+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Risale-i Nur Mesleği Nedir? Meşreb Nedir? Mizac Nedir?

  1. #1
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart Risale-i Nur Mesleği Nedir? Meşreb Nedir? Mizac Nedir?

    Risale-i nur Mesleği nedir? Meşreb nedir? Mizac N
    edir?

    meslek...

    meşreb...

    mizac..

    vs kavramlarının farkı nedir?

    meşrebler farklı farklıdır...

    mizaclar farklı farklıdır...

    ancak risalei nur mesleği aynıdır diyebilir miyiz..?

    Muhabbetle

    MuM

  2. #2
    Biz
    Biz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Yasaklı Üye Biz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    1.668

    Standart

    "Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder.""lemalar

  3. #3
    Biz
    Biz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Yasaklı Üye Biz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    1.668

    Standart

    Meşreb ne demektir?

    Meşreb, "su içme yeri, su içmek" gibi anlamlara gelir. Aynı dini veya hayat felsefesini paylaşan insanlar arasındaki huy ve yaratılıştan kaynaklanan görüş farklılıklarını ifade eder.

    İsrailoğulları Hz. Musa'nın rehberliğinde Kızıldenizi geçerler. Çölde susadıklarında Hz. Musa'dan su talebinde bulunurlar. Cenab-ı Hak, Hz. Musa'ya "Asa'nı taşa vur" diye vahyeder. Hz. Musa, asasını taşa vurunca, İsrailoğullarının kabile sayısınca, oniki yerden su çıkar. Böylece, her kabile, kendine tahsis edilen bölümden suyunu içer, aralarında münakaşa olmaz.

    İşte, üstteki olayı anlatan ayette "onlardan herbiri meşrebini (su içme yerini) bildi" ifadesi, "meşreb" kelimesine kaynak olmuştur.

    Hz. Peygamber, Bedir esirlerine yapılacak muameleyi ashabıyla meşveret ederken Hz. Ebubekir "fidye karşılığı serbest bırakalım" derken Hz. Ömer "hepsini öldürelim" teklifinde bulunur. Hz. Peygamber, Hz. Ebubekiri Hz. İbrahim ve Hz. İsa'ya; Hz.Ömer'i de Hz. Nuh ve Hz. Musa'ya benzetir. Hz. İbrahim, Cenab-ı Hakk'a duasında "Ya Rabbi bana uyan bendendir. Fakat kim bana isyan ederse Sen Gafur ve Rahimsin" demiş, onları Cenab-ı Hakkın atfedici ve merhamet edici ismine havale etmiştir.

    Hz. İsa, istikametli tevhidi terk ile teslis dalaletine düşen ümmeti hakkında Cenab-ı Hakk'a "Ya Rabbi, eğer onlara azap edersen, onlar senin kullarındır. Eğer bağışlarsan, şüphesiz sen Azizsin, Hakimsin" demiş, doğrudan onların helakini istememiştir.

    Buna mukabil, Hz. Nuh imana girmemekte ısrar eden kavmi hakkında "Ya Rabbi, yeryüzünde bir tek kafir bile bırakma" demiş; Hz. Musa "Ya Rabbi onların mallarını mahvet, kalblerini sık. Onlar can yakıcı azabı görmeden imana gelmezler" diyerek kavmine beddua etmiştir.

    Tabiinin en önde gelenlerinden kabul edilen Hasan-ı Basri ve Üveys el-Karani'nin meşrebleri elbette aynı değildir. Hasan-ı Basri, insanlarla iç içedir. Talebe yetiştirmekte, halkın suallerine cevap vermektedir. Sırlı ilimlere, ruhani feyizlere ziyadesiyle mazhar Üveys el-Karanî ise, münzevi meşreb hareket etmektedir.

