Şeyh Hamid-i Veli, diğer adıyla Somuncu Baba'nın bir talebesi tarlasını ikiye bölmüş, yarısını kendi için, yarısını da şeyhi adına ekmektedir.

Ne var ki, kendi hissesine düşen kısmında bolca mahsul var, ama şeyhine ait kısmında hiç mi hiç mahsul yok. Tarla bomboş, otlar istila etmiş şeyhin hissesini.

İşte bu durumu şaşkınlık içinde seyrederken şeyhi çıkagelir.

Merakla sorar:

-Benim hisseme düşen kısmı hangisidir?

Talebe mahcup ve müteessir... Utancından şeyhin tarlasını değil de kendi hissesini göstererek der ki:

-Efendim, işte şu mahsulü bol olan kısımdır sizinki.

Somuncu Baba bakar, çevre kuru, sadece kendininki bol mahsul vermiş. Sevinmek yerine düşünceye dalar. Neden sonra derin bir teessür nefesi alır ve der ki:

-Bu bol mahsul, bizim hayrımıza alamet değildir. Belki günah tohumlarımızın dünyada mahsul vermesine işarettir. Nasibimizi dünyada almışa benzeriz, ahiretimize birşey kalmamış gibidir.

Bu açıdan hepimizin bir nefis muhasebesi yapması gerekmez mi?

İşi yolunda, kazancı yerinde olanlar, bu rahatlık ve bolluğun yükleyeceği mükellefiyetler, mesuliyetler yok mu? Bunları yerine getirip getirmediğimiz konusunun bizleri düşündürmesi gerekmez mi? Kısmetimizi dünyada alıyoruz, ahiretimize birşey kalmıyor mu acaba diye bir endişe bizi titretmeli değil mi?

SELAM VE DUA İLE...