+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Bir Pakistanlı'nın Risale-i Nurla Tanışma Hikayesi

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    34
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    ‘Türkiye Alem-i İslâm'ın Kalesi’


    Kendi ifadesiyle bedenen Pakistanlı, ruhen Türk olduğunu hisseden Pakistanlı Türkolog Prof. Dr. Muhammed Sabir, Türkiye’de kaldığı 1958-61 yılları arasında bir çok ünlüyle tanışıyor. Bunlar arasında Bediüzzaman Said Nursî de var.
    Muhammed Sabir’in Türkiye macerası 1958 yılında başlar. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bursu ile Türkiye’de okuyacak iki Pakistanlı talebeden biri olmaya hak kazanır. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydını yaptırır. Genç Pakistanlı Sabir’in medenî cesareti ve girişken yapısı ona kısa sürede geniş bir çevre kazandırır. 23 yaşında Türkiye’ye gelen Sabir’i, hareketli ve renkli bir öğrencilik dönemi beklemektedir. Doktorasını yaptığı 1958-1961 yılları, Türk siyasî hayatının en çalkantılı dönemidir aynı zamanda. Muhammed Sabir, bu dönem içerisinde bir çok ünlünün yanında Bediüzzaman Said Nursî ile de tanışır.

    BEDİÜZZAMAN VE RİSÂLE-İ NUR’LA TANIŞMASI

    Sabir’in Bediüzzaman’la tanışması daha Türkiye’ye gelmeden önce olmuştur. Demokrat Parti döneminde geçmişe oranla Bediüzzaman Said Nursî’ye baskılar azalmış, Risâle-i Nurlara mahkemelerden peşi sıra gelen beraat kararları ile eserlerin Türkiye ve dünyaya yayılması ivme kazanmış, bu arada Pakistan’a da ulaşmıştır. Muhammed Sabir Türkiye’ye gelmeden 3 yıl önce, yani 1955 yılında Nur Risâleleri ile tanışmış. O yıllarda Hilâl Gazetesi sahibi Salih Özcan, Pakistan’ın basın ateşesi Yakup Dadaşi vasıtasıyla mektup ile birlikte Said Nursî’nin hayatını anlatan bir kitap yollar. Bediüzzaman’ın hayatından çok etkilenen Sabir, Bediüzzaman’ın hayatını araştırmaya başlar. Bu sırada Bediüzzaman’a bir çok mektup yazar. Mektupların konusunu genelde İslâm birliği, dünyayı tehdit eden komünizm tehlikesi ve esaret altındaki Müslüman ülkelerin durumları oluşturur. Mektuplarının birinde ise Said Nursî’yi Pakistan’a dâvet eder. Bediüzzaman, Sabir’in mektuplarına karşılık verdiği gibi, bu mektupların Tarihçe-i Hayat isimli eserine konulmasını da sağlar. Bunun üzerine genç Sabir, Pakistan’da yayın yapan, Cenk, Davet, İstiklal, Asya, İnkılab isimli saygın gazetelerde Bediüzzaman ve Nur Risâleleri hakkında 12 ayrı makale yazar. Bediüzzaman’a yazdığı bir mektubunda ise bu makaleleri kitaplaştırmak için izin ister.
    Doktora eğitimini almak için geldiği Türkiye’de Said Nursî ile görüşmek için sabırsızlanır. Ve önceden tanıdığı Salih Özcan’ı devreye koyarak randevu talep eder. Gerisini şöyle anlatıyor Sabir: “1959 senesinde Salih Özcan Bey ziyaret meselesini üzerine alıp beni bir adamla Said Nursî’nin Emirdağ’daki evine gönderdi. O sıralar ziyaretçi kabul etmeyen Bediüzzaman, Pakistanlı olduğumu duyunca beni kabul etti. Emirdağ İlçesinde iki katlı bir evde oturuyordu. Eve girdiğimizde bizi ayakta karşıladı. Selâm verdim, beni bağrına bastı. ‘Pakistanlı oğlum hoşgeldiniz’ dedi. Kafasında sarığa benzer bir şey vardı, evde ise çok basit ve eski eşyalar vardı. Evde bulunan talebelerine benim için yemek hazırlamalarını söyledi. Üstad, yemek için bizden müsaade istedi. Bizimle yemedi, ‘Ben çok az yerim ama siz yiyin’ dedi. O gün evde bulunanlarla birlikte pilav ve yoğurt yedik.”
    Bediüzzaman’ın Emirdağ’daki evinde bir gece konaklayan Sabir, Bediüzzaman’la sohbet etme imkânı bulur. Ona, komünist Sovyetler Birliği ve şia İran hakkında sorular sorar. Muhammed Sabir’in, Rusya’nın askerî tehdidi üzerine sorduğu soruya şöyle karşılık verir Bediüzzaman: “Rusya’nın maddî kuvvetinden korkumuz yok... Yüz binlerce şehit veririz, yine de savaşırız. Asıl tehlike Rusya’dan gelecek fikrî tehlikedir, inkâr-ı uluhiyet fikridir, maddeci bolşevik tehlikedir. Bu fikirle mücadele etmek lâzım, ben bunun mücadelesini veriyorum. Türkiye âlem-i İslâmın kalesidir, Türk halkı komünist olursa, Türk milleti kalmaz.” İttihad-ı İslâm ve İran konusunda Bediüzzaman’a sorduğu soruya ise şu karşılığı alıyor Muhammed Sabir: “Panislamizm yok, ittihad-ı İslâm var. İleride bütün Müslümanlar bir usûl ve anlaşmayla İslâm birliğini oluşturacaklar. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra en iyi adımlardan birisi Türkiye, İran, Pakistan ve Afganistan’ın bir araya gelerek oluşturduğu Sadabat Paktıdır. İran ise Müslüman bir ülkedir, inşaallah ileride ittihad-ı İslâm için hiçbir müdahale etmeyecektir.”
    Sabir, daha sonra Bediüzzaman’ın Rusya esaretinde kaldığı süre içerisinde Rusça’yı ve Kiril alfabesini öğrendiğini ağzından duyduğunu sözlerine ekliyor. Akşam olmak üzereyken ziyaret sona doğru yaklaşıyor, ayrılmak üzere müsaade isteyen Sabir’e bir sürpriz yapıyor Bediüzzaman. Talebelerinden birini yanına çağırıyor ve arabasının hazırlanmasını istiyor. “Pakistanlı oğlum sizi ben uğurlayacağım” diyor. Bunun üzerine orada bulunan herkes hayretler içinde kalıyor, çünkü Bediüzzaman’ın, daha önceki misafirlerine böyle birşey yapmadığını söylüyorlar. “Arabanın hazır olduğunun haber verilmesi üzerine kendisi arka koltuğa, ben ise ön koltuğa oturdum. Herkes sokaklara inmiş, şaşkınlıkla bize bakıyordu. Halk, Bediüzzaman’a büyük ilgi gösteriyordu. Emirdağ’ın dışına çıktık, yaklaşık 25 kilometre gittik. Yol boyunca bizi polis durdurmadı. Sonra İstanbul otobüslerinin geçtiği güzergâha geldiğimizde, kendisi arabasından inmedi, elimi tuttu, duâ etti, başımı okşadı ve sırtıma hafifçe vurarak ‘Allah’a emanet ol’ dedi. Sonra arabası hareket etti ve ayrıldık. Zübeyir Bey’in, yanımda kalması için tenbih ettiği arkadaşlar, otobüs gelene kadar beni beklediler, nihayet otobüs geldi ve ben İstanbul’a doğru hareket ettim.”
    Muhammed Sabir, Pakistan’da bir Türkiye sevdalısı olarak yaşıyor. Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk köprüsü için zamanında önemli girişimlerde bulunmuş. Şimdi bayrağı ondan devralanlar, iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek için canla başla çalışıyor. Muhammed Sabir de yıllar önce hayallerini kurduğu dostluk köprülerinin genç nesiller tarafından devam ettirilmesinden oldukça memnun, Karaçi’de emeklilik günlerinin tadını çıkarıyor.

