Risale-i Nur mesleği dört esastan oluşur: Acz, Fakr, Şefkat ve Tefekkür. Kul olma şuuru; Allah’a karşı acizliğimizi/çaresizliğimizi fark etmek, fakirliğimizi/yetersizliğimizi görmek ve buna dayalı bir ubudiyetle hayatımızı tanzim etmeyi gerektirir.
Acz ve fakr dairesi,nefsimizin Rabbimizle girdiği şeytani mücadelede,bizi imanlı ve emniyetli alanda tutar. Hayat tarzımızı, sağlam bir niyetle istemek,dua etmek ve Allah’ın koyduğu adetlere uygunluk gösterecek şekilde düzenlemek, acz ve fakr dairesinden tefekkür ve şefkat yolculuğuna götürür..
Sorumluluklarımızı yerine getirirken, Rabbimizin izin ve inayetiyle, rıza ve kudretiyle muvaffak olacağımızın idrakiyle,kendi nefsimize,benliğimize gurur ve kibir verecek hallerden ve dayatmalardan uzak durmaktır.
“Kur’an Tilmizlerini/talebelerini ikaz etmek için” yazılan “Desise-i Şeytaniye” bahsinde zikredilen altı desise, acz ve fakr dairesini tehdit eden,yaralayan ve tahrip eden konular olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar;
1) Hubb-u cah/makam ve imtiyaz sevgisi,
2)Enaniyet/benlik ve gurur,
3) Tama/para hırsı ve mal sevgisi,
4) Menfi milliyetçilik/etnik veya benzeri bir aidiyeti ayrıcalıklı tutma,
5)Havf/korku,
6) Tembellik ve tenperverlik/ Çalışkan olmama,gayretsizlik ile iş kolik bir çalışma hırsı,
Yukarıdaki başlıklar,her biri Risale-i Nur’a hizmet edenler için yüksek risk taşıyan şeytani plan ve desiselerdir. Temas edildiği zaman manevi hayatımızı öldürecek şeytanın ve nefsin yüksek gerilim hatlarıdır.
Bediüzzaman, Kur’an şakirtlerini buralardan “vurmak” istediklerini belirtir ve ikaz eder. Bu şeytani planlarla yüzleştiğimiz her an, hayatın ağır yüküne ve çetin imtihana maruz kalmaktayız. Böylece yüksek risk gurubuna giren bir hizmet alanında çalıştığımızı hatırlatır.
Bütün bu şiddetli nefis mücadelesi gerektiren haller karşısında, acz ve fakr dairesinde Allah’a iltica edip hubb-u caha karşı mahviyetle,”enaniyetten tahaffuz”,mal sevgisine karşı dünyaya “kalben bağlanmamak”,her türlü aidiyetin ifratı ve etnisite temelli kavmiyetçi emevilik karşısında “Muhabbet-i milli” ve “Müspet milliyetçilik”,korkuya karşı “Şecaat-i aliye”, tenbellik yada işkolik haller karşısında da işin hakkını verip sonuca razı olmakla, “Tevekkül” içinde çözüm bulabiliriz.
Bu saydıklarımızın,uzunca bir açılıma ve yayılıma ihtiyacı olduğunu da belirtmekte fayda var. Şimdilik bir girizgah ve temel noktalara değinmek olarak değerlendirilmeli.
Acz ve fakr dairesinin koruyucu ve önleyici özelliğini tam yaşayabilmek ve şeytani desiselerin hücumu karşısında sebat edebilmek için, yine risalede zikedilen dört temel hastalığı gözden kaçırmamak gerekir. Öncelikle hastalıklardan korunmuş sağlıklı bir bünyede şeytanın musallat olduğu alanlarda karşı koyma,direnç gösterme ve Allah’a iltica ile O’ndan medet isteyerek acz ve fakr karargahından saldırılara karşı durmak mümkündür. Yoksa “Savletli bid’alar karşısında” dayanmak zorlaşır.
Bu hastalıklar;
1)Ye’s /ümitsizlik
2)Sui Zan/olumsuz düşünmek,menfi düşünmek
3)Enaniyet
4)Ucb/ameline ve şahsi iddiasına güvenmek
Bir bünyenin,akıl sağlığına kavuşması ve bu fikri iltihap ve bencil ihtiraslarla,olumsuz kanserojen maddeleri yayan ironik tutumlar ve zehirli gazlardan korunmasının yolu, bu hastalıklara yakalanmamaktır.Daha doğrusu koruyucu hekimlik görevi görecek ihlas ve feragattır.
Bu idrake layık bir kandillenme ile Resulullah’ın şefkat hazinesinden risalenin tefekkür deryasına daldığımız mübarek geceniz kutlu olsun.
Kainat bu gün,bu gecede yeniden mana bulmuştu.
Günümüze düşen şavkına çok muhtacız. İslam ve insanlık dünyasına huzur getirmesini diliyoruz.
İsmail BERK