Gazeteci yazar Taceddin Ural’ın yakında piyasaya çıkacak olan “Kuşatma” isimli kitabında, Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Ahmet Kabaklı ve Mehmet Şevket Eygi’nin kaleminden, dünden bugüne basının yapısına ve sahip olduğu reflekslere dair ibretlik değerlendirmeler yer alıyor.


BU MATBUAT MOSKOF SÜRÜLERİNDEN DAHA ZALİMDİR

“Manav, bakkal, muhallebici, lokantacı kazanıyor. Zira hazım cihazına hitap ediyor. Sinema, bar, plaj ve açık saçık neşriyat kazanıyor. Zira tenasül cihazına hitap ediyor. Fakat hazin olan şu: Dimağa hitap etmek üzere meydana gelmiş gazete de ya kur’ayla fırınlar dolusu ekmek dağıtmaya yahut vitrininde bilmem hangi sarışın veya esmer bombanın bacakların teşhir etmeye mecbur. ‘Bâb-ı Âdi’ caddesi; tohumu insan, yemişi hayvan, bir takım nebatla doludur.” 8 Nisan 1954 Necip Fazıl Kısakürek

“Kuvvetlerini, fikrî cihaz yerine tenassülî cihaza hitap etmekten alan ve sonra utanmadan fikrî bir haysiyet ve salâhiyet tavrı takınan açık kartpostal esnafı.” 23 Nisan 1956 NFK

“Bu matbuat… Halk Partisi devrinde tam 27 yıl ard ayakları üstünde susta duran bu matbuat… Türk efkâr-ı umumiye sarayını, Türk’ün ruhuna musallat ettikleri fecî kayıtsızlık ve içtimaî alâkasızlık yüzünden basmış ve sarayın sahiplerini mahzen katında zincire vurmuş olan bu matbuat. İşlâm dinine ve halkın ruhundaki mukaddesat duygularına saldırmada Moskof sürülerinden çok daha zalim bir seciye taşıyan bu matbuat. Allah’ın günü imam veya çarşaflı kadın şeklindeki tipleri terzil bahanesiyle ana ve babalarımızın an’anesini ve millî mukaddesatımızı lekelemeğe memur bir matbuat.” 6 Haziran 1956 NFK

“Bizim memleketimizde gündem; muayene odasına başka bir hasta sokulmadığı için, şapkasını ve bastonunu alıp giden doktor misaline uygundur. Doktorun baktığı, hep nezleler, gripliler, nasırı ağrıyanlar, şunlar, bunlar… Halbuki asıl hasta, apartmanın kapıcı odasındadır ve doktorun katına çıkabilmek için bile tırmanamamıştır. Hastalığı da kan kanseridir. ‘Her şey benim gördüğüm ve gösterdiğim kadardır’ Buna, ‘gündem hastalığı’ adını takabilir ve dâva ve meseleleri hapsedici bir zindan kabul edebiliriz.” 2 Nisan 1965 NFK

“Kendisine Türk umumî efkarının temsilcisi süsü veren bu basın hakikatte, Türk’ün ruh köküne aykırı dış nüfuz ve cereyanların kuklalarından başka bir şey değildir. Yahudilik tesiri altındadır. Bunların tek metodu da, ruhumuzun hak aramasına karşı Haçlılar ittifakı kurup ya birarada üzerimize saldırmak, yahut başarılarımızın üstüne sükût külleri dökmekten ibarettir.” 30 Nisan 1965 NFK

AVRUPALI BUNLARI HADEME BİLE YAPMAZ

“Edebiyatta (..) Siyasette (…) İlimde (…) Gazetecilikte Agâh Efendi’den Yunus Nadi ve Hüseyin Cahid’e kadar bütün bildiklerimiz hep aynı soydandır. Bunların hepsi; masum ve süt beyaz koyunlar gibi hazin melemelerle ufuklardan çobanını çağıran bu öksüz vatanın ‘harim-i ismet’inde, Avrupa’lı marifetiyle türetilmiş, meş’um ve kapkara kurtlardan başka bir şey değildir ve en büyük fikrî ve tarihî inkîlap, bunların zümre zümre ve şahıs şahıs maskelerinin yüzlerinden düşürüldüğü ve memleket mamulü millî kahraman tipinin gergefleştirildiği ân gerçekleşecektir. Avrupa’lı bunların hiçbirini kendi öz dünyasında, mesleklerinin hademeliğine bile kabul etmeyeceği halde, ‘Bon pour l’orient’ –Şark için iyidir!- formülüyle yontup başımıza dikmiş, böylece muhteşem tarihî gelişimiz hâkanlıktan köleliğe indirmeyi bilmiştir.” 16 Nisan 1965 NFK

