+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3
Like Tree1Beğeni
  • 1 tarafından fanidünya...

Konu: Risale-i Nur şakirdlerini bu musibetlerin şerrinden muhafaza eylesin, âmîn.

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Risale-i Nur şakirdlerini bu musibetlerin şerrinden muhafaza eylesin, âmîn.

    Gayet ciddî bir ihtar ile bir hakikatı beyan etmeye lüzum var. Şöyle ki:
    Gaybı Allah'tan başkası bilemez) sırrıyla ehl-i velayet, gaybî olan şeyleri bildirilmezse bilmezler. En büyük bir veli dahi, hasmının hakikî halini bilmedikleri için, haksız olarak mübareze etmesini Aşere-i Mübeşşere'nin mabeynindeki muharebe gösteriyor. Demek iki veli, iki ehl-i hakikat birbirini inkâr etmekle makamlarından sukut etmezler. Meğer bütün bütün zahir-i şeriata muhalif ve hata bir içtihad ile hareket edilmiş ola. Bu sırra binaen ﻭَ ﺍﻟْﻜَﺎﻇِﻤِﻴﻦَ ﺍﻟْﻐَﻴْﻆَ ﻭَ ﺍﻟْﻌَﺎﻓِﻴﻦَ ﻋَﻦِ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ "Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenler..." Âl-i İmrân Sûresi, 3:134.) deki ulüvv-ü cenab düsturuna ittibaen ve avam-ı mü'minînin şeyhlerine karşı hüsn-ü zanlarını kırmamakla, imanlarını sarsılmadan muhafaza etmek ve Risale-i Nur'un erkânlarının haksız itirazlara karşı haklı fakat zararlı hiddetlerinden kurtarmak lüzumuna binaen; ve ehl-i ilhadın iki taife-i ehl-i hakikatın mabeynindeki husumetten istifade ederek, birinin silâhıyla, itirazıyla ötekini cerhedip ötekinin delilleriyle berikini çürütüp ikisini de yere vurmak ve çürütmekten içtinaben, Risale-i Nur şakirdleri bu mezkûr beş esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisil ile karşılamamalı. Yalnız kendilerini muhafaza için musalahakârane, medar-ı itiraz noktaları izah etmek ve cevab vermek gerektir.

    Çünki bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti mikdarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmiyor, bozmuyor; kendisini mazur biliyor, ondan niza çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder, ehl-i dalalet istifade ediyor.

    İstanbul'da malûm itiraz hâdisesi îma ediyor ki; ileride, meşrebini çok beğenen bazı zâtlar ve hodgâm bazı sofi-meşreb ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u câh vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risalet-ün Nur ve şakirdlerine karşı kendi meşreblerini ve mesleklerinin revacını ve etba'larının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler, belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hâdiselerin vukuunda, bizlere itidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir.

    Fâş etmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki:

    Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevîsi"Ferîd" makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki -ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u a'zamın tasarrufundan hariç olduğu.. ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu yani kutb-u a'zamı, tanımağa mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı A'zam'da kutbiyet ve gavsiyetle beraber "ferdiyet" dahi bulunduğundan, âhirzamandaki şakirdlerinin bağlandığı Risalet-ün Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır.Gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-in Nur aleyhinde bir itiraz kutb-u a'zamdan dahi gelse; Risale-in Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u a'zamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telakki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah ile, ellerini öpmektir.

    Evet kardeşlerim; bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hâdiseler içinde, hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir.

    Evet
    ﻳَﺴْﺘَﺤِﺒُّﻮﻥَ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍْﻻ*َﺧِﺮَﺓِ "Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler." İbrahim Sûresi, 14:3.) âyetinin sırr-ı işarîsiyle; âhireti bildikleri ve iman ettikleri halde, dünyayı âhirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi bâki elmasa, bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akibeti görmeyen kör hissiyatın hükmüyle, hazır bir dirhem zehirli bir lezzeti, ileride bir batman safi lezzete tercih etmek, bu zamanın dehşetli bir marazı, bir musibetidir. O musibet sırrıyla, mü'minler dahi bazan ehl-i dalalete tarafdar olmak gibi dehşetli hatada bulunuyorlar. Cenab-ı Hak ehl-i imanı ve Risale-i Nur şakirdlerini bu musibetlerin şerrinden muhafaza eylesin, âmîn.


    Said Nursî

    yolcu_ bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart ..

    29.Mekub /Beşinci Desise-i Şeytaniye:
    Ehl-i dalaletin tarafgirleri, enaniyetten istifade edip, kardeşlerimi benden çekmek istiyorlar. Hakikaten insanda en tehlikeli damar, enaniyettir ve en zaîf damarı da odur. Onu okşamakla, çok fena şeyleri yaptırabilirler.
    Desise-i Şeytaniye: Şeytanın hile ve tuzağı.
    Ehl-i dalalet: Kur'anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve islâm yolundan
    sapanlar.
    Tarafgir: Taraf tutan, taraflı olan, kayıran.
    Enaniyet: Kendini beğenme, bencillik.

    Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz; sizi enaniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Hem biliniz ki: Şu asırda ehl-i dalalet eneye binmiş, dalalet vâdilerinde koşuyor. Ehl-i hak, bilmecburiye eneyi terketmekle hakka hizmet edebilir. Ene'nin istimalinde haklı dahi olsa; mademki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber etrafına toplandığımız hizmet-i Kur'aniye, ene'yi kabul etmiyor. "Nahnü" istiyor. "Ben demeyiniz, biz deyiniz" diyor.
    Ene: Ben.
    Dalalet: İman ve İslâmiyetten ayrılmak, azmak, doğru yoldan ayrılma, azma, batıla yönelme.
    Bilmecburiye: Mecburiyetle, mecbur kalarak, mecburen, zorunlu olarak.
    Nefisperest: Nefsin arzularına aşırı derecede uyan.
    Hizmet-i Kur'aniye: Kurân'ın hizmeti.
    Nahnü: Biz.

    Elbette kanaatınız gelmiş ki, bu fakir kardeşiniz ene ile meydana çıkmamış. Sizi enesine hâdim yapmıyor. Belki, enesiz bir hâdim-i Kur'anî olarak kendini size göstermiş. Ve kendini beğenmemeyi ve enesine tarafdar olmamayı meslek ittihaz etmiş. Bununla beraber, kat'î deliller ile sizlere isbat etmiştir ki: Meydan-ı istifadeye vaz'edilen eserler, mîrî malıdır; yani Kur'an-ı Hakîm'in tereşşuhatıdır. Hiç kimse, enesiyle onlara temellük edemez! Haydi farz-ı muhal olarak ben enemle o eserlere sahib çıkıyorum, benim bir kardeşimin dediği gibi: Madem bu Kur'anî hakikat kapısı açıldı, benim noksaniyetime ve ehemmiyetsizliğime bakılmayarak, ehl-i ilim ve kemal arkamda bulunmaktan çekinmemeli ve istiğna etmemelidirler.
    Hâdim:Hademe, hizmetçi, hizmet eden, işe yarayan.
    Ene: Ben.
    Hâdim-i Kur'an: Kur`ân`ın hizmetkârı.
    İttihaz: Edinme, alma. *Kabul etme, sayma, tutma, addetme. *Kullanma.
    Kat'î: Kesin.
    Meydan-ı istifade: İstifâde sahası.
    Vaz'edilen: Koyulan.
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur'an.
    Tereşşuhat: Sızmalar, sızıntılar.
    Temellük: Sahiplenme, kendine mâl etme, mülk edinme, sahip olma.
    Farz-ı muhal: İmkansızı farz etme, olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme.
    Noksaniyet: Eksiklik, noksanlık, nâkıslık.
    Ehl-i ilim: İlim sahipleri.
    İstiğna: Var olanla yetinme, aza kanaat etme, eldekini yeter bulma, tokgözlülük. *Gereksinimsizlik. *Cenab-ı Hakk'tan başka kimsenin minneti altına girmeme, Cenab-ı Hakk'tan başkasına ihtiyacını arzetmeme. *Yüz çevirip bakmama.

    Selef-i sâlihînin ve muhakkikîn-i ülemanın âsârları, çendan her derde kâfi ve vâfi bir hazine-i azîmedir; fakat bazı zaman olur ki, bir anahtar bir hazineden ziyade ehemmiyetli olur. Çünki hazine kapalıdır; fakat bir anahtar, çok hazineleri açabilir. Zannederim ki, o enaniyet-i ilmiyeyi fazla taşıyan zâtlar da anladılar ki: Neşrolunan Sözler, hakaik-i Kur'aniyenin birer anahtarı ve o hakaiki inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılınçtır. O ehl-i fazl u kemal ve kuvvetli enaniyet-i ilmiyeyi taşıyan zâtlar bilsinler ki; bana değil, Kur'an-ı Hakîm'e talebe ve şakird oluyorlar. Ben de onların bir ders arkadaşıyım.
    Selef-i sâlihîn: Ehl-i Sünnet ve Cemaatin ilk rehberleri ve ashab ile tabiînin ileri gelenleri ile tebe-i tâbiînden olan Müslümanlar.
    Muhakkikîn-i ülema: Hakikatleri araştıran müslüman âlimler.
    Âsâr: Eserler, işaretler.
    Çendan: Gerçi, her ne kadar.
    Vâfi: Yeter, tam.
    Hazine-i azîme: Büyük hâzine.
    Ziyade: Fazla, çok.
    Ehemmiyetli: Önemli.
    Enaniyet-i ilmiye: İlimden, ilim sahibi olmaktan gelen benlik, gurur ve enaniyet.
    Neşr: Yaymak.
    Hakaik-i Kur'aniye: Kur'ana ait gerçekler.
    Hakaik: Gerçekler ve doğrular.
    Ehl-i fazl u kemal: İlim, meziyet ve güzel ahlâk bakımından mükemmel insanlar.

