+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Risale-i Nur'da Muhabbet..

  1. #1
    Gayyur GüLmİSaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    BaTMAN :(
    Yaş
    35
    Mesajlar
    123

    Standart Risale-i Nur'da Muhabbet..

    MUHABBET


    ‘’Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur, hem şu kâinatın râbıtasıdır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır. İnsan kâinatın en câmi' bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir. İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.’’(Sözler322).Evet paragraftan anladığımız üzere, şerrin ta kendisi olan yokluk zulmetinden kurtaran muhabbet nurudur. Zaten Muhabbet değil midir? Kâinatı hayatlandıran. O zaman her şey O(c.c.)’na olan muhabbet içindir… Zaten ‘’rabıta, hayat, nur ve sebeb-i vücüd’’ sözcüklerinden anlaşıldığı üzere muhabbet için var edildik. Hayatlandık. İman nuruna kavuştuk. Yoktuk seve seve varlığımız yokluğumuza tercih edildi. Var edildik sevildik sevindik sevdik. Sevildiğimizi öğrenerek daha çok sevdik.
    ‘’İnsan kâinatın en câmi' bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir.’’ Evet, şu cümleden aslında şu mana çıkıyor; İnsanı zemine halife kıldırtan ve bu kadar istidatın kendisinde toplu olması muhabbettin kalbine derc olunması içindir. Yoksa cami olduğu için kalbine derc edilmiş değildir.’’ İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir’’(lem’alar20)…
    Halife-i arz olan insan en donanımlı varlıktır. Hem şuur sahibi hem hayat sahibi hem ruh sahibi ve hem terakkisine veya tedennisine vesile olacak nefis sahibidir. Donanımlı olması sebebiyle bütün varlıklarla alakadardır. Hayvanıyla, bitkisiyle hatta taşıyla toprağıyla alakadardır. Ve nihayeti olmayan bir donanımı daha vardır. Ve o donanım muhabbettir. Ve donanımın mekânı ise kalptir.
    ‘’Ve bu küçük insanın küçücük kalbinde kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hafıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.’’(lem’alar62)
    Risaleinurda 476 yerde muhabbetten bahsedilmiştir. Aşk kelimesini de katarsak sanırım bu sayı ikiye katlanır.
    ‘’Bütün kâinatın mâyesi,(Asıl esas maya) muhabbettir.’’(sözler570) , ‘’şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.’’(Lem’alar324), ‘’Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur’’(sözler322)…
    Muhabbetin kâinatın esası, gayesi ve yaratılış sebebi olmasından ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Muhabbet yoksa vücud da yok hayır da yok. Şer var.Yokluk karanlıktır,varlık ise nur.Yokluğu düşünmek dahi elemdir.Varlık ise cehennemde olsa lezzettir.
    Ve şu sözlerle ifade edelim
    ’’ Ateşin bile üşüdüğü bir yalnızlıktır yokluk yalnızlık acıdır sevmek ise tatlı yokluk acıtır. Oysa sevilmek sevinçtir neşedir sevindirir. Hatırla o zamanı ki yokluğun kimsenin umurunda değildi. Bir taş bile yoktu üzerinde adın hatırlanacak. Yoktun sadece yok. Yoktun! Varlığın yokluğuna seve seve tercih edildi. Yoktun sen ve var kılındın. Seve seve var edildin Öyle ki taş katılığında kalpleri bile parçalayacak sevgiyle donandın var edeni bildin bildiğine sevindin sevildiğini bildin. Sen kalbin hiç yokken sevildin var kılındın seve seve var kılındın. Hatırla o zamanı ki ateş ısıtamazdı seni. Işıkta ışıtamazdı gözlerini. Ne kalbin vardı yalnızlığını bilecek ne gözlerin vardı ışığı özleyecek. Aşk ateşi düşürüldü kalbine. Hasret ışığı vurdu gözüne. Sevmeler tutuşturuldu kalbine ve bakışına güzeller yakıştırıldı. Sevdin sevildin sevindin sevildiğini bildin. Şimdi hatırla o zamanı ki bahardan da habersizdin. Baharla alacağın müjdelerden de. Yaşamaktan nasibin yoktu. Yaşamayı istemek bile gelmezdi aklına. Yoktun! Ne çiçeklerin vardı sevincinin yakasına asabileceğin. Nede çiçek yüzlerde sevinçle gezdirebileceğin gül yüzün. Yüzün yoktu varlığa yüze geldin göze değil. Ve sen topraktan kaldırıldın. Ve bin bahar oldu yüzün sevdiklerine çiçekler açtırdın her tebessümünle nice gönüllerde. Var edildin sen seve seve var edildin. Sevilerek var edildin. Bilindin sevildin sevindin sevildiğini bildin ‘’



