Nasıl yaşarsak öyle öleceğiz, bu değişmez bir hakikattir. Ya da su testisi su yolunda kırılacaktır. Bir insan cömert ve yardım sever olursa, onu Allah da Resûlü de sever. Cimri ve nekes insanlar kökü cehennem de olan bir ağacın dallarına yapışmış gibidirler.

Eceabat'ta cuma günleri vaaz eden hocaefendinin yanına orta yaşlı bir adam geldi, şöyle dedi:

–Hocam ben Ankaralıyım. Bir yazlık alarak buraya yerleştik. Elli beş yaşındayım ve mühendisim. İki sene öncesine kadar ne namaz kılar, ne din, ne iman, ne de âhiret bilirdim. Dünya bizim için; yemek, içmek ve eğlenceden ibaretti. Tevbe edip, yaratılış amacıma dönmeme, beni yaratan Rabbimi hatırlamama sebep olan hâdiseyi anlatmak istiyorum…"

Hocaefendi:
–Anlat dinleyelim, dedi.
–Benim bir teyzem vardı. Hastalıklardan o kadar çok çekti ki, çektiği acılardan, ağrılardan, komalara giriyor, çırpınıyor; fakat bir türlü son nefesini veremiyordu. Bir gün hastanede benim de yanında olduğum bir sırada bir ara komadan çıktı. Gözlerini tavana dikti ve korkunç bir çığlık atıp can verdi. Yüzü morarmış acayip bir hâl almıştı. O an tüylerimin diken diken olduğunu ve çok korktuğumu hissettim. O günden sonra, o dehşetli manzara gözümün önünden hiç gitmedi. O son anında attığı çığlık her an kulaklarımda çınlıyor gibiydi. Bu hâdiseden sonra ölümden çok korkmaya başladım.

Aradan biraz zaman geçmişti ki annem hastalandı. Birkaç gün yattı. Konuşa konuşa hiç ıstırap çekmeden sanki gece uykusuna yatar gibi gülümsemelerle ve dudakları kıpırdaya kıpırdaya ölüme gitti. Yanakları al al aldı. Görseniz, sanki gittiğine sevinir bir yüz ifadesi vardı. Bu iki farklı ölüm beni düşünmeye sevk etti. Teyzemin korkunç bir yüz ifadesiyle çığlık atarak ölmesine karşın annemin gülümseyerek ve acı çekmeden ruhunu teslim etmesi… İki insan, iki farklı ölüm.

Düşünmeye başladım.. Âhiret denilen yer var mıydı? Azrail, cennet, cehennem gerçek miydi? diye düşünmeye başladım.

Teyzemin yaşayış tarzı, hayata bakışı ve kişiliği geldi aklıma. Cimri, kıskanç, hasetçi, insanlara yukarıdan bakıp küçümseyen alaycı bir kadındı. Annem ise, aksine cömert, mütevazı, insanları seven, yardıma muhtaçları gözeten, namazında bir kadındı.

Acaba insanlar davranışlarına, ahlâklarına, inançlarına göre mi ölüyorlardı? Bu fikir bende günden güne ağırlık kazanmaya başladı. Öyle ya ölümden sonra hayat yoksa insanlar neden farklı farklı ölüyorlardı. Bu düşünceler içinde birtakım hocalara gidip, o hocaları dinledim, bilmediklerimi öğrendim ve çok şükür gerçeği bulup Rabbime yöneldim.

ALLAH CÖMERTTİR CÖMERDİ SEVER

Yaşanan bu hâdise elhak doğrudur. Son nefesle ilgili hadisler, evliyaullahın sözleri meşhurdur. Zaten biz Müslümanlar için en büyük amaç, son nefeste iman ile gitmektir. Zira ancak bu şekilde hasretle beklediğimiz o güne yani Mevlâ'mızın cemalini temaşa etme gününe kavuşabileceğiz. Allah hepimize nasip eylesin.

Nasıl yaşarsak öyle öleceğiz; bu değişmez bir hakikattir. Ya da su testisi su yolunda kırılacaktır. Bir insan cömert ve yardım sever olursa, onu Allah da Resûlü de sever. Cimri ve nekes insanlar kökü cehennem de olan bir ağacın dallarına yapışmış gibidirler. Bu anlatılan hâdiseden de anlaşılacağı üzere bir Müslüman dinî vazifelerinin yanında bir de cömert ve hayırsever olursa bu dünyadan huzur ve mutluluk içerisinde gider. Belki de Yüce Allah Celle Celaluhu, daha ruhunu teslim almadan cennetteki makamını gösterir ona. Çünkü Yaradan cömerttir, cömerdi sever. Müslümanlara karşı alçakgönüllü olan ve onların sıkıntılarını giderenlerin yardımcısıdır. Bugün bir fakire, bir yetime verilen birkaç kuruş bile yarın bizlere büyük bir mükâfat olarak dönecektir.

Tabi-î tersi olursa, Mevlâ'mız hoşnut olmayacaktır. Bu cimri insanlar, bir de dinî görevlerini yerine getirmeseler, kim bilir ne acı bir muamele gösterecektir. Bu yüzden şu kısacık dünya hayatında Rabbimizin bize vermiş olduğu nimetlerden bir miktarını ihtiyaç sahiplerine ulaştırmalı ve mutlak sûretle onların dualarını almalıyız. Tabi-î bu anlatılan hâdiseden hemen her gün yeni haberler gelmektedir kulaklarımıza. İyi olanlar nurlu ve huzurlu bir şekilde cennete giderlerken; İslâm ve Müslüman düşmanları bahtsız kimseler ise, kararmış ve morarmış suratları, kalp ve dillerine vurulmuş kilitlerle ebedî azap yurduna gidiyorlar.

Yusuf Bahadır ULUCAN


SELAM VE DUA İLE...