Konu Kapatılmıştır
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Suzan’a Mektup

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Suzan’a Mektup

    Suzan’a mektup

    ŞAŞARIM şarap satanların aklına ki “ondan iyi ne var alınacak dünyada” diyen Hayyam’a inat ondan daha iyi kitap var bilgi var derim göğsümü gere gere. En iyi dosttur kitap. En makbul hekimidir zihnî hastalıkların.
    Beyniniz bir sorular harmanına dönüştüğünde, kafanızda cevabı gizli sorular cenk ettiğinde Hızır gibi yetişir kitaplar…
    İnsanlardan sıkılıp, yaban ve asi yaşama isteği uyandığında içinizde, şöyle dağlara vurulan taylar gibi çılgınca yaşamak arzusu depreştiğinizde kanınızda, anlamadığında kör, sağır dilsiz insanlar dilinizden… Kapıyı çarpıp çıkmak istediğinizde bulunduğunuz yerden. Dahası tiksindiğinde dünyanın çirkinliklerinden… Ellerinden tutup sırattan geçirecek melek olur kitaplar sana.
    Ürküttüğünde ıssız acunun mazi derelerinden gelen sesler… Teli kırık kemana dönersin bir zaman, nereye gideceğini kime tutunacağını bilemezsin ya dertli başınla. Kitaplar yetişir imdadına. Bunca vefasızlığa inat, bunca hayırsızlığın dikine dikine, horlanılmışlığın ezilmişliğin, yoksulluğun acizliğin direnimidir kitap. Bir sarmaşık gibi sarar tutturur seni hayata yeniden.
    Beyinsizlerin şerrinden korur seni kitap. Bir üveyikten satın aldığın aşkın ölüm meleği tarafından daha onyedisindeyken elinden alındığında, kitaplar kurtarır seni ince hastalıklardan. Aşkın doğduğu yerden Yusuf’un kuyusundan Eyüb’ün sabrından deva sunar paramparça, per ü perişan olmuş tazecik yüreğine. Gün gelir Yunus olur, şol cennetin ırmaklarından ab-ı Kevser sunar. Àn gelir, Kerem olup yandığında Aslı olur da gamze gamze gülüverir bedbaht yüzüne... Ter-ütaze duygularla yangın yerine dönmüş yüreğindeki ulvî hislerini tazeler. Ruhunu temizler her türlü günahtan. Meyil duyduğun güzeli sabırla cennet hurisine çevirir.
    Aynı çatı altında bir sene boyunca aygın baygın bakan Slav güzeli Maria’nın zeytin gözlerinin arkasındaki tuzağı gösterir. Antik belgeler arasında narin bir güvercinin kanadından kopup gelen bir tüy gibi dolaşan uzun ince parmakların bir gün toprak olacağını ihtar ettirir de bu ahu gözlere meftun olan kör gözlerini ameliyat eder.
    Gülü susuz, seni aşksız bırakmaz kitap. Marifetullah yoluyla mecazi aşklardan Muhabbetullaha ulaştırır. Her mutluluğu yaşatır yeter ki istemesini bil.
    Tabiî bunları taşıyabilecek ince bir ruha hassas bir kalbe sahipsen. Değilsen umutsuz vak'asın demektir ki, kitapların sana vereceği çok fazla şey yoktur. Meslekî doyum senin için para kazanmak ve şöhretten başka bir anlam ifade etmez.
    Niçinlerle, nasıllarla meşgul değilse zihnin, kendini tanıma, kâinatı algılama gibi bir kaygıya düşmemişse benliğin, ye iç eğlen gününü gün et.