    Kainat mescid-i kebirinde, Kur'an kainatı okuyor.O nu dinleyelim.O nur ile nurlanalım.Hidayetiyle amel edelim.Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler...nursi



  2. #2
    Gayyur GüLmİSaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    BaTMAN :(
    Yaş
    35
    Mesajlar
    123

    Standart

    NİHAYETSİZ MUHABBETE ANCAK O LAYIKTIR VE AŞKLA ÇALIŞAN MEVCUDAT

    ‘’İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.’’(SÖZLER 322) Sınırsız sevgiye layık sınırsız güzellikler sahibi olabilir. Sınırlı güzellikler sınırsız muhabbete layık değillerdir. Ve zaten insana bu duygunun şiddetli bir şekilde verilmesi, Rabbinin kemaline cemaline âşık olunması içindir.
    ’cemâl bizzat sevilir. Zîcemâl ve cemâl, kendi kendini sever. Hem hüsündür, hem muhabbettir. Kemâl dahi bizzat mahbubdur, sebepsiz olarak sevilir. Hem muhibdir, hem mahbubdur. Mâdem nihayetsiz derece-i kemâlde bir cemâl ve nihayetsiz derece-i cemâlde bir kemâl nihayet derecede sevilir, muhabbete ve aşka lâyıktır. Elbette, aynalarda ve aynaların kabiliyetlerine göre lemeâtını ve cilvelerini görmek ve göstermekle tezâhür etmek ister.’’(sözler575)
    Kemal ve cemal sebeb-i muhabbettir. Allah ta ise cemalin ve kemalin sınırı yoktur. Cemal sevdirir kendini. Kemal ise bizzat sevilir. Nihayetsiz cemal ve kemal sahibi en çok sevilmeye layıktır. Cemal ve kemal. Yani güzellik ve tam olgunluk. Her sıfatında tam ve eksiksiz bir zatı kim sevmez ki? Lütfeden veren, vermeyi seven, hayat veren, beka veren, merhametli, şifa veren, affeden v.s.En mükemmel şekilde esma ve sıfatlarını kâinattaki mevcudatın muhabbetle çalkalanmasıyla gösteren zat sevilmez mi?
    Ve aşkla çalışan mevcudat…
    ‘’Hem, kâinat kalbindeki ciddi aşk, bir Mâşuk-u Lâyezalîyi(kendisine âşık olunan ve hiç yok olmayan Allah) gösterir. Evet, ağacın mahiyetinde olmayan bir şey esaslı bir sûrette meyvesinde bulunmadığı delâletiyle, şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddi aşk-ı lâhutî(Cenabı hakka olan sevgi, aşk) gösterir ki, bütün kâinatta fakat başka şekillerde hakiki aşk ve muhabbet bulunuyor. Öyle ise, kalb-i kâinattaki şu hakiki muhabbet ve aşk, bir Mahbub-u Ezelîyi gösterir. ‘’(sözler620)
    Ağacın meyvesi olan insanın kalbinde nihayetsiz muhabbet varsa, o ağaçta yani kâinatta nihayetsiz muhabbet neden olmasın? Zaten ağacın mahiyetinde olmayan bir şey meyvesinde de olmaz. Kâinatın fihristi olan âlemi asgar olan insanın mahiyetinde ne varsa, âlemi ekber olan kâinatta da vardır. Ve bu kadar nihayetsiz muhabbetler o ezeli mahbubu ve maşuku gösterir.
    ‘’Bir muhabbet, bir iştiyak, bir lezzet vardır ki, hararetle o vazifeyi yaptırıyor ki, ona "dâi ve muktazî" tabir edilir.’’(mektubat87)
    Her mevcud kendi diliyle muhabbetini ifade eder. Bir çiçek açarken, bir bebek doğarken, bir yumurta civcivini çıkarırken daha ziyade ifade der muhabbetini. Cezbeyle aşkla görevini yapar. Ve kâinat aşkla muhabbetle durmadan çalkalanır. Bir yağmur Damlasının dahi yere düşerken nasıl bir aşkla cezbeye yere düştüğünü anlayabilir miyiz? Belki hiç düşünmedik dahi? Ya karıncaların aşkla çalışmalarını… Bir kelebeğin kozasını sabırla yırtması sizce rabbine olan muhabbetten dolayı değil midir? Bir gün yaşamak için kozasında sabırla bu kadar beklemesi neyle ifade edilebilir ki başka…
    ‘’İrâde-i Tahsin(güzelleştirme arzu ve iradesi)tezyin ise, bizzarûre o Sâni'de, san'atına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabbet olduğunu gösterir.’’(mektubat209)Sözünce kâinatı sever rab var.
    ‘’Nasıl ki mahlûkatta faaliyet ve hareket bir iştah, bir iştiyak, bir lezzetten, bir muhabbetten ileri geliyor’’(mektubat277)Sözünce rabbini seven mahlûkat var. Velhasıl Kâinatını seven rab var. Ve Rabbini seven kâinat var…
    MECAZİ AŞKLARIMIZ VE MUHABBETLERİMİZİ O’NAYÖNELTMENİN YOLU

