[h=3]Risale-i Nur'u Üstünkörü Okumak Yetmez![/h] Risale-i Nur'u Üstünkörü Okumak Yetmez!


Hepimize her gün 24 saatlik zaman verilir. Sabahın ilk ışıklarıyla emanet aldığımız bu hazineyi ertesi günün sabahına kadar kullanırız. Rabbimiz, günlük sermaye konusunda eşit davranmıştır hepimize. Hiç kimsenin daha az veya daha fazla süresi yoktur.

Bu süreyi bizce önemli ve değerli uğraşlarla doldururuz. Sizin için en büyük mesele ne ise onun için çırpınırsınız gün boyu. Neyi dert edinmişseniz onda yoğunlaşırsınız. Sizi peşinden koşturan hedefiniz ne kadar önemli ve değerliyse o kadar fedakarlıkta ve feragatta bulunursunuz.

Eğer üniversitede okumayı kafanıza koymuşsanız gece gündüz çalışmayı, yüzlerce gece uykusuz sabahlamayı göze alacaksınız. Sizin için para kazanma vazgeçilmezse ağır hastayken bile yatağı değil, iş yerini tercih edeceksiniz. Emekli oluncaya kadar bir gün bile işe geç kalmayan ya da gelmemezlik yapmayan insanların var olduğunu duymuşsunuzdur.

Bunları şaka mı sanırsınız? Hayır! Evladı için canını fedadan çekinmeyen anne, üniversite için can atan öğrenci, işinden vazgeçmeyen iş adamı hep neyi dert edindiğini gösterir davranışlarıyla...

Üstünkörü okumak yetmez!
Peki, sonsuz ahiret hayatına bedel bir damla serap hükmünde olan dünya hayatının hedefleri bizi böylesine dertlendirirse, ebedi saadeti kazanmanın anahtarı olan imanı sağlam elde etme gayretleri bizi bizden almalı değil midir?

Manevi bir binayı ve ulvi bir bir ağacı temsil eden insanın temeli ve kökleri hükmünde olan “iman” gerçeği tam ve mükemmel elde edilmezse ne din yaşanır, ne de sonsuz mutluluk kazanılır. Yaratılış itibarıyla sonsuza aşık ve sonsuz mutluluğu isteyen insanın en büyük meselesi, en büyük derdi ve en büyük davası, “Kur’an’ın istediği iman”ı kazanmaktır.

İşte baştan sona tahkiki iman dersleri olan Risale-i Nur’u okuma ve anlama meselesini dert edinmeden ona tam zaman ayıramazsınız, anlamak için çırpınamazsınız. “Dostlar alış verişte görsün” izlenimi veren “üstünkörü göz gezdirmek”, “teberrüken okumak”, “günde birkaç sayfayla yetinmek”, bizleri “Biliyorum” gafletine sokan yetersiz çabalardır.

Oysa onu okumanın aşkıyla deli divane olmak, onu anlamanın ateşiyle yanıp tutuşmak gerekir.