Kendi namıma;

Kendin olmak…Üretmekte sen olmak..Üretmekte kendini aramak…Bir şeyler ortaya koymak…Ve çekinmeden ürkmeden sadece bir mizan-ı edepte üretmek…Yani çalışmak…Yani kalbinle aklınla nazarınla çalışmak…Kendi gördüğünü sunmak ve anladığını paylaşmak…Üretmek yani hayata katkı sağlamak…Üretmek var olmak ve olunmakla ilgili işlemek ve işlenmek…

Yeteneklerinle ürün vermek… Kendine ait bir bahçeyi bezemek… Resimle yapmak belki boyasız, çubuktan… Belki maziye bir misket yuvarlamak… Belki bir plastik bebeğin adi saçlarını çekiştirmek…Kendine ait bir anıyı yoğurmak ve sunmak hayata…Bir ufuk görüşünü ümid dolu bir istikballe hali hazır sofrasında temaşa etmek…Ve üretmek sana ait iklimlerle mevsimlerini…

Sürüsünü bulan kuşlar gibi…Her aynı yolun yolcusu olmanın kanat çırpışında bulmak kendini…Ve üretmek bütün üretilenler içinde…Belki bir fikre yardım etmek ve bir dilim ekmek kesmek kendince…Üretmek bu seslilikte sessizce…Omuz vermek yoldaşına…En azından en çoğunu vermek tebessüm etmek gibi…Yadsız bir başa omuz olmak..Bükük bir boyunun dostu yareni olmak gibi…Kardeşsiz gönüllerin kardeşi olmak için belki bir iç çekişin vicdani ve fıtri derinliğinden;KARDEŞİMMM! Demek gibi…Üretmek…Birkaç damla su gibi…Ve İnsan olmak gibi bir şey üretmek..Akıldan gönülden vicdandan,İmandan toparlayıp kendince..samimi hayata hizmet gibi…

Üretmek dipsiz kuyulardan çıkmak…Üretmek dünyanın altını üstüne getirip durultmak…Üretmek..En külli aklın altında fikrini himaye ettirip…kendi renginle susuzluğuna taşımak gibi…Üretmek yeşermek yeşertmek gibi…Bir türlü çeviremediğim lisanımla..şaşkın aksak düşüncelerimle ben benim benim hayatımda..kendi kandilimi yakmak için…Kendimi bir emin’e emanet edip,gösterdiği yola müteveccihen gidiyorum…Ve o güneşler güneşine çevirip kalbimi..Çatlak çizik ve yitmiş canlılığıyla aldığım o şığı aynen yansıtıyorum..Mütezellil ve sığınmış bir sefillikle…

Üretmek kendince… Sahibin için… Yaratanın için… Eteklerini doldurup sadık bir sadakatle… Bende bunları getirdim demek için…


Dediği gibi Bedi’nin;



Eğer desen: "Şu küllî hadsiz nimetlere karşı, nasıl şu mahdut ve cüz'î şükrümle mukabele edebilirim?"

Elcevap: Küllî bir niyetle, hadsiz bir îtikad ile. Meselâ, nasıl ki bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile bir padişahın huzuruna girer ve görür ki, herbiri milyonlara değer hediyeler, makbul adamlardan gelmiş, orada dizilmiş. Onun kalbine gelir, "Benim hediyem hiçtir, ne yapayım." Birden der: "Ey seyyidim! Bütün şu kıymettar hediyeleri kendi nâmıma sana takdim ediyorum. Çünkü, sen onlara lâyıksın. Eğer benim iktidarım olsaydı, bunların bir mislini sana hediye ederdim."

İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyyetinin derece-i sadâkat ve hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabul eden o padişah, o bîçarenin o büyük ve küllî niyetini ve arzusunu ve o güzel ve yüksek îtikad liyâkatini, en büyük bir hediye gibi kabul eder.

Bediüzzaman


İşte hayat hediyesini bize ikram edene hayatımızı hediye vermek için üretmek…


Selam ve Dua ile

m_safiturk