“Ne oluyor? Sanki ‘Şeriat isterük!’ diye bir baskın varmış gibi. Çökesi ocakları ve matbaaları, kirli saçlı, dar alınlı, kazma dişli dağlı yobazlar tarafından mı basılmıştır? Kumarlarını dağıtan, balolarına tüküren, kabarelerine yestehleyen, boynuzlarını arşınlayan hatta ‘Allah’tan korkun’ diyebilen biri mi çıkmıştır? Bikini mayosunun üzerinde 100 gramdan fazla ağırlık taşımazken, sanki yolları çarşaflı umacılar tutmuş da kendilerini fileli kelebek avcısı gibi çuvala tıkmaya kalkmış gibi mahcup, münzevî, masum İslâm muhadderatına bu tecavüz hangi ahlâk ve insafa sığar? ‘Silah başına’ çığlığı, insanı güldürecek bir şey değil de nedir?” 17 Nisan 1959 NFK

“Laik memleketlerde din anlayışı… Din adamlarına hakaret, affedilir suçlardan değildir. Oralarda insan; inanır veya inanmaz ama asla iğrenç sövme metodlarıyla milletin mukaddesatına çamur atamaz. Böylelerinin derhal haddini bildirir, dersini verirler. Bizdeyse Allah’ın günü gazeteler, devrim yobazları ve sözde aydınlar; milletin, daha doğrusu Allah’ın dinine küfreder dururlar. Nurcu derler vururlar, gerici derler çatarlar, imam derler çarparlar ve daima kırçıl saçlı, dar alınlı, çipil gözlü, kazma dişli, tarih öncesi hayvanlar şeklinde, din nispetini rezil etmeye bakarlar.“ 1 Mayıs 1965 NFK

HÜRRİYET’İN TİRAJI YÜKSELDİKÇE MİLLETİN SEVİYESİ DÜŞER

“Hâlâ gözümün önündedir: bugünün tiraj bakımından en büyük gazetesini kurmuş olan zat, henüz ilk hazırlıklarındaydı. Beni, ‘gel de bir acı kahve içelim’ diye davet etmişti. Gitmiştim. Bana, ‘gazete’ mevzuunda bazı şeyler sormuş ve cevaplarını almıştı. Birden bire ayağa kalktı, fikirlerimi beğenmediğini hissettiren bir tavırla gezinmeye başladı. Patlayıverdi: - Ben çıkaracağım gazetede fikri idam edeceğim! Hattâ âdi yazı kalabalığı bile yok! Sadece resim, kısa haberler, halkın hoşuna gidecek ve gözüne, kulağına, burnuna, damağına hitap edecek şeyler… Kafaydı, ruhtu; öyle şeyler yok… O zaman ağzımdan bir istifham sayhası fışkırdığını hatırlıyorum ‘Pırrrt!’ gibi bir şey… - Fikri idam edecek Donkişot’a da bak! Fakat en kısa zamanda gördüm ki, bu adam gazetesinde gerçekten fikri idam etti. Resim, avret yeri çizgileri, kafasız spor, fal, macera, sansasyonel haber, pazara çıkarılan hususî hayat iplikleri, dedikodu, mide gurultusu nev’inden lâflar ve her şey tamam… O gün bugün, bütün Türk basınında baş tacı edilen bu reçete, beratı istenebilecek kadar, büyük bir keşif haysiyetiyle işte bu gazeteye aittir. Bu ekol ki, aslında dimağî cihaz eseri olan gazeteyi öldürmüş; yerine süflî cihazlara bağlı bir karalama kâğıdı ve baldır bacak albümü getirmiştir. Gazete bu mudur?” 26 Haziran 1965 NFK

Hürriyet ve Günaydın isimli sözde siyasi gazetelerle, günlük fuhuş albümü Saklambaç, ayrıca Pazar, Sen-Ben’den ibaret tröst. Tavuk yumurta misali, Hürriyet’in tirajı yükseldikçe halkın ruh seviyesi düşüyor, ruhu düştükçe de Hürriyet yükseliyor. İman ve ahlak temeline dayalı koca bir milleti mânada ve maddede katletmeye mahsusu ve üstelik kurbanlarından seyircilik parsası toplamaya mezun bir mezbahayı anlayacağı ve tebaasını 1,5 milyondan 150’ye indireceği gündür ki, halk uyanış yoluna girmiş olacaktır.” 6 Ocak 1971

