+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: 21.Lem'a Risale-i Nur Mesleğinde İhlası Kazanmanın ve Muhafaza Etmenin Düsturlarıdır

  1. #1
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart 21.Lem'a Risale-i Nur Mesleğinde İhlası Kazanmanın ve Muhafaza Etmenin Düsturlarıdır

    ve bihi nesteinu


    Yirmibirinci Lem'a




    İhlas hakkında




    (Onyedinci Lem'anın Onyedinci Nota'sının yedi mes'elesinden Dördüncü Mes'elesi iken, ihlas münasebetiyle Yirminci Lem'anın İkinci Nokta'sı oldu. Nuraniyetine binaen Yirmibirinci Lem'a olarak Lemaat'a girdi.)



    Bu Lem'a lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı.


    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


    وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ * وَ قُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ * قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكَّيهَا * وَ قَدْ خَابَ مَنْ دَسَّيهَا * وَلاَ تَشْتَرُوا بِاۤيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً


    (Kavga etmeyin, çekişmeyin; dağılırsınız ve kuvvetiniz kaybolur.(Enfal,46)
    (Ve Allah'a ibadet edenler olarak ayakta durun.bakara,238)
    (Nefsini arındıran kurtulmuştur.Ve onu gizleyen (terbiye etmeyen) kaybeder(Şems,9-10)
    (Sakın benim ayetlerimi az bir bedelle (dünyevi şeylerle) değiştirmeyin.(Bakara,41)


    Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde
    en mühim bir esas,
    en büyük bir kuvvet,
    en makbul bir şefaatçı,
    en metin bir nokta-i istinad,
    en kısa bir tarîk-ı hakikat,
    en makbul bir dua-yı manevî,
    en kerametli bir vesile-i makasıd,
    en yüksek bir haslet,
    en safi bir ubudiyet: İhlastır.

    Madem ihlasta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem
    bu müdhiş zamanda ve
    dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalaletler içerisinde bizler
    gayet az ve
    zaîf ve
    fakir ve
    kuvvetsiz
    olduğumuz halde,
    gayet ağır ve
    büyük ve
    umumî ve
    kudsî bir vazife-i imaniye ve
    hizmet-i Kur'aniye
    omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş; elbette herkesten
    ziyade bütün kuvvetimizle
    ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız.

    hulasa:Bilirsiniz ile kasdedilen ilim ve amel cenahlarıdır. yani ; şeriat 3 cüzdür; 1-ilim ,2-amel (ilim ve amel cenahlarını zatten) bilirsiniz, biliniz ! İhlası kazanmak ve muhafaza etmek içinde gelecek düsturlar rehberiniz olsun.3-ihlas.
    Hulasatul hulasa;Risale-i nur mesleği; kısa tarki; ubudiyye tariki; 4 hatve ile 4 merhale; tarik-ı aczmendi; tariki mahbubiyyet;4 dustur olan TARİK-İ HAKİKAT OLAN İHLASTIR.

    Konu aczmendi reşha tarafından (26.04.09 Saat 08:07 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  2. #2
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu



    ...

    Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı,
    ihlas kuvvetine dayanmak gerektir.
    İhlası
    kıracak esbabdan;
    yılandan, akrepten
    çekindiğiniz gibi çekininiz.
    Hazret-i Yusuf Aleyhisselâmاِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى demesiyle, nefs-i emmareye itimad edilmez. Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın.
    İhlası kazanmak ve
    muhafaza etmek ve
    manileri defetmek için,
    gelecek düsturlar rehberiniz olsun.


    BİRİNCİ DÜSTURUNUZ:
    Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı.
    Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.

    medar-ı necat yalnız ihlastır.

    İhlasın daisi mer-i ilahi
    ve neticesi rızayı haktır.

    Tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken..
    ..
    O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım

    (mesnevi-i nuriye -zühre 13.nota)





    Vazife ise:
    Yalnız bir asker gibi
    Allah namına işlemeli, başlamalı.
    Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı.
    Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı.

    Kusur etse, istiğfar etmeli. Yâ Rab! Kusurumuzu afvet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmîn demeli ve ona yalvarmalı.

    (6.söz)


    Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.
    Evet acz dahi, aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki; ubudiyet tarîkıyla mahbubiyete kadar gider.

    (26.söz zeyl)




    Ubudiyyet ise;
    Şer-i ve mesleki olan
    emr ve yasaklara riayet manasındadır.


    İşte bu sırra binaendir ki;
    Kitab ve Sünnete ittiba ünvanıyla bu hakikat-ı hadîsiye bildirilmiştir.
    Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı: Sünnet-i Seniyesidir.