    Haydi farz-ı muhal olarak ben üstadlık dava etsem, madem şimdi ehl-i imanın tabakatını, avamdan havassa kadar, maruz kaldıkları evham ve şübehattan kurtarmak çaresini bulduk; o ülema ya daha kolay bir çaresini bulsunlar veyahut bu çareyi iltizam edip ders versinler, tarafdar olsunlar. Ülema-üs sû' hakkında bir tehdid-i azîm var. Bu zamanda ehl-i ilim ziyade dikkat etmeli. Haydi farzetseniz ki, düşmanlarımızın zannı gibi ben, benlik hesabına böyle bir hizmette bulunuyorum. Acaba dünyevî ve millî bir maksad için, çok zâtlar enaniyeti terkedip, firavun-meşreb bir adamın kemal-i sadakatla etrafına toplanıp, şiddetli bir tesanüdle iş gördükleri halde; acaba bu kardeşiniz, hakikat-ı Kur'aniye ve hakaik-i imaniye etrafında, kendi enaniyetini setretmekle beraber, o dünyevî komitenin onbaşıları gibi, terk-i enaniyetle hakaik-i Kur'aniye etrafında bir tesanüdü sizden istemeye hakkı yok mudur? Sizin en büyük âlimleriniz de, ona "Lebbeyk" dememesinde haksız değil midirler?
    Farz-ı muhal: İmkansızı farz etme, olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme.
    Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
    Tabakat: Tabakalar, katlar, mertebeler, dereceler.
    Avam: Kültürlü, yüksek tabakadan olmayan; kaba ve cahil halk tabakası, ayak takımı. *Halkın büyük kısmı, umum, herkes; havas'ın zıddı.
    Havass: Hâslar, hâssalar, keyfiyetler, hususlar. *İlerlemiş, ileri kimseler, önde gelenler, üst tabaka, seçkinler, zenginler sınıfı. *Okumuşlar, bilginler, âlimler.
    Evham: Vehimler, zanlar, kuşkular, esassız şeyler, kuruntular.
    Şübehat: Şüpheler.
    Ülema: Alimler, yüksek ilim sahipleri, din bilginleri.
    İltizam: Kendisi için gerekli görme, kendi için lüzumlu sayma, kendi üzerine alma.
    Ülema-üs sû': Kötü âlimler, dünya için âhiretini unutan âlimler, dünyayı dine tercih eden âlimler, menfaat için hakikatı örten âlimler.
    Tehdid-i azîm: Büyük tehdit, büyük korkutma.
    Zannı: Zannetmesi, sanması.
    Dünyevî: Dünya hayatına ait.
    Enaniyet: Kendini beğenme, bencillik.
    Firavun-meşreb: Firavunun yolunda olan.
    Kemal-i sadakat: Tam sadakat, mükemmel bağlılık.
    Tesanüd: Dayanışma, birbirine dayanma, birbirinden destek alma, omuzdaşlık.
    Hakaik-i imaniye: Îmân hakîkatleri.
    Setretmek: Örtmek, kapatmak, gizlemek.
    Komite: Encümen, heyet, alt kurul, komisyon.
    Terk-i enaniyet: Benlik ve enaniyetten vazgeçme.
    Lebbeyk: Buyurun, emredin, efendim!

    Kardeşlerim, enaniyetin işimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasılki bir insanın bir eli, bir elini kıskanmaz ve gözü, kulağına hased etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de: Bu heyetimizin şahs-ı manevîsinde herbiriniz bir duygu, bir a'zâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
    lillah: Allah için(cc).
    Hased: Başkasının iyi hâlini istememe; çekememezlik, kıskançlık.
    Şahs-ı manevî: Manevî şahıs; belli bir şahıs olmayıp, kendisine bir şahıs gibi muâmele edilen şirket, cemaat, cemiyet gibi ortaklıklar; belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen mânevî şahıs.
    Mütelezziz: Lezzet alan, tat hisseden, hazzeden, hoşlanan.
    Vazife-i vicdaniye: Vicdanî vazife.

    Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adavet besler gibi, Sözler'in kıymetlerinin tenzilini arzu eder tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın. Halbuki bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
    Ehl-i ilim: İlim sahipleri.
    Enaniyet-i ilmiye: İlimden, ilim sahibi olmaktan gelen benlik, gurur ve enaniyet.
    Cihet: Yön, taraf.
    İmtiyaz: Ayrıcalık, diğerlerinden ayrılmak.
    Muaraza: Karşı çıkma, karşı gelme, mücadele.
    Risale: Küçük kitap, ilmi konuda yazılmış küçük kitap.
    İstihsan: Beğenme, güzel bulma.
    Zımnî: Gizli, saklı, örtülü.
    Adavet: Düşmanlık.
    Tenzil: İndirme, aşağı indirme.
    Mahsulât-ı fikriye: Düşünce ürünleri.
    Bilmecburiye: Mecbur olarak, ister istemez.

    "Bu dürûs-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünki çok emarelerle anlamışız ki: BU ULÛM-U İMANİYEDEKİ FETVA VAZİFESİYLE TAVZİF EDİLMİŞİZ. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde birşey yazsa; soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklidcilik hükmüne geçer. Çünki çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki: Risale-i Nur eczaları, Kur'anın tereşşuhatıdır; bizler, taksim-ül a'mal kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhde edip, o âb-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz!.."
    Dürûs-u Kur'aniye: Kur'an dersleri.
    Allâme: Çok büyük âlim.
    Müçtehid: Âyet ve hadislerden şer'î hükümler çıkarabilen, gerekli bütün ehillik şartlarına sahip olan, geniş ve derin bilgili din âlimi.
    Ulûm-u imaniye: İman ilimleri, imanla ilgili ilimler.
    Şerh: Açma. *Açıklama, izah etme, yorumlama.
    Tavzif: Vazifelendirme, görevlendirme.
    Muaraza: Karşı çıkma, karşı gelme, mücadele.
    Nâkıs: Noksan, eksik.
    Emare: Belirti, ipucu.
    Tahakkuk: Gerçek olarak meydana çıkma, bir şeyin doğruluğunun meydana çıkması, gerçekliğinin anlaşılması.
    Ecza: Kısımlar, parçalar.
    Tereşşuhat: Sızmalar, sızıntılar.
    Taksim-ül a'mal: Vazife bölümü, iş bölümü.
    Deruhde: Üstlenme.
    Âb-ı hayat: Hayat suyu.


    Said Nursi


  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Risale-i Nur diğer âlimlerin eserlerinden farklıdır

    Evliya divanlarını ve ülemanın kitablarını çok mütalaa eden bir kısım zâtlar taraflarından soruldu: "Risale-i Nur'un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz'an onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?"

    Elcevab:
    Eski mübarek zâtların ekser divanları ve ülemanın bir kısım risaleleri imanın ve marifetin neticelerinden ve meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında imanın esasatına ve köklerine hücum yoktu ve erkân-ı iman sarsılmıyordu. Şimdi ise köklerine ve erkânına şiddetli ve cemaatli bir surette taarruz var.

    O divanlar ve risalelerin çoğu has mü'minlere ve ferdlere hitab ederler, bu zamanın dehşetli taarruzunu def'edemiyorlar.

    Risalet-ün Nur ise, Kur'an'ın bir manevî mu'cizesi olarak imanın esasatını kurtarıyor ve mevcud imandan istifade cihetine değil, belki çok deliller ve parlak bürhanlar ile imanın isbatına ve tahkikine ve muhafazasına ve şübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden; herkese bu zamanda ekmek gibi, ilâç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar hükmediyorlar.

    O divanlar derler ki: "Veli ol, gör; makamata çık, bak; nurları, feyizleri al."

    Risalet-ün Nur ise der: "Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikatı müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar."

    Hem Risalet-ün Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna' eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevî-i dalalet karşısında tek başıyla galibane mukabele eder.

    Hem Risalet-ün Nur, sair ülemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermez ve evliya misillü yalnız kalbin keşf ü zevkiyle hareket etmiyor; belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh vesair letaifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i a'lâya uçar; taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişmediği yerlere çıkar; hakaik-i imaniyeyi kör gözüne de gösterir.


    Kastamonu Lahikası

    Risale-i Nur, sair(diğer) ilimler ve kitablar gibi okunmamalı. Çünki ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka ilimlere ve marifetlere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin de kut ve nurlarıdır.


    Sikke-i Tasdik-i Gaybi


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Allah rahmet eylesin
    By *SAHRA* in forum Gündem
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14.12.14, 22:20
  2. şeytanın şerrinden Cenab-ı Hakk'a sığınmasının sırrı nedir?
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.09.14, 02:38
  3. Kadınların Zalim Erkeklerin Şerrinden Kurtulmak İçin Girdikleri Riyakarlık?
    By elff in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 04.05.14, 19:32
  4. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 03.05.09, 17:51
  5. Önce Risale-i Nur'un İzzetini Muhafaza Etmeliyiz
    By Meyvenin Zeyli in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 21.11.06, 09:01

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0