BEŞİK

Bir delikanlı annesinin sözünü dinlememiş,onun dertli yüreğini ateşe yakmıştı.

Kadıncağız çaresiz kalınca oğlunun beşiğini aldı,önüne koydu.

'' A muhabbetsiz,a küçüklüğünü unutan çocuk,'' dedi,'' Sen bir zamanlar durmayasıya ağlalayan aciz bir minimini değil miydin?

Hani senin yüzünden geceleri uykum tutmazdı?

Şu beşikte güçsüz kuvvetsiz olduğun zamanlar,üzerinden sineği kovmaya mecalin varmıydı?

Halbuki şimdi kuvvetçe başta geliyorsun,ama işte vaktiyle sinekten bile incinen sendin.

Bir gün mezarın dibinde de tekrar o hale geleceksin.

Üstündeki karıncayı kovamayacaksın.

Mezar kurtları beynini yerlerken acaba göz kandillerin parlayacak mı?

Yürürken kuyuyu yoldan fark edemeyen bir kör gördüğün zaman Allah'a şükredersen gözün var demektir.

Değilse senin gözlerin de kapalı sayılır.

Bilgiyi,düşünceyi sana muallim öğretmedi.

Allah senin vücudunu bu vasıflarla yoğurdu.

Eğer O senin kalbini doğruyu dinlemekten men etseydi,kulağına gelen hak sözünü batılın ta kendisi sanırdın.

( Şeyh Sadi'nin Bostan'ından)