Derler ki

Batı Afrika'da yaşayan ve göçebe bir topluluk olan berberilerden- Avrupa'ya yayılmak için -Kuzey Afrika valisi Nuseyr oğlu Musa tarafından -bir ordu hazırlanır.Musa, kölesi Ziyad'ın oğlu Tarık'ı bu ordunun başına getirir. O dönemlerde o bölgede kökenleri Cermen ırkına dayanan, Batı Roma İmparatorluğu’nu yıkarak, Roma’yı yağmalayan Batı Gotları (Vizigotlar) adlı barbar bir kavim hüküm sürmektedir. Bunlar oradaki halka ağır bir şekilde zulmetmektedir. Tarık’ın ordusu ile bu bölgeye geldiği haberini alan Vizigotlar sayıca daha üstün olan ordularını onların üzerine doğru sürer. Tarık, askerlerinin zoru görünce kaçmasını önlemek için, oraya gelmek için kullandıkları tüm gemileri ateşe verir.

Geriye dönüşü imkansız kılmak için gemilerini ateşe verdiren sadece Tarık bin Ziyad değildi kuşkusuz. Kuran'a şöyle bir göz atıldığında görülecektir ki Kuran, gemilerini ateşe verenlerin misalleriyle doludur.

İbrahim

İbrahim, babasını ve kavmini göklerin ve yerin rabbine çağırdığında, putlara tapmamalarını öğütlediğinde, bir gece kavminin biri hariç diğer tüm putlarını parçaladığında kavmi O’nu yargılamak istediler. İbrahim’le girdikleri cedelden yenik ayrılan kavmi ibrahim’e bir ceza öngördüler.

" Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun."

Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."



Firavun’un sihirbazları

Musa’nın kabiliyetli bir sihirbaz olduğunu düşünen Firavun ve taifesi Musa’yla mücadele etmesi için yurdunun en yetenekli sihirbazlarını toplattı. Kazandıkları, Musa’yı yendikleri takdirde sihirbazlara ‘’en yakın adamlarından olma’’ sözü verdi. Ancak Musa, sandıkları gibi, yetenekli bir sihirbaz değil Allah’ın kendisini ayetlerle gönderdiği bir elçiydi. Sihirbazlar, illüzyonlarının Musa’nın yere attığı değnek tarafından yutulduğunu görünce bu apaçık gerçeğin farkına vardılar ve büyük bir teslimiyetle hakikat karşısında Musa’nın ve Harun’un rabbi için secdeye kapandılar. Firavun’un vereceği cezaya hiç aldırış etmediler. Nitekim Firavun’la şöyle bir konuşma geçmişti aralarında.



Andolsun ki, sağlı- sollu birer el ve ayağınızı kesecek ve arkasından tümünüzü asacağım. Büyücüler de dediler ki, Biz zaten Rabbimize döneceğiz.» Sen ancak Rabbimizin ayetleri bize gelince onlara inandık diye bizden öç alıyorsun. 'Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak al canımızı.(7/124,125,126)



Şuayb



Medyen’e de kardeşleri Şuayb gönderilmişti. Şuayb, onları tek ilaha, ölçüyü-tartıyı tam tutmaya, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamaya, iman edenleri Allah’ın yolundan alıkoymamaya, yol kesmemeye çağırdı. Ancak kavminden müstekbirler alışılagelen davranışı sergilediler.



Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler) dediler ki: "Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz.(araf-88 )



Havariler

Meryemoğlu İsa da kendisinden önce gelen Tevrat’ı doğrulamak,kimi haramları helal kılmak için geldi. Allah’tan korkmaya ve kendisine itaate çağıran İsa inkar yoluna gidilmişti. Nitekim kavminin inkarını sezmişti İsa bunun üzerine

dedi ki: "Allah için bana yardım edecekler kimdir?"



bu çağrı sürgün, taşlanma, öldürülme ihtimallerine rağmen havariler tarafından yankı buldu.



Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler. Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz." (ali İmran/52,53)

Havariler gemilerini yakarak Allah’ın yardımcıları olmayı seçtiler.

Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz." Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstün geldiler. (saf/14)

Muhammed

Elçilerin sonuncusu da tehditlerden,tuzaklardan nasibini almıştır

Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (enfal/30)





Sonuç

Rabbimizin kitabında zikrettiği misallerden anlaşılacağı gibi hakikat her zaman bazı muhataplar tarafından yalanlanmıştır. Muhataplar yalanlamakla da yetinmemişler, hakikat tebliğcilerine karşı tehdit seçeneğine başvurmuşlardır. Kimi hakikat tebliğcisi tutuklanma, kimi sürülme, kimi öldürülme, kimi yakılma, kimi el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi tehditleriyle, tuzaklarıyla yüz yüze kalmıştır.

Gerek son elçiye ve O’nun şahsında bize örnek gösterilen misallerde, gerekse bize örnek gösterilen elçinin yaşamı bu yolun dikenli olduğunu göstermektedir. Bu yol gemilerini ateşe vermeyi gerektirir. Bu yol geriye dönüşü imkansız hale getirmeyi öngörür.

Gemilerini yakmak ateşe atılmaya hazırlıklı olmaktır. Gemilerini yakmak ellerimizin ve ayaklarımızın çaprazlama kesilmesine hazır olmaktır. Gemilerini yakmak tutuklanmaya, yurdumuzdan sürülmeye, öldürülmeye hazır olmaktır. Büyücülerin teslimiyeti, havarilerin kararlılığı, İbrahim’in teslimiyetidir.

Bunun bilincinde olanlar buna zaten hazırdırlar. HAMAS liderlerinden Rantisi bu bilince güzel bir örnek teşkil eder. ’’Kalp krizi ya da APACHE (apaçi)…’’ demişti Rantisi ‘’ikisi de ölüm ama ben APACHE’yi tercih ederim’’. Bu yolu bilenler, sünnetullahı kavrayanlar yolun asla güllerle döşeli olmadığını bilir.

Oysa birçoğumuz bunu kavrayamamış, bunun ayrımına varamamışız. Gemilerimizi ateşe verememişiz. Statülerimizi, eşlerimizi, kesintiye uğramasından korktuğumuz ticaretimizi, çocuklarımızı, mallarımızı, aşiretimizi gözden çıkaramamışız. Hakikati savunmaya ve söylemeye cesaretsiz, isteksiz, gevşek, çekingen davranıyoruz. Öyleyse beklemek durumundayız… Allah’ın emri gelene kadar. Bilmeliyiz ki gemilerini yakamayanlarımızın nihai kurtuluşa erme şansı yoktur.