+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Bediüzzaman'ın Gözleri

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart Bediüzzaman'ın Gözleri

    Abdil YILDIRIM
    Bediüzzaman'ın gözleri



    Bediüzzaman kâinata sadece ruhun penceresi olan beden gözü ile bakmıyor. Sanki bütün duygularına bir beden verilmiş de, her bedenine hassas bir göz takılmış gibi, bir çok gözle çevresine nazar ediyor. Kalp gözü ile iman penceresinden, gönül gözü ile muhabbet penceresinden, merhamet gözü ile şefkat penceresinden, dostluk gözü ile vefa penceresinden, teâvün gözü ile tesanüd penceresinden çevresine bakıyor.
    Öyle bir göz ki, baktığı zaman eşyanın ruhunu görüyor. Canlı varlıkların olduğu gibi, cansız varlıkların da hâlini görüyor, duygularını anlıyor, dertlerini dinliyor. Bîşuurların da zîşuur olduğunu kabul edip, kendine muhatap ediyor. Her zerrenin büyük bir san'at eseri olduğunu gördüğü için, zerrelere de büyük değer veriyor. Onları var eden San'atkâr’a hürmeten san'atlarına saygı gösteriyor.
    Yunus Emre’nin “Yaratılmışı sevdim, Yaradan’dan ötürü” diyerek mahlûkata gösterdiği sevgiyi, Bediüzzaman daha müşahhas olarak onlara bir de vefa ve hasret gibi duygular yükleyerek muhabbetini belirtiyor. Bunu yaparken de edebî san'atları en güzel şekilde kullanarak en belâgatlı cümlelerle meramını ifade ediyor. Teşhisleri, tasvirleri, tekrirleri, telmihleri, istiâre ve intakları, o kadar samimî ve sıcak bir şekilde kullanıyor ki, her varlık onun gözünde bir dost, bir kardeş oluyor. Zerreler canlanıyor, kürreler dile geliyor.
    İfadelerindeki nezafet, nezaket ve letâfet, edebiyatçılara edep dersleri veriyor, medenîlere medeniyet öğretiyor. Karıncalar için “cumhuriyetçi”, bal arıları için “tatlıcı böcekleri”, sinekler için “küçük kuşlar”, bülbül için “tesbihan, nutukhan” gibi benzetmeler yaparken; halk arasında pek de sevimli bulunmayan eşek için de “işlek” diyerek, bu çalışkan hayvanın da hakkını teslim ediyor.
    Bediüzzaman, eşyalara da farklı bir gözle bakıyor. Kendisine yardımcı olan, işini kolaylaştırıp hizmetinde bulunan eşyalara da ayrı bir değer veriyor. Kırılan bir çay kaşığını atmaya gönlü razı olmazken, ustura için “yirmi dört sene tıraşıma hizmet eden bir ustura”, çarşaf için “çok zamandan beri bana hizmet eden bir çarşaf” diyerek, istimâl ettiği ve istifade sağladığı eşyalara da sevgi ve vefa duygusunu ifade ediyor.
    Bediüzzaman Hazretleri, talebelerine ve dostlarına çok değer verdiği gibi, onların eşyalarını da bir dost, bir kardeş gözüyle bakıyor. Şu ifadeleri, ondaki vefa duygusunun ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir: “Ben kolu kısa, boyu kısa cübbeme razı oldum; daha birşey lâzım değil. Hüsrev’in sakosu yanımda makbul misafirdi, gönderiyorum.” Cüppesi cüssesine küçük geldiği halde ondan razı olduğunu belirtiyor, bir talebesinin ceketini makbul bir misafir olarak görüyor. Ondan ayrılmakla bir hasretlik duygusu yaşıyor. Dünyada böyle bir muhabbet, vefa ve kadirşinaslık örneğine rastlamak kolay değildir. Ancak Bediüzzaman gibi bir kalp ve gönül zenginliğine sahip olanlar, bir dostunun eşyasını makbul bir misafir olarak görebilirler.
    Üstadımızın kâinata ve içindekilere bakış açısından çıkarmamız gereken çok önemli dersler vardır. Acaba bugün biz dost ve kardeşlerimizin eşyasına değil, eşhâsına hangi gözle bakıyoruz? Onlara ne kadar muhabbet ve vefa duygusu besliyoruz? Aramıza yeni katılan bir kardeşimize ne kadar ilgi gösteriyoruz? Çeşitli sebeplerle aramızdan ayrılmak durumunda olanları tekrar kazanmak için neler yapıyoruz?
    Bediüzzaman’ın gözlerini üzerimizde hissetsek, biz de çevremize onun gözleri ile bakabilir, yukarıdaki sorulara da gönül rahatlığı içinde müsbet cevaplar verebiliriz diye düşünüyorum.
    10.02.2009