    (4.lem'a 3.nükte)





    Sünnet-i Seniye, edebdir.
    Hiçbir mes'elesi yoktur ki,
    altında bir nur, bir edeb bulunmasın!



    İşte Sünnet-i Seniyedeki edeb, o Sâni'-i Zülcelal'in esmalarının hududları içinde bir mahz-ı edeb vaziyetini takınmaktır.

    Sünnet-i Seniye,
    saadet-i dâreynin temel taşıdır
    ve kemalâtın madeni ve menbaıdır.
    (11.lem'a)

    hulasa;
    1.düstur 1.hatve olan acz ile ihlası kazanmak
    2.düstur 2.hatve olan fakr ile ihlası muhafaza etmek
    3.düstur 3.hatve olan şefkat ile manileri def'etmek
    4.düstur 4.hatve olan tefekkür ile ihlası kıracak esbabdan sakınmak..
    olarak ifade edilse isabet edilmiş olur ..



    Konu aczmendi reşha tarafından (28.04.09 Saat 09:16 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  3. #3
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu

    İhlası kazanmakve
    muhafaza etmek ve
    manileri defetmek için
    ,
    gelecek düsturlar rehberiniz olsun
    .



    BİRİNCİ DÜSTURUNUZ:
    Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer

    o razı olsa
    , bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer
    o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.
    O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder.
    Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.


    Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.
    Evet acz dahi, aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki; ubudiyet tarîkıylamahbubiyete kadar gider.
    (26.söz zeyl)
    medar-ı necat yalnız ihlastır.

    İhlasın daisi emr-i ilahi

    ve neticesi rızayı haktır.
    Ubudiyyetise;

    Şer-i ve mesleki olan
    emr ve yasaklara riayet manasınadır.

    hulasa;

    1.düstur 1.hatve olan acz ile ihlası kazanmak
    Şer-i ve mesleki olan

    emr ve yasaklara riayet manasında.
    ACZ: EMRE İMTİSÂL ŞUÛRU İLE, RÂZI OLUNAN BİR HÂL ÜZERE HAREKET ETMEKTİR.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  4. #4
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu


    يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ وَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ * اَلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلاَ تَجْعَلُوا لِلَّهِ اَنْدَادًا وَ اَنْتُمْ تَعْلَمُونَ



    Yani: "Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vâsıl olasınız. Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki; Arz'ı size döşek, semayı binanıza dam yapmış ve semadan suları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve sâir gıdaları çıkartsın. Öyle ise, Allah'a misil ve şerik yapmayınız. Bilirsiniz ki, Allah'tan başka mabud ve hâlıkınız yoktur."





    Mukaddeme


    Akaidî ve imanî hükümleri kavî ve sabit kılmakla meleke haline getiren ancak ibadettir.
    Evet Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle, vicdanî ve aklî olan imanî hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Bu hale, âlem-i İslâmın hal-i hazırdaki vaziyeti şahiddir.

    Ve keza ibadet, dünya ve âhiret saadetlerine vesile olduğu gibi, maaş ve maâde, yani dünya ve âhiret işlerini tanzime sebebdir ve şahsî ve nev'î kemalâta vasıtadır ve Hâlık ile abd arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir rabıtadır.


    İbadetin dünya saadetine vesile olduğunu izah eden cihetler:
    Birisi: İnsan, bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acib ve latif bir mizac ile yaratılmıştır. O mizac yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir.

    Meselâ: İnsan en müntehab şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, zînetli şeyleri arzu eder, insaniyete lâyık bir maişet ve bir şerefle yaşamak ister.

    Şu meyillerin iktizası üzerine yiyecek, giyecek ve sair hacetlerini, istediği gibi güzel bir şekilde tedarikinde çok san'atlara ihtiyacı vardır. O san'atlara vukufu olmadığından, ebna-yı cinsiyle teşrik-i mesaî etmeye mecbur olur ki; herbirisi, semere-i sa'yiyle arkadaşına mübadele suretiyle yardımda bulunsun ve bu sayede ihtiyaçlarını tesviye edebilsinler.


    Fakat insandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gazabiye, kuvve-i akliye Sâni' tarafından tahdid edilmediğinden ve insanın cüz'-i ihtiyarîsiyle terakkisini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelâtta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-ı insaniye çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. Lâkin her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki; ferdler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şeriattır.