“Satışı milyona yaklaşan gazetelerin dörtte üçü İslâmiyet’e düşmandır. Size Allah huzurunda yemin ederim ki işgâl orduları bu vatanda öz milletinin mukaddesatına bu türlü söven numuneler çıkarmaz piyasaya. Türk’ün ruh kökünü kurutmaya memur fesad müesseselerinin başında iki kardeş elindeki bir nevi ‘fuhuş ve hava-civa matbuat’ gelmektedir. Allah’ın günü bunların karikatürcüleri yamyam tipli hoca resimleri çizer, muhabirleri de din adamlarının namussuzluğuna ait namussuzca uydurma haberler peşinde gezer. Gıdalarını topyekün kesmek elimizdeyken bunu yapamayız, bütün bunlara müstahakız.” 31 Ocak 1965 NFK

“Milletsiz Milliyet’in bir kitap ilanı. Gösterdikleri zaman yıldırımla vurulmuşa döndüm. Türk milletinin ruhuna, bundan daha namussuzca, hayâsızca bir tecavüz hayal edilemezdi. Allah Resulünün mukaddes has ismiyle ‘cüce’ sıfatını birleştirmek! Milliyet. Sırasında Kur’an meali yayınlayan, utanmadan Ramazan köşesi yapan münafıklık ocağı.” 29 Ocak 1965 NFK

DİNE SALDIRMAK EŞEKÇE BİR İNAT

“Dünyanın ve memleketin kaderi üstünde her gün fikir buyuran başmuharrirlerden hiç birinin ve muharrirlerden pek çoğunun hâdiseler karşısındaki günlük reaksiyonlarını ikide birde maskaraca tezatlara düşmekten kurtaran bir fikrin adamı olduklarını gösteren tek kitapları yok.” 6 Eylül 1961 Peyami Safa

“Devrimbazın ‘Devrim elden gidiyor’ yaygarasının hiçbir ehemmiyeti yoktur. O zaten her vesile ile ve her gün bu yaygarayı basıyor. Devrimbazın yaygaralarına kulak asarsanız, hergün Don Quichotte orduları kurup irtica değirmenleriyle harbe tutuşmamız lâzım gelir. Allah’tan, Türkiye’de bu cayırtılara kulak asan bir millet ve bir devlet yoktur. Olsaydı, bugüne kadar devrimbazların, ‘Vay imam çocuğun ırzına geçti, vay müezzin kız kaçırdı, vay hacı karaborsacılık ediyor’ diye kopardıkları kıyametler üzerine dindarların katliâm edildiği görülürdü.” 9 Temmuz 1959 PS

“Dinî inançlara ve âdetlere saldırmak iğrenç bir moda olmuştur. Mukaddeslere tecavüz küstahlığının bu derece ileri götürüldüğü bir memleket yoktur. Türkiye’de bir kısım münevver vardır ki, Batı medeniyeti hakkında çok yanlış bilgi ve fikirlere sahiptir. Kafasına temel çivisiyle şu yanlış bilgiler mıhlanmıştır: ‘Amerika’da ve Avrupa’da din müessesesi can çekişmektedir. Onun yerini müsbet ilim ve teknik almıştır. Bizi onlardan geri bırakan Müslümanlık’tır. Kendimizi bu beladan kurtarmalıyız.’ Bu eşekçe fikir ve inat, her gün Batı’da çıkan sayısız kitap ve mecmuanın tekzibine uğramaktadır. Fakat okuyan ve anlayan kim! Bu gafiller, böyle gelmişler, böyle gidecekler. Dört yanlarını zehirleye zehirleye.” 19 Şubat 1958 PS

