.. Üçüncüsü:
Yine bir vak'a-i bereket: Üstadımızın bir okka (yani kilo) peyniri vardı. Ekser günlerde o peynirden hoşuna gittiği için, bir-iki defa yiyordu ve bize de veriyordu. Hem yemeksiz olduğu ekser vakitlerde ondan yediği halde, altı ay kadar devam ettiğini ve halen de, yüz dirhem kadar o peynirden bulunduğunu görüp yakînen tasdik ediyoruz. Fakat bu hâdise-i bereketin ifşasından sonra, evvelce görünmeyen dibi görünmeye başladı, noksaniyetini gösterdi. Evet, bereket hususunda şâyan-ı hayret bir hâdisedir. Hem yarım kilo tereyağı, ekser günlerde fazlaca sarfolunduğu halde, elli güne yakın devamiyle anladık ki, şübhesiz bir bereket içine girmiş.

Hem yine aynı Ramazan Bayramında, Üstadın rızası olmadığı halde, Tahsin ve ben -yani Emin- bir kilo kadar ince şeker getirmiştik. Ekser yoğurt ve süt ve tatlı kabağa ve sair şeylere, bazan yirmi-otuz dirhemden fazla kattıkları halde beş ay devam etti. Halen o şekerden yüz dirhem kadar kalması, elbette bereket sebebiyledir.

Hem bu havalideki şakirdler, herkes cüz'î-küllî hissetmiş ve itiraf ediyorlar ki: Risalet-ün Nur'a çalıştığımız zaman, hem rızkımızda bereket ve sühulet, hem kalbimizde bir inşirah ve ferah zahiren hissediyoruz. Ezcümle ben kendim -yani Emin- itiraf ediyorum ki: Risalet-ün Nur dairesine girmezden evvel, bütün sene çalışırdım. Ne vakit Risalet-ün Nur dairesine girdim; beş seneden beri üç-dört ay kadar çalıştığım halde, evvelkinden daha müferrah ve daha mes'ud bir halde yaşamaklığım, yüzde yüz Risalet-ün Nur'un hizmetinin berekâtıyla olduğunda hiç şübhem yoktur.
{(Haşiye): Evet, bütün kuvvetimle tasdik ediyorum ki, Emin kardeşimiz memleketimize geldiği zaman mütemadiyen faal bir surette her ay çalışıyordu. Şimdi ise, Risalet-ün Nur'un dairesine girdikten sonra, üç-dört aydan fazla çalıştığını görmüyoruz. Feyzi}

Hem ezcümle, Üstadımız diyor ki: "Benim de kanaat-ı kat'iyyem çok tecrübelerle gelmiş ki, ben Risalet-ün Nur'un tashihatıyla meşgul olduğum zaman, pek zahir bir tarzda, hem rızkımda bereket, hem sühulet görüyordum. Ne vakit çalışmazsam o hali göremiyordum."

Hem Üstadımız diyor ve biz de tasdik ediyoruz ki: "Ben son zamanda anladım; şimdiye kadar hem ben, hem dostlarım bir hakikatın suretini başka şekilde görmüşüz. Şöyle ki: Hapishanede bir tek ekmek, sekiz ve bazan on gün bana kâfi geldiği gibi, burada da aynen o tarzda yaşıyordum. Hem ben, hem kardeşlerim, bunu benim az yemek ve iştahsızlığıma veriyorduk. Halbuki çok emarelerle kat'iyyen anladık ki, o acib hal bereket neticeleri imiş. Birkaç defa sekiz günde bana kâfi gelen bir ekmeği aynı iştiha ile -çalışmadığımdan berekete mazhar olmadığım zaman- iki günde, bazan bir buçuk günde bitiriyordum. Demek bu onaltı ve onyedi seneden beri benim mükemmel tayinatım, Risalet-ün Nur'un hizmetinden gelen bir bereket idi. Evet, bize de aynelyakîn derecesinde kanaat gelmiş ki, bu kesretli hâdisat-ı bereket, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın i'caz-ı manevîsinin bir şuaıdır. Manen der: "Ey Kur'an şakirdleri! Sizi vazife-i mukaddesenizden ekseriyetle geri bırakan, maişet telaşesidir. O ise, Kur'anın feyziyle, bereket nevinden sizlere veriliyor. Vazifenize bakınız."


ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺑِﺤَﻖِّ ﺍِﺳﻤِﻚَ ﺍْﻻَﻋْﻈَﻢِ ﻭَ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﺭَﺳُﻮﻟِﻚَ ﺍْﻻَﻛْﺮَﻡِ ﻳَﺴِّﺮْﻟَﻨَﺎ ﺧِﺪْﻣَﺔَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﺑِﻨَﺸْﺮِ ﺭِﺳَﺎﻟَﺔِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺑِﺎﻟﺪَّﻭَﺍﻡِ ﺑَﻴْﻦَ ﺍْﻻَﻧَﺎﻡِ ﻓِﻰ ﻋَﺎﻟَﻢِ ﺍْﻻِﺳْﻼَﻡِ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﺍَﻣِﻴﻦَ
(Allah'ım, İsm-i Âzamının ve Resul-i Ekreminin hürmetine Nur risalelerinin islâm âleminde, insanlar arasında devamlı olarak neşredilmesiyle Kur'ân hizmetinde bize kolaylık ihsan eyle. Âmin, âmin, âmin.)


Sikke-i Tasdik-i Gaybi