Uzun zaman önce,Harb bin Ali ve Musul şehrinin gençlerinden bir takım kimselerle birlikte Şat nehri üzerinde bir kayık ile gezintiye çıkmıştı.Derken bir balık,nehrin sularından fırladığı gibi,bunların kayığının içine atlayıverdi.
Karınları çok açtı.Bu balığı pişirip yemeye karar verdiler.Odun toplayıp,küçük bir ateş yakmak için kıyıya yanaştılar.Karaya çıktıkları yerde harabe bir bina gözlerine ilişti.Dikkatlice baktıklarında binanın duvarlarından birinin dibinde,elleri bağlı bir genç adam gördüler.Adamın yanında sırtında yüküyle bekleyen bir katır,katırın yanında ise,boğazına bıçak saplanmış bir adam yatıyordu.
“Buda neyin nesi?”diye sordular.”Yerde yatan bu zavallıyı senmi öldürdün?”
Genç adam;
“Haşa!”dedi.
“Allah beni böyle bir zalimlikten korusun.Ben bu adamın katırını kira ile tutmuştum.Buraya kadar benimle geldi.Sonra birden üzerime saldırdı.Beni yere düşürüp,ellerimi bağladı.Sonra da:
‘Ya benimle birlikte eşkıyalık etmeye razı olursun,yahut seni burada gebertirim!”dedi.
Ben;
‘Allah beni böyle bir akıbetten korusun!’diyerek teklifini geri çevirdim ve şehadet getirmeye başladım.O adam,beni boğazlamak üzere bıçağını çekmek üzere beline uzandı.Ancak bıçak kının içinde sıkışmıştı.Çekti çekti çıkaramadı.Sonra var gücüyle asıldı.Ama kından ansızın sıyrılan bıçak elinden kurtulup boğazına saplandı.Sonrada yerlerde debelene debelene öldü gitti.”
Harb bin Ali ve genç arkadaşları,o masum delikanlının ellerini çözüp kayıklarına aldılar.Kendilerinin,böyle bir adalet tecellisini görmelerine sebep olan balığı da yemekten vazgeçip suya geri bıraktılar…