Çağımızın Kur’ân tefsiri, saadetin şahikası olan Risale-i Nur’un neşrinde göz nurlarını döktüler! Onlar, yüreklerini ortaya koydular!
Her biri iman ve Kur’ân dâvâsında Bediüzzaman Hazretlerine sahip çıkanlardı onlar. Onlar Üstad tarafından Nur kahramanı oldukları tescillenmiş hanımlardı.
Bu hanımlar Üstadımıza yardımcı olup dâvâya omuz vermişlerdir. Mübarek kâtibeler gözlerine tatlı yorgunlukları sürerek büyük dâvâya, büyük adama hizmet etmişlerdir. Yorulmak nedir bilmemişlerdir.
Beylerine gece gündüz demeden aralıksız ışık tutarak iman hizmetine iştirak etmişler, kocaları yorulunca kendileri yazmışlar, çocuklarına yazdırmışlar ve bunu büyük vazife bilmişlerdir.
Risale-i Nur’a bağlılıkları farklıydı onların, mübarek kalplerinde Rabbimizin rahmetiyle derc ettiği o muhabbet hissi öyle bir kıvamdaydı ki, yazsak da tarifi pek yeterli olmayacaktır.
Yine de, Risale-i Nur mesleğinde şefkatın esas olduğunu hatırlatarak ve bunun için hanımlar o yönde erkeklerden ileri olması, böylece nurlara ciddî yapışmaları bu tarife en uygun cümle olacaktır. Hanımlar şefkat kahramanlarıdır, hemen her yönüyle bunun örneklerini görür ve yaşarız; hiçbir ücret ve karşılık beklemeden ruhlarını Üstadına feda etmeleri bu sebepledir. “Ben ‘Kardeşlerim’ dediğim zaman, hanım hemşirelerimi kardeşler içinde kast ederim. Bütün mektuplarımda onlar dahi muhataplarımdır.” (Emirdağ Lâhikası) derken Üstad hanımların bu dâvâdaki önemine dikkat çekmiştir.
Bahtiyardır o kadınlar… Ebedî hayat arkadaşlarını kaybetmemek için mi kocalarını taklit ettiler... Onların kocasına, Üstadına iman dâvâsına bu denli sevgisi, sadakati samimiyetlerinin tezahürüydü. Onlar İslâmî terbiye anlayışında eriyen benliklerini saadet-i ebediyeyi yaşamak için sarf edenlerdi. Belki tersi olsaydı sadakat bozulsaydı, o nizamsızlık emniyeti bozacaktı, aile hayatları mahvolacaktı. Zaten bu mümkün değildi! O nur’dan hanımlar ki; eşine samimî muhabbet ve merhamet ederek Nurlara sarılmalarının karşılığında o nur’dan kocalarının da ciddi hürmet ve muhabbet beslemeleri Risale-i Nur’un huzur hazinesi olduğunu da ispat eder. Ve bu hizmetle evleri huzurhaneye döndü. Bir fabrikane-i huzur oldu, içlerine mutluluk doldu.
Üstadımızın “insanların dünya hayatlarında en cemiyetli merkez, en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet, bir melce’, bir sığınak aile hayatıdır” demesi aile hayatının önemini mükemmel bir şekilde ifade ediyor. Zira herkesin hanesi küçük bir dünyasıdır.
Çok hoşuma gider Üstadın misâl olarak verdiği, bir tavuğun yavrusunu himaye için ite atılması ve ruhunu feda etmesi, o cesareti kazanması… İşte o Nur’dan hanımların şefkati de nefislerine karşı ruhlarını feda etmiştir. İman dâvâsına bu denli ciddî omuz vermeleri takdire şayandır. İhlâsları, samimiyetleri böylece ispat olmuştur. İnsanın en birinci üstadı da yine bir ‘hanım’dır, yani annesidir. Asrın müceddidi 80 sene ömründe, 80 bin zatlardan dersi aldığı halde, en sarsılmayan ve hep taze olduğunu yemin ederek söylediği ders; annesinin verdiği dersti. O büyük zatın annesi de en şereflilerden bir “hanım”dı. Nur’dan hanım! Nuriye hanım.
Şu satırları okuyan genç hanımlar! Şu taze gençlik muhakkak gidecek. Sizler şefkat kahramanısınız. Ve Risale-i Nur’un en mühim bir esası da şefkat olmasından sizler Risalelerle fıtraten alâkadarsınız. Yeter ki o ulvî yaratılan ahlâklarınız İslâmî terbiye dairesinde kalsın.
Bu terbiyeyi muhafaza etmenin yollarını düşünürken, Üstadın Eskişehir hapishanesinin penceresinden manevi sinema ile gördüğü o hayatlar aklıma geldi. Ahhh!... Hanımlar! Elli sene sonraki halinizi tahayyül edince çok şey değişecektir hayatınız, emin olun. Ve çevrenizin de bu düşünceden nasiplenmesi için çabalayın. Eminim ki bu düşünce ulvî ahlâkı koruyacak ve daha da terakki etmesine vesile olacaktır. Bizler hayatın zevkini, lezzetini istersek hayatımızı iman ile hayatlandırmaya mecburuz! Çünkü biz her şeyden önce bu dâvâyla tanışıp gönül vermişiz.
Özellikle genç hanımlar nurun yazılışındaki hizmet erlerinden olan nur’dan hanımları hatırlatacak kitaplar, yazılar okumalı ve bu âhirzamanın cazibedar fitnesinde samimi dindarlıkları, özellikle de tahkikî imanları örnek almalıdırlar. Bu örnek alma vazifesini yerine getirdikleri zaman yine emin olun ki istikamet yoluna devam edip İslâm’ın ulvî ahlâk anlayışının ulvîliğinden ödün vermeyeceksiniz. Daha çok sarılın! Sarıldıkça nurlanacak, nurlandıkça terakki edeceksiniz.
Niceleri geldi iz bırakarak geçti; Asiyeler, Zehralar, Aliyeler, Lütfiyeler, Ulviyeler, Şerifeler, Hacerler, Necmiyeler, Nimetler, Şahideler... Neden çıkmasın Aysunlar, Tuğçeler, Sevdeler, Beyzalar, Elalar, İlknurlar, Binnurlar…
Neden olmasın bu hanımları örnek alan nur’dan hanımlar.
Haydi, siz de bu isimlerin yanına isminizi ekleyip, baş ucunuza asın.
Allah sayınızı çoğaltsın! Âmin…

MUHAMMED ZORLU KARDEŞİMİZİN GÜZEL BİR YAZISI