelerle benden anladığınız halde, nasıl oluyor ki menfaatsiz, belki zararlı bir heves yolunda arkadaşlarının şahs-ı mânevîsinin malum ve âli makamını ve Üstadınızın müsellem size karşı hayırhahlığını düşünmeyip, hariçte makamı—sizce meçhul—ve hem o bîçareye zararlı bir surette şeyhlik damarını tahrik etmek suretinde sohbet etmek muvafık değildir.

    Bu tenkid—haşa—sizin umumunuza ve ekserinize ait değil, yalnız bir iki üç zatın kusurlarına da değil, kalblerinin fazla safvetinden ve tarikata ziyade heveslerindendir. Hem Isparta’nın en zaif damarı, sebeb-i ittihamımız olan tarikatı en kuvvetli sebep göstermeleri, zannederim bu mânasız tarikat hevesi sebebiyet vermiştir. Burada bu tevkifimizin en kuvvetli sebebi, bu bazı safdillerin hevesinden ve benimle de münasebetleri tarikat süsü verdiğinden tahmin ederim. Pek çok rica ederim benim bu tenkidimden gücenmeyiniz
    .

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  4. #4
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart



    Yirmi Sekizinci Lem'a
    On Birinci Nükte


    On Birinci Nükte



    Bir düstur




    Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur’un dâiresi hâricinde nur aramamalı ve aramaz.

    Eğer ararsa, Risale-i Nur’un penceresinden ışık veren mânevî güneşe bedel bir lâmbayı bulur, belki güneşi kaybeder.

    Hem Risale-i Nur’un dâiresindeki hâlis, pek kuvvetli ve her ferdine çok ruhları kazandıran ve Sahâbenin sırr-ı verâset-i Nübüvvetle meşreb-i uhuvvetkârânesini gösteren “meşreb-i hıllet ve meslek-i uhuvvet” ise, hâriç dâirelerde o pedere ve o mürşide üç cihetle zarar vermek suretiyle, bir pederi aramaya ihtiyaç bırakmaz; birtek peder yerine, pek çok ağabeyi buldurur. Elbette büyük kardeşlerin müteaddit şefkatleri, bir pederin şefkatini hiçe indirir.

    Dâireye girmeden evvel bulduğu şeyhi, her fert o şeyhini, mürşidini, dâirede dahi muhâfaza edebilir.


    Fakat şeyhi olmayan, dâireye girdikten sonra, ancak dâire içinde mürşid arayabilir.

    Hem Risaletü’n-Nur’un velâyet-i kübrâ olan sırr ı verâset-i Nübüvvet feyzini veren ders-i hakâik dâiresindeki ilm-i hakikat dahi dâire hâricindeki tarikatlere ihtiyaç bırakmaz. Meğer tarikati yanlış anlayıp, güzel rüyalar, hayaller, nur ve zevklere müptelâ ve âhiret faziletinden ayrı olan dünyevî ve hevesî zevkleri arzulayan ve merciiyet makamını isteyen nefisperestler ola...

    Bu dünya dârü’l-hizmettir; külfet ve meşakkat ile ücret ölçülür—dârü’l-mükâfat değil. Onun içindir ki, ehl-i hakikat keşif ve kerâmetlerdeki ezvâk ve envâra ehemmiyet vermiyorlar. Belki bazan kaçıyorlar, setrini istiyorlar.

    Hem Risale-i Nur’un dâiresi çok geniştir; şâkirtleri pek çoktur. Hârice kaçanları aramaz, ehemmiyet vermez, belki daha içine almaz.

    Her insanda bir kalp var. Bir kalp ise, hem dâirede, hem hâriçte olamaz.

    Hem hâriçteki irşâda hevesli zâtlar, Risale-i Nur’un şâkirtleriyle meşgul olmamalı. Çünkü üç cihetle zarar görmeleri muhtemeldir. Takvâ dâiresindeki talebeler irşâda muhtaç olmadıkları gibi, hâriçte kesretli namazsızlar var. Onları bırakıp bunlarla meşgul olmak irşad değildir. Eğer bu şâkirtleri severse, evvelâ dâire içine girsin, o şâkirtlere peder değil, belki kardeş olsun—fazileti ziyade ise ağabeyleri olsun.

    Hem bu hâdisede göründü ki, Risale-i Nur’a intisâbın çok ehemmiyeti var ve çok pahalı düştü. Ve buna bu fiyatı veren ve o yolda bütün âlem-i İslâm nâmına dinsizliğe karşı mücâhede vaziyetini alan aklı başında bir adam, o elmas gibi mesleği terk edip başka mesleklere giremez.