    Günümüz Müslümanlarında da pekçok farkı meşrebler görmek mümkündür. Mesela, kimi insan dışa açıktır, sosyal yönü kuvvetlidir, hayatın geniş dairelerinde külli hizmetlere vesile olabilir. Kimi insan ise, içe dönüktür. Dar dairede keyfiyetli eleman yetiştirmekte mahirdir.

    Kimi leylî sohbeti sever, kimi neharî sohbeti. Kimi nâra atmak ister, kimi "sırren tenevverat"tan hoşlanır. Kimi cehri zikreder, kimi hafi zikreder. Kimi şekle önem verir, kimi öze bakar. Kimi hissiyat yüklüdür, kimi fikir ağırlıklıdır...

    Aynı İslâmiyet pınarından nebean eden bu meşrebler, aslında bir renkliliktir, bir güzelliktir. Her insanda Allah'ın isimlerine mazhariyet farklı farklı olduğundan, meşreblerin de farklı olması kaçınılmazdır. Fakat bu farklılığı ihtilaf sebebi yapmamak gerekir. Güneş, ay gibi gök cisimlerinin nizamından bahseden ayette "herbiri bir yörüngede hareket eder" denildiği gibi, her meşrep sahibi, diğer meşreb sahibinin yörüngesine girmeden, yani çarpmadan ve çatışmadan yollarına devam etmelidirler.

    MESLEK ise; süluk edilen, gidilen yol anlamındadır. meslek ile meşrep kimi yerde aynı anlamda kullanılır. ancak meslek bir ana cadde ise, meşrep, o caddeden ayrılmış kollar veya yollar olarak kabul edilebilir. bu nazarla baktığımızda, risale-nur hizmeti bir meslek ise, ondan ayrılan gruplar birer meşrep olarak değerlendirilebilir. alıntı

  4. #4
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart

    Abi yanlış anlamayın öncelikle... konuyu açmam ayrılıkları vs dillendirmek ve kardeşlerimi kırmak ve incitmek değil...

    internet aleminde dolaşırken metin karabaşoğlu'nun "ayrılanlar kimler" adlı bir yazısını okudum.... o da endişedar...ve hüzünlenmiş bu ayrılıklara...

    ve cadde-i kübra olan mesleğimizden şimdi ayrılanlar mevzuunu tefekkür etmiş... ve bu cümledeki hakikatı,tefekkürü zor olarak anladığını...belirttmiş...meşreb ve mizaclar farklı olabileceği fakat meslek birdir demek istemiş... ayrılıkları da meşreb ve mizac farklılıklarına bağlamış... ve böylelikle oradaki ibareye muhatap olunmamış oluyor... yani cadde-i kübara olan MESLEĞİMİZDEN şimdi ayrılanlar...

    ben kendim fazla söz etmeden metin karabaşoğlunun kendi tefekkürünü buraya ekleyeyim inşaallah...

  5. #5
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    "Bu dürûs-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünki çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.
    (Mektubat - 426)

    Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz: Vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!...
    (Mektubat - 427)


    Evet Risale-i Nur'un o kadar dehşetli muannidlere karşı galibane mukavemeti, sırr-ı ihlastan ve hiçbir şeye âlet edilmemesinden ve doğrudan doğruya saadet-i ebediyeye bakmasından ve hizmet-i imaniyeden başka bir maksad takib etmemesinden ve bazı ehl-i tarîkatın ehemmiyet verdikleri keşf ü keramat-ı şahsiyeye ehemmiyet vermemekten ve velayet-i kübra sahibleri olan Sahabîler gibi, veraset-i nübüvvet sırrıyla, yalnız iman nurlarını neşretmek ve ehl-i imanın imanlarını kurtarmaktır.
    (Kastamonu Lahikası - 263)

    İşte biz, bu mukaddes ve muazzam cem'iyetin efradındanız ve hususî vazifemiz de Kur'anın imanî hakikatlarını tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip onları ve kendimizi i'dam-ı ebedîden ve daimî haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cem'iyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz.
    (Şualar - 313)



    Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici manasının tam sarahatını ifade ettiği için, Nur şakirdleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar.
    (Emirdağ - 1 - 266)

    Risale-i nurun Mesleği iman hakikatlerini neşr ederek ehl-i imanın imanını kurtarmaktır.Bunu biz değil risale-i nur yapıyor bizim vazifemizde risale-i nur çalıştırmaktır konuşturmaktır.Yada muhatablarımızın risale-i nurlarla irtibatını sağlamak için vesile olmaktır.Mesela meyve risalesi 4.meselede şu cümle manidardır.

    İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen harika bir dâvâ vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirtleri, herbirimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.

    Hulasa iman kurtarma mesleği vazifesi risale-i nur'un vazifesi bizim mesleğimiz ise risale-i nuru bu vazifede çalıştırmaktır.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  6. #6
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart

    Risale-i Nur’u tanıdığım günden bugüne, çok hikmetlerini sonradan farkettiğim birden fazla ihtilafa şahit oldum. Geri dönüp baktığımda, satıh altındaki saikini esasen içtihad çatışması yahut meşrep ve mizaç farkı olarak gördüğüm bu ihtilafların her birinde, ruhumu inciten ama izahını bulamadığım bir yorumla karşılaştım. Her bir ihtilaf hengâmında, sair zamanlar ihmal ettiğimiz İhlas Risaleleri daha yoğun bir biçimde okunuyor; ama ekseriya, maalesef, muhalif tarafın ‘ihlas’ını yargılama bâbında okunuyordu. Muhalif tarafın da yaptığı, farklı olmuyordu. Sonuçta, birbirinin ihlasını yargılayarak kendi ihlasını yitirenler hanesine dahil oluyorduk beraberce…

    Ruhumu inciten bu genel tablo dahilinde kalbimin özellikle kabullenemediği, aklen izahını da bulamadığım bir husus, İhlas Risalesi’nden—o hengâmda—sıklıkla okunan bir pasaj idi:


    “… Samimi ihlası kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var. Ortada tutunacak yer bulamaz.


    “Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var…”

    Bir sonraki cümle ‘Risale-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın daire-i kudsiyesine girenler’e dair bir ümit ve beşaret üslubu taşısa da, ihtilaf zamanının ruh hali içinde, burada iktibas ettiğim bahsin yorumu, şu şekilde oluyordu:

    Bu ihtilafta bizim tarafta yer alanlar kurtulur. Karşı tarafta olanlar ise, ‘ortada tutunacak yer’ bulamadıkları gayet derin bir çukura düşüyorlar. Mesleğimizden ayrılarak, dinsizlik kuvvetine yardımcı olur hale geliyorlar!

    Sözkonusu ihtilaflarda ruhumu ziyadesiyle inciten, ama izahını bulamadığım hal işte bu yorum ve bu tavır olmuştur. Ki, taraflar yekdiğerini İhlas Risalesi’nin bu bahsine yerleştirerek, yani her bir taraf karşı tarafı ‘hılletin gayet yüksek kulesinden sukut eden,’ ‘gayet derin bir çukura düşen,’ ‘cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye’den ayrılan’ ve de ‘dinsizlik kuvvetine yardım eden’ zümre diye görerek yargıladığı için de, sonuçta kalbler karşılıklı olarak gelen bu feci ithamlarla o derece kırılmıştır ki, Risale-i Nur dairesinde, gereğinde bir ehl-i dünya ile, hatta bir lâdinî ile kurduğu teşrik-i mesaiyi Risale-i Nur’a kendi meşrebince muhatap olan ‘ihtilaflı’ kardeşinden esirgeyen niceleri vardır.

    Maalesef, bu durumun örnekleri rakama vurulacak olsa bir değil, bin değil, belki yüzbin, hatta bir milyon bile az kalır.


