Selahaddin-i Eyyubi, hastalığının arttığını, ecelinin yaklaştığını anlayınca kefenini mızrağının ucuna taktırmış ve dellala vererek sokaklarda dolaştırmış. Dellal hem gezmiş hem de sultanın emriyle bağırmış; "Ey ahali, sultanımız buyuruyor ki, ibret alınız, pek çok yerlere milletlere hükmeden Eyyubi, mal olarak kefenini bir de günahlarla sevaplarını götürüyor. Dünya malı sizi aldatmasın!.."

***

Hükümdarlardan biri vasiyet etmiş; "Öldüğümde sağ elim tabuttan dışarıda kalsın." Vasiyeti yerine getirilmiş. Cemaat şaşkın ve hayretler içinde, vezir şöyle konuşmuş: "Hükümdarımız sizlere son dersini veriyor. Diyor ki; tahtım, tacım, servetim, hazinem, ilim adamlarım, kumandanlarım, hakimlerim ve milletim beni kurtaramadılar. İşte elim boş gidiyorum. İnsan, günah ve sevaptan başka ne götürebilir?

***

Hulusi Yahyagil, kızını evlendirecek; nikâh kıyılıyor... Nikâh kıyılınca, konuşmalar başlıyor; düğün nasıl olacak, neler alınacak, neler verilecek?Taraflardan biri bir şey söylüyor, biri bir şey söylüyor... Hulusi ağabey başını kaldırıyor, "Kızım, sen benim kızımsın değil mi?" diyor. Kızı da, "Elbette babacığım, kızınım tabii." Ağabey diyor ki, "O halde giyin mantonu, git kocanın evine."

***

Zübeyir (Gündüzalp) ağabeyin odasında sadece şunlar vardı: Eski bir yatak, teneke soba, kağıt, kalem, kitap ve bir kucak dolusu ilaç kutusu...

hekimoğlu ismail-zaman