Uğradığım yerlerde bana ulaşan bilgi kırıntılarının dahi zâyi olmasını istemediğim için, bildiklerimi parça parça da olsa sizlerle paylaşmak istiyorum…


Sidney’de Hasan Bey’in anlattıkları:


Avustralya’da Dandenong şehrinde Milli Park’a bir hafta sonra aile ile gezmeye gittik. Vakit geldiği için öğle namazını kılmak istedik. Bir mescit veya mabet olmayınca, parkın içindeki bir bahçede namaza durduk. O an etrafta hiç kimse yoktu. Namazdan sonra ağaçlar ve kuşlar da Cenab-ı Hakk’ın isimlerini duysunlar diye tesbihatı sesli olarak yaptık. Duamızı da yapıp bahçeden park yoluna doğru ilerlerken, tam yola çıkınca, şu levha ile karşılaştık: “Burada dua ediliyor, lütfen rahatsız etmeyin.” Halbuki bu levha daha önce yoktu. Demek park görevlisi bizim namaz kılışımızı gördü ve tesbihatımızı işitti ki böyle bir saygıda bulundu. Doğrusu, bu incelikten ve saygıdan çok memnun olduk…


Avustralya’da 18 yaşındaki bir kızımız avize benzeri aydınlatma malzemeleri satan bir mağazada çalışmaya başlar. Bu mağaza, Avustralya’nın çeşitli yerlerinde de şubeleri bulunan en büyük mağaza zincirlerinden birisidir. Patron da orada bulunmaktadır. Bu Türk kızının hal ve hareketlerini takip eden patron, onun ahlâkını çok beğenir ve takdir eder. Kendisinin de 12-13 yaşlarında bir kızı vardır. Kızımıza rica ederek, “Sen çalışma… Ben sana ücretini yine vereceğim. Ama benim kızımla beraber ol… Ben kızımın seninle beraber gezip dolaşmasını istiyorum.” der.


Demek, güzel davranışlar da insanlara ders veriyor.


Abdül Celil Bey de şunları anlattı:

2000 yılında Avustralya’nın Adelaide şehrinde bulunurken, oraya İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelen, Osmanlı hayranı Boşnak bir imam ile tanıştım… Yaşlı bir zattı. Müslüman bir hanım bulamam diye evlenmemiş ve kendisini, Adelaide şehrinde 1856 yılında Afganlı deve sürücülerinin açmış oldukları dört minareli caminin hizmetine adamış. 2000 Temmuz’unda Melbourne Işık Koleji’nin öğrencilerinden bir grup gelmişti. Onlarla bu camiye ziyarete gittiğimizde, o da kılmış olduğu öğle namazının duasını yapıyordu. Onları görünce çok sevindi. Beş on dakika ağlaması sürdü. Bir müddet konuşmadı. “Ben Osmanlı ruhu öldü sanıyordum. Ama sizi burada gördüm ya artık gam yemem!” dedi.



...



Abdullah Aymaz