    Ruhumu inciten budur; izahını bulamadığım husus ise, ilgili bahsi böyle okuyup yorumlamanın feci sonuçları ortada olduğuna göre, bu bahsin doğru okuma biçiminin ne olduğu olmuştur.

    Buradaki ‘ayrılanlar’ı meşrep, mizaç veya içtihad farkından kaynaklanan ihtilaflara uyarlamak çok hatarlı ve feci sonuçlara kapı açabildiğine; üstelik, bu yorumun haksızlığı her bir tarafın ihtilafın akabinde kendi anlayışınca Risale-i Nur dairesindeki hizmetine devam etmesinden de anlaşılabileceğine göre, bu ‘ayrılanlar’ kim?

    Geçmiş bazı ihtilaflarda farklı taraflara düşmüş bazı iman kardeşlerimle yapageldiğim bir ders müzakeresi esnasında, “Yirmidördüncü Mektup” gibi doğrudan bu hususla hiçbir münasebeti gözükmeyen bir bahsi anlama yönündeki ortak gayretimizin uyandırdığı çağrışımla, bu ‘bulamadığım’ izaha veya onun bir ipucuna kavuştuğumu sanıyorum.

    İhlas Risalesi’nin ilgili pasajındaki ‘cadde-i kübra-yı Kur’âniye’ ve de ‘şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar’ ifadeleri de, bu kanaatimi kuvvetlendiriyor.

    Dikkat edilirse, ‘samimi ihlası kıran adam’ ifadesi, en yoğun biçimde, ‘cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar’a bakıyor; ve özellikle dikkat edersek, mesleğimizden ayrılanlar sözkonusu ediliyor—meşrebimizden, mizacımızdan yahut içtihadımızdan ayrılanlar değil!

    Yani, ilgili bahisteki sert ifadelerin muhatabı, bizim meşrebimizden ayrılanlar, bizim görüş ve anlayışımızdan uzaklaşanlar değil. Bilakis, ancak ‘cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye’den ayrılanlar, ana vasfı bu olan ‘mesleğimizden’ ayrılanlar sınıfında anılmayı hak ediyor. Bu meslek içre kalan; ama ilgili meslek içinde yorum farklılığına düşen, meşrep ve mizaç ihtilafıyla birbirinden ayrılanlar değil. İkinci grubun, ‘meslek’ten ayrılmadığı için, hem yarın tekrar hakkıyla beraber olma imkânı saklı kalıyor, hem de ‘cadde’den ayrılmadığı için dinsizlik kuvvetine yardım gibi tehlikeli uçurumlardan uzak kalıyor.


    Kısacası, ilgili bahis, Risale-i Nur dairesi dahilinde vuku bulan meşrep, mizaç veya içtihad eksenli ihtilaflara bakmıyor.

    Risale-i Nur’a muhatap olan, ama sonra Risale-i Nur mesleğinden ayrılarak doğrudan bu mesleğe ilişen, eleştiren ve ona karşı bayrak ve çığır açanlara bakıyor. Ki böyleleri, ‘en güzel’i bile beğenmeyip attıkları için ‘güzel’i zaten elinin tersiyle itiyor; sonuçta düşmanımız olan dinsizlik kuvvetinin elinde, bize karşı kullanılan bir silaha yahut piyona dönüşüyor.


    Ve bu bahsi böyle anlayınca, ‘cadde-i kübra’yı ancak bizim gibi düşünenlerin yürüyebildiği bir patikaya dönüştürme riski kalkıyor.

    Metin Karabaşoğlu

  7. #7
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Tencere, yemek meselesi..

  8. #8
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart

    Alıntı nazende Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Tencere, yemek meselesi..
    tefsir cümlelerinizi artık ikinci bir mesaj olarak almayalım. sizin cümlelerinizi ben hemen anlayamıyorum. yani biraz daha açın inşaallah.

