+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Yaşanmış Hikayeler

  1. #1
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart Yaşanmış Hikayeler

    Allah’a bağışlanan evlat,

    Bir diyardan, başka bir diyara yolculuk için bilet kesilmişti…
    Bu biletle yoculuk ancak 9 ay 9 günde bitecekti…
    Yolculuk başladı, ama yolcu emaneti taşıma cesaretini gösteremiyordu…
    Bir taraftan daha önce dünyaya gelmelerine aracılık ettiği 10’a yakın dünya misafiri…

    Dedi, ben perişan, onlar perişan…

    Ben bunların dünya ya gelmesine aracılık etmekte niye bu kadar istek duyuyorum…

    Karnındaki misafir için hep bundan nasıl kurtulurum, bu da diğerleri gibi şu perişan ve garip yere niye gelsin, zaten 10 taneden 7.si hicret etmişti. 3 ise vatani aslisinde kalmıştı. Anne ve Babasına Cennet’te çocuk sevgisini tattırmak için.

    Sağlam bir inancıda yoktu. Karnındaki çocuğunu düşük yapma teşebbüsünde bulunması, O’nun katili olacağının bir delili olacağını bilmiyordu.

    Çünkü onun doğduğunda dinden diyanetten Allah dan bahsetmek suçtu. Allah demeyi ancak 1950’li yıllarda öğrendi.

    Bu yıllar bir anne için soğukkuyu lastik bir ayakkabıya kavuştuğu, çarıktan kurtulduğu bir yıldı. Anne haline şükretti. Bende 10 kardeş büyüdüm. Allah’a şükür yaşıyoruz, ülkede kalkınmaya başladı. Kocasıda 60 lı yıllarda Almanya’ya gitmiş 3-5 kuruş getirmiş, alamanın kahrını çekmek istememiş, bulunduğu yerde iş kurmaya teşebbüs etmiş, bakkal açmış, hayvancılığa başlamış, almanya sayesinde köyde inşaat işleri başlamış. Bir hayli işleri olmuş.

    Kadın düşündü fakir fukara durumdayken 10 tane çocuk yaptım. Ben ne yapıyorum. Bu çocuğu öldürmek, içimden atmak için; türlü türlü kendime işkence yapıyorum. Düşmüyor, vatanını terk etmiyor. İllaki dünya denen yalancı mekana gelmek için sımsıkı sarılmış…

    Bunda da bir hayr vardır. Köye gelen imamda yıllar sonra Allah’dan, Peygamber’den, Ahiret’ten, Cennet- Cehennem, öldükten sonra dirilmekten bahsediyor.

    Düşündü hesap vermek var.
    Evlat katili olmak var.
    Ben kimim ki Allah’ın bize lütfu olan bu varlığı yok edeyim.
    Allah’a yalvardı: bu çocuğu senin için doğuracam; ben bunu burada görmek istemiyordum. Her hamlemde birisini bana musallat ettin. Bu çocuğu sana adadım. adını da yeni gelen imamın adını koyacağım. ALLAHIM BENİ AFFET diye dualarda niyazlarda bulundu.
    Çocuk doğdu nur topu gibi,

    Çocuk büyümeye başladıkça akranlarından farklı olduğu; fark edilmeye başlandı. Çocuk zeki, zeki oldukçada hareketli. Ev kalabalık bir sürü işci, usta , şöför.

    Çocuk zekasıyla kendini fark ettiriyordu. Okumaya başladı. Okuması yazması olmayan Annesine de öğrendiklerini öğretmeye çalıştı. Ama kendisinin bir defada okuyup anladığını; Annesine ne kadar anlatsa hepsini anlamıyordu.

    Bir sürü işin içinde ve kalabalığın yeme içme ağırlanma telaşındaki Anne: Bir gün çocuğuna dedi. Sen caminin hocasına git. O sana sure, duâ , eski yazı okutacak, bana öğrendiğin duâ ve sureleri öğret bu zamana kadar Allah’a karşı vazifelerimi yapamadım. Hiç olmazsa 50 yaşından sonra bizi yaratan Allah’a kulluk vazifemizi yapıyım.

