+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6
Like Tree8Beğeni
  • 2 tarafından SeRDeNGeCTi
  • 1 tarafından MetinVan
  • 1 tarafından Bekir Dulgeroglu
  • 1 tarafından Bekir Dulgeroglu
  • 1 tarafından Bekir Dulgeroglu
  • 2 tarafından nuryüzlü

Konu: Bir Nur Talebesini Bekleyen En Büyük Tuzak Nedir?

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart Bir Nur Talebesini Bekleyen En Büyük Tuzak Nedir?


    Bir Nur talebesini bekleyen en büyük tuzak nedir?


    Kanaatimce, bir Nur talebesini bekleyen en büyük tuzaklardan birisi (ve belki birincisi); külliyatın metinlerine karşı duyacağı ülfet meselesidir. Zira Risale-i Nur, en basit (!) metinleriyle dahi, keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir. Bu hazineyi, alışkanlık perdesi altında keşfetmekten mahrum kalmak, müellifin ifadesiyle, mehirleri dikkat olan o nazenin hakikatleri görememek demektir. Bu ise, terakkisinin dört öğesi “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” olan bir Nur talebesi için, düşülebilecek en büyük vartadır. Çünkü ülfet bizzat bu dört rükünden “tefekkürün” yara almasıdır.

    Bu vartanın tam tarifinden acizim… Fakat bazı derslerde, daha kapıdan girerken dersin konusunu soran kardeşlerimin; “Yine Birinci Söz mü?” ya da “Herkes de Haşir Risalesi’nden ders yapıyor kardeşim” demesine şahit oluyorum ki, bu durum beni, Nur hizmetinin geleceği adına endişeye sevk ediyor. Elbette bu hususta tek sorumlu bu kardeşler değil… Böyle bir ülfetin olabileceği ihtimalini görmezden gelen hocalarımızın da, bu işte biraz payı var. Ülfet edilen usullerinden vazgeçmeyişleri; yenilenmekten, açılımlar yapmaktan yoksun kalışları, yaralarımızın üzerine yenilerini eklemekle kalmıyor, olanların üzerine de tuz basıyor.

    Ders usulleri üzerine yapılabilecek bir eleştiriyi başka yazıya erteleyerek, bu yazıda, özellikle dışarıya tebliğ aşamasında yaptığımız bir hatayı nazara vermek istiyorum. Hassaten gençlere ve yeni yeni bize yakınlaşan insanlara çağrı yaparken kullandığımız ifadeler, sanıyorum ilerde onların Risale-i Nur’u ele alışlarını bir hayli etkiliyorlar. Örneğin; Nur Risaleleri’ne nereden başlaması gerektiğini soran bir talebeye veya kardeşe; “Önce Küçük Sözleri oku, onlar daha basittir” dememiz; onun ilerleyen dönemde bu Risaleleri basit eserler olarak algılamasına ve bir kez üstünden geçip gittikten sonra geri dönmek ihtiyacı hissetmemesine neden oluyor.

    Halbuki, kanaatimce, Küçük Sözler, Risale-i Nur’un kalbi olan eserlerdendir. Evet, anlatımları ilk mertebede basittir. (İlk mertebede olanlar için basittir, bu iyidir, hissesiz kalmazlar.) Fakat aynı metinde farklı farklı anlam mertebeleri olabileceğini gösteren Yirmi Beşinci Söz’ün ilgili yeri, çok enteresan bir noktaya dikkat çeker. “Bir metin, okurunun anlayışına göre, birden fazla metin olabilir.” Hem aynı bölüm, bence çok anlamlı bir şekilde, birkaç paragraf sonrasında şu ifadeye yer verir: “Birinci Söz’den tâ Yirmi Beşinci Söz’e kadar olan muva*zene*ler ve mizanlar ve o Sözlerin hakikatleri ve başları olan âyetler, iki kere iki dört eder derecesinde, medeniyete karşı Kur’ân’ın i’câzını ve galebesini ispat eder.”

    Buradan da anlaşılacağı üzere, Bediüzzaman’ın, vaktiyle müstemlekat nazırının sözüne itiraz ile söylediği; “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez bir nur olduğunu göstereceğim” cümlesi, bu Risalelerle vücut bulmuştur. Be**di*üz*zaman’ın Eski Said’den Yeni Said’e geçerken üzerinde büyük tefekkürler yaptığı “Ahirzamanda hakikatlerin tebliğ usulü nasıl olmalıdır?” sorusu, işte bu eserlerle en somut şeklini almış ve Bediüzzaman bu usulle, ahir ömrüne kadar devam etmiştir. Bu nedenle Küçük Sözler, elbette, bu davanın ilk adımları olmak adına, çok kıymetlidir.