    Milyonlarca sinirlerin ördüğü beyin adı verilen kafatasının içindeki iri bir cevizin yarısı gibi görünen beyaz tosbaa yapılı şey sadece midenin ve üreme organının verdiği uyarılara karşı duyarlılık gösteriyorsa işin iş demektir.
    İç bade, güzel sev de ne derlerse desinler, sen git meyhaneye evde ne yerlerse yesinler…
    Değilse, bu sinirler topyekûn hareket halindeyse ayvayı yedin demektir. Sana bir azab aleti olur da sonunun nereye varacağı belli olmayan dehlizlerde gizemli yolculuklara çıkarsın her an.
    Çünkü beyin, çevresinde gördükleriyle hatırladıkları arasındaki farkı bilmez. O zaman da Budist rahiplerin yaptığı gibi kafanı tapınağın karadeliklerine sokarak görünen âlemin ademi faraziyesiyle inkârda bulursun çözümü.
    Tıpkı benim parapsikoloğum İngiliz güzeli Suzan’ın yaptığı gibi.
    Öyle biraz kül biraz duman gitmiyor bu iş. Sonunda kafayı yemek de var. Güzel Suzan. Sen öyle bir hastaya çattın ki, Saftirik İngiliz cirloplarına benzemez. Arınmak için kapısında beklediğin Ganj kıyısındaki Budistler, her şeyin yanılsama olduğunu anladığınızda, aydınlanmayı yaşadığınızı söyler. Bu senin için bir çözüm olabilir. Ama benim için asla... Çünkü ben Müslümanım ve aklımı çelen sorulara mukni cevaplar isterim. Her şey yanılsama ise sahip olduğum her şey aynadaki yansımasıysa kâinatın sana kötü bir haberim var. Ölmekle aydınlanmaya ulaşamıyorsun maalesef... Esas iş orada başlıyor. Hayat senin için büyük bir bilmece olabilir.
    Fizikçiler fındık kırmakla meşgul olduğundan kuantumcuların yaptığı gibi başkasının gözünden kâinata bakarak algılarla çözmeye çalışmayı da beceremiyorum. Aslında ne fark eder ki? Etrafımızdaki dünyayı hangi yolla gözlersek gözleyelim. Sonuçta, dünyayı gerçek görmeye nasıl devam edersek edelim eğer onu gerçek olarak belirleyen kendisinin fiziksel bir varlığı yoksa? Bütün gerçeklikler eş zamanlı mı var olup olmadığı sorusuyla yüzleşmez miyiz? Bütün ihtimallerin yan yana var olması mümkün mü? Ben bakmadım Sevgili Suzan… Ya sen... Sen hiç kendini başka birinin gözünden gördün mü? Ve hiç kendine son gözlemcinin gözünden baktın mı?
    Kimim ben? Nereden geliyorum? Ne yapmalıyım? Nereye gidiyorum? Neden buradayım? Esas soru bu her halde, değil mi? Gerçek nedir?
    Ben cevabını buldum çok şükür.
    Nerden mi? Başta demiştim ya, beyniniz bir sorular harmanına dönüştüğünde Hızır gibi yetişir diye…
    İşte onlardan... KİTAPLARDAN…
    Sana gelince Sevgili Susanne,
    Geçen hafta bu soruları sorduğumda cevap veremeyip kaçtığında anladım ki; NLP’lerle shantilerle uğraşarak Nirvana’ya ulaştığını zannederken, aslında kendi pisliğinin üstünde oturuyorsun da haberin yok. Maalesef arayış içindeki yurdum insanlarını da kendini avutamayan ninnilerle uyutmaya çalışıyorsun.
    Ey bu vatan gençleri, fareli köyün kavalcısının peşine düşmeyin... Yaş ve kuru ne ararsanız var bizim kitabımızda...
    Doç. Dr. Mehmet İpçioğlu
    18.01.2009 YENİASYA

