+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri

  1. #1
    Ehil Üye istiğna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    2.274

    Standart Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri

    Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde
    öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki
    dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu
    genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce
    çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci
    olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek
    notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği
    vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım
    ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer'
    düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın
    bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı
    biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu
    biriydi.

    Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha
    sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir
    üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi
    olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer
    yapıp profesör olmak istiyor.

    Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra
    ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla
    anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

    'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?

    'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım
    kendisini '

    'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?

    Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan
    kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak
    kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o
    anda Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'

    Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane
    bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim'
    dedi.

    O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir
    kadının erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde
    bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve
    anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve
    o kişiyi kıskandım.

    'Nasıl yani?' dedim.

    'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu
    bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa
    ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor;
    onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor.
    Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat
    oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede
    kalıyor, geceleri ona bakıyor.'

    Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya
    en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış
    görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki
    pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile
    ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama
    baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye
    düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu
    benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl
    etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle
    etkilemiş olmalıydı.

    Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum.
    Los Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada
    oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün
    olup olamayacağını sordum. 'Kendilerine bir sorayım, eminim
    sizinle tanışmak
    isteyeceklerdir,' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum;
    sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,' dedi. Dört-beş
    hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin
    yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla
    tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.

    Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme
    gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi. Ailesine haber
    verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long
    Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında
    Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George
    orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi.
    Brian'ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.

    Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten
    dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un
    torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o
    kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir
    davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep
    böyle mi konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi
    çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu
    sordum. 'Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla
    böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz
    böyle biliyoruz', dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite
    öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama
    üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu
    hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da
    vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da
    vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım.
    Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme
    fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz
    çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına
    inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla
    gülümseyerek, 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öyle
    bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki,
    herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.

    O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

    Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin
    ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle
    ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden,
    yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin
    zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir
    dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu.
    Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş,
    kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek
    istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi
    reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum
    var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa geçiririm. Bugün dört
    yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar çok çabuk
    büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve
    onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

    Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere
    öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en
    az işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir
    pişmanlık duygusu, bir 'keşke' olmayacak.

    Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'

    'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla
    başbaşa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle
    biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'.
    Gülümseyerek, 'Nereden biliyorsun?' diye sordum.

    'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha
    doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

    Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın
    karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da
    acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha
    düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi
    çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna
    içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim
    yandı.

    Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne
    yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum;
    yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon
    programları, 'Ne yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların
    öğeleridir. Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış
    biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam
    verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun beş
    boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek
    onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen
    doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın',
    mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir.

    Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek
    istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu
    mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu
    sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık
    biriyim!' diye yoğrulur.

    Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun
    beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır.


    Doğan Cüceloğlu

    Alıntı…

    "Allah'a tevekkül et! Zira O vekil olarak kuluna yeter!.." (Ahzab/48)



  2. #2
    Vefakar Üye Hanedan19 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    Leb...Çorum
    Mesajlar
    568

    Standart s.a.

    Allah sizden razı olsun.Ben yaşım ilerledikçe yetiştirilmemdeki zaafiyetleri görüyorum.Hakkım olmadığı halde anama babama kızıyorum.Kafamdan, benden sonraki neslime nasıl bir baba olurum senaryoları çizip duruyorum.Paylaştığınız yazı irkilmeme neden oldu. Sağolun.

    Yeni neslin içler acısı halini galiba birazda kendimizde aramalıyız.Allah için vatan için insanlık için nasıl bir insan yetiştiriyoruz.Tarlaya gül tohumumu yoksa zakkummu dikiyoruz.Allah razı olsun kardeşim.
    Garibiz, perişanız, aciziz, fakrımızın farkına vararak geldik kapına.
    Açtık ellerimizi, Rabbim, ne olur boşta bırakma.
    Sen bilirsin bu ellerle biz ne günahlar işledik !
    Şimdi ise dergahının kapısında Senden yalnız seni dileniyor ve lütfunu bekliyoruz,
    sakın Bana ne getirdiniz deme.
    Senden başka neyimiz varsa, o bizim yokumuzdur!

  3. #3
    Müdakkik Üye asya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    601

    Standart

    Allah razı olsun kardeş.Doğan cüceloğlunun bir kitabını okuyorum çok doğru şeyler..Ama malesef dikkat edilmeyen hassas konular..

  4. #4
    Ehil Üye istiğna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    2.274

    Standart

    Alıntı Hanedan19 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah sizden razı olsun.Ben yaşım ilerledikçe yetiştirilmemdeki zaafiyetleri görüyorum.Hakkım olmadığı halde anama babama kızıyorum.Kafamdan, benden sonraki neslime nasıl bir baba olurum senaryoları çizip duruyorum.Paylaştığınız yazı irkilmeme neden oldu. Sağolun.

    Yeni neslin içler acısı halini galiba birazda kendimizde aramalıyız.Allah için vatan için insanlık için nasıl bir insan yetiştiriyoruz.Tarlaya gül tohumumu yoksa zakkummu dikiyoruz.Allah razı olsun kardeşim.

    amin kardeşim ecmain olsun.

    "Allah'a tevekkül et! Zira O vekil olarak kuluna yeter!.." (Ahzab/48)



  5. #5
    Vefakar Üye BEYAZ007 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    *antalya*
    Mesajlar
    444

    Standart

    ALLAH CC razi olsun ....çok güzel ve faideli bir paylaşımdı..............
    Bu kulunu hizmet-i imaniye ve Kur'âniyede daima muvaffak eyle.Cümlesine ihlas-ı tam ihsan eyle. Cümlesinin kusurlarını ve günahlarını mağfiret eyle. Cümlesini dünyada a'mal-i hayriye içinde hüsn-i hatimeye mazhar eyle, ukbada Cennet-ül Firdevsde sakin etmekle mesut eyle Âmin. Âmin. Âmin.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bana Dua Et!
    By BiRDüNYaUMuT in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 16.11.12, 16:27
  2. Bana Kur’an Oku!
    By YİĞİDO in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.09.11, 10:21
  3. Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri (Doğan Cüceloğlu'ndan)
    By slim in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.12.08, 11:22
  4. Öğretin Bana!
    By .münzevi. in forum Tanışma
    Cevaplar: 32
    Son Mesaj: 30.08.07, 22:37
  5. Bana da Yer Var mı????
    By islambey in forum Tanışma
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 30.07.07, 19:00

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0