    Geçtiğimiz hafta İkram Aslan kardeşimin yaptığı Besmele konulu derste yaptığı bir açılım, bu konu hakkında ne kadar yanıldığımızı bir kez daha tüm çıplaklığıyla gösterdi bana. Orada İkram ağabeyimin, Birinci Söz ve külliyatın geri kalanındaki Besmele bahisleriyle kurduğu bağıntılar, hakikaten çok ilginçti. Bu yönüyle Birinci Söz, benim açımdan sanki ilk kez okunuyor gibiydi. O zaman kendi kendime şöyle dedim:

    “Bu eserleri açamıyorsak, bu bizim mehri vermekten kaçınmamızdan. Bu eserler çaba istiyor, gayret istiyor, özel itina istiyor. Fakat biz, gazete okur gibi onları okuyoruz. Bu da ülfetin kapısını açıyor.”

    Bu noktadan hareketle Küçük Sözler’i okumaya başladım, ama yeni bir gözle okumaya başladım. Bu okumalarım sırasında da bazı notlar aldım. İnşallah, bundan sonraki yazılarımda da bir süre onları yazacağım. Hakikaten o yazılar sırasında beraber göreceğiz ki, Küçük Sözler, daha hakkıyla okunabilmiş değil. Daha hakkıyla incelenebilmiş değil… Yazılar boyunca bana katılacağınızı tahmin ediyorum. Ne diyelim? Cenab-ı Hak, bu hakikatlerden hissemizi ziyade eylesin. Diğer yazılarda görüşmek, yorumlarınızda hakikati ortaya çıkarmak temennisiyle...

    Ahmet Ay - http://www.risalehaber.com/author_ar...l.php?id=10303

    nur-um ve fakrime bunu beğendi.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Pürheves MetinVan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    Van
    Mesajlar
    224

    Standart

    Rabbim bizi ülfeten muhafaza etsin
    mutenevvir bunu beğendi.

  3. #3
    Dost Bekir Dulgeroglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    51
    Mesajlar
    16

    Standart

    Onuncu Söz'ün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş. Ben kendi kendime hususî, belki elli defa mütalaa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim. Böyle bir risaleyi bazıları bir defa okuyup, sair ilmî risaleler gibi yeter der, bırakır. Halbuki bu risale ulûm-u imaniyedendir. Her gün ekmeğe muhtaç olduğumuz gibi, o nevi' ilme her vakit ihtiyaç var.
    mutenevvir bunu beğendi.

  4. #4
    Dost Bekir Dulgeroglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    51
    Mesajlar
    16

    Standart

    Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adavet besler gibi, Sözler'in kıymetlerinin tenzilini arzu eder tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.
    mutenevvir bunu beğendi.

  5. #5
    Dost Bekir Dulgeroglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    51
    Mesajlar
    16

    Standart

    Kardeşlerim, enaniyetin işimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasılki bir insanın bir eli, bir elini kıskanmaz ve gözü, kulağına hased etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de: Bu heyetimizin şahs-ı manevîsinde herbiriniz bir duygu, bir âza hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
    mutenevvir bunu beğendi.

  6. #6
    Dost nuryüzlü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2011
    Mesajlar
    49

    Standart

    Sadakatsizlik de en büyük tuzak bence risale-i nur'a başlayıp yarı yolda bırakıp tekrar dünya işleriyle meşgul olmak..

    Allah bizleri bu yoldan ayırmasın, muhafaza eylesin..
    mutenevvir ve fakrime bunu beğendi.
    Adem-i mutlak zaten yoktur. Çünkü, bir ilm-i muhit var..

    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

    ''Bismillah'' her hayrın başıdır...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Nur Talebesini Nasıl Tanırsınız?
    By Bilal-i Sivasi in forum Mizah
    Cevaplar: 395
    Son Mesaj: 24.07.19, 13:37
  2. Türkiye'nin En Büyük Sorunu Nedir?
    By SeRDeNGeCTi in forum Anketler
    Cevaplar: 233
    Son Mesaj: 30.12.09, 14:43
  3. İnternetin En Büyük Tehlikesi Nedir?
    By caner07 in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 71
    Son Mesaj: 30.10.08, 03:49
  4. En Büyük Fırsat Nedir ?
    By ecrin54 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.10.07, 10:20
  5. En Büyük Bayram Nedir?
    By Ehl-i telvin in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.08.07, 20:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0