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Göz Yaşların Gücü
    Ahmet Amca 83’lük bir çınar. Geçen uzun yılların hatırasını o anlatarak, biz dinleyerek bitiremiyoruz. Çocuk denilecek yaşta el işinde çalışmış, aç, susuz kalmış. Hayvan otlatırken, kar altında kalarak donmuş. Bulmuşlar, eve götürüp hayvan gübresine gömerek tedavi ederek kurtarmışlar. Hayatı yokluk, kıtlık içerisinde geçmiş. Ömür çizgisi içerisinde severek, sevinerek anlattığı yönü, çocuk yaştan itibaren hiç namazını geçirmeden kılmış olması... Ondan gayrısı acı, ıztırap, çile ve kimsesizlik. Babası, annesinin ölümünden sonra yeniden evlenince evde sıkıntı, sorun olmasın diye babası uzaktaki köylere çoban vermiş kendisini...

    Daha sonraki yıllarda evlenmiş, çocukları olmamış. Kendiliğinden öğrendiği ayakkabı tamirciliğinde karar kılmış. Köşebaşında küçük bir kulübede çalışarak rızkını kazanmış, yıllar su gibi akıp geçmiş. Eşi vefat edince belediye görevlileri ve çevredeki komşuları bu iyi kalpli, Allah dostu kimseyi ömrünün kalan günlerini daha rahat ve huzurlu bir ortamda ibadetle, zikirle, şükürle geçirmesi için huzurevine yerleştirmişler...

    Uzun boylu, gür kaşlı, ciddî duruşlu, aksakallı, heybetli Ahmet Amca, günlük hayatında ibadetini yapıyor, boş durmamak için de bahçedeki ağaçlara bakıp suluyor. Huzurevi sakinleri ve idarenin telkin ve teşviki ile aynı çatı altındaki yaşlı Zeliha teyze ile hayatını birleştiriyor. Birlikte ibadetle geçen zaman içerisinde Ahmet Amcanın içini kemiren bir hasret var. Bir aşk, bir sevda sürekli onun yüreğini yakıyor....

    Ahmet Amcanın hiçbir sosyal güvencesi, parası, geliri yok. Evlâdı yok. Yakınlarından kendine destek olacak kimse yok. O kimsesizlik, yalnızlık özel günlerde daha çok hissettiriyordu kendisini Ahmet Amcaya... Bu yalnızlığın çaresini ararken her yola başvuruyordu. Bir süre Kur’ân-ı Kerim öğrenmeye uğraştı ancak çok geçmişti zaman, çok uğraştı bir türlü sökemedi okumayı. Arkasından kendisini ibadete, namaza, duâya, zikre verdi... Geceleri uykuyu bölerek kalkıyor, namaz kılıyor, duâ ediyor.. Yüreğindeki hasreti, aşkı bastırmaya çalışıyordu. Gözyaşlarını içine akıtıyor ve kimseye hissettirmiyordu. Daha sonraki zamanlarda akan gözyaşlarını namazda görenler, onun bir sıkıntısı olduğunu tahmin ediyor, sorsalar da öğrenemedikleri için dünya hâli, yalnızlık, kimsesizlik zor, deyip geçiyorlardı...

    Günler böyle su gibi akıp gidiyor.. Her günün gecesinde ibadet eden, seccadesini gözyaşları ile sulayarak sabah namazını birleştiren Ahmet Amcanın kimseye söylemediği aşkının, sevdasının, hasret ve hicranın sırrı bir gün huzurevine ziyarete gelen bir kişinin iki dudağının arasından dökülen kelimelerle bir anda çözülüverdi. Bu müjde hepimizi çok etkiledi, Ahmet Amcayı bir başka etkiledi...

    Ziyaretçi, huzurevi idaresine gelerek bir konu görüşmek istediğini söyledi. Görüşmemizde kendisinin emekli şöför olduğunu, babasının vefat ettiğini, Ahmet Amcanın, babasının mahalle komşusu ve arkadaşı olduğunu anlattı. Rahmetli babasını çok istemiş olmasına rağmen rahatsızlığı nedeniyle hacca gönderemediğini, nasip olursa babası gibi çok sevdiği Ahmet Amcayı hacca göndermek istediğini, bu düşüncesini önce huzurevi idaresi ile görüşmek istediğini anlatırken içimizi bir heyecan, bir telâş sardı. Bu müjde karşısında Ahmet Amca ne yapacaktı? Yıllarca akan gözyaşları bu haberin içinde mi gizliydi? Beklenen hasret, aşk, sevda böylece hayırla sonuçlanacak mıydı?

    Ziyaretçisi gelen Ahmet Amca odaya çağırıldı. Namaz kıldığı için biraz gecikmeli geldi. Arkadaşının oğlunu görünce sarıldılar, öpüştüler. Birlikte oturduk. Ziyaretçi ile Ahmet Amca kısa bir sohbetten sonra, Ahmet Amcaya konuyu açtı. ‘Nasip olursa bu sene seni hacca göndereceğim. Tüm masraflarını, her türlü ihtiyaçlarını ben karşılayacağım’ dedi...