“Türkiye’de yirmibeş, otuz seneden beri azalan bir müeyyidenin kıtlığı her gün biraz daha fazla hissedilmektedir. Allah korkusu! Eskiden, ‘Behey Allah’tan korkmaz!’ denilirdi. Şimdi, Allah’a, kitabına, mukaddesat ve manevî değer ve otoritelere sövmek âdeta inkılâpçılığın ayırıcı vasfı haline gelmiştir. Günlük gazetelerin edebiyat sayfalarında mâbedleri tahkir eden şiirlere rastlarsınız. 39 senelik yazı hayatımda şu son günlerde olduğu kadar mektup almadım. Hepsinde müşterek bir haykırış var: Ahlâk yıkıntılarından el’aman, el’aman! Davâ; filan semtin dulları değil, onların sembolleştirdiği bir ideal ve iman buhranıdır. Peşinden, yine bu buhranı körükleyen bir din ve mukaddesat düşmanlığı geliyor. İnkılâpçılık bu ha? Tuh! İnkılâp adına her gün yedikleri herzelere yuh olsun! Batı bu değildir, gençliği aldatmayınız! Bu inkılâp dolandırıcılığının sonu kendini de, memleketi de tarihimizin en büyük belasına sokmaktadır.” 17 Ocak 1956 PS

“Dün sonra eren mübarek Ramazan ayında Müslüman Türkler’in yaşadığı dinî vecd hayatını bir irtica hareketi gibi göstermek için, memleketin şurasında burasındaki münferit olayları bütün bir kitleye mal etmeye kalktılar. Mübarek Ramazan ayı bu yersiz münakaşalarla geçti ve birçok dindaşlarımızı incitti.” 9 Nisan 1959 PS

DUAYLA ŞİFAYA KIYAMETİ KOPARTIRLAR

“Farzedelim ki, Anadolumuzda mucizeleriyle şöhret almış bir kasaba vardır. Âyin ve dualarıyla halk kafilelerini kendine çeker. Bir kısım hastalar şifa bulurlar. Bir tıbbî servis bu şifaları kaydeder ve istatistik tutar. Hükümet de, bu kasabadaki dinî tezahürlere, dua yoliyle tedavilere ses çıkarmaz. Türkiye’de böyle bir ilçe olsa devrimbaz gazeteler, kıyameti kopartırlar: ‘Laik bir memlekette boş inançlara, üfürükçülüğe nasıl müsaade ediliyor? İrtica hortladı! Böyle bir kasaba dünyanın hiçbir yerinde yoktur!’ Avrupa’nın en laik memleketi Fransa’dır. Yukarıda bahsettiğimiz Anadolu kasabasının tıpa tıp aynı Fransa’da gerçekten vardır. Lurd kasabası. Fransız inkılabı ve laiklik bu kasabaya fiske vurmamıştır. Bilakis şöhretli ilim adamları ve Nobel mükafatı alan Dr. Alexis Carel, bu kasabanın dinî şifa mucizelerini öven eserle yazmışlardır. Kimse bunlara yobaz demeyi hatırından geçirmez.” 15 Ocak 1960 PS

“Cumhuriyet’te Doğan Nadi, küfürler sıraladıktan sonra ne dese beğenirsiniz? ‘Yazılarında Lurd’a gittiğini iftiharla söyleyen Peyami Safa, hazır oraya kadar gitmişken acaba ne diye (kafasının değilse bile) vücudunun çarpık taraflarını okutup üfletip şöyle bir düzgünce hâle sokturmadı?’ İşte bizde fikir münakaşaları. Çocukluğumda geçirdiğim bir hastalığın vücudumda bıraktığı ârızayı alaya alan, ‘Dogmatik kafalı kart yobaz, çarpık vücutlu yazar’ diyen eski bir dost! ” 26 Ocak 1960 PS

“Genç üniversitelilerimiz bana üniversitedeki mescit aleyhinde bazı tahrikler olduğunu haber veriyorlar. Hâdise şöyle izah ediliyor: ‘Dekanın müsaadesiyle küçük bir odayı mescit haline getirdik. Orada bir kütüphane de var. Şimdi bazı fasık ve münafıklar mescidin kapatılması için faaliyete geçtiler. Bir iki gazete de bu işin tahrikçisi ve teşvikçisi durumundadır. Zaten bu gazeteler, mescit açıldığı zaman talebelerin namazda rükua vardıkları andaki fotoğraflarını neşrederek âdeta alay etmişlerdi.’ Laiklik iddiasıyla mescidi kaldırmak isteyenler laik değil, başka bir şeydir. Batıda Allah’sız okul ve üniversite yoktur.” 14 Aralık 1959 PS

“İstanbul Üniversitesi’ndeki mescit nihayet kapatıldı. İleri sürülen sebep, civarda isteyenlerin gidebileceği camiler olmasıdır. Üniversiteler gibi, vicdan hürriyetinin kalesi olan muhtar kültür müesseselerinde ibadet yerlerinin kapatılması ne kanuna, ne teamüle ne de havsalaya sığar.” 24 Şubat 1960 PS