    Aşk, şiddetli muhabbet demek. Mecazi aşk ise O’nun için olmayan şiddetli muhabbet demektir. Allah namına olmayan hiçbir şeye şiddetli arzu duymamalıyız. Dünya olsun, sevgili olsun, hayat olsun, ister ana ister baba olsun… ‘’Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.’’(MEKTUBAT37)
    Aşkın layık olmadığı adrese gittiğini fark eden insan aklı başındaysa hissiyatına mağlup değilse, kendisine verilen şiddetli sevgi hissini Rabbi için kullanacaktır. Zaten mecazi aşklarda istiskal, şikâyet, merhametsiz musibet çekmek dışında ne var ki…Mecazi aşk yaşayanların vaziyeti ortada…
    ‘’mecâzî aşklarda yüzde doksan dokuzu mâşukundan şikâyet eder. Çünkü, Samed aynası olan bâtın-ı kalb ile, sanem-misâl dünyevî mahbublara perestiş



    Kainat mescid-i kebirinde, Kur'an kainatı okuyor.O nu dinleyelim.O nur ile nurlanalım.Hidayetiyle amel edelim.Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler...nursi



  3. #3
    Gayyur GüLmİSaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    BaTMAN :(
    Yaş
    35
    Mesajlar
    123

    Standart

    etmek, o mahbubların nazarında sakîldir ve istiskâl eder, reddeder. Zîrâ fıtrat, fıtrî ve lâyık olmayan şeyi reddeder, atar.’’(SÖZLER322).Ne seven ne sevilen arzu eder layık olmayan sevgiyi. Sevilene ağır gelir. Sevene ise acı verir. Kalbin içi Onun sevgisi için hazırlanmış ve şiddetli bir arzuyla donanmıştır. Başka sevgiler layık olmadığı için lezzet vermez. Acı verir…
    Dünyaya ait mecazi aşkı ise hakiki aşka çevirmenin yolu;
    ‘’Ahiret ve Cennetin muvakkat bir fidanlığı olduğunu derk edip, ona karşı şedit hırs ve talep ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sümbülü olan uhrevî fevâidine çevirsek, o vakit o mecazî aşk hakikî aşka inkılâp eder.’’(MEKTUBAT17)
    Yani dünyayı ahiretin tarlası olduğunu derk edip meyvesine âşık olmak. Yani cennete, saadeti ebediyeye, ve rüyeti cemallulaha âşık olmak… Zaten insan bekaya âşıktır. Baki şeyleri sever. Perestiş eder. Baki olan Allah’a âşık olacak ki baki olanları elde etsin. Ve lem’alardan bir cümleyle özetleyelim ‘’Çünkü Bâkî yoluna sarf olunan her şey bir nevi bekaya mazhar olur.’’(lem’alar22)’’Yoksa hadisi şerifte denildiği gibi‘’ 'Dünya muhabbeti bütün hatâların başıdır.'’’Maazallah!
    Ve sevdiklerimiz…’leziz taamları ve meyveleri severim, peder ve vâlide ve evlâtlarımı severim, refîka-i hayatımı severim, dost ve ahbablarımı severim, enbiyâ ve evliyâyı severim, hayatımı, gençliğimi severim, baharı ve güzel şeyleri ve dünyayı severim. Nasıl bunları sevmeyeceğim? Nasıl bütün bu muhabbetleri Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfat ve esmâsına verebilirim? Bu ne demektir?"(SÖZLER583)
