+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 10 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 99

Konu: Sözünüzü Fiiliniz Tasdik Etmek..!

  1. #1
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart Sözünüzü Fiiliniz Tasdik Etmek..!

    ve bihi nesteinu

    Doksan sene evvel İttihad-ı Terakki çetesine karşı Hz.Bediüzzaman'ın (R.A) Münazarat adlı eserinde yaptığı hitabı

    bizim bugün onun talebesi görünenlere karşı yapmağa mecbur kalacağımızı kim bilebilirdi. Orada, Hz. Üstad(R.A) onlara böyle hitab ediyordu: "Ey tabaka-i havass! Biz avam ve ehl-i medrese, sizden hakkımızı isteriz.

    S- Ne istersin?
    C- Sözünüzü fiiliniz tasdik etmek, başkasının kusurunu kendinize özür göstermemek,işi birbirine atmamak, üzerinize vâcib olan hizmetimizde tekâsül etmemek, vasıtanızla zayi olan mâfâtı telâfi etmek, ahvâlimizi dinlemek, hacetimizle istişare etmek, bir parça keyfinizi terk etmek ve keyfîmizi sormak istiyoruz!"'
    (iştima-i reçeteler R.c-2,s 79)

    Biraz tafsil ile kendimize tatbik edelim:
    SÖZÜNÜZÜ FİİLİNİZ TASDİK ETMEK:

    Madem her Risale-i Nur telebesinin sözü yine Risale-i Nurdandır,
    o halde HALİMİZ RİSALE-İ NURLARIN HAKİKATLARINA UYGUN OLSUN.

    Meselâ: T.C.'nin emrindeki bir televizyonu,her evin içini meyhaneye çeviren edepsiz vaziyetini sakınmadan ve sıkıntı duymadan serbestçe seyreden bir adam, tesettür hakkında ve harama bakmamak hususunda konuşsa, lâyık olur mu?

    Meselâ: Risale-i Nurlar 24. lem'asında kadınların tesettürünün ancak çarşafla alabileceğini beyan sadedinde: "VE BİR SİPERİ VE KAL'ASI ÇARŞAFI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR" emrini okuyan ve söyleyen bir Nur talebesinin tesettürü Çarşafın dışında birşeyle olabilir mi?

    Meselâ:
    "Birinci mes'ele: Rivayette var ki:"Ahirzamanın eşhâs-ı mühimmesinden olan Süfyan'ın eli delinecek."
    Allahu a'lem, bunun bir tevili şudur ki: Sefâhet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz,israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, «filân adamın eli deliktir.»
    yani çok müsriftir.
    İşte Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tama'ı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder.' diye bu hadis ihtar ediyor.

    "İSRAF EDEN ONA ESİR OLUR, ONUN DAMINA DÜŞER'diye haber verir."

    Beşinci Şua'nın bu emrini el-âleme ders veren
    birisinin evi;
    koltuklarla,
    gayet lüks perdelerle,
    antika eşyalarla bir defile salonunu andırırsa,
    banyosunun tezyinatı bir memurun bir senelik maaşına denk olursa,
    bir mutfak rafına bir o kadar masraf yaparsa ve daha neler neler yaparsa,

    ey Risale-i Nur talebesi sen bu yaptıklarını Risalei Nur'un hangi emrine göre yapıyorsun denilmezmi?

    Siyasetçilikten tut,
    menfî milliyetçiliğe,
    milleti usandıran dilencilikten tut faizciliğe kadar
    hareket serbestiye ti içinde olan Velayet-i Kübra (!!!) ashabı...

    Ne kadar garip ve üzücü. S
    ÖZ NEREDE, İŞ NEREDE!

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  2. #2
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart Başkasının kusurunu kendisine özür göstermemek

    ve bihi nesteinu

    BAŞKASININ KUSURUNU KENDİSİNE ÖZÜR GÖSTERMEMEK

    Biraz daha ibadet edelim,
    biraz daha kendimize çeki düzen verelim,
    biraz daha takvaya yönelelim demeğe imkân var mı hiç bizim dairede;

    hemen sinemalar, kahveler, futbol iptilaları sıralanır, açık saçıklık gündeme getirilir.