    Prof. Dr. Muhammed Sabir Kimdir?

    1935 yılında Hindistan’da bulunan Allahabad şehrinde dünyaya gelen Sabir, 1955 yılında Pakistan’a hicret eder. Karaçi Üniversitesinde İslam Tarihi bölümünden mezun olduktan sonra doktora eğitimi almak amacıyla Türkiye’ye gider. Doktorasını tamamladıktan sonra Karaçi Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı ve Tarihi Kürsüsü’nün başkanlığını üstlenir. Uzun yıllar aynı üniversitede Türkçe dersleri verir. Ali Şir Nevai’nin ‘Hayretü’l-Esrar’ adlı eserini günümüz Türkçesine çevirir. Daha sonra Osmanlı tarihini Urduca olarak yazar ve bu kitap hâlâ Pakistan üniversitelerinde zorunlu ders olarak okutulmaktadır. İlk Urduca-Türkçe sözlüğü yayınlar. Risale-i Nurlar’ın bir kısmının Urduca’ya çevrilmesine öncülük eder. Orta Asya Türk lehçelerini, Uygurcayı, Azeri Türkçesini, Osmanlıcayı ve İstanbul Türkçesini bilen Muhammed İhsan Sabir, Türkçe’yi Latin, Kiril ve Arap harfleriyle yazıp okuyabilmektedir. Ayrıca İngilizce ve Farsça da biliyor. Evli olan Sabir, Alparslan, Balban, Tuğrul, Timur, Sebuktekin, Selçuk isimlerinde 6 erkek evlada, 2 de kız evlâda sahip.