    Muhabbet ihtiyari olmayan bir his. Ama muhabbetimizi kanalize etmek bizim elimizde. Bir mahbubdan başka bir mahbuba döndürmek bizim elimizde. Dünyayı severken gene sevmek. Fakat bir farkla O’nun namına sevmek bizim elimizde… Ana babayı sevmek, akrabaları sevmek ve meyveleri taamları nasıl insan Allah namına sevebilir. Nasıl Esması namına sevebilir? Diye sorulan suale gene risaleinurdan verilen cevabı özetleyerek örneklendirerek ve suallendirerek aktaracağım inşAllah.
    Bir elmayı yerken elmayı mı sever misiniz? Rahman ve Mün’im isimlerini mi? Annenizi babanızı onlara muhtaç olduğunuz zaman mı seversiniz? Yoksa onlar size muhtaç olduğu zaman mı? Ayetteki hürmet emrine mi ittiba edersiniz? Yoksa hayatlarını istiskal mi edersiniz? Ya eşlerinizi genç ve güzelken mi seversiniz? Yoksa yaşlandıkça ebedi hayat arkadaş olduklarını düşünüp daha çok mu seversiniz? Ya hayatı niçin seversiniz? Sermaye olduğu için mi? Yoksa ‘’bir kere daha mı dünyaya geleceğim’’mantığıyla mı? Elimizde muhafaza edemediğimiz kat’iyen gidecek olan latif gençliğinizi hissiyatınıza mağlup olarak gayrı meşru dairede harcayarak mı seversiniz? Yoksa terbiye-i islamiye ile baki bir gençliği kazandırdığı için mi?
    Dostlar vardır salihtirler. Onları Salih amelleri cihetinde sevmek Allah namına sevmektir. H.z.Ebubekir'in H.z. Muhammed’e olan dostluğu bu sırdandır. Ensar muhacir kardeşliği gene bu sırdandır. Ve büyük zatları da ameli Salih cihetinde sevmek lazımdır. Unutmayalım ki hala Hazreti İsa ve Ali’yi Allah namına değil de mecazi olarak seven ve helak olan birçok insan var. Zaten hadiste Hazreti Ali’ye denildiği gibi;
    ‘’Sende, Hazret-i İsâ (a.s.) gibi, iki kısım insan helâkete gider: Birisi ifrat-ı muhabbet, diğeri ifrat-ı adâvetle. Hazret-i İsâ'ya, Nasrânî, muhabbetinden, hadd-i meşrudan tecavüzle -hâşâ- 'ibnullah' dediler. Yahudi, adâvetinden çok tecavüz ettiler, nübüvvetini ve kemâlini inkâr ettiler. Senin hakkında da, bir kısım, hadd-i meşrudan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir."(Mektubat107)
    Ve nefse sesleniş;
    ‘’ey nefis, aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakiki sahibine ver, şu belalardan kurtul. şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemal sahibine mahsustur; ne vakit hakiki sahibine verdin, o vakit bütün eşyayı onun namıyla ve onun aynası olduğu cihetle ızdırapsız sevebilirsin.’’(sözler322)
    MUHABBET VE KUR’ANIN ESASLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
    Kura’nın 4 esası ile muhabbet arasındaki ilişkiyi ilk kez bu kadar derinlemesine
    araştırıyorum. Ve bu bağı gördükçe muhabbetin değerini çok daha iyi anladım. İbadet, haşir, nübüvvet ve tevhidin muhabbetle ilişkini risaleinurdan sentezlemeye çalıştım…



    Kainat mescid-i kebirinde, Kur'an kainatı okuyor.O nu dinleyelim.O nur ile nurlanalım.Hidayetiyle amel edelim.Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler...nursi