    Onların kusuru bizim özrümüzu teşkil eder, farklılığımızı ortya koyar
    ve rahatlıkla eski halimize devam ederiz.

    Kendimizi cem'iyetin en müptezeline kıyas ederiz.
    Kendimizi Hz. Bediüzzaman'a,
    Hz. Rabbaniye veya emsaline kıyas asla aklımıza gelmez.

    ESÂS-I TAKVA,
    ESÂS-I VELAYET,
    ESÂSÂT-I SÜNNET-İ SENİYYE

    SÖZLERİ NEREDE,

    YAŞANAN HAYAT NEREDE!

    Her bir madde üzerinde konuşmak bıkkınlık vereceğinden kısa kesip fehimlere havale ediyoruz.

    Esas meselemize gelelim,
    yani 26. Söz'ün Zeyline:

    Yukarıdaki kıyas ile tekrar diyoruz:

    Ey havass!

    Yani, her biri bir ceaatin önünde durup da arkalarındaki zevatın hakkı idrak etmelerine engel teşkil eden zatlar;

    SÖZÜNÜZÜ FİİLİNİZ TASDİK ETSİN.

    Bakınız 26. Sözün Zeylinde diyor ki:

    "Bu kısa TARİKİN evradı..."

    Demek ki Hz. Üstad'ın kurduğu yol bir tarikattır ve bu tarikatın bir evradı vardır.
    Siz bu tarikat düşmanlığını nereden çıkardınız?
    İnsan kendi yoluna düşman olur mu? Sözünüz ne, fiiliniz nerede?
    TARİKATTA MÜRŞİD ŞARTTIR.
    Mürşidsiz tarikat olmaz.

    Sabıkan isbat edildi ki,
    Risale-i Nur hareketinin bidayetinde, bu mürşid hakikati en üstün bir tarz ile tatbik edilmiştir O halde devamı lâzımdır. Risale-i Nurların birkaç yerinde "Tarikat zamanı değildir" emrinin manâsa Usûl-ü Resail-i Nur adlı eserin 19 ve 20. sayfalarında en muknî delillerle, yine Risale-i Nurlardan misaller vererek ispat etmişiz ki;

    bugünkü bizim Risale-i Nur camiasmdaki anlayışıyla asla alâkası yoktur. Sözdeki mana ile tatbikat şekli yüzde yüz birbirinin zıddıdır.

    Devam ediyoruz: İTTİBA-I SÜNNETTİR.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  3. #3
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart şu kısa tarikın evradı :İTTİBA-I SÜNNETTİR

    ve bihi nesteinu

    SÜNNET-İ SENİYYENİN MERTEBELERİ (İTTİBA-I SÜNNETTİR')



    SÜNNET:
    Kanun,
    yol,
    âdet,
    sîret-i hasene,
    İstılahı (manası): Peygamber (A.S.M)'m sözü, emri,hal ve takriri,

    müslümanların, ittiba'ında ve dinlemesinde maddî ve manevî pek çok fazilet bulunan İslâ-mî emirler.

    Sünnete farz-ı Nebevî de denir.
    (yeni lügat)

    Bizim dairemiz içerisinde,
    Sünnet-i Rasûlullah'm eksiksiz tatbik edilenini en ziyade yemeğe başlarken ellerin yıkanması olarak gördüm.

    İster istemez Bektaşî nin "la takrabussalâh" meselesi

    insanın aklına geliyor.

    'Sünnet-İ Seniyyenin
    herbir nev'ine
    tamamen bilfiil ittiba etmek, ehass-ı havassa dahi ancak müyesser olur.
    Ona bilfiil olmasa da,
    binniyet,
    bilkasd,
    tarafdârane ve iltizamkârâne talib olmak herkesin elinden gelir." (11.lem'a 7. nükte)

    Sünnet-i Seniyyenin herbir nev'ine tamamen bilfiil ittiba etmek, ehass-ı havassa dahi ancak müyesser olduğuna göre iş bizim anladığımız kadar basit değildir, demektir.

    "Peki madem Sünnet-i Seniyyenin herbir nev'ine tamamen bilfiil ittiba etmek bizim işimiz değil,

    o halde kendimizi yoracak birşey yok demektir" diyene deriz ki;

    cümlenin devamını da oku."
    "Ona bilfiil olmasa da binniyet,bilkasd,
    tarafdârane ve iltizamkârâne talib olmak herkesin elinden gelir."