    Evet anne onu Allah’a adamıştı, adını köyün imamının adını koymuştu.
    İşte istenmeyen bir evlat Annesine öğrendiklerini yüzlerce kere de aynen okusa, sure, duâ, namazın kılınışı gibi her insanın öğrenmesi yapması gerekenleri öğretiyordu…

    Annede öğrenmek için her türlü gayreti gösteriyordu.
    Adı laik olan İslam ülkesinde 1970’li yıllara ve sonrasında ekilen tohumlar meyveye durmaya başlıyor. Zulmet Nura yöneldikçe, vücudunu nura feda ediyordu.

    Allah’a bağışlanan evlat, annesini Allah’ayaklaştıryordu….
    Bir imtihanda inşallah Allah a kul olmakla bitti…
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Kenya varoşlarında top koşturan kardeş Obama'nın ilginç öyküsü
    ABD Başkanı Barack Obama'nın kardeşi olan George Obama'nın Kenya'nın başkenti Nairobi'nin varoş mahallelerinde verdiği yaşam mücadelesini kendi ağzından dinlemeye ne dersiniz?
    Newsweek Türkiye'nin bu haftaki sayısında kendi kaleminden tanıma fırsatı bulduğumuz George Obama, Abisi Barack'ın ABD Başkanı olmasının ardından hayatında ne gibi değişikliklerin olduğunu anlatıyor.

    OBAMA'NIN KARDEŞİ OLMAK

    Kasım 2008'de, kenya'da bir barda oturmuş Barack Obama'nın yaptığı zafer konuşmasını seyrediyordum. TV'de gördüğüm sevinçle bağıran kalabalık ve Obama'nın onlara "Siz söylediniz", "Siz duydunuz", "Siz çağırdınız" gibisinden sesleniş tarzı bana, sanki Amerika'daki insanlar bu adamı benden çok daha iyi tanıyormuş gibi hissettirdi; ba-balarımız aynı olmasına rağmen. Eğer Obama kabilesinde önde giden, kılavuz ışık ola-bilecek birisi varsa bu oydu ve eğer kimsenin sözünü etmek istemediği gölgelik bir yer varsa, herhalde bu da bendim.
    Görece ayrıcalıklı bir çocukluk dönemi geçirdikten sonra, gençlik yıllarımda çöktüm ve kendimi yaktım. Kenya'da Nairobi'nin konforlu sitelerinden varoşların vahşi kaosuna göçmüştüm. İçki ve uyuşturucu içinde kendimi kaybettim ve elinden silah düşmeyen bir gangstere dö-nüştüm. 2O'li yaşlarımda soygun suçundan Nairobi Cezaevi'nde bir yıl yattım. Cezae-vinde açlık grevinden, günlerce aralıksız aşırı kalabalık ve havasız hücrelere kapatılmaya kadar birçok şey gördüm. Ama hapiste başka bir adama dönüştüm ve hayatımı daha farklı bir yola sokmak için kendi kendime söz verdim.
    Gecekondu mahallesindeki arkadaşlarla beraber, varoş çocukları için bir gençlik grubu kurdum. Tutkum futboldu, zaten Afrika'da futbola ibadete varan bir ilgi var. Huruma Futbol Kulübü'nü ilk kurduğumuz zaman bırakın formayı, çocukların hiçbirinde futbol oynamak için bir çift krampon
    bile yoktu. Bazıları idmana öyle aç geliyordu ki çıkıp oynayacak enerjileri bile olmuyordu. Bazen paramız yetmediği için maçları oynayacağımız yere kilometrelerce yürüyerek gidiyorduk. Bütün bunlara rağmen oyuncular hırsla oynadı ve biz kazanmaya başladık. Sonra ağabeyim Amerika'da ve dünyada tanındıkça medya Afrika'daki akrabalarım görmeye geldi.
    Nihayetinde basın beni gecekondu mahallemde buldu. Yeni şöhretim hem nimet hem lanet oldu. Birçok insan benim Beyaz Saray'a doğrudan bir hatta sahip olduğumu sanıyor ama yanılıyorlar. Seçimden bu yana ağabeyimle yalnızca bir kez konuştum, o da tebrik etmek içindi. Yine de, ağabeyimle bağlantım sayesinde yardımsever kuruluşlardan gençlik grubumuzu desteklemek için kaynak çekmeyi başardım. Topladığımız parayla altın şansı ve yeşil renklerde formalar aldık. Her oyuncunun formasında kendi sırt numarası bile var. Geçen sonbaharda Obama'nın Şampiyonlan, Nairobi Süper Ligi'ni kazandılar. Böyle bir olay birkaç yıl önce bir gecekondu takımı için düşünülemezdi bile. Soyadım sayesinde bulduğum sponsorluklar ile Kenya'nın her yerine gitmek için otobüslere binebiliyoruz.
    Ben hâlâ Afrika'nın en büyük gecekondu mahallelerinden birinde yaşıyorum. Benimle birlikte dört buçuk milyon insan daha buralarda yaşıyor. Sağlık hizmetlerine ulaşma imkânımız ya hiç yok ya da çok az var. Ortalama gelir günde beş dolardan daha az. Bunu da taksi şoförü, hademe ya da çöp top-layıcısı olarak iş bulabilenler kazanıyor. Geri kalanlar için hiçbir şey yok. Ağabeyim dün-yadaki en güçlü ülkenin lideri olabilecek ka-dar yükseldi. Ben de Kenya'da dünyanın en güçsüzleri, yoksulları, varoş insanları ara-sında bir lider olmak istiyorum. Umut ağa-beyimin çok lafını ettiği bir kelime. Ama bu kelimenin gerçekten ne demek olduğunu ben yeni anladım. Burada biraz umut için bile çok beklemek gerekiyor.
    (NEWSWEEK)
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  3. #3
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Osmanlı torununu görmeye geldiler

