İslâm'dan töhmeti uzaklaştırmak çabasıyla cihad hakkında yazan bazı ruh ve akıl yenikleri kişiler İslâm'ın iki gerçeğini birbirine karıştırmaktadırlar.

"Akideyi kabul konusunda zorlama yoktur" nassıyla "İnsanları Allah'a kulluktan önleyip kula kulluk sistemini getiren ve böylece davanın insanlara ulaşmasını engelleyen siyasal nitelikli maddi güçleri ortadan kaldırma" ya ilişkin metodunu biribirine karıştırıyorlar.

Gerçekteyse bunlar, birbirinden tamamen bağımsız iki gerçektir. Aralarında ilişki bulunmayan ve karışıklığa meydan vermeyen iki gerçek.

İşte bu karıştırmadan dolayı; ama en başta söz konusu yenilmişlikten dolayı bu kimseler, İslâm cihadını günümüzde "savunma savaşı" denilen bir kavramın içine sıkıştırmaya kalkışıyorlar.

Oysa ki İslâm'ın öngördüğü cihad insanların günümüzdeki savaşlarıyla hatta bu savaşların nedenleri ve oluşum şartlarıyla hiç bir ilgisi olmayan bir meseledir. Çünkü İslâmi cihadın nedenlerini, bizzat İslâm'ın tabiatında, yeryüzündeki görev ve hedeflerinde aramak gerekir. Yüce Allah'ın belirlediği ulvî hedeflerde..

Ki Yüce Allah Hz. Muhammed (s.a.v.)'i bu yüzden gönderdiğini, bu yüzden kendisini son peygamber ve görevini de son risalet kıldığını anlatmaktadır.

Bu din, hiç kuşkusuz insanlığın evrensel bir kurtuluş ilanıdır. İnsanlığı tüm yeryüzünde kula kulluktan ve kula kulluğun bir türü sayılan hevaperestlikten kurtarmak için gelmiştir.

Bunun da yolu;

- Bir tek Allah'ın ilahlığını, bir tek Allah'ın Rabb'ül-aleminliğini ilan etmektir.

- Bir tek Allah'ın Rabbül-aleminliğini ilan etmek ise kapsamlı bir inkılab demektir.

- Biçimi, türü, düzeni ve yönetimi ne olursa olsun beşer hakimiyetine karşı bir inkılab demektir.

- Biçimi ne olursa olsun yeryüzünün neresinde bir beşeri hakimiyet varsa, ona karşı tam bir şekilde başkaldırmak demektir.

- Yahut eş anlamlı başka bir deyimle, biçimi ne olursa olsun beşerin ilahlık iddiasına karşı ayaklanmak demektir.

Çünkü işlerin dayanak noktasını veya otoritelerin esasını insana veren bir yönetim (hakimiyet) düzeni;

- beşerin ilahlaştırılması anlamına gelmektedir,

- insanların kimisinin kimisini rab edinmesi anlamına gelmektedir,

İslâmi kurtuluş ilanının anlamı ise; gasbolunmuş egemenlik hakkını Allah'a vermek ve bu hakkı gasbeden tağutları tard etmektir. İnsanları kendi koydukları kânunlarla yönetip kendilerini rab, insanları da kul haline getiren tağutları...

Yani İslâmi kurtuluş ilanının anlamı, yeryüzünde ilahî hükümranlığın kurulması için beşer hükümranlığını çökertmektir.

Yahut Kur'an-ı Kerim'in tabiriyle:

"O; gökte de ilahtır, yeryüzünde de ilahtır." (ez-Zuhruf: 84)

"Hüküm, sadece Allah'ındır. O, kendisinden başkasına tapınmamanızı emretmiştir, işte dosdoğru din budur." (Yûsuf: 40)

"De ki ey ehli kitap! Bizimle sizin aranızda ortak olan şu kelimede (birleşmeye) gelin: Allah'tan başkasına tapınmayalım, O'na hiç bir şey ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp kimimiz kimimizi rab edinmesin. Eğer onlar buna yanaşmazsa siz de deyin ki Şahid olun ki biz kesinlikle müslümanız." (Ali İmran: 64)

Allah'ın yeryüzü egemenliği, kilise otoritesinde olduğu gibi din adamı diye bilinen kimselerin iktidara gelmesi demek değildir.

Yahut teokraside veya kutsal ilah idaresi diye bilinen düzenlerde olduğu gibi ilahların adına konuşan adamların iktidarı da değildir.

Çünkü Allah'ın yeryüzü hükümranlığı / egemenliği, ilahî Şeriatın hakim olmasıyla ve tüm işlerin apaçık bir şeriatın doğrultusunda sadece Allah'a havale edilmesiyle kurulur.

Allah'ın yeryüzü egemenliğinin kurulması..

Beşerî hakimiyetin yıkılması..

Gasbolunmuş iktidarın kulların elinden alınıp bir tek Allah'a ait kılınması..

İlahî Şeriat'in tek başına egemen olması..

Ve tüm beşerî kanunların ilga edilmesi..

Evet tüm bunlar, sadece tebliğ, ve açıklamayla gerçekleşmez. Çünkü insanların boynuna binen, Allah'ın yeryüzü egemenliğini gasbeden kimseler, soyut bir tebliğ ve açıklamayla iktidarlarını bırakmazlar. Yoksa yeryüzünde Allah'ın dinini yayan peygamberlerin işi çok kolaylaşırdı. Böyle bir şey, gerek peygamberler (a.s.) tarihinde, gerekse kuşaklar boyunca bu din tarihinde görülmemiş bir şeydir.

Yeryüzünü Allah'ın hükümranlığı dışında kalan tüm hakimiyetlerden - Yüce Allah'ın Rabb'ül-aleminlik ve ilahlığını yaymak suretiyle - kurtarmayı amaçlayan insanlığın bu kurtuluş ilanı, hiç kuşkusuz teorik, felsefi-septik bir ilan değildir. Çünkü bu, tam anlamıyla fiili, aktif ve gerçekçi bir ilandır. Pratik uygulanması olan bir ilandır. Tüm insanlığı Allah'ın şeriatiyle yönetecek; onları kula kulluktan fiilen kurtaracak ve bir tek Allah'a kulluk yapmayı gerçekleştirecek bir nizam kurmayı amaçlayan bir ilan..

Bundan dolayı bu ilanda "açıklama" nın yanı başına, "hareket"! de koymaktan başka bir çare yoktur. Çünkü bu ilan somut bir beşer vak'asına karşı koyacaktır. Hem de tüm yönleriyle ve her bir yön için zorunlu olan yeterli yöntemlere başvurarak karşı koyacaktır.