Asılı ağaç boynunda bir de dilsiz bedenim
Kundaklanmış gizlice bir matmazel gölgesi, bulunmamış faili bu bandosuz törenin
Bulunmamış haydutlar ve birkaç kaçkın serseri; sabahleyin Şili’de taammüden kent düştü
Saklandı ıstırabım, cesaretim saklandı; kamburumda kös cinayet
Saklandı arka cadde, sokaklar ve kaldırım; şimdi kayıp merhamet

Dönüştüm bir enkaza, kırbamızda şaraplar, heykellere dönüştüm
Kanı gördüm karıştım, karıştım suçlulara, korkaklara karıştım
Soldu bütün menekşeler, bahçıvanlar yaralı; sindim bir vehmin peltek yüzüne
Giyilmemiş gelinlik, fısıldayan bir şehvet, yarım kalmış merasim
Nasıl aklanacak bu kent asılmazsa bu gece

Ne görsem artık eski, neyi bilsem bir zelzele
Avare bir bürokrat, harfi düşmüş kelime, tek başına ahali
Anlatıyor baharı bir bilgeler meclisi, bu yağmurlar da ıslatmayacak artık beni
Soruyorum kimi görsem; kimin üstüne yağacak bu azap
İncil’e uzatılmış bir peygamber cesedi

Bilmiyorum ben, kimse bilmiyor; dönmüyor evine yeniden kaçmış kızlar
Metreslerin kulağına ilişmiş diller; ergen gözler tarumar
Kuşatılmış sokaklar, kan var uzansam nereye; alnımda çarmıh izi
Kaçmalıyım buradan tanıdık gelmemeli gözler; damga vurun boynuma
Asılsın boynum çarmıhta aşk bende pıhtılanınca


Bülent parlak