(Bu küçücük zeylin büyük bir ehemmiyeti var) Yani zeyl gayet küçüktür, fakat ehemmiyeti gayet büyüktür. Şu ifade, bu zeylde işaret edilen Kur’anî tarikin gayet kısa ve kolay, fakat gayet kıymetli ve faziletli olduğuna da işaret etmektedir. (Herkese menfaatlidir) Şu ifade de, bu yolun has bir meşreb ve bir tarikat olmadığına, belki tarikat-ı Muhammediye (asm) ve tarik-i Kur’anî olduğu için bütün ehl-i tarikat ve hakikate, avam ve havas bütün Müslümanlara şamil olduğuna, herkesin bu yolda süluk etmesi gerektiğine, yani bu yolun şeriat ve sünnet-i seniyyenin cadde-yi kübrası olduğuna işaret etmektedir.
(CENÂB-I HAKKA vâsıl olacak tarikler pek çoktur) Cenab-ı Hak mekandan münezzeh ve cismaniyetten mukaddes olduğu için ona vasıl olmak mecazi manadadır. Yani “Cenab-ı Hakk’ın iman ve marifetine ulaştıracak ve her yerde hazır ve nazır olduğunu görüp, her şeyde onun cemalini müşahede etmeye ve onun rızasın nail olmaya ulaştıracak tarikler pek çoktur” demektir. Evet her şey Cenab-ı Hakk’ın esmasının tecelliyatına bir ayine olduğundan, Cenab-ı Hakk’ın tecelliyatı adedince ona vasıl olacak tarikler vardır.
Hem Cenab-ı Hakk’a vasıl olmaktan murad bu olduğuna göre, Müellif’in (ra) bu cümlesi, bütün tariklerin gayesinin iman hakikatlerinin inkişafı ve marifetullahı elde etmek ve Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazamak olduğuna işaret etmektedir.
(Bütün hak tarikler Kur'ân'dan alınmıştır) Yani Kur’an ve Resul-i Ekrem (asm) bütün Cenab-ı Hakk’a vüsul yollarının başıdır. Onlara ittiba etmeden Cenab-ı Hakk’a vasıl olmak mümkün değildir. Müellif (ra) daha evvel “Cenab-ı Hakk’a vasıl olacak tarikler pek çoktur” deyince, Kur’an ve Resul-i Ekrem’in (asm) cadde-yi kübrası ve sünnet-i seniyyenin haricinde, yani ehl-i sünnet ve cemaatin dışında da Cenab-ı Hakk’a vasıl olacak yollar bulunduğu zannedilmesin diye, bütün hak tariklerin Kur’an’dan alındığını ve alınması gerektiğini ifade etmiştir. Müellif (ra) bu manayı şöyle izah etmiştir:
Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirinden ayrılmaz, birbirini isbat eder, birbirini tazammun eder, biribirisiz olmaz. Madem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtem-ül Enbiya'dır, bütün enbiyanın vârisidir; elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrasından hariç, hakikat ve necat yolu olamaz. Umum ehl-i marifetin ve tahkikin imamları, Sa'dî-i Şirazî gibi derler:
محالست سعدى براه نجات. ظفر بردن جز در بى مصطفى (Yani Ey Sa’di! Muhammed’in yoluna ittiba etmeden necat bulmak muhaldir.)
Hem كل الطرق مسدود الا المنهاج المحمدى demişler. (Yani Muhammed’in yolundan başka bütün yollar kapalıdır.)[1]
Hem Müellif (ra) “bütün hak tarikler Kur’an’dan alınmıştır” cümlesiyle işaret etmektedir ki; Kur’an-ı Hakim Cenab-ı Hakk’a vasıl olmanın yegane yolu olduğu ve bu sebeble bütün vusul yollarını birden kendinde cem ettiği için onun nefs-ul emirdeki cadde-yi kübrası en umumiyetli, en kısa ve en selametli caddedir. Bütün hak tarikler de onun caddesi içindeki bazı hususi yollardır. Eğer bir tarik ne kadar o Kur’an’a muvafık ise ve hususi meşreb ve mesleklerden tecerrüd ederse o kadar kısa, selametli ve umumiyetli olur. O yolu uzatan şey, süluk edenlerin kabiliyetlerinin kusurları ve kendi renklerini vermeleridir. O tarik ne kadar o renklerden kurtulsa ve Kur’an’dan ve sünnet-i seniyyeden gelen tecelliye safi ayine olursa o kadar bilasale tecelliye mazhar olur ve cadde-yi kübra olur. Demek Kur’an’ın caddesi, risaletten gelen ve bilasale feyze mazhar eden velayet-i kübra yoludur.

[1] 26. mektub-4. mebhas