  4. #4
    Gayyur GüLmİSaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    BaTMAN :(
    Yaş
    35
    Mesajlar
    123

    Standart

    Risaleinurda ibadetin manasından bahsederken ‘’Dergâh-ı İlâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp, kemâl-i Rubûbiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.’’ (sözler45)ve’’ bu gördüğünüz ihsanât ile size muhabbetini gösteriyor; siz dahi itaat ile ona muhabbet ediniz.(Sözler112)denilmiştir. Kura’nın 4 esasından olan ibadet aslında muhabbetini göstermekten ibarettir. İnsan sevdiğine sevdiği şeyleri yaparak sevdiğini gösterir. Muhabbetini lisanı haliyle gösterir. Muhabettimizi göstermenin lisanı hali O’nun istediği gibi bir kul olmaktan geçiyor.
    Ve haşri ispat ederken de, ‘’Hem hiçbir cihetle akıl kabul eder mi ki, hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihayet derecede şefkatli ve Kendi san'atını çok sever ve Kendini sevdirir ve Kendini sevenleri ziyâde sever bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyâde Kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâniini fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan ruhu mevt-i ebedî ile idâm edip Kendinden o sevgili muhibbini ve habîbini ebedî bir sûrette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencide ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin?’’(sözler101) Muhabbetle hayatlandırmışsa kainatı dirilmemek üzere öldürür mü? Kâinatı ve mahbubu olan insanları ve en önemlisi habibini… Hayat ile sevdi sevdirdi sevindirdi. Ebedi ölümle nefret ettir mi? Sadece muhabbet dahi haşri iktiza ediyor.
    Ve Nebiye olan sevgisini sanırım en güzel şekilde şu hadis anlatır; ‘’ Eğer sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım. (Hadîs-i kudsî: Keşfü'l-Hafâ, 2:164.)’’Muhabbet kâinatın yaratılış sebebi ve aynı zamanda Muhammed kâinatın yaratılış sebebi. O zaman muhabbet demek Muhammed demektir… Muhammed demekte muhabbet demektir. Ve risaleinurdan Hazreti Muhammed’in muhabbetin misali olduğuna dair şu pasajı okuyalım;
    ‘yaratılış ağacının en nurlu meyvesi, hakkın kandili, hakikatin bürhanı, rahmetin timsâli, muhabbetin misâli, kâinat tılsımının keşşâfı, Rubûbiyet saltanatının dellâlı, şahsiyet-i mâneviyesinin ulviyetiyle kâinatın yaratılışından âlemin Yaratıcısının maksadı olduğunu gösteren, …’’(sözler276)
    Kâinat ağacının meyvesi insan. Ve en nurlu meyvesi Muhammed. Onu nurlandıran da elbette ki muhabbet…
    ‘’Cemîl-i Zülcelâl, kendi cemâlini sevmesiyle, o cemâlin en mükemmel âyine-i zîşuuru olan Muhammed-iArabî Aleyhissalâtü Vesselâmı sever. Hem kendi esmâsını sevmesiyle, o esmânın en parlak aynası olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmı sever ve Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma benzeyenleri dahi derecelerine göre sever.’’(mektubat294)
    Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini sevmesi sırrınca isimlerini en güzel şekilde üstünde gösteren ayineyi en çok sevecektir. Ve o aynaya bakıp aynaya benzemek isteyenleri de sevecektir. Ve bir pasaj daha;’’Muhabbetullah, ittibâ-ı Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı istilzam eder. Çünkü Allah'ı sevmek, Onun marziyâtını yapmaktır. Marziyâtı ise, en mükemmel bir surette zât-ı Muhammediyede (a.s.m.) tezahür ediyor.’’(Lem’alar63)
    O’nu sevmenin yolu habibini sevip ittiba etmek yolundan geçiyor. Ve O’na sevgili olmanın yolu sevgili gibi olmaktan geçiyor aynı zamanda… Allah’a mahbub olmak. Ve Allah tarafından sevilmek Habib olmak… Bundan ötesi olur mu?
    Tevhid ve muhabbet arasındaki ilişkiye dair vecizenin şu kısmı her şeyi anlatmaya yeter sanırım ‘’ İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.’’Evet biri olabilir. İkinci el şirki iktiza eder. Şirk ise yer ve gökte fesadı iktiza eder. Fesat yok intizam var. İntizam varsa biri var. Ve o biri için coşkuyla aşkla muhabbetle durmadan vazifesini yapan mevcudat var.