  9. #9
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu


    Şu uzunca hakikati kısaca rasad edip iki kelime ile ifade etmek isteriz oda şudur;

    hayalen ceziretül araba gidelim;

    Asrı saadette Sahabeler r.a hum ecmainbler KAİNATIN EFENDİSİNDEN KUR'AN İLMİNİ EN YÜKSEK SEVİYEDE ALIYORLAR, VE HEPSİ AYNI MENBADAN BESLENİYOR, AYNI GÜNEŞİ MASS EDİYORLAR, ortaya çıkana bakınca

    ESMALARDA FARKLILIK VE İSMİ AZAMIN FARKLILIĞI İLE O GÜNEŞLERİNİN ETRAFINDA CAZİBESİ İLE CEZBEDELER
    EBU BEKR ESSIDDIK R.A (SIDDIKIYYET BURCUNDA)
    ÖMER İBNUL HATTAB R.A( FARUKİYYET BURCUNDA)
    OSMANI ZİNNUREYN R.A......
    İMAM ALİ R.A...........
    HALİD BİN VELİD R.A
    MUS'AB BİN UMAYR R.A
    GİBİ

    TÜM SAHABELERİ VE ÖZELLİKLERİNİ YAZARSAK VE ONLARDAN SONRA GELEN ASIRLAR DAKİ HAZRETLERE BAKARSAK
    O GÜNEŞİN NASIL BİR GÜNEŞ,
    O KUR'ANIN NASIL BİR KUR'AN
    O İSLAMİYYETİN NASIL BİR MESLEK
    OTECELLİLERDE Kİ FARKLILILAR İLE MEŞREBLERİN NASIL FARKLI MEŞREBLER
    OLDUKLARI BİZE İLEN EDİLMEKTEDİR...
    BU FARKLILIK GİBİ GÖRÜNENLERİNDE FARKLILIK OLMAYIP
    İSMİ AZAM VE GÖLGESİNDE TECELLİ EDEN ESMALARIN KEYFİYETLERİNİN TECELLİLERİDİR... HER BİRİ O İNTİSAB İLE HEM OKUR HEM OKUTUR dersinide risale nurlar 24. söz ve 23.söz de talebelerine anlatır...

    İŞTE MESLEYİMİZ OLAN ŞU SAHABE MESLEĞİ böğle mesleklerdendir... dense hata olmaz...
    aczi_reşha

  10. #10
    Biz
    Biz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Yasaklı Üye Biz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    1.668

    Standart

    Alıntı MuM Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    ve cadde-i kübra olan mesleğimizden şimdi ayrılanlar mevzuunu tefekkür etmiş...
    Kardeşim bu cümleyi genel de millet kendi zamanında olanlara göre değerlendiriyor. halbuki Üstad İhlas risalesini 1935'li yılarda yazıyor. şimdi dediğine göre o zaman bir gelişme olmuş o gelişmenin durumunu Üstad söylüyor. Yoksa Üstad niye bu kadar varis bırakmış. Cemaatin ayrı ayrı olmasın sebeblebleirnden bir de budur. Yani mesleğimizin bir icabıdır. Zira cihan şumul bir davanın açılım da fazla olacaktır.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mevt (Ölüm) Nedir? Hakikatı Nedir?
    By ademyakup in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 30
    Son Mesaj: 13.06.11, 15:22
  2. RisaLe-i Nur Nedir? [ Öğrenmek İstiyorum İçeriği Nedir ? ]
    By KivirciX in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 22.07.09, 08:51
  3. Ip Gizleyin Ip Nedir? Host-hostin Nedir? Dns Nedir?
    By zeet06 in forum Bilişim Haberleri ve Bilimsel Makaleler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 11.04.09, 17:49
  4. Hüsn-ü Zan Adem-i İtimat Nedir? Hizmette Bu Düşüncenin Yeri Nedir?
    By .zemzemi. in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 01.01.09, 20:14
  5. Risale Nedir,Amacı Nedir?
    By halil@çöl in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 03.02.08, 14:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0