    Tarihçe-i Hayat’taki bir mektubu

    [Risâle-i Nur’un Pâkistan’da neşriyatını yaparak pekçok kimselerin bu eserlerden istifadesini sağlayan Karaşi Üniversitesi Türk Tarih Bölümü asistanı ve dört büyük gazetenin muharriri M. Sabir’in bir mektubu.]

    Muhterem din kardeşlerimiz, kıymetli mektubunuzu aldım, çok çok teşekkürler.
    Hazret-i Üstadımız Said Nursî’nin hal ve sıhhati nasıldır? Onu seven talebeler ve halk soruyor. Bana haber göndermenizi ricâ ederim.
    Bu ay içerisinde Hindistan’da, İslâmiyetin ve Türklerin hakîki düşmanı olan siyonist ve kızıl kâfirlere karşı dört makale neşrettim. Türk-Pâkistan dostluğunun esas ve tarihi hakkında da, Karaşi’de bir fıkra neşrettim, size de gönderdim. İmam adlı aylık bir gazetede, “Rusya’da Mazlûm Müslüman” başlıklı bir makale yazdım, bunu da gönderdim ve başka Orduca gazetelere de gönderdim. Maksadım, İslâmiyete hizmet, Türk edebiyatını tanıtmak ve Türk düşmanlarına karşı yazmak ve çalışmaktır...
    Burada mühim bir kitap neşretmek istiyorum, bunun için size yazıyorum. Bu hususta Halkçıları tanıttırıyorum ki, bunlar, Türklere karşı çalışmışlar ve cumhuriyet adına bütün milleti aldatıp dindarları zindanlara atmışlardı. Karaşi’de neşredilen bu makaleleri bir kitap halinde tâb’ etmek istiyorum. Bize ne kadar materyal verirseniz, hepsi burada neşrolacak.
    Bu mektubumdan sonra, size mühim bir mektup yazacağım ve bunda, niçin Üstadın İslâm dünyasının en büyük din şahsiyeti olduğu ve bunun gibi hiçbir adam, ne Endonezya, ne Hind-Pak Yarımadası, ne Arap ve ne de Afrika’da çıkmadığı gösterilecek.
    Ey Nurcu dostlarım! Türk-Pâkistan dostluğu için çalışınız, komünistlerden âgâh olunuz. İftihar ederiz ki, Türkiye ile Pâkistan, Bağdat Paktı muâhedesinde şeriktir. Yolumuz İslâmîdir, ne Arapçılık, ne İrancılık... Geçen ay, Seyyid Ali Ekber Şah beni çağırdı. Bu zât 1950’de Üstadımızı görmüş; bana çok iyi malûmât verdi. O, makalelerle de Üstadı tanıtmış ve Yahudîler aleyhinde yazmıştır. Bu zât, Üstada selâmlar ve talebelere duâlar ediyor ve diyor ki: “Ben iki adamın tesiri altında kaldım: Biri Mevlânâ, diğeri de Said Nursî.” Muhammed Sabir
    Haber: Erkan YİĞİTSÖZLÜ (Cihan)
    Yayınlanma: Yeni Asya Gazetesi, Lahika Sayfası (01.07.2006)
    Konu MuhammedSaid tarafından (30.05.07 Saat 09:51 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Gayyur aciz_fakirim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Konya
    Mesajlar
    65

    Standart

    Allah bizim gönüllerimizide böylesine şerefli kılsın inş. evet Üstadın elini öpüp bi kap yemek koyamadık önüne fakat şimdi diyorumki duası ve külliyatı bizdeyse eğer, sırtımız yere gelmez..Allahım bu külliyatla içimizi ,dışımızı nurlandır ve gerçek bir talebe olmayı,Üstadın dualarında yer alanlardan olmayı nasip et..amin.
    hayat uzun gibi görünsede,gün kısa...

  3. #3
    Dost gokhan_tan534 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Nevþehir
    Mesajlar
    2

    Standart

    gercekten cok ama cok iyi birhikaye bütün üye kişilerin okumasını isterim.

  4. #4
    Gayyur vedAA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Mesajlar
    115

    Standart

    Bencede

  5. #5
    Gayyur hafakan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Diyarbakır
    Mesajlar
    50

    Standart

    paylaşım için teşekkürler!
    \"Give me a piece of light... I will give you the light of my eye..\"

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nurla Topluma Yön Vermek Vazifesi!
    By yozgati in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 19.09.14, 18:12
  2. Mehmet Yarba, Risalei Nurla tanışma
    By zekaikc in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.11.11, 17:01
  3. Kaos ve Krizler Risale-i Nurla Aşılır
    By Bîçare S.V. in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 06.07.11, 09:48
  4. Risale-i Nur'la Tanışma
    By nurudidem in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02.09.09, 18:37
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.10.08, 11:29

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0