    TOKATLILAR, Osmanlı Hanedanı’nın en kıdemli üyesi Beyzade Bülent Osman ile fotoğraf çektirebilmek için adeta birbirleriyle yarıştı.
    Babası Fransa’da sürgün hayatı yaşarken doğan ve Türkiye’ye af çıktıktan sonra gelen Gazi Osman Paşa ve II. Abdülhamit’in Torunu Bülent Osman, Tokat’ta kaldığı üç gün boyunca yoğun ilgiyle karşılaştı. Babasının dedesi olan Gazi Osman Paşa’nın memleketi Tokat’ta ata topraklarını ziyaret eden Bülent Osman, “Gazi Osman Paşa’nın Hayatı” konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı. GOÜ Rektörü Zehra Seyfikli ile Vali Şerif Yılmaz’ın konuşmalarından sonra kürsüye gelen Bülent Osman, Türkçe konuşmakta güçlük çektiğini kaydetti. Türkçe’yi uzun yıllardan sonra öğrenmeye başladığını ifade eden Osman, kâğıtta Gazi Osman Paşa’nın hayatıyla ilgili bilgileri okudu. Konferansın devamı tercümanın okuduğu Türkçe metinle devam ederken, Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın askerî kişiliği ve Plevne müdafaasıyla ilgili bilgi verildi. Hanedan torunu Bülent Osman, daha sonra babasının Fransa’da sürgün hayatı yaşadığı yıllarda yaşadıkları anıları katılımcılarla paylaştı. Türkiye'ye yine bu defa eşi, torunu ve oğlu ile gelmek istediğini ifade eden Bülent Osman, ailesinin Türklerin misafirperverliğini görmesini arzu ettiğini kaydetti.