    Kainat mescid-i kebirinde, Kur'an kainatı okuyor.O nu dinleyelim.O nur ile nurlanalım.Hidayetiyle amel edelim.Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler...nursi



  5. #5
    Gayyur GüLmİSaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    BaTMAN :(
    Yaş
    35
    Mesajlar
    123

    Standart

    MUHABETULLAH


    Cenab? hakka karş? duyulan ihlâsl? sevgi anlam?na gelen muhabetullah konusunu ele alacağ?m.
    ‘’Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve f?trat?n en yüce neticesi, iman-? billâht?r. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makam?, iman-? billâh içindeki marifetullaht?r. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatl? nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullaht?r. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.
    Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtad?r. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-? Hakk? tan?yan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhard?r. Onu hakikî tan?mayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.’’
    ?man-? billâh, marifetullah, muhabetullah ve lezzeti ruhaniyeyi fikren şematize edersek. En büyük dairede iman? billâh var. Çünkü yarat?l?ş?n en yüksek gayesi. Ve o dairenin içine bir daire daha giriyor. Marifetullah. Çünkü Allah’a iman onu tan?may? iktiza ediyor. ?nsan tan?mad?ğ?na ne kadar iman edebilir ki? Ve diğer bir dairede ise muhabetullah var. Tan?d?ktan sonra sevgi oluşur. Muhabbet oluşur. Zaten O zat? tan?y?p ta sevmemek imkâns?z. Ve bir daire daha lezzeti ruhaniye için. Seven lezzet al?r. K?saca iman, marifeti iktiza eder. Marifet ise muhabbeti. Muhabbet ise lezzeti iktiza eder. Ve tamda devam edeyim derken seminere muhabbetten dolay? bir lezzet yaş?yorum şimdi…
    Baz? sevmeler vard?r Allah sevgisine engel. Allah’? düşünmeden insanlar üzerinde gördüğü kemalat? o insandan bilip o insan? sevmek. ?şte bu sevgi Muhabetullaha perdedir.
    Ve Allah’? sevmenin yolu Resule ittiba etmekten geçiyor. ?ttiban?n neticesinde Allah’?n sevgisini kazan?yoruz.
    ‘’‘De ki: Eğer Allah'? seviyorsan?z bana uyun ki, Allah da sizi sevsin. (Al-i ?mrân Sûresi: 31)Ayette denildiği gibi… Ve Risaleinurdan ayetten ç?kan neticeler ise;
    ‘’Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. ?ttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullah?n Sünnet-i Seniyyesine ittibâ? intaç eder.’’(Lem’alar57)
    Yani Allah’a muhabbet varsa, Resule ittiba neticesi, ?ttiba edilmezse Allah’a muhabbetin olmad?ğ? neticesi, Muhabetullah varsa sünnete uyuluyor neticesi ortaya ç?k?yor.
    ‘’ Elhas?l:Muhabbetullah, Sünnet-i Seniyyenin ittibâ?n? istilzam edip intaç ediyor. Ne mutlu o kimseye ki,Sünnet-i Seniyyeye ittibâ?ndan hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyyeyi takdir etmeyip bid'alara giriyor.’’(lem’alar58)
    Neden Marifetullah sünneti seniyyeyi gerektiriyor? Cevap ise tabiî ki risaleinurdan…
    ‘’Muhabbetullah, ittibâ-? Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm? istilzam eder. Çünkü Allah'? sevmek, Onun marziyât?n? yapmakt?r. Marziyât? ise, en mükemmel bir surette zât-? Muhammediyede (a.s.m.) tezahür ediyor’’(lem’alar63)
    Yani Allah’? sevmek, O’nun raz? olacağ? amelleri yapmak demektir. O’nun raz? olacağ? davran?şlar? ise, en mükemmel şekilde resul yapm?şt?r. Ve en sevgili olmuştur. Resulü örnek alarak O’nun raz? olacağ? davran?şlar? yap?p Allah’? sevmek ve sevilmek duas?yla…
    DAVA KARDEŞLER?M?ZE MUHABBET


