Zübeyir Gündüzalp’e ait şu pasajlar, Risale-i Nur’un hizmet esaslarını muhafazaya dair son derece önemli prensipler içeriyor. (Ömer Çiçek tarafından hazırlanan ve İttihad Yayınları arasında çıkan Zübeyir Gündüzalp’in “Üstadım Bediüzzaman”başlıklı notlarından alınmıştır.)


Birisinin sadakatsizlik veya bir vartasını görünce korkmak, ibret almak...
Birgün birisinin bu halini görünce “Çok korkuyorum Üstadım” dedim. Üstad“Korkmak ne demek, titre, titre!” dedi.


-----



Risale-i Nur
’un hedefi ve maksadı iman ve ahirettir.

Hizmet vasıtaları dersler ve dershanelerdir. Buralar, her fikri ve siyasi görüş ve düşünceye mensup her tabaka-i insaniyenin gelip
Risale-i Nur
’un imani ve Kur’ani nevvar ve feyyaz derslerinden istifade ettiği Nurcuların faaliyet merkezleridir.


-----


Bediüzzaman’ın davasına Bediüzzaman’ın tarzında hizmet edilir, sair mesleklerin vasıtaları ve tarzlarıyla değil.
Risale-i Nur buna muhtaç değildir. Onun tarzında amel, talebeliğin şe’nidir. Üstadına, mihmandarına, mürşidine sadakatte, gassal elinde meyyit gibi olmak bir edeptir.


-----



Üstadın hayatı, tarzı, meslek ve meşrebi, derslerindeki muradı hüsnüniyet sahiplerine açıktır, nettir, tevile muhtaç değildir.

Asrın imamı ve müçtehidi sıfatıyla tarz ihdası yetkisi Üstada verilmiş, talebelerine değil. Biz aklımızı Üstadı ve derslerini anlamakta kullanacağız, tarz ihdasında değil. Onun tarzı Kur’ani, bizimki ise beşeridir. Biz onun gördüğü hikmetleri ve maslahatları göremeyiz; bizim maneviyatımız, maddi ve manevi derinliğimiz buna yetmez. Biz tarz ihdasında istihdama mazhar değiliz. Bu görev, asrın müçtehidi ve mürşidine verilmiştir; biz ona ittiba ile mükellefiz.

-----



“
Risale-i Nur’u bu tarzda da tanıyanlar var.” Bu mücerret iddiada bir tane-i hakikat olabilir. Fakat bu, bu asrın imamının hizmet tarzını onun adına, ondan gayrı göstermekle verdiği zararın kefareti olamaz, onu verdiği zararın mes’uliyetinden kurtaramaz. . . . Bunlar istisnaidir; bir kişiyi kazandırır, bin kişiyi kaybettirir. Hiçbir şey hepten faydalı, hepten zararlı değildir. Fakat Üstadın tarzı, meslek ve meşrebi, diğer imani hakaik gibi ilham-ı İlahi ile Kur’ani ve vehbidir. Böyle olduğundan, cadde-i kübradır, lübdür, itiraza müstenid kışır yanı yoktur, kusursuzdur, herkesi kucaklar.


-----


Üstad bu asrın imamı, müçtehidi, müfessir-i Kur’an’dır. Bu sıfatı vasıtasıyla tarzı, ümmetin istifadesine ilham-ı İlahi ile vehbi ihsan edilmiş, Kur’anidir. Davası Allah’ın davasıdır. Bu davaya ve hizmet tarzına zarar veren kendini kurtaramaz. Ahir zamanda dindar olduğu halde ahmaklığıyla Deccala yardım eden ahmak kumandanlar gibi şerre hissedar olur. Çıkar Risale-i Nur ve Nurculuk kimliğini, o zaman kendi adına içtimai, siyasi ve dünyevi çalış!

Risale-i Nur’un hedefi ise uhrevi, maksadı iman ve ahirettir. Risale-i Nur okunup istifade edilse ahlaka, anlayışa ve ifadelere yansır. Gazete ve başka şemsiyeler altında meslek değiştirenlerin iddialarının me’hazı, kaynağı ve gücü yok; Kur’ani değil, beşeri, infiradi, şahsi ve indidir.

-----


Üstadımız diyor ya: “Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zat, senelerle seyr ü süluke mukabil hakikatin envarına mazhar olur. Çünkü sohbette insibağ ve in’ikas vardır. Malumdur ki,in’ikas ve tebaiyetle, o nur-u a’zam-ı Nübüvvetle beraber en azim bir mertebeye çıkabilir. Nasıl ki, bir sultanın hizmetkarı ve onun tebaiyeti ile öyle bir mevkie çıkar ki, bir şah çıkamaz.”

-----


İşte bundan, içtimai ve siyasi ve dünyevi çalışanların hal ve ifadelerine bakıldığında, meşgul oldukları tarzın hal ve ifadelerine insibağ ettiğini görürsünüz. Halbuki bizim hizmetimiz Risale-i Nur’un imani ve Kur’ani hakikatlerini yaşayarak cihad-ı maneviye-i diniyede, meyadin-i hizmette lisan-ı halimizle tebliğat ki, lisan-ı hal lisan-ı kalden daha tesirlidir ve bu suretle bu hakikatlerin insanlara insibağ etmesini temin etmektir.

Bu da Üstadın meslek, meşreb, usul, esas ve tarzıyla, ders ve dershane hizmetleriyle olur. Başka zeminlerde, başka vasıtalarla olmaz. Mualla ve muazzez, aziz Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi de böyle yapmış, bu tarzı meslek, meşreb edinmiş ve talebelerine de ısrarla tavsiye ve vasiyet etmiştir.

Bu asırda sair usuller faydalı olsaydı, onları da istimal eder, vasiyet veya tavsiye ederdi, etmedi. Hususi hizmetkarlarına bu tarzından ayrılmayacaklarına dair defalarca Kur’an üzerine yemin ettirmiştir. Yemin ettirmekteki maksadı sadık ve fedakar hizmetkarlarına itimad eksikliği değil, meslek ve meşrebine ve tarzına çok güçlü vurgu yaparak tarzının önemine bu usulle dikkat çekmektir.

-----


Akıl ve zeka da lazım, fakat sadakat bambaşka... İşte bunun için, ittiba ettiği mihmandarının derslerine ve tarzına sadakat, sadakat, sadakat, onun himmetine mazhar kılar. Niyeten ve sözle sadakat var, fakat fiilin ve amelin başka: Bu sadakat olmaz.

-----


Fırıncı Ağabey anlatıyor: 1956 senesinde Isparta’ya trenle gitmiştim. Tren gece varacağı yerde sabah saat 10 civarında ulaşabildi. Ben hemen Üstad Hazretlerinin yanına gittim. Tam vardığımda, üç dört saat devam eden sabah derslerinden birinden çıkıyorlardı. Zübeyir Ağabey birkaç dakika evvel Hz. Üstadın ders sonunda anlattığı bir dersi nakletti:

“Kardeşlerim, şimdi Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibend Hazretleri gelseler, ‘Said, sen bu mesleğinden az az birşey fedakarlık etsen talebelerin milyonlar olacak ve Risale-i Nur’u pek çok insan okuyacak. Eğer mesleğinden fedakarlık etmezsen, işkencelerle, sıkıntılarla tazyik altında bırakılacaksın. Ve talebelerin de gayet az olacak’ deseler, ben o işkencelere, hapislere, sıkıntılara, musibetlere razı olur, fakat meslekten fedakarlığa razı olmam.”


-kaynak:
http://www.risaleajans.com/nur-alemi/zubeyir-gunduzalpten-sadakat-dersi