İkinci Mes’ele: Sözler namındaki yazılan risaleler Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın bir nev’ tefsir-i hakikisi olduğunu ve o tefsirin te’lifinde merci’ ve me’haz ve hakiki üstad ve tam rehber sırf ayat-ı Kur’âniye olduğu ve bu fakir ve aciz bu müellifin hissesi onda sırf bir tercüman olduğunu ve doğrudan doğruya o risaleler Kur’ânın hakaiki ve o hakaikın bürhanları olduğunu ve Kur’ânın elinde bir kılıç hükmünde olarak o Kale-i İslamiyeye gelen tehacüme karşı davranan ve manen Kur’ânın manası ve layenfek ve ondan gelmiş manevi bir cüzü olduğunu bütün kuvvetleriyle o Kur’âna bakar ve işaret ederler ve onu hedef ittihaz ederler ve ayatından gelen sünuhat ve ilhamat olduğunu ve müellifinin iktidar ve ihtiyarının pek fevkinde bir tarzda olduklarını mükerreren isbat edip beyan ettiğimiz halde Kur’ân namına ve Kur’ân hesabına rekabetkarane bunlara bakmak ve onlardaki i’caz-ı Kur’ândan inikas eden cilveleri Kur’ânın hakiki i’cazıyla muvazene etmek ve rekabetkarane onların sukutunu ve kesadını ve çürüklüğünü arzu etmek elbette Kur’âna sadâkat değil.
Çünkü Kur’ânın elindeki kılıncı Kur’âna çevirmek ve Kur’ânın sadık hizmetkarını Kur’âna karşı mübareze vaziyetini vermek ve Kur’ândan gelen ve Kur’ânın nurundan ve mizan-ı i’cazında bulunan nurlarını Kur’âna karşı muvazene etmek elbette bir hıyanettir ve bir cinâyettir. Sakın dikkat ediniz ki nefs-i emmare sizi bu cihette aldatmasın hem Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın güneşini ayinelerdeki küçücük cilveleriyle muvazene edip kıymetini tenzil etmek ve cidden iltizam ve muhabbete layık olan o nurlara Kur’ân hesabına bir nev’ adavetkârane ve tenkidkârane bakmak onların feyizlerinden mahrum kalmak gibi bir divaneliktir. Acaba ehadîs-i şerife Kur’ânı tefsir ederken Kur’ân ile muvazene edilebilir mi? Hakiki bir tefsirdeki ayatın güzel hakikatleri hakaik-i Kur’âniye ile muvazene edilebilir mi? Halbuki risaleler ise doğrudan doğruya üstadı, menba’ı, manası ve neticesi hakaik-i imâni’ye ve Kur’âniyedir. Ve o hakaikın bürhanlarıdır.
Madem hakikat budur. O risalelerde tezahür eden tevafukat-ı gaybiye doğrudan doğruya Kur’ân-ı Hakîmin bir nev’ cilve-i i’cazıdır. Çünkü o risaleler Kur’ânın i’caz-ı manevisinin numuneleridir. Ve onlardaki tevafukat-ı gaybiye o i’caz-ı manevisinin tecessüm etmiş bir nakşıdır denilebilir. Çünkü o hakaikın mevzuniyeti ve intizamı ve güzelliğidir ki öyle muntazam üslûb libasını giyer çıkar.