    E-Posta: abdilyildirim@hotmail.com


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart



    Üstadımızın kâinata ve içindekilere bakış açısından çıkarmamız gereken çok önemli dersler vardır.

    Acaba bugün biz dost ve kardeşlerimizin eşyasına değil, eşhâsına hangi gözle bakıyoruz?


    Onlara ne kadar muhabbet ve vefa duygusu besliyoruz?

    Aramıza yeni katılan bir kardeşimize ne kadar ilgi gösteriyoruz?

    Çeşitli sebeplerle aramızdan ayrılmak durumunda olanları tekrar kazanmak için neler yapıyoruz?


    Bediüzzaman’ın gözlerini üzerimizde hissetsek, biz de çevremize onun gözleri ile bakabilir, yukarıdaki sorulara da gönül rahatlığı içinde müsbet cevaplar verebiliriz diye düşünüyorum.



    Allah sizden ebeden razı olsun Abdil Yıldırım Ağabey..
    Hislerimize tercüman olmuşsunuz..
    Rabbim Üstadımızın gözlerini ve de himmetini ölünceye kadar
    üzerimizden eksik etmesin inşaallah..Âmin..

    Paylaşımın için teşekkürler Biçare Ağabey...Allah razı olsun..


  3. #3
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Alıntı Müellif-e Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Alıntı Müellif-e Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Üstadımızın kâinata ve içindekilere bakış açısından çıkarmamız gereken çok önemli dersler vardır.

    Acaba bugün biz dost ve kardeşlerimizin eşyasına değil, eşhâsına hangi gözle bakıyoruz?

    Onlara ne kadar muhabbet ve vefa duygusu besliyoruz?

    Aramıza yeni katılan bir kardeşimize ne kadar ilgi gösteriyoruz?

    Çeşitli sebeplerle aramızdan ayrılmak durumunda olanları tekrar kazanmak için neler yapıyoruz?


    Bediüzzaman’ın gözlerini üzerimizde hissetsek, biz de çevremize onun gözleri ile bakabilir, yukarıdaki sorulara da gönül rahatlığı içinde müsbet cevaplar verebiliriz diye düşünüyorum.



    Allah sizden ebeden razı olsun Abdil Yıldırım Ağabey..
    Hislerimize tercüman olmuşsunuz..
    Rabbim Üstadımızın gözlerini ve de himmetini ölünceye kadar
    üzerimizden eksik etmesin inşaallah..Âmin..

    Paylaşımın için teşekkürler Biçare Ağabey...Allah razı olsun..

    S A

    "Allah hepinizden Razı olsun. Benim can kardeşlerim. Her daim duamdasınız. Bizleride duanızda unutmayın. A E O"
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  4. #4
    Ehil Üye HüZnÜ HaZan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4.454

    Standart

    Üstadın tefekkür ufkunun ne derece vusat kazanmış olduğunun bir delilidir bu...
    Allah razı olsun biçare abim...


    Hur bajo,Kur bajo
    Ga mêşine...








    Kendini tevil et!...