    Elimizden gelen odur ki;

    SÜNNET-İ SENİYYENİN
    YAPABİLDİĞİMİZ EN İLERİ KADEMELERİNE KADAR İTTİBA ETMEYİ YEGÂNE HAYAT VAZİFESİ BİLMEK, YAPAMADIKLARIMIZI DA "AH! NE OLURDU ONU DA YAPABİLSEYDİK" DEYİP CAN-U GÖNÜLDEN HASRETİNİ ÇEKMEK LAZIMDIR. Bu mübarek ifadelerden anlaşılan budur.

    367. MEKTUB
    (Mektubât-ı Rabbaniden)

    Rasûlullah efendimize mütabaat ki, din ve dünya saadetinin başıdır;
    O mütabaatın dereceleri ve mertebeleri vardır. Ona ve âline salât, selâm olsun...

    BİRİNCİ DERECE

    Bu derece, Ehl-i İslâm'dan avam içindir. Ki bu:

    Kalbin tasdikinden sonra,
    nefsin itminanından evvel Resûlullah (A.S.M) efendimizin sünnetlerine tabi' olup şer'î hükümleri yerine getirmektir.
    Nefsin itminanı velayet derecesine bağlıdır:

    Zahir uleması,
    âbidler,
    zâhidler,
    muameleleri nefis itminanına ermeyen herkes,
    bu derecede ortaktırlar.

    Yani: Mütabaat olarak...

    Hemen hepside, tabi olmak basamağında suret olarak aynı seviyededirler.

    Bu makamda nefis küfründen ve inkârından halâs olmadığı için; şüphesiz mütabaat suret olarak bu derecede ona mahsustur.

    Mütabaatın bu sureti, mütabaatın hakikati gibi, âhiret necatını ve felahı mucib olmaktadır.

    Cehennem azabından dahi kurtarır.

    Cennete girme müjdesini de verir.

    Sübhan Hakkın kereminin kemâlindendir ki:

    Nefsin inkârına
    itibar etmeyip
    kalbin tasdikini yeterli bulur.

    Necatı dahi, bu tasdike bağlı kılmıştır.

    Bir şiir:
    Kabul buyurur o yaşı ki gözlerim akıtır;
    O zat ki, yağmur damlalarından inci yaratır...

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  4. #4
    Pürheves bîkâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    205

    Standart

    Evet İslâmiyet gibi bir âlî tarîkatım, acz u fakrı Allah'a karşı bilmek gibi bir meşrebim, Seyyid-ül Mürselîn gibi bir rehberim, Kur'an-ı Azîmüşşan gibi bir mürşidim, bir dakikada mertebe-i velayete erişmek gibi ulvî bir netice almak mümkün olan askerlik gibi bir mesleğim var.

    Üstadım bana ve dinleyen her zevi-l ukûle, tarîkat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır, beş vakit namazını hakkıyla eda et, namazın nihayetindeki tesbihleri yap, ittiba'-ı sünnet et, yedi kebairi işleme dersini vermiştir. Ben gerek bu derse, gerek Risalet-ün Nur ile verilen derslere, Kur'an'dan istinbat buyurarak gösterdiği hakikatlara karşı Allah'ın tevfikiyle can ü dilden belî dedim, tasdik ettim ve bana böylece hakikat dersini veren bu zâta da ömrümde ilk defa olarak Üstad dedim. Hata etmedim, isabet ettim.

    Hulusi
    Barla Lahikası
    Yine siyasete ve dünyaya bir meyil uyanmamak için, yirmibeş sene bir gazeteyi dinlemedi ve okumamış, bütün kardeşlerine ve talebelerine de karışmayınız diye tavsiye etmiş.
    Emirdağ Lah.


  5. #5
    Pürheves bîkâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    205

    Standart

    Sözler ile kuvvet-üz zahr olduğunuz mü'minler, bataklıktan çıkardığınız mütehayyirler, ayılttığınız sarhoşlar, iade-i şuur ettirdiğiniz divaneler, şu zamanda Kur'an'dan daha iyi mürşid olamayacağına inandırdığınız hakikaten müştak insanlar, ilzam ettiğiniz münafıklar, mülhidler, hattâ kaçırdığınız şeytanları her gözü olan ve bakan gördü, akıldan nasibi olan anladı, kalbi bozulmayan inandı. Bu azîm muvaffakiyatın sırrı, acz yolunun rehberi olan Kur'an'ın ve Nurların dellâlının gösterdiği hakikî acze karşı Hâlık'ın ihsanındadır.

    وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ âyet-i celilesine istinaden her ne matlubunuz varsa Kur'an'dadır. Buna muvaffak olmak için; Nurlarla alâkadar olmak, Kur'an'a hâdim olmak, Allah'a karşı haddini ve acz-i tam içinde bulunduğunu anlamak ve bütün mevcudiyetiyle kabul etmekle olur diye mütemadiyen mü'minleri bu kestirme, selâmetli ve saadetli yola çağıran Üstadımızdan Allah-u Zülcelal Hazretleri ebeden razı olsun. Dünyevî, uhrevî bütün muradlarını hasıl etsin. Ümmet-i Muhammed'e bağışlasın. Âmîn bi-hürmeti Seyyid-il Mürselîn.
    Hulusi


    Barla Lahikası
    Yine siyasete ve dünyaya bir meyil uyanmamak için, yirmibeş sene bir gazeteyi dinlemedi ve okumamış, bütün kardeşlerine ve talebelerine de karışmayınız diye tavsiye etmiş.
    Emirdağ Lah.


  6. #6
    Pürheves bîkâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    205

    Standart

    Ruhum bir mürşid-i ekmel taharri ederdi. Aramak üzere iken bana ilham olundu ki; "Mürşidi sen uzakta arıyorsun, pek yakınında bulunan Bediüzzaman vardır. O zâtın Risale-i Nur'u müceddid hükmündedir. Hem aktabdır, hem Zülkarneyn'dir, hem âhirzamanda gelecek İsa Aleyhisselâm'ın vekilidir; yani müjdecisidir." denildi.
    Barla Lahikası
    Yine siyasete ve dünyaya bir meyil uyanmamak için, yirmibeş sene bir gazeteyi dinlemedi ve okumamış, bütün kardeşlerine ve talebelerine de karışmayınız diye tavsiye etmiş.
    Emirdağ Lah.


  7. #7
    Dost Veka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    14

    Standart

    Evet Amelimiz sözümüze uygun olmalı.

    Bir çocuk sürekli bal yermiş. Bir türlü men edememişler. Her tarafa müracat etmişler, nafile. Nihayet bir Allah dostu tavsiye edilmiş. Durumu kendisine arz etmişler. Zat-ı Muhterem demiş; "Gitsin 40 gün sonra gelsin"

    40 gün sonra geldiği vakit demiş, "Çocuk, bir daha bu kadar bal yeme"

    Çocuk daha o şekilde bal yememiş.

    Sormuşlar "Aman pirim, "bal yeme" demek için mi bizi 40 gün beklettiniz?"

    "Ne edeyim? Çocuk ilk geldiği gün bal yemiştim. Bal yiyen biri, bir başkasına nasıl bal yeme der? Nasıl tesir eder?

    Anlayan anladı

  8. #8
    Pürheves bîkâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    205

    Standart

    Eğer sesim erişse idi olanca kuvvetimle bağırarak, küre-i arzdaki gençlere diyecektim: "Risaleleri ciddî okumak ve yazmak, yirmi sene medresede okumaktan faiktir ve daha menfaatlidir." Medresede okumaktaki maksad; evvelâ kendini kurtarıp, sâniyen ümmet-i Muhammed'i (A.S.M.) kurtarmağa çalışmak değil mi? Risalet-ün Nur ve Mektubat-ün Nur, yirmi senelik medrese ilmini veriyor itikadındayım.

    Ve her bir risale, tek başıyla bir mürşid-i ekmeldir.
    Kalbi bozulmamış herhangi genç, bir risaleyi alıp dikkatle ve teslimiyetle okusa, daire-i inkıyada geliyor, ıslah oluyor. Herhangi bir maddiyyun bir risaleyi alıp okursa, iman etmezse de hiç bir bahane bulamıyor. Herhangi bir dinsiz okusa ve tamam manasıyla anlasa, imana geliyor. Herhangi bir feylesof okusa, "Bundan daha yüksek akıl olamaz ve akıllar toplansa bunun fevkine çıkamaz, akıl buna yol bulamaz" diyor. Risale-i Nur, lisan-ı hal ile Avrupa meftunu bulunan tek gözlü Deccal'a "Ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın" diyor.