    BÜYÜKANNEM
    TÜRKÇE KONUŞUYOR,
    BABAM KIZIYORDU
    Fransa’da sürgün hayatı yaşarken babası ile büyükannesinin sürekli kavga ettiklerini ifade eden Osman, “Büyükannem, Fransızca öğrenmek istemiyor, durmadan Türkçe konuşuyordu. Babam diyordu ki ‘anne artık Türkiye’ye dönmeyeceğiz. Fransızca öğrenmez isek buradan kapı dışarı atarlar’ diyordu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’da parasız kalınca büyükannem beş kuruş için elmaslarını sattı. Nis’te okula başladım. 18 yaşına kadar okudum, daha sonra durumumuz iyi olmadığı için üniversiteye gitmek istemedim. Basketbolcuydum, iyi basketbol oynuyordum. Sonra askerliğimi yaptım. Takımda beni saklamak için iş buluyorlardı. Hem basketbol oynuyordum hem araba yıkıyordum. Sonra bir lastik firmasında işe başladım, patronla arkadaş oldum” dedi.

    PASAPORTTA BÜLENT
    OSMANOĞLU YAZIYORDU
    1970’li yıllarda Türkiye’ye dönebileceklerinin söylendiğini ifade eden Osman, büyükelçilikten biri ile tanışarak Türkiye’ye girebilmesinin yolu açıldığını belirterek, “‘Abdülhamit’in, Gazi Osman Paşa’nın torunu Türk olmaz da kim olabilir, görecekler’ diyordu. Ben de ‘rahat bırak benim burada ailem var’ diyordum. Bir gün aradılar konsolosluktan pasaport verdiler. Pasaportta Bülent Osmanoğlu yazıyordu. Bunu görünce kızdım. Ankara’dan böyle yazılması için emir geldiğini söylediler. Bana ne Ankara’dan. ‘Ben Gazi Osman Paşa’nın torunu Bülent Osman, alın pasaportu’ dedim. Geri yolladım, 3 ay sonra Bülent Osman olarak pasaport geri geldi. Türkiye’yi görmek istedik Fransız eşimle. İstanbul gibi bir yer görmediğini söyledi. Hiç olmadık bir şey var burada ‘insanlık’ dedi eşim” diye konuştu. Tokat / iha


    13.01.2010

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Muzaffer KARAHİSAR
    Hastaneden kabre giden yol