  5. #5
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Abdil YILDIRIM
    Yol arkadaşlarımızı tanıyalım




    Koca Yunus ne güzel söylemiş. “Gelin tanış olalım işi kolay kılalım.” Demek ki tanış olmakla, birbirimizi yakından tanımakla zorlukların üstesinden kolaylıkla gelmek mümkün olacaktır. Bugün bir çok zorlukla karşılaşıyor ve bunları aşmakta zorlanıyorsak, yeteri kadar tanışmıyoruz demektir.
    İnsan, kendisine verilen akıl, kalp, gönül, göz, kulak ve dil gibi nimetlerle, başka varlıkları bilir, öğrenir ve tanır. Merak duygusu insanın gözünü gökyüzünde gezdirir, elini gezegenlere uzatır, hayalini yıldızlara yollar. Denizlerin diplerinde, dağların zirvelerinde, ormanların derinliklerinde, buzulların burudetinde ne var ne yok merak eder. Eğer varsa, oraların sakinleri ile tanışmak ister. Karıncalardan kuşlara kadar, bütün mahlukatın dilini öğrenmeye çalışır. Tek gayesi, onlarla konuşmak, onların hayatını ve mahiyetini yakından bilmektir.
    Tanışmaya, bilmeye ve öğrenmeye bu kadar meraklı olan insan, her nedense kendi hemcinsleri olan diğer insanlarla tanışmak konusunda o kadar meraklı ve istekli değildir. İnsanlar gerçekten tanışmış olsalar, birbirlerini yakından tanısalar, yeryüzünde ne fitne ve fesat çıkar, ne de bu kadar kan dökülürdü. Ayda, Merihte ve başka gezegenlerde kendisine komşu arayan insanlar, aynı apartmanda yaşadığı komşusunun adını bilmiyor, hâlini anlamıyor, derdine ve sevincine ortak olmuyor. Ondan sonra da başka dünyalarda başka canlılarla tanışmaya çalışıyor.
    İnsanları tanımak için önce yakın çevremizi tanımak gerekiyor. Yakın akrabalarımızı, aile fertlerimizi, hatta kendimizi tanımakla işe başlamalıyız ki, Yunus Emre’nin murad ettiği gibi “tanış” olabilelim. Acaba kendimizi ne kadar tanıyoruz? İstidatlarımızın ve ihtiyaçlarımızın ne kadar farkındayız ? “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?” sorularına makul ve mantıklı cevaplar verebiliyor muyuz? Cebimizden nüfus kağını çıkartıp da, “Benim adım şu, falandan olma, filandan doğma, falan yerin nüfusuna kayıtlı” diyerek kendimizi tanımaya çalışırsak, hiç bir zaman tanıyamayız. Öyleyse ne yapmalıyız?