    Said Nursî

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  5. #5
    Gayyur _süeda_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    86

    Standart

    Evet, güneş varken mumlar?n ?ş?ğ? alt?na girmeye ihtiyaç yok. Madem güneşi gösteriyorum; benden mum ?ş?ğ?-bahusus bende bulunmazsa-istemek mânâs?zd?r, lüzumsuzdur..... Onlar, Nurlardan ald?klar? feyze kanaat etmek, onlar?n üstünde hakt?r.
    28. mektup

  6. #6
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Alıntı _süeda_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet, güneş varken mumlar?n ?ş?ğ? alt?na girmeye ihtiyaç yok. Madem güneşi gösteriyorum; benden mum ?ş?ğ?-bahusus bende bulunmazsa-istemek mânâs?zd?r, lüzumsuzdur..... Onlar, Nurlardan ald?klar? feyze kanaat etmek, onlar?n üstünde hakt?r.
    [quote=_süeda_;90358]



    Allah raz? olsun kardeş , şöyle de bir hat?ra var , paylaşaşl?m inş. :

    Avukat Kemal Tamer anlatt? : '' Ben Bediüzzaman ' ?n Eskişehir hadisesi , s?ras?nda maznun olarak değil , hukuk talebesi stajyer avukat olarak mahkeme safahat?na takib ediyordum . O zamanki stajyerler , mahkeme celselerine girip mahkemeyi takip ettikleri gibi , hapishaneye de girip ç?kmalar?na da bir mani yoktu.

    Bir gün hapishanenin içine girdim ve bediüzzaman ' la görüşmek istedim . Yan?na gittim , namaz? yeni k?lm?l , tesbihat?n? yap?yordu . Elini öptükden sonra , efendim dedim : '' Size bir çok kerametler gösterir diyorlar . Halbuki ben sizi takip ettiğim kadar?yla , sizde herhangi harika bir hal göremedim , Eğer gerçekten öyle şeyler göserebiliyorsan?z , banda gösterin , Mesela şu elinizde ki tesbih kendi kendine yürüsün . ''

    Benim tekellüflü teklifim üzerine Bediüzzaman Hazretleri bir tebessüm eyledi ve bana şu temsili hikayeyi anlat? :

    '' Bir adam?n çok sevdiği sevimli , sevgili bir tek küçük oğlu varm?ş. Adam bu çok k?ymetli yavrusuna en değerli bir hediye almak için , kuyumcu dükkan?na götürmüş. Çok çeşitli elmas ve mücevherattan hangisini isterse onu oğluna alacağ?n? söylemiş.

    Dükkanc? , mücevherat dükka?n?n süslemek için ayr?ca tavan?na çok çeşitli renklerde büyük lastik balonlar? da asm?ş. Çocuk dükkana girince , gözü balonlara tak?l?p kalm?ş ve '' baba en bu balonlardan istiyorum '' deyip durmuş ve ağlamaya başlam?ş...Adam , '' oğlum ben sana çok pahal? ve k?ymetli elmas ve müceherlerden bir şeyler almak istiyorum . Yter ki sen iste ! '' demişsen de çocuk anl?yamam?ş ... '' Hay?r ben balon istiyorum '' diyerek ağlam?ş ve isteğinde ?srar etmiş. ''

    Bediüzzaman bu hikayeyi anlatt?ktan sonra bana dönüp dedi ki : '' Ben Kuran ' ?n elmas ve müceherat dükkan?n?n dellal?y?m , bekçisiyim . Ben baloncu değilim. Benim dükkan?mda , benim pazar?mda Kuran ' ?n ebedi ölümsüz elmaslar? vard?r. Ben onlar? sat?yorum , balon satm?yorum '' dedi


    Bediüzzaman ' ?n ne demek istediğini anlam?şt?m . Yapt?ğ?m hareketten mahçup olmuştum.