    Şimdi aziz ders kardeşlerim! Bu fakir, bir tane mürşid-i ekmel ve kutub ararken, Cenab-ı Hakk'ın ihsanıyla, keremiyle, lütfuyla, rahmetiyle, Üstad-ı Muhteremin sa'yi ile yüz ondokuz mürşid-i ekmel ve kâmil buldum. Risalet-ün Nur ve Mektubat-ün Nur, yüz ondokuz adediyle, her birisi birer mürşid-i ekmeldir ve aktabdır.

    Ey maddî ve manevî yaralı olan genç kardeşlerim! Ve ey mürşid-i ekmele muhtaç olan ehl-i tarîkat kardeşlerim! Şeyh Abdülkadir-i Geylanî ve Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî, Muhyiddin-i Arabî, Mevlâna Hâlid Radıyallahü anhüm, Kaddesallahü esrarehüm Hazretlerinin derece-i kemalâtları, meratib-i imanları risalelerde ve Mektubat'ta vardır.
    (Haşiye)


    (Haşiye): Merhum büyük kardeşim Mustafa, risalenin şakirdleriyle velayetin şakirdlerini ve birbirinin arasındaki dereceyi anlatmak istiyor. Bu mes'eleyi Risale-i Nur halletmiş. Hem tevhid-i âmi ile tevhid-i hakikîyi göstermiş. Hem gözü kapalı olarak gitmenin ve gözü açık olarak gitmenin farkını Risale-i Nur beyan etmiş. Hem âlem-i yakaza ile âlem-i menamı Risale-i Nur keşfetmiş. Hem âlem-i misal ile âlem-i şehadeti birbirinden Risale-i Nur ayırmış. Hem velayet-i kübrayı, velayet-i vustâyı, velayet-i suğrayı ve birbirinin farkını tamamıyla Risale-i Nur göstermiş. Bir sohbette, bir kademde -Sahabelerin meseli gibi- zahirden hakikata geçmenin sebeblerini anlatmış. Hem tarîkat şeyhlerinin ve Eimme-i Erbaa'nın caddelerini Risale-i Nur beyan etmiş. Hem ilmelyakîn, aynelyakîn, hakkalyakîn ile elde edilen imanın farklarını Risale-i Nur göstermiş. Hem Hazret-i Ebubekir-i Sıddık (R.A.) ve Hazret-i Ömer (R.A.) ve Hazret-i Osman'ın (R.A.) meşrebini Risale-i Nur takib etmiş. Hem İmam-ı Ali'nin (R.A.) bir veled-i manevîsi olduğunu, Celcelutiye'yi tefsir ile Risale-i Nur'un kıymetini ve vazifesini Risale-i Nur göstermiş. Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Mehdi ve İsa Aleyhisselâm ve Deccal ve Ye'cüc-Me'cüc ve Sedd-i Zülkarneyn hakkındaki müteşabih hadîsleri Risale-i Nur tevil etmiş, esas maksadı anlatmış.

    İmam-ı Ali (R.A.), Şah-ı Geylanî (R.A.), Sekizinci, Onsekizinci, Yirmisekizinci Lem'alar ile ve Sekizinci Şua ile keramat-ı evliya hak olduğunu ve yerde iken Arş-ı A'zamı müşahede ettiklerini Risale-i Nur beyan etmiş. Hem umum müçtehidler "Mütekellimînden birisi gelecek, hakaik-i imaniyeyi ve bütün mesaili vâzıh bir surette beyan edecek" diye müjdelerini, Risale-i Nur hâdisat-ı âlem ile isbat etmiş. Hem bütün her asırda gelen meb'uslar, veliler keşfiyatlarında, "Birisi gelecek, şarktan bir nur zuhur edecek" diye Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini ve Üstadımın şahs-ı manevîsini ve talebelerin şahs-ı manevîsini görüp, bütün ümmet-i Muhammed'e (A.S.M.) Risale-i Nur'un faziletini, ehemmiyetini, kıymetini ve emr-i Peygamberî ile bütün ümmet virdlerinde azab-ı kabirden ve âhirzamanda gelecek fitneden, Deccal'ın şerrinden istiaze etmelerini ve yapacağı maddî ve manevî tahribatını Risale-i Nur tamir yaptığını görmüşler. Müjdeler, beşaretler, işaretler, remizler ile haber verdiklerini, Risale-i Nur, Eskişehir, Denizli, Afyon, İstanbul gibi hâdisat-ı âlem ile göstermiş.