    Evvelâ sağ elimiz ile sol elimizi bir tutalım, “Merhaba kendim” diyelim. Hatta kollarımızı göğsümüze kavuşturup kendimizi şöyle bir kucaklayalım. Aynanın karşısına geçip, gözlerimizin içine bakalım. Yüzümüzdeki güzelliğin, azalarımızdaki âhengin, bedenimizdeki sanatın farkına varalım. Bizi bu kadar hikmetle yaratıp, bu kadar nimetle donatan Hâlıkımız bizden ne istiyor, bizi bu dünyaya niçin göndermiş, buradan nereye nakledecek, bu soruların cevabını arayalım.
    Yunus Emre, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” derken, gerçek ilmin insanın kendini bilmesi olduğunu ifade ediyor. Bediüzzaman da, “Ey kendini insan bilen insan, kendini oku” diyerek, insan olmanın kendini bilmekle mümkün olduğunu belirtiyor. İnsanın kendini bilmesi için kendini okuması gerekir. Her insan, Cenâb-ı Hak’kın bir mektubudur. Beden zarfına yerleştirilmiş, yüzüne “tevhid” mührü vurulmuş, hayat postası ile dünyaya gönderilmiştir.
    Kendini okuyan bir insan, Cenâb-ı Hak’kın isim ve sıfatlarının cilvelerini yansıtan bir ayna olduğunu, ruhlar âleminden gelip, dünyadan, kabirden, haşirden ve sırattan geçerek ebed diyarına doğru uzun bir yolculukta bulunduğunu anlayacaktır. Bu uzun yolcuğunda yalnız olmadığını, kendisi gibi diğer insanların ve kâinatın da aynı şekilde bir seyeran ve seyahat halinde olduğunu görecektir. Öyleyse, bizimle birlikte aynı istikamete doğru yol alan bütün varlıklar bizim yol arkadaşlarımızdır.
    İnsan yol arkadaşları ile tanışmak, anlaşmak, sohbet etmek ve birlikte güzel bir yolculuk yapmak ister. En yakın yol arkadaşı ise, eşi ve çocuklarıdır. Sonra akrabaları, komşuları, hemşehrileri ve vatandaşları gelir. Daireyi biraz daha büyütürse, bütün insanların kendisi ile birlikte seyahat eden yolcular olduğunu görür. Biraz daha dikkatli bakarsa, insanlardan başka hayvanların, bitkilerin ve tüm canlıların aynı yolun yolcusu olduğunu anlar. İnsan kendisi ile tanıştıktan sonra, çevresindeki insanlarla da, hemşehri ve vatandaşları ile de, başka milletlere mensup olanlarla da tanışmak gereğini hisseder. Onları anlamak, kendini onlara anlatmak, dünya gemisindeki nimetleri bütün yolcularla paylaşmak ihtiyacını duyar.
    Bu dünya gemisinde sadece insanlar yolculuk yapmıyor. Hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar da bulunuyor. İnsan, onların da yol arkadaşıdır. Yolculuğu esnasında onların da hakkını gözetmek, onlarla da iyi geçinmek zorundadır. İşte o zaman yolculuğu rahat ve huzur içinde geçer. Mahall-i maksuduna selâmetle ulaşır. Öyleyse gelin yol arkadaşlarımızla yeniden tanış olalım, yolculuğumuz kolay kılalım.

