Avatar uyku getiriyor!

Yazar : Çetin KASKA





Pazar günü uyku moduna girdim. Aslında buna manevî inziva bile diyebilirsiniz. Bir an için kapıya ‘’rahatsız etmeyelim, uykulu hali tehlikelidir’’ levhasını dahi asmak aklıma geldi. Nasıl olsa her zamanki gibi demirciler tıngır mıngır demir kesip, benim uykumu başka bir bahara erteleyeceklerdi. 10 dakika yatak içinde sağlı sollu virajlardan sonra, göz kapaklarım yavaş yavaş uyku diyarına hareket etmeye başladılar. Tabiî, dilimin ucunda ‘’kozmik oda, hükümetin yeni yıl zam müjdesi, genelkurmayın JİTEM’in babası yoktur’’ gibi tuhaf sözcükler geziniyor. Bazen kızasım geliyor, ama uyku her seferinde sazı alıyor eline. Ben tam kirli çamaşırları, düşünceleri bir kenara koymuştum ki. Zıııır, zıııııır diye bir ses yankılanmasın mı? İlk önce halisülasyon falan dedim. Ama nafile, bir türlü dinmiyor ses. Paso mandala basıyorlar. Kendi kendime ‘bu defada uyku harap oldu’ dedim. Vitesleri boşalmış araba gibi yataktan fırladım. Dolaba, kapılara çarpa çarpa kapıya ulaştım. Bizim kapıyı da her babayiğit açamaz hani. Çok iyi olduğunu zannetmeyin hemen, biraz kafayı üşütmüş de! Açtım kapıyı, karşımda ince bıyık bırakmış, fiyakalısından bir ayakkabı giymiş Kemal Emre’yi gördüm. Benim güzellik uykusuna yattığımı anlamış olacak ki; ‘’gaflet şerifleriniz hayırlı olsun dedi.’’ Ben sinirli halimi belli ettirmeden, ‘tam uyuyordum, benim uykumu darmadağın ettin’ demeden, biraz da Hasan abiden öğrendiğim ‘onore etme’ tekniklerini kullanarak;
—Şey! Kardeşim ben aslında tam uykuya dalmıştım ki sen teşrif ettin. Bu arada bıyık da yakışmış. Ayakkabılar da Cem Yılmaz’ınkinden az değil haaa.
Baktım bir şeyler söyleyecek gibi duruyor hemen bizim devlet dairelerindeki baştan savma teknikleri geldi aklıma; ’’Bu gün git yarın gel veya bu gün gel yarın git’’ dedim. Bu teknik işe yaramadığı gibi Kemal’in içeriye girmesine bile vesile oldu. Yani anlayacağınız Kemal yemedi bunları!
—Ağabeyciğim bayramlık elbiselerinizi giyin de sizi “Avatar”a götüreyim dedi.
-Avatar, o da ne ki? Yoksa alış veriş merkezi mi? Ya da hayvanat bahçesi falan mı?
— Maalesef hiçbiri. Sadece bir filmin ismi. Yani anlayacağınız sinemaya gideceğiz. Yorumlara falan baktım, fevkalâdenin fevkinde bir filmmiş. Cameron adlı yönetmen çekmiş filmi. Daha öncede Titanik, Terminatör vs. çekmiş.
— Güzel, hoş da ben en son Cüneyt Arkın’ın Cilâlı taş devrinden kalma n’ayırlı, n’olamazlı filmlerini izledim. Hem hayatımda sinemanın ‘N’ sine bile uğramadım. Bizimkiler 2 sene önce beni götürmek için 1000 dereden, ovadan ot getirdiler, ama ben itimat edip de gitmedim. Hem ben öyle yerlerde çabuk yatma pozisyonuna girip, horlama zırıltısıyla seni el âleme rezil edebilirim.
— Ağabeycim ben bunları yutmam, ya geleceksiniz ya da bu evden çıkmam hani. İllaki sizi sosyal yapacam. Hem film üç boyutlu. Gözlük falan takar izlersiniz.
