DİRENİŞİ ÖYKÜLEŞTİRMİŞ!


Döneceğim sana ey vatan!
Cihad er- Recbî'nin "Direniş Öyküleri" kitabı öfkeyle karışık bir umut oluyor herkese.
Kadın bir yazar!
Cemal Balıbey ağabeyin sahibi olduğu Özgün Yayınlarından neşredilen kitapların tamamının okunması gerektiği düşüncesi aklımda yer etmişken bu kitaplardan ilki Cihad er- Recbi’nin “Direniş Öyküleri” adlı eseri oldu.

İlk bakışta erkek bir yazarın eseri olarak görülse de yayıncının da önsözünde belirttiği yanılgıyı ben de yaşadım. Kitabın içindeki öykülerde esen öfke kasırgası bir kadın yazara aitmiş.



Geriye sadece vatan!
Kitap 12 öyküden oluşuyor. Her bir öykü farklı şartlarda okunuyor olsa da geriye tek bir sonuç çıkıyor; vatan! Yazarın üstüne basa basa döne dolaşa sonlandırdığı şey vatan. Kendine ait özgür paylaşılmayan bir vatan. Yazar vatana geri dönüş hesapları yaparken elindeki en büyük koz direniştir. Bir intifada olamasa dahi tek başına kalsa da direniş. Öykülerde hep bu vurgu yapılıyor. Direniş içinse taş çok kıymetli bir armağan. Çünkü taş yazar için adeta barışı reddetmenin tek yolu. Barış yazara göre onlara benzemenin kibarca bir teklifi. Bu yüzden öfke tüm öykülere hâkim. Ancak bu öfkenin yıkıcı olmasından ziyade tamamıyla birleştirici bir tarafı var. Oturup karşı tarafa benzeyenleri şaşkına uğratan utandıran bir öfke var hikâyelerde. Bu durumla alakalı iki üç öykü var. Evlerinde sıkıntısız yaşayıp oturanlar ve ruhunu Allah’a teslim etmeye hazırlanıp içini daima huzursuz tutup hareketi vurgulayan yiğitler. Bu iki grubun diyalogları gerçekten can alıcı nitelikte. Ucu hepimize dokunuyor.
O da artık bir Filistinli!
Kitapta Amerikalı gazeteci Keti ve eşinin dramatik Filistin seyahati de var. Gözleri önünde şehid olan küçük çocuklar Keti’yi bu haksız dövüşte safını taşlardan yana belirlemesine neden oluyor. Çocuğa hediye ettiği gerdanlık ve çocuğun da ona hediye ettiği taş; çocuğun bir müddet sonra şehid olmasından sonra daha da değerleniyor. Onun Filistinli olmasını sağlıyor. O da artık küçük çocuklar gibi Filistinli oluyor.



“Daima taktığı ve sahip olduğu en değerli şey olduğuna inandığı gerdanlığını çıkarıp küçüğün boynuna astı ve hüzünle baktı ona. Çocuk da kendini Keti’nin gözlerinden kaçırdı. Yere doğru eğildi küçük bir taş alıp ona verdi. Onun da en değerli hediyesi buydu işte.”

Keşke diğer kitapları da dilimize çevrilse!
Öykülerde öfkenin yanı sıra izahı kolay olmayan diyaloglar var. Tiyatro sahnelerini andıran diyaloglar kitabı farklı bir tarafa çekiyor. Kesintisiz ve kısa diyaloglar o kadar aceleci bir tavırla yazılmış ki şok darbelerini ardı ardına yemek kitabı onlarca defa okumanıza sebep oluyor. Yazarın bu farklı tarzı sizi diğer kitaplarını almaya sevk edebilir ancak sadece tek bir kitabı dilimize çevrilmiş durumda. İnşallah diğer kitapları da dilimize çevrilir.


R. Sercan Somuncu