TÜRK BASINI HALKA YAR OLMAZ

“Basın, bazı maksatlara bağlı olduğu için, gizli teşekküller tarafından halka karşı yönetilmektedir. Bunlar, pek usta taktiklerle suret-i haktan görünmeyi ve bilhassa yarı aydınları kandırmayı başarmaktadırlar. Bir efkâr-ı umumiye olması gereken gazetelerin çoğu en dar menfaat ve bakış sınırları içinde bir ‘efkâr-ı hususiye’ manzarası içindedir. Türk gazeteciliğinin büyük kusuru, halka karşı okumuşlar hizbini tutması, halka yâr olmayan aydınların çıkarcılık ve saltanatını sürdüren bir vasıta gibi kullanılmasıdır. Lozan’da bize zorla kabul ettirilen kültür emperyalizminin tesir ve yan etkileri basında açıkça görülmektedir. O istikamette yapılanlarla halkından kopuk aydınlar, gazeteciler, yazıcılar yetiştirilmiştir. Kendi milletinin değerlerine düşman olan, imanını hiçe sayan, dilini, ahlâkını, töresini, tarihini, sanat ve edebiyatını bilmeyen bir gazeteci tasavvur olunamaz.” 1976 Ahmet Kabaklı

SABATAYCI MEDYA DİN DÜŞMANIDIR

“Sabataycı ve ‘Benzetilmiş’ medyanın İslâm aleyhindeki saldırgan, hakaretâmiz, fitne ve fesat çıkartıcı, yalan dolan, iftira yayınları mutlaka önlenmelidir. Yolcu vapurunda bir vatandaş namaz kılar, yaygarayı basarlar... Namaz kılmak suç mudur? Bir okulun alt katında küçük bir odada birkaç öğrenci ibadet eder. Bunlar yine yaygara kopartır...

Pikniğe giden tesettürlü kadınlar, bahçedeki küçük mescide sığmazlar, birkaç tanesi dışarıda kılar. Bizim Sabataycı medyada bir feryat, bir figan... Hıristiyan bir futbolcu sahada maç başlamadan önce istavroz çıkartır, buna sinir olmazlar; Müslüman bir sporcu bir kenarda iki rekat namaz kılsa yeri göğü inletirler. Bir Müslüman dinî nikâh yaptırır, gerici olur; bir Sabataycı ‘Sazan’ Efendiye nikah kıydırırsa, bundan hiç bahs etmezler. Din düşmanlığında o kadar ileri gidiyorlar ki, korkudan ve baskıdan başını örtemeyen bir hanım peruk takıyor, ona da karşı çıkıyorlar.

Laiklik elden gidiyor... Yalan... Cumhuriyet tehlikede... Kuyruklu yalan... Tesettür köleliktir... Hezeyan...İslâm, Müslüman, din ve iman düşmanlığı bunları ruh ve akıl hastası yapmıştır. Senede 365 gün dine saldırırlar. Namaz kılanları kötülemek laiklik değil, dinsizliktir. Başını örtenleri aşağılamak terbiyesizliktir. Bu milletin tertemiz kadın ve kızlarını, çarşaf giyiyorlar diye horlamak edepsizliktir. Müslüman, kendi vatanında elbette namaz için, din için, tesettür için çalışacaktır. Dindarların kendi ahlâkları vardır, dinsizlerin de kendi ahlâkları... Biz İslâm ahlâkının kurallarını ve ilkelerini hakim kılmaya uğraşacağız. Onlar da kendi bozuk ahlâklarını. Bizi kösteklemeye asla hakları yoktur. Bu ülkede din ve inanç hürriyetine karşı çıkmak, namaz kılanları ve kapananları tahkir etmek insan haklarına ve demokrasiye aykırı diktatörce bir tutumdur. Böyle yapan Sabataycıları uyarıyoruz. Müslüman Türkiye’de agresif din düşmanlığı yapmak toplumsal barışı ve millî uzlaşmayı dinamitlemek demektir. Şayet yürekten Batı medeniyeti ve sistemi taraftarı iseler, Batıya baksınlar, utansınlar, kendilerine çeki düzen versinler. Yetti artık!” Mehmet Şevket Eygi 29 Nisan 2008