    ‘’Evet, mü'min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenal?ğ? için yaln?z ac?r. Tahakkümle değil, belki lütufla ?slah?na çal?ş?r. Onun için, nass-? hadisle, "Üç günden fazla mü'min mü'mine küsüp kat-? mükâleme etmeyecek.’’(mektubat254)
    Mü’min kardeşini fenal?ğ? varsa dahi sevmek zorundad?r. Zaten hatas?z insan yok ki. Hatas?ndan dolay? ise sadece ac?r. Ve güzellikle hatas?n? düzeltmeye çal?ş?r. Konuşmay? keserek ne fenal?ğ? düzeltebilir. Nede Allah’? raz? edebilir. Ve kardeşinin masum s?fatlar?n? yok sayarak cani s?fatlar?n? göz önünde bulundurup masum s?fatlar?na zulmeder. Ve bat?r?r. T?pk? gemideki bir cani için dokuz masumu bat?rmak gibi. Zalim olmak istemeyiz değil mi?
    ’Evet, muhabbetin sebepleri, iman, ?slâmiyet, cinsiyet ve insaniyet gibi nuranî, kuvvetli zincirler ve mânevî kalelerdir. Adâvetin sebepleri, ehl-i imana karş? küçük taşlar gibi bir k?s?m hususî sebeplerdir. Öyleyse, bir Müslüman’a hakikî adâvet eden, o dağ gibi muhabbet esbablar?n? istihfaf etmek hükmünde büyük bir hatâd?r. H.Ş58’’
    Masum s?fatlar?n kaleler kadar sağlam zincirlerin ise kuvvetli olduğunu bile bile küçük taşlar hükmünde olan düşmanl?k sebeplerini tercih etmek en büyük zulümdür. Çünkü ‘’Risâle-i Nur zinciriyle kuvvetli uhuvvet öyle bir hasenedir ki, bin seyyieyi affettirir. Haşirde adâlet-i ?lâhiye hasenelerin seyyielere râcih gelmesiyle affettiğine binâen, siz de hasenelerin rüçhân?na göre muhabbet ve af muâmelesini yapmak lâz?md?r. şualar’’277 R.N. gibi kuvvetli uhuvvet zincirine dâhil olan biri başka zincirdeki kardeşinin seyyiat?na tak?lmas? af kanuna uygun gelmez. Aksine zülüm etmiş olur.R.N. öyle bir zincirdir ki iman ve ?slam gibi kuvvetli manevi zincirleri daha da kuvvetlendirir. Sağlamlaşt?r?r. Kopmaz hale getirir. Zincirin yan?nda örümcek ağ?n?n k?ymeti kal?r m??
    ?slamiyet kardeşliği gerektirir. ?man ise muhabbeti gerektirir‘’?man muhabbeti, ?slâmiyet uhuvveti istilzam eder.HŞ152’’
    ‘’Dünyada, “Elhubbu fillâh”( Allah için sevmek) hükmünce, sâlih ahbablara muhabbetin neticesi, Cennette, عَلَىسُرُرٍمُتَقَابِلِينَ(Karş?l?kl? tahtlarda kardeş kardeş otururlar. (Hicr Sûresi: 47.) ile tâbir edilen, karş? karş?ya kurulmuş Cennet iskemlelerinde oturup hoş, şirin, güzel, tatl? bir sûrette dünya mâceralar?n? ve kadîm olan hât?râtlar?n? birbirine nakledip eğlendirmeleri sûretinde, firâks?z, sâfî bir muhabbet ve sohbet sûretinde, ahbablar?yla görüştüreceği, Kur'ân'?n nass?yla sabittir.’’(SÖZLER591)
    Ebedi ve en güzel mekânlarda sevdiğimiz dostlarla beraber olmak. Ve dünyada olan güzel hat?ralar?m?z? izlediğimizi düşünmek. Bu düşüncedeki lezzet dahi insana çok büyük bir lezzeti hissettiriyor. Ve Allah kitab?nda va’d ediyor. Ve O vaadinde sad?kt?r.
    ‘’?nsan, ?slamiyet sayesinde, ibadet saikas?yla bütün Müslümanlara karş? sabit bir münasebet peyda eder ve kavi bir irtibat ve bağl?l?k elde eder. Bunlar ise, sars?lmaz bir uhuvvete, hakiki bir muhabbete sebep olur. Zaten heyet-i içtimaiyenin kemaline ve terakkisine ilk ve en birinci basamaklar, uhuvvetle muhabbettir.’’(??142)