    Ahmet Amcanın coşkun akan bir sel gibi yanaklarından yaşlar damlamaya akmaya başladı. Sonra hıçkırıklarla devam etti. Odanın içini bir duygu yoğunluğu kaplamıştı. Hepimiz hislendik, o kadar coşamasak da gözlerimiz buğulandı. Hiç parası, geliri, oğlu-kızı ümidi olmayan birisine ileri yaşta, hiç beklenmedik bir anda hac teklifi, Sevgili Peygamberimize (asm) kavuşma müjdesi geliyordu. Bu onun hasreti, seccadelere akan gözyaşlarının tezahürüydü...

    Ahmet Amca 83 sene beklediği hasrete kavuşmuştu. Tanıdıkların bulunduğu kafile ile Hacca uğurladık. Orada ibadetindeki gayreti, samimiyeti, zindeliği ve sabahlara kadar uyumadan namaz kıldığını, birlikte giden arkadaşları anlata anlata bitiremiyor. Ziyaretlerdeki coşkusu, ibadetteki huşusu hep anlatıldı. Arafat’ta vakfe duâsındaki ağlaması, hıçkırması, âmin niyazları o gruptaki herkesi ağlatmış... Duâ yapan hocaefendi o haliyle ona mikrofonu uzatıp dua etmesini istemiş. O da duâların reddedilmediği yerde bu isteği reddetmeyerek gözyaşları ve ağlama sesleri arasında tüm Müslümanlara dua ve niyazda bulunmuş, cemaat de gözyaşları ile âmin, demişler. Dönüş yolunda uçakta Türkiye’ye gelinceye kadar ağlaması üzerine hostes gelerek özel ilgelenmiş, “Bir şey mi oldu, seni birisi mi üzdü?” diye sormuş, yiyecekler ikram etmiş. “Kızım sen onu bilmezsin, anlatamam sana” demiş...

    Artık Ahmet Amcanın hasreti, özlemi, beklentisi bitmiş olması lâzım... Ancak Ahmet Amcanın ağlamaları, damla damla akan gözyaşları hâlâ seccadesini ıslatıyor. Hâlâ gece namazı ile sabah namazını birleştiriyor. Fırsat buldukça namaza devam ediyor. Keşke Ahmet Amca Kur’ân-ı Kerim, Cevşen, Risâle-i Nurları okumayı bilmiş olsaydı. Gözyaşlarına o kıymetli hazineleri karıştırsaydı.

    Bizler de elimizdeki eşsiz hazinelerin kıymetini bilip gözyaşlarımızla süsleyebilseydik keşke. O zaman başka olurdu her şey... Gözyaşlarımızın gücü bütün ihlâs, sadakat, sebat kapılarını sonuna kadar açabilirdi...

    MUZAFFER KARAHİSAR

    15.03.2009

  3. #3
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Artık Ahmet Amcanın hasreti, özlemi, beklentisi bitmiş olması lâzım... Ancak Ahmet Amcanın ağlamaları, damla damla akan gözyaşları hâlâ seccadesini ıslatıyor. Hâlâ gece namazı ile sabah namazını birleştiriyor. Fırsat buldukça namaza devam ediyor. Keşke Ahmet Amca Kur’ân-ı Kerim, Cevşen, Risâle-i Nurları okumayı bilmiş olsaydı. Gözyaşlarına o kıymetli hazineleri karıştırsaydı.

    Bizler de elimizdeki eşsiz hazinelerin kıymetini bilip gözyaşlarımızla süsleyebilseydik keşke. O zaman başka olurdu her şey... Gözyaşlarımızın gücü bütün ihlâs, sadakat, sebat kapılarını sonuna kadar açabilirdi...
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  4. #4
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    H. İbrahim CAN
    Yürek ısıtan gerçek olaylar!