    17.02.2009

    E-Posta: abdilyildirim@hotmail.com


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  6. #6
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Abdil YILDIRIMAğlamak anlamaktır Yıl, 1935. Yer, Eskişehir, Odunpazarı semti. Karşı karşıya iki mektep var. Birisi lise mektebi, birisi de Medrese-i Yusufiye. Lise mektebinin avlusunu dolduran elli-altmış kadar kız talebe, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için gösteri çalışmaları yapıyorlar. Gençliğin verdiği coşku ve enerji ile, çığlıklar atıp, oyunlar oynuyorlar. Onlar, hayatlarının baharında, bir çiçek gibi açılmış, etraflarına neşe ve sevinç saçıyorlar. Ama neticede her biri bir çiçek olduğu için, bir süre sonra solup gideceklerini, kuruyup döküleceklerini düşünmüyorlar. Onlar düşünmüyorlar ama, onları düşünen birisi vardır. Lisenin karşısında bulunan Medrese-i Yusufiyede ise, iman ilmi tahsil ediliyor, ebedî saadet dersleri veriliyor. İşte bu medresenin demir parmaklıkları arkasında bir ihtiyar vardır. Lise mektebinin bahçesindeki gençleri seyretmekte, onların geleceğini düşünmekte ve hazin hazin ağlamaktadır. Bir yandan bayram sevinci ve gençlik coşkusu içinde gülüp eğlenen gençler, öbür tarafta onların güldüğüne ağlayan yaşlı bir adam. Yaşlı adam, gurbettedir. Kimsesizdir. Hiçbir dünyalık malı, mülkü, evlâdı, iyâli yoktur. Üstelik, hiçbir suçu olmadığı halde hapse atılmış, her türlü insânî haklarından mahrum edilmiştir. Ama, bir gün olsun, kendisi için ne endişe etmiş, ne üzülmüş, ne de ağlamıştır. Çelik gibi iradesi, kaya gibi metaneti, Hz. Eyyub (as) gibi sabrı vardır. Ama o adam, şimdi bir çocuk gibi ağlamakta, gözyaşları dökmektedir. Yanına gelip, neden ağladığını soranlara ve kendisini teselli etmek isteyenlere de, “Beni yalnız bırakınız, gidiniz” diyerek, yanından uzaklaştırır. Bir müddet kalbindeki hüzün ve gözündeki yaş ile başbaşa kalır. Yaşlı adam, gençlerin görmediğini gördüğü için, onların bilmediklerini bildiği için ve onların anlamadıklarını anladığı için ağlamaktadır. Sanki demir parmaklıklar arkasında bir sinema perdesi kurulmuş, gençlerin geleceği perdeye aktarılmıştı. Yaşlı adam da şimdiki gençlerin elli sene sonraki hâllerini bu perdeden seyretmektedir. Gördükleri ise, gerçekten hüzün verici ve ağlatıcı sahnelerdir. İstikbal sinemasının ibret sahnelerinde neler gördüğünü kendi ifadesinden okuyalım: “Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar, kat’î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım.” “Bilmek ağlatır, bilmemek aldatır.” Eskişehir hapishanesinin demir parmaklıkları arkasından bakıp, elli sene sonrasını gören, bunu da “Kat’î müşahede ettim” diyerek gördüklerinin hayal değil hakikat olduğunu ifade eden Bediüzzaman Hazretleri, bildiklerine ve anladıklarına ağlamaktadır. Peygamber Efendimiz (asm), “Benim bildiklerimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” buyuruyor. Allah’ın dostu, Habibi, kâinatın yaratılış vesilesi, insanların en üstünü, Kur’ân’ın methettiği, meleklerin gıpta ettiği birisi, hayatta kahkaha ile gülmemiş, hep tebessüm etmiş ama yüzünde tatlı bir hüzün halini de hiç eksik etmemiştir. Demek ki insanın gülmek için pek az sebebi varken, ağlamak için çok sebebi vardır. Bunu ancak bilenler anlar, onun için de anlayanlar ağlar. Hayatta kahkahayla gülen insanlar çok olduğu gibi, hüngür hüngür ağlayanlar da çoktur. Kız arkadaşı kendini terk ettiği için ağlayan gençlere, işini kaybettiği için ağlayan orta yaşlılara, bir kaza veya tabiî âfet sonucu malını ve parasını kaybeden ihtiyarlara sık sık rastlarız. Halbuki, gözyaşları bu kadar değersiz şeyler için akıtılmayacak kadar kıymetlidir. Bu gözyaşları, Allah yolunda dökülürse, kalp ve gönül kirlerini yıkamak için sarf edilirse, Cehennem ateşini söndürmek için akıtılırsa, o zaman ağlamanın bir anlamı olur. Bu gözyaşlarının her damlası, Allah katında çok değerli bir inci gibidir. Allah için ağlayanlara melekler şöyle duâ ederler: “Allahım, ağlayanı ağlamayana şefaatçi kıl.” Nefis ve dünya hesabına ağlayanların gözyaşları ise, geçersiz akçe gibi kıymetsizdir. Hiç kimsenin işine yaramaz, ağlayana da bir şey kazandırmaz. Onların ağlamaları, çocukların kırılan bir oyuncak için ağlamalarından farksızdır.15.04.2009 E-Posta: abdilyildirim@hotmail.com
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hz Zeyd'in gözleri
    By Ensardan in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.08.13, 13:02
  2. Gözleri Ağlamaktan Kör Olan Kız...
    By havf_reca in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 24.08.09, 01:07
  3. İstanbul'un Gözleri Mavi...
    By EyFiSu in forum Edebiyat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 24.08.08, 19:04
  4. Ey Gözleri Sağlam
    By Selim Akif in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.02.08, 16:16
  5. Erciyes'in Gözleri!...
    By LaLeTuTKuNu in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.10.07, 20:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0