    Sohbet toplantısından çıktığımızda vakit hayli ilerlemişti. Arkadaşlarla sürûr ve neşe içinde vedalaşıp ayrıldık. Arkadaşım Tahsin Bey’le aynı istikamete gideceğimiz için, birlikte yürüdük. Ona başka bir yere de hayırlı ve sevaplı bir iş için uğramamız gerektiğini söyledim. Devlet Hastanesine doğru yöneldik. Sisli bir kış gecesinde hastanede yatan Huzurevi yaşlısı Sabri Amca’yı ziyaret edip, ihtiyaçlarını soracak ve sağlık durumu hakkında bilgi aldıktan sonra evimize dönecektik. Hastane görevlilerine kendimizi tanıttık ve yoğun bakım bölümüne geçtik.
    Görevlilerden gerekli bilgileri aldık, ihtiyaçları sorduk; bir de kapı aralığından bilinci kapalı olarak yatmakta olan Sabri Amca’ya baktık. İki gün önce sağlıklı, zinde, temiz, kibar, bakımlı, hoş sohbet Sabri Amca gitmiş; yerine yoğun bakım odasının durgun ve sessiz ortamında, başucunda vücuduna bağlanmış cihazların sesleri ve renkli, ışıklı göstergeleri arasında karyolasında uzanmış ve sadece nefes alıp-veren aciz, zayıf ve mecalsiz bir kişi gelmiş gibiydi. Ona dua etmekten başka yapılacak bir şey görünmüyordu. Beraber gittiğimiz Tahsin Bey, Sabri Amca’ya bakarken gözü onun hemen yan tarafındaki bir hastaya ilişti. Görevlilerden bilgi aldı ve bana döndü. Yoğum bakımda yatan öteki hasta da Tahsin Beyin çok samimi olduğu komşusu yaşlı Sultan Teyze olduğunu söyledi. Eve dönerken yolda onunla olan anılarını anlattı. Ben de Sabri Amca’yı ona anlatarak dua etmesini söyledim.
    Gece yaptığımız ziyaret bize sevap kazandırdığı gibi, Cenab-ı Allah’ın bize bahşetmiş olduğu sayısız ve sonsuz nimetleri düşünme, anlama ve tefekkür etme fırsatı verdi. Böyle düşünceler, mülâhazalar ve duygusal etkilenmelerle vakit hayli ilerledi. Eve gelir gelmez yoğun geçen bir günün yorgunluğu ile yatağa uzanır uzanmaz derin bir uykuya dalmışım. Gecenin karanlığında karmaşık rüyaların ve sıkıntıların etkisiyle uyandım. Vücudum aşırı terlemiş. Gözlerimi açmakta zorlanmadım. Gece lambasının aydınlığında yerimi, durumumu seçmeye çalışıyordum. “Ve keza, insanın bir cihetle kıl kadar bir ihtiyarı, zerre kadar bir iktidarı, şua kadar bir hayatı, dakika kadar bir ömrü, cüz’i bir cüz kadar...”1 olan irademi serbest bırakarak o şekilde kalakaldım. Saate bakmak, hareket etmek, kalkıp yürümek ve hayat fonksiyonlarımın faraza işlemediği bir ânı yaşıyordum adeta... Hayal gibiydi. Bir günün öncesindeki hazırlıklar, planlar tamamen altüst olmuştu. Hiç kimseden yardım almadan kalkmak, giyinmek, camiye gitmek, dönüşte kitap okumak, kahvaltı yapmak, tıraş olmak ve vedalaşıp evden ayrılmak mümkün görünmüyordu. Gün içinde yapacağım işler, görüşmeler… vb. her şey bir düş, bir hayal ve bir ütopya olmuştu artık. Bir yudum suyu başkasından istemek durumu, elimi, kolumu rahatça kıpırdatıp oynatabilmem; her istediğimi rahatça yapabilmem göklerdeki bulutlar kadar benden uzak görünüyor... “Allah’ım ne kadar zor bir durum” diye geniş, ibretli tefekküre dalarak uzunca ve hayalin uzanabildiği kadar ihtimalleri düşündüm. Bütün hastalar ve yatağa bağımlı felçli insanlar gözümün önüne geldi. Gecenin karanlığını ve sessizliği bir müjde gibi bitirip sabahı, aydınlığı ve namazı haber veren sabah ezanının sesi ile toparlandım. Cüz-i irademi kullanıp “Bismillah…” deyip yerimden kalkarak, abdest alıp camiye yöneldim.
    Bir hayal, bir faraza, bir an mevcut nimetlerin olmadığını düşünmek bile insanı endişelendirip korkutabiliyor. Farkında olmadığımız ve kıymetini bilmediğimiz daha nice nimetlerin yokluğunda düşeceğimiz sıkıntıları unutmadan, usanmadan kıymetini bilmek, hayırda güzel işlerde ve Yüce Yaratan’ın emri dairesinde, onun rızası doğrultusunda sarf etmenin tadını, lezzetini anlayıp şükrümüzü daima artırmamız gerektiğini anlamaya çalıştım.
    Aynı gün huzurevine göreve gittiğimde tüm katlarda, salonlarda bulunan yaşlı, felçli, hareketleri sınırlı, konuşma, duyma özürlü insanlara daha farklı ve başka bir gözle baktım. Tek tek ilgilenip, teselli ettim. İhtiyaçlarını sordum ve görevlilere daha sıcak, samimi, içten ve güler yüzlü davranmaları, hizmetlerini en iyi şekilde yerine getirmeleri konusunda aşırı hassasiyet göstermelerini tavsiye ettim.