    Dünyan?n neresine giderseniz gidin hiç tan?mad?ğ?n?z bir insan?n Müslüman olduğunu öğrendiğiniz zaman ?slamiyet cihetiyle kardeşlik, iman cihetiyle ise muhabbet hissedeceksiniz. Zaten sosyal hayatta ilerlemeye en büyük iki vesile uhuvvet ve muhabbettir. Bir toplum iman ve islamiyeti içinden ç?kar?rsa muhabbet ve uhuvveti de ç?karm?ş olur. Art?k imans?zl?k ve anarşistliğin önüne geçemez. Ve o toplum gerilemeye mahkûmdur!
    ‘’Zîra, ittihad, uhuvvet, itaat, muhabbet ve Îla-i Kelimetullah dünyan?n en mukaddes cemiyetinin maksad?d?r(T.H42)’’
    Bir topluluğun en mukaddes gayelerinden olan uhuvvet ve muhabbeti islamiyeti yaşad?ğ?m?z ölçüde, iman?m?z? da kuvvetlendirdiğimiz kadar?yla uygulayabiliriz. ?mans?z ve ?slamiyetsiz uhuvvet ve muhabbet imkâns?zd?r.Zaten bir millet dinsiz yaşayamaz!
    sonuç:Muhabbet, nihayetsiz muhabbete ancak O lay?kt?r ve kainat?n aşkla çal?şmas? ,mecazi aşklar?m?z ve muhabbetlerimizi O’na yöneltmenin yolu, muhabbet ve kura’n?n esaslar? aras?ndaki ilişki, muhabetullah ve dava kardeşlerimize muhabbet başl?klar? alt?nda muhabbeti anlatmaya çal?şt?m. Özetle; Kâinat sevgi mayesiyle yoğrulmuştur. Kâinat ağac?n?n meyvesi olan insan?n kalbine nihayetsiz bir muhabbet kabiliyeti konulmuştur. Ve nihayetsiz sevgiye ancak nihayetsiz cemal ve kemal sahibi O zat lay?kt?r. ?htiyari olmayan bu hissimizi ihtiyar?m?zla doğru mahbuba nas?l döndüreceğimizi anlatt?m. Muhabbet ve kura’n?n 4 esas? hakk?nda risaleinurdan pasajlarla konuyu sentezlemeye çal?şt?m. Muhabetullah, yani Allah’a duyulan halis sevgi ve resule ittiba denklemini risaleinurla çözdüm. Ve mü’min kardeşlerimizi sevmenin zarureti, Sevmemenin zulüm olduğunu anlatmaya çal?şt?m…
    Dua;‘’Yâ Erhamerrâhimîn, medet! Bizi muhafaza eyle. Bizi cin ve insî şeytanlar?n şerrinden kurtar. Kardeşlerimin kalblerini birbirine tam sadakat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle doldur"(şualar428)
    Allah’?m, bize sevgini ve bizi Sana yaklaşt?racak şeylerin sevgisini nasip eyle amin!(sözler584)‘’Allah’?m! Bizi, dünyada Senin sevgin ve bizi Sana ve Senin emrettiğin gibi istikâmetli olmaya yaklaşt?racak şeylerin sevgisiyle, âhirette ise rahmetin ve cemâlini bize göstermeğe r?z?kland?r.’’(sözler593)



    derleyen:NurTalebesi



    Kainat mescid-i kebirinde, Kur'an kainatı okuyor.O nu dinleyelim.O nur ile nurlanalım.Hidayetiyle amel edelim.Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler...nursi



  6. #6
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    ?nsan?n en lezzetli ve tatl? ve k?ymetli hissi olan muhabbet,eğer s?rr-? tevhis yard?m etse,bu küçücük insan?,kainat kadar büyüttürür genişlik verir ve mahlukata nazenin bir sultan yapar...

    Şualar
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Muhabbet!..
    By Mesrure in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05.05.14, 23:34
  2. Muhabbet
    By zamancı said in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.08.07, 02:10
  3. Risale-i Nur’da MUHABBET -Haftalar Süren Çalışmamın Neticesi-
    By insirah in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 29.05.07, 09:43

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0