    Sonra o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir merci', bir sahib lâzımdır. O merci' ve o sahib de, ancak peygamberdir. Peygamber olan zâtın da, zahiren ve bâtınen halka olan hâkimiyetini devam ettirmek için, maddî ve manevî bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Hâlık ile olan derece-i münasebet ve alâkasını göstermek için de, bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de ancak mu'cizelerdir.


    Sonra Cenab-ı Hakk'ın emirlerine ve nehiylerine itaat ve inkıyadı tesis ve temin etmek için, Sâniin azametini zihinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Bu tesbit de ancak akaid ile, yani ahkâm-ı imaniyenin tecellisiyle olur. İmanî hükümlerin takviye ve inkişaf ettirilmesi, ancak tekrar ile teceddüd eden ibadetle olur.


    İkincisi:
    İbadet, fikirleri Sâni'-i Hakîm'e çevirttirmek içindir. Abdin Sâni'-i Hakîm'e olan teveccühü, itaat ve inkıyadını intac eder. İtaat ve inkıyad ise, abdi intizam-ı ekmel altına idhal eder. Abdin intizam altına girmesiyle ve nizama ittiba etmesiyle, hikmetin sırrı tahakkuk eder. Hikmet ise, kâinat sahifelerinde parlayan san'at nakışlarıyla tebarüz eder.


    Üçüncüsü: İnsan santral gibi, bütün hilkatın nizamlarına ve fıtratın kanunlarına ve kâinattaki nevamis-i İlahiyenin şualarına bir merkezdir. Binaenaleyh insanın o kanunlara intisab ve irtibat etmesi ve o namusların eteklerine yapışıp temessük etmesi lâzımdır ki, umumî cereyanı temin etsin. Ve tabakat-ı âlemde deveran eden dolapların hareketlerine muhalefetle o dolapların çarkları altında ezilmesin. Bu da ancak, o emir ve nevahiden ibaret olan ibadetle olur.


    Dördüncüsü: Emirleri imtisal, nehiylerden içtinab etmek sayesinde bir ferd, heyet-i içtimaiyede çok mertebelerle nisbet peyda eder ve alâkadar olur. Bilhassa ahkâm-ı diniye ve mesalih-i umumiye hususunda bir ferd, bir nev' hükmüne geçer. Yani pek çok hukuklar, haysiyetler, irşadlar, talimler, ıslahlar gibi vazifeler bir şahsa yüklenir. Eğer o emri imtisal, nevahiden içtinab eden o şahıs olmasa; o vazifeler tamamen payimal olur.


    Beşincisi: İnsan İslâmiyet sayesinde, ibadet saikasıyla bütün müslümanlara karşı sabit bir münasebet peyda eder ve kavî bir irtibat ve bağlılık elde eder. Bunlar ise sarsılmaz bir uhuvvete, hakikî bir muhabbete sebeb olur. Zâten heyet-i içtimaiyenin kemaline ve terakkisine ilk ve en birinci basamaklar, uhuvvet ile muhabbettir.



    İbadetin şahsî kemalâta sebeb olduğunun izahı:

    İnsan cismen küçük, zaîf ve âciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor ve pek büyük bir istidada mâliktir ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır ve gayr-ı mütenahî emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gazabiye gibi kuvveleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enva' ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır.


    İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir;
    istidadlarını inkişaf ettiren, ibadettir;
    meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir;
    emellerini tahakkuk ettiren ibadettir;
    fikirlerini tevsi' ve intizam altına alan, ibadettir;
    şeheviye ve gazabiye kuvvelerini hadd altına alan, ibadettir;
    zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir;
    insanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren, ibadettir;
    abd ile Mabud arasında en yüksek ve en latif olan nisbet, ancak ibadettir
    .
    Evet kemalât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.



    İhtar:
    İbadetin ruhu, ihlastır.
    İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.
    Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır.
    Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.

    işarat-ul icaz- sure-i bakara

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  5. #5
    Dost SAMASTRA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    27

    Standart

    çok mühim bir mesele Allah razı olsun

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur Mesleğinde Cevşen'ül-Kebir
    By aczmendi reşha in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 107
    Son Mesaj: 05.01.10, 22:23
  2. İhlâsı Kazanmanın ve Muhafaza Etmenin En Müessir Bir Sebebi
    By Müellif-e in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 11.08.08, 14:57
  3. Risâle-i Nur Mesleğinde Siyaset
    By Ebu Hasan in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 21.07.07, 11:51
  4. Önce Risale-i Nur'un İzzetini Muhafaza Etmeliyiz
    By Meyvenin Zeyli in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 21.11.06, 09:01

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0