    İnsanlardaki sağlık, mutluluk, huzur, saadet nimetlerinin bitip; her şeyin ters istikametine yönelebileceğini akıldan ve ihtimalden uzak tutmamak gerektiğini anlamış oldum..
    Sabri Amcayla olan kısa süredeki tanışmamız ve samimiyetimiz beni böylesine etkileyen, duygu ve düşünce iklimine sevk eden bir unsur oldu. Onunla üç günlük bir yakınlığımız oldu. İstanbul’dan felçli eşi ile gelmişti huzurevine. Eşinin rahatsızlığı, bakım ve bakıcı problemleri onu bezdirmişti. Aramıza geldiğinde rahatlamıştı. Duasını, ibadetini, kulluk borcunu rahatla yapabileceğini; eşinin de kendisinin de rahata, huzura kavuştuğunu söylüyor, dua ediyordu. İlk tanıştığımız sohbetinde kısaca hayatını anlattı. Akseki’de doğduğunu, Konya’da ikamet ettiğini, ticaretle meşgul olduğu zamanlar İmam-Hatip öğrencilerine yardımcı olduğunu, onları zaman zaman Ladikli Ahmet Efendi’yi ziyarete götürdüğünü ve o zamanki İslâmî hizmetlerden bahsetti. Sonra İstanbul’a göçtüğünü, ticaretle uğraştığını, eşi vefat edince de şimdiki eşi Sebahat Hanımla evlilik yaptığını, birlikte hacca gittiklerini anlattı. Eşiyle birlikte huzurevine girmeye karar verdiklerinde; önceki eşinden olan çocukları kendisinin huzurevine girmesini istememişler. O yirmi beş sene aynı yastığı paylaştığı eşini bırakmamak için birlikte geldiklerini, vefadan, insaniyetten, kul hakkından, fedakârlıktan, dürüstlükten bahisler etti, misaller verdi. Konuşması ve giyimi düzgün, temiz, bakımlı, nezaketli ve kibar bir İstanbul beyefendisi Sabri Amca, üç günlük huzurevi ve bir hafta hastanede olmak üzere on gün içinde son nefesini vererek 78 senelik ömrünü tamamladı ve baki âlemlere uçup gitti.
    Eşi Sebahat hanıma vefat haberini uygun bir şekilde, sabır, tahammül telkin edip, teselli verip, başsağlığı diledik. Şimdi o felçli haliyle arkasından sürekli Kur’ân-ı Kerim okuyor, dualar ediyor. Konuşması kısıtlı olan Sebahat hanımın sözleri hepimizi çok düşündürücü: “Sabri’ye çok üzüldüm ve onu çok özledim...”
    İşte hayat böyle. Yaşadığımız, can bedende durduğu müddetçe mükellef olduğumuz vazifeler, sorumluluklar devam ediyor.
    Özerler Camiinde kıldığımız bir sabah namazından çıkışta, arkadaşım Tahsin Bey’in kulağına eğilerek, “Sabri Amca rahmetlik oldu” dedim. O da cami çıkışında dışarıda benim beklememi söyledi. Biraz bekledim. Birkaç kişi ile geldiler. Bana: “Sultan Teyze dün vefat etti, defin yaptık. Şimdi de sabah namazı sonrası kabir ziyaretine gidiyoruz, sen de geliyorsun” dedi. Sabahın erken saatinde, güneş ufuklardan, kızıllıklar saçarak ölümü tatmamış nefislerin üzerine doğarken biz Asri Şehir Mezarlığa doğru arabanın içinde tesbihat ve dualar yaparak son görevimizi ifa etmek üzere ilerlerken; “Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar? Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.”2 Ve “Her nefis ölümü tadıcıdır”3 ayet-i kerimelerini düşünüp tefekkür ettik.

    Dipnot:

    1.Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale
    2. Enbiya Suresi, 34-35
    3. Al-i İmran Suresi, 185

    19.01.2010

    E-Posta: erol530@hotmail.com

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Dost enesbahadiroglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2011
    Mesajlar
    25

    Standart

    paylaşımlar için çok teşekkür

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Düşündüren Hikâyeler
    By Bîçare S.V. in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 224
    Son Mesaj: 22.12.11, 13:55
  2. Düşündüren Hikâyeler Çivi
    By Bîçare S.V. in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.11.11, 09:07
  3. Mevlanadan Hikayeler
    By havf_reca in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 21
    Son Mesaj: 07.10.08, 22:23
  4. Risalelerdeki Temsili Hikayeler
    By halenur in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 07.04.08, 11:19
  5. Risaledeki 2 Adamlı Hikayeler
    By mebhas in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.12.06, 16:27

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0