    Son şahitler - 1 , 2. bask? s:89

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  7. #7
    Gayyur _süeda_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    86

    Standart

    Feyzi kardeşim,
    Sen Isparta vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan, tam onlar gibi olmal?s?n. Hapishanede-Allah rahmet eylesin-mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyas?ndan bir zat, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur'un elli altm?ş şakirtleri içinde celbkârâne sohbet ettiği halde, yaln?z birtek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi. Mütebakisi, o cazibedar şeyhe karş? müstağni kald?lar. Risale-i Nur'un yüksek, k?ymettar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.
    O şakirtlerin gayet keskin kalb ve basireti şöyle bir hakikati anlam?ş ki: Risale-i Nur'a hizmet ise, iman? kurtar?yor; tarikat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazand?r?yor. Bir adam?n iman?n? kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine ç?karmaktan daha mühim ve daha sevapl?d?r. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazand?rd?ğ? için bir mümine, küre-i arz kadar bir saltanat-? bakiyeyi temin eder. Velayet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlatt?r?r. Bir adam? sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adam?n iman?n? kurtarmak, on adam? velî yapmaktan daha sevapl? bir hizmettir.
    ?şte bu dakik s?rr?, senin Ispartal? kardeşlerin bir k?sm?n?n ak?llar? görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi biçare günahkâr bir adam?n arkadaşl?ğ?n? evliyalara, belki de eğer bulunsayd? müctehidlere dahi tercih ettiler.
    Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-? âzam gelse, "Seni on günde velayet derecesine ç?karacağ?m" dese, sen Risale-i Nur'u b?rak?p onun yan?na gitsen, Isparta kahramanlar?na arkadaş olamazs?n.


    kastamonu lah. sayfa 83

  8. #8
    Gayyur _süeda_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    86

    Standart

    Alıntı _süeda_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Feyzi kardeşim,
    Sen Isparta vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan, tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede-Allah rahmet eylesin-mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zat, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur'un elli altmış şakirtleri içinde celbkârâne sohbet ettiği halde, yalnız birtek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi. Mütebakisi, o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar. Risale-i Nur'un yüksek, kıymettar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.
    O şakirtlerin gayet keskin kalb ve basireti şöyle bir hakikati anlamış ki: Risale-i Nur'a hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarikat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mümine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bakiyeyi temin eder. Velayet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı velî yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir.
    İşte bu dakik sırrı, senin Ispartalı kardeşlerin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi biçare günahkâr bir adamın arkadaşlığını evliyalara, belki de eğer bulunsaydı müctehidlere dahi tercih ettiler.
    Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, "Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım" dese, sen Risale-i Nur'u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.


    kastamonu lah. sayfa 83



    bazı defa haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, ince hakaik-ı imaniye ve kuvvetli hüccetler, müteaddit risalelerde tekrar edilmiş.
    Ben çok hayret ediyordum; neden bunlar bana unutturulmuş, tekrar yazdırılmış? Sonra kati bir surette bildim ki; herkes bu zanıanda Risale-i Nur'a muhtaçtır....... Ve gıda gibi, her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi, o da mütalaasını tekrar eder.
    sikke-i tasdik-i gaybi


  9. #9
    Gayyur _süeda_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    86

    Standart



    Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakm?yorum, meşgul olmuyorum; siz dahi Risaletü'n-Nur'a kanaat etmeniz laz?md?r, belki bu zamanda elzemdir.
    Hem şimdilik baz? uleman?n yeni eserlerinde meslek ve meşrep ayr? ve bid'atlara müsait gittiği için, Risaletü'n-Nur z?nd?kaya karş? hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çal?şmas? gibi, bid'ata karş? da huruf ve hatt-? Kur'an? muhafaza etmek bir vazifesi iken, has talebelerden birisi bilfiil huruf ve hatt-? Kur'aniye'yi ders verdiği halde, s?rr? bilinmez bir hevesle, huruf ve hatt-? Kur'aniyeye, ilm-i din perdesinde tesirli bir surette darbe vuran baz? hocalar?n darbede istimal ettikleri eserleri alm?şlar. Haberim olmadan, dağda, şiddetli bir tarzda o has talebelere karş? bir gerginlik hissettim, sonra ikaz ettim. Elhamdü lillâh ay?ld?lar. ?nşaallah tamamen kurtuldular.


    kastamonu lah.


  10. #10
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Üstad?m?z?n en önemli ikaz? sak?n ifadesi ile te'kid edilmiş olan tenkid konusudur. Zira şahs-? maneviyi darmadağ?n eden, en önemli gücümüz olan tesanüdü zay?flatan ve enerjimiz olan şevki s?f?rlayan tenkid hastal?ğ?d?r...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ulema-i Su'ya İhtar
    By hasandemir in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 09.06.09, 13:51
  2. Önemli Bir İhtar
    By BiKeS_ in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 30.07.08, 23:34
  3. Sadeleştirmecilere İhtar!
    By hasandemir in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 04.02.08, 19:37
  4. İhtar!!!
    By Ehl-i telvin in forum Gündem
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 29.06.07, 11:26
  5. Bebeğe İhtar
    By sessizciglik in forum Şiirler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.04.07, 10:54

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0