— Eyvah bundan kuruluş yok. Ya ‘sosyallik’ dediğimiz şey; bir şeyleri izlemekse her gün Baykal, Erdoğan, Cem Yılmaz gibi şovmenleri izliyorum. Attıkları lâfları not defterime yazıp, çoluk çocuğa miras olarak bırakacam. Bu arada Bülent Ersoy’u da unuttum. Her halde o da şovmendi. Yoo yoo o şarkıcıydı galiba. Ooo her neyse. Tamam geliyorum. Bir dakika babadan kalma elbiseleri giyeyim. Seninki kadar şık değiller, ama baba yadigârı, anladın sen onu.
Evet, Historya alış veriş merkezine girdik. Ooobooo süper bi yer. Ben nasıl daha önce gelmedim. Hem yanı başımda, hem de 4 senedir Fatih’te yaşıyorum. Kendi kendime pes dedikten sonra. Bilet alma kısaca soyulma sırasına girdik. Üzerinize afiyet bir emekli maaşına yakın para ödedim! Öğrenci kimliğini taşımasan öyle olur tabi. Artık kimliğimin bir imtiyaza sahip olduğunu öğrendim bu sayede.
“20 dk var filmin başlamasına. Şöyle ortalığı bi kolaçan edelim” dedik. Baktım Kemal’in niyeti kötü, aldı bizi oyuncakçıya götürdü. Mübarek, oyuncaklarla o kadar haşir neşir oldu ki beni unutup önüne gelen her oyuncağın düğmesine basmaya başladı. Bunca mağaza varken, beni o oyuncakçıda 20 dk oyaladı. Nihayet filmin başlama zamanı geldi. Salonun girişine kırmızı halı falan sermişler. Basarken öyle bir hafiflik hissettim ki anlatamam. Sanki başbakan oldum sandım. “‘Fars dili’ bölümünde okuyan bir kişi ne zaman başbakan olmuş ki?” diye bir soru da aklıma dank etmedi sanmayın. Çaktırmadan yoluma devam edip, yerime oturdum. Bu arada kapı girişinde poşetli bir gözlük verdiler. Hemen açtım, baktım tıpa tıp rahmetli dedemin bana miras bıraktığı gözlüklere benziyordu. Önümde oturan adam bir torba mısırın içine elini kaldırıp kaldırıp yemekle meşguldü. Aman Anayasa Mahkemesi duymasın! Kamusal alan yoktu burada. Buna hakikaten çok sevindim.
Nihayetinde film başladı. Gözlüğü takınca hakikaten fena afalladım, baktım her şey bana doğru geliyor. Arkaya doğru sıvıştım, ama koltuk olduğu için fazla da gidemedim. Hemen gözlükleri çıkardım, fakat bana doğru gelen bir şey yoktu. 3 boyutlu gözlüğün maharetini bu vesileyle fark ettim. Filmin ilk yarısı bittiğinde bende ağır ağır uyku halleri belirdi. Aslında anladığım bir şey de yoktu. Film İngilizceydi. Alt yazıları o gözlükle okumak zaten başlı başına dertti. Bu arada ben filmin 2 bölüm şeklinde izlenildiğini bilmiyordum. İlk 40 dakikalık bölümün sonunda filmin bittiğini zannettim, başladım yorumlara, ’’Emre bu ne biçim film? Sonu yok yaaa. Eh haydi eve gidelim’’ deyince Emre bastı kahkahayı. O an benim rengimi görseniz. Bu Çetin mi yoksa leopar mı diye tereddüde düşerdiniz.
“2. bölüm” başlayınca üzerinize afiyet, uykumla cebelleştim. Bazen gözlerimi açık tutmak için; göz kapaklarımı elimle açıyordum. Siz sağ, ben selâmet. Filmin sonunu getirdik. Benim gözler balon gibi şişmişti. Neden mi? Tabi ki çok uyumaktan. Film nasıl diye sormayın. İngilizcem kıt, gözlükler kalın, ortam uyumaya müsait… Gerisini size bırakıyorum.

ÇETİN KASKA - cetinkaska@hotmail.com