    Elhasıl: Asırlardan beri beklenilen ve muntazır kalınan zât, Risale-i Nur imiş. Hattâ Üstadın kendisi de bir zaman böyle bir zâtın geleceğine muntazır imiş. Halbuki ne ağabeyim Mustafa'nın ve ne de benim haddim değil ki, Risale-i Nur'un kıymetini ve vazifesini beyan edeyim, heyhat! Risale-i Nur, Kur'an'ın has tefsiri olduğundan Kur'an'a bağlıdır. Kur'an ise Arş-ı A'zam'a bağlıdır. Onun için, Risale-i Nur'u Kur'an medh ü sena edebilir. Birinci Şua'da otuzüç âyetiyle işaret etmiş.

    Bunu yazmaktan maksadım; ağabeyim Mustafa'ya, Risale-i Nur'dan meded ve Kur'andan şefaat ve Üstadımdan dua istemektir.

    Talebeniz Küçük Ali
    Barla Lahikası
    Yine siyasete ve dünyaya bir meyil uyanmamak için, yirmibeş sene bir gazeteyi dinlemedi ve okumamış, bütün kardeşlerine ve talebelerine de karışmayınız diye tavsiye etmiş.
    Emirdağ Lah.


  9. #9
    Pürheves bîkâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    205

    Standart

    Bütün Söz ve Mektubat'ın birer mürşid-i kâmil vazifesini gördüklerine dair hatıra gelen bir mektubdur
    Barla Lahikası
    Yine siyasete ve dünyaya bir meyil uyanmamak için, yirmibeş sene bir gazeteyi dinlemedi ve okumamış, bütün kardeşlerine ve talebelerine de karışmayınız diye tavsiye etmiş.
    Emirdağ Lah.


  10. #10
    Pürheves bîkâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    205

    Standart

    Ehl-i iman -bilhassa şimdiki Risale-i Nur'un zâkir ve muvahhid şakirdleri- öyle bir cadde ve minhaca girmişler ki; o cadde gayet müstakim, gayet nurlu, gayet sevimli. Bütün iki tarafı elmas, inci dükkânı. Bunların başında nass-ı Kur'an'dan gelen ve Kur'an-ı Kerim'in ve Furkan-ı Hakîm'in âyât-ı beyyinatından intişar eden Risale-i Nur'un yüzyirmi parçasından beher parçası birer mürşid-i a'zam, birer mürşid-i ekmel, birer kal'a-i hasin, birer elmas kılınç olarak sabittir. Öyle ise, ey Lütfü! Risale-i Nur'a sıkı yapış ki, bir mürşid-i ekmel bulasın. Lisanına tevhidi ver ki, şu muhkem kaleye giresin; Feyyaz-ı Mutlak'ın kelâmı olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'a hâdim ol ki, o elmas kılıncı elinde tutasın.
    Barla Lahikası
    Yine siyasete ve dünyaya bir meyil uyanmamak için, yirmibeş sene bir gazeteyi dinlemedi ve okumamış, bütün kardeşlerine ve talebelerine de karışmayınız diye tavsiye etmiş.
    Emirdağ Lah.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Halıkı Mahlu'una mı Tasdik ettireyim?
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 25.01.14, 20:04
  2. Allah İçin Sevmek-Buğz Etmek(Nefret Etmek)
    By Ene-Zerre in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.06.09, 12:54
  3. İman Kalben Tasdik ve Lisanen İkrardır Cümlesinin İzahı
    By ابو يحيى in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.11.07, 20:52
  4. Sikke-yi Tasdik-i Gaybi'nin Birinci Şua'sının 2.
    By karatoprak1975 in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.05.07, 15:04

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0