    Bu Pazar size yüreklerinizi ısıtacak gerçek olaylardan bir demet sunacağım. Sevgi, şefkat, sadakat ve rahmet pırıltılarını her bir olayın üzerinde göreceksiniz.
    ***
    Jo Eglen, İngiltere Norwich’te kurduğu Küçük Tavuk Kurtarma Merkezinde emekliye ayrılan kümes tavuklarını kesilmekten kurtarmaya çalışıyor. Bir tavuk çiftliğinde 10.000 yaşlı tavuğun artık yumurtlamadıkları için kesilmek istendiğini görünce, gönüllü bir çiftçi arazisinde kurtarma merkezini kurdu. Halen 5.750 tavuğu merkezinde barındıran Bayan Eglen, yaşlanan tavukların tüylerinin döküldüğünü fark edince telâşa kapıldı. Hemen işe koyulup tavuklara kazak örmeye başladı. Kendi gücünün yetmeyeceğini anlayınca şehre duyuru yapıp yardım istedi.
    “İki ayda 1500 tavuk kazağı örülüp geldi duyuru üzerine” diye gülümsüyor. Amacı bütün tavuklarına kazak bulabilmek. Tavukların çoğu da çiftlikten kurtulup buraya geldiklerinde, gördükleri özel ilgi karşısında yeniden yumurtlamaya başlamışlar. İnsan hayvan dostluğunun ne güzel örneği değil mi?
    ***
    İngiltere Devon’da yaşayan Zoe Christie açık arazide donmak üzereydi. Sahibi John Richards ile oradan geçmekte olan boxer cinsi Boris, sahibinin görmediği Zoe’yi gördü ve ısrarla başından ayrılmayıp havlamaya başladı. Sahibinin ısrarlı çağrılarına rağmen oradan ayrılmayınca John gelip bakmak zorunda kaldı. Zoe o kadar donmuştu ki babası bile zor tanıdı. Helikopterle hastaneye götürülürken kalbi durdu. Uzun uğraşlarla kendine geldi. İyileşen ve nişanlısıyla 25 Ekim’de Türkiye’de evleneceklerini söyleyen Joe, ülkesine döner dönmez vereceği düğün yemeğinin onur konuğunun hayatını kurtaran Boris olacağını söylüyor. Köpeklerin sadakatine ne güzel bir örnek!
    ***
    Kuzey Yorkshire’da bir esnaf, bizim Anadolu’nun bazı yerlerinde hâlâ tek tük de olsa gördüğümüz bir huzur ve güven ortamını test etmek istedi. Yılbaşı öncesi açık olması gereken bir tatil gününde kendisi dahil bütün personele izin verdi ve kapıya bir not koydu: “Evet, ben dahil herkese izin verdim. Lütfen istediğinizi alın ve tam tutarını kutuya koyun. İyi yıllar”
    Akşam geldiğinde kutudan 187 pound ve 2 avro ile birlikte müşterilerinin ne aldıkları ve ne kadar tuttuğuna ilişkin notlarını buldu. Yaptığı kontrolde hiçbir şeyinin de eksik olmadığını görünce çok mutlu oldu. Artık gündüzgözü evlere hırsızların girdiği bir devirde, çocukluğumuzun o güvenli, dükkânların açık kapısına bir sandalye bırakılmış halde durduğu günlerini özlemiyor musunuz? Peki bu güveni veren kalplerdeki yasakçı nereye gitti?
    ***
    Londra’nın Bromley bölgesinde havuza düşen 2 yaşındaki Oluchi Nwaubani, 18 yıl boğulmuş olarak havuzun dibinde kaldıktan sonra fark edildi. Bu süre beynin yaşayabileceği sürenin üç katı. Acilen hastaneye kaldırılan kızcağız hayata döndü. Ancak doktorları onun bir daha asla yürüyemeyeceği ve konuşamayacağını söylediler. Ancak Oluchi, doktorları yanılttı. Kazadan üç ay sonra şimdi hem koşturuyor hem de bülbül gibi konuşuyor. Doktoru Ffion Davies, küçük çocukların kalp, akciğer ve beyinleri çok güçlü oluyor diyor. Rabbim isteyince su bile boğmuyor! Ama bu mû'cizeyi görmek için kalp gerek! İçiniz hep sevgi, iman ve dostlukla dolsun.

    12.04.2009

    E-Posta: hibrahimcan@windowslive.com


Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 11.12.09, 16:53
  2. Kandili Suzan Bir Teselli....
    By m_safiturk in forum Edebiyat
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 01.09.08, 22:41
  3. Cezayir’den Gelen Müjdeli Bir Mektup
    By yasemenn in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 30.08.08, 23:44
  4. Kıt’alar Ötesinden Mektup
    By bEtüL in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 09.07.07, 23:49

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0