İnsan dünyasının çoklu duygularının tanımlanma alanını psikolojinin bireyin kişisel çıkarlarına oranla belirleme teorileri ve pratikleri-karşılık bulamamış birçok duyguyu sahipsiz bırakmıştır…
Gözün gördüğü bir çiçeğin saksısındaki konumu ve insandan ayrı varlığını görüş ve değerlendirme olarak yaşamsal faydaya nasıl çevireceksiniz. Dalgalanan denizden esen rüzgâra kadar birçok kısır sentez doğuşuna şahit olabiliriz.

Hayatın varlıklar üzerindeki genişliği ve insanın yaşama dâhil olması geniş bir anlamda hem akılsal hem duygusal bir fotosentezin realitesinin işleyişinin merkezliliğidir. Bu çekim kuvvetinden uzaklaşmak mümkün değildir.
Sistem tanımlanmalı ve uyumun belirlenmesi ve yeteneğin işlevi ile kabul noktasında bay passız nefes almanın rahatlığı ile buluşulmalıdır…
Güneş sisteminde hareketlilikle oluşan çekim kuvveti gezegenleri ve yıldızları kendine bağladığı gibi… Dünyanın aynı merkeze bağlılığı ile evrenin kalbi hükmünde olarak hayatı bu geniş âlemde neşir ediyor.
Hayata bir çekim merkezi bulunmazsa Meteor bir özelliğe sahip olup yaşamın atmosferinde erimemek mümkün değildir.

Birçok duygu var ki insanın kişisel ekseniyle bağlı değildir. Yine birçok tanımanın ve tanımlamanın ham maddesi gibi: görsel bir ilişki ile fikri bir kazanım elde edilecek ve neticesi ve varlık sebebi bu olacaktır… Deneyim gibi…
Güneşin varlığının kişisel doyuma ne etkisi vardır? Gecenin gündüzün, rüzgârın yağmurun; yaşamın Neden? Niçin? Niyesine ne katkısı vardır? Annenin Babanın, Kuzenlerin arkadaşların; Kuşların baharın kışın yaşama katkısı nedir? Bireyin Yaşama ve yaşamaya ne katkısı vardır?

Neden yıldızlar başımıza düşmüyor, Neden bu kadar doğulur ve neden bu kadar çok ölünür? Gibi… Bu sorulara cevaplar bulabilirsiniz. Birçoğuna aldığınız yanıtlar, yanıtlayan düşüncenin bencilliğinden kurtulamaz. İfadenin akademik kariyeri anlaşılmaz felsefeyi kucağınıza bırakacaktır… İnsanın destek noktasına olan arayışı geçici kabullenmelerin sanal tasdiklerini gösterecektir.

Felsefenin hayata katkısı ve yaşanılırlığı; Nedenlerin niteliliğini faydalılıkla bezemesindedir. Zekânın verimliliği hayatın gerçekleriyle örtüşmesi ve analitik özelliğidir. Sadece söz üreten bir zekâ; aldatma ve geçiştirme işlevi yapar. Bu ise hayat alanının temelinde olan fiziksel ve fiilsel ve fikirsel paylaşım ve dayanışmanın çok dışındadır… Öyleyse akıl olarak değerlendirilmemelidir.

En temel soru: Ben niye varım, Dünya niye var? Ne için yaşamalıyım ve Ne için yaşatmalıyım?
Eğer hayatın niteliği ve niceliği somut kavramlarla elde edilirse, enerjisi içinde yaşam kaynağıdır. Her sorunun cevabı sözcüğün basit bir irade mahsulü olarak ortaya koyduğu söylemler değildir… Duruşun, varlığın var oluş ifadeleri daha etkili tanımlar yapabilir. Düşüncenin bu duruş yazılarını okuyabilmesi sorunu bir düzen dilinin sessiz ve güçlü takdimine terk etmesiyle, yine yinelerle dolu sevinçli bir öğrenimi peşinden getirecektir.

Her insanın yüz farklılığı gibi karakter farklılığı da olduğundan; kişiye özel tarifler olacaktır. Algının değişikliği anlayışta başkalık gösterse de, yaşamın temellerinde refleks niteliğinde ki aynılılığı gösterecektir. Bu farklılılık ve aynılılıkta bir rahatsızlık oluşturmayacaktır.

Bütün insanların iki eli ve iki gözünün olması kimseyi yanlış etkilemediği gibi, paylaşılan havanında bir kıskançlık sebebi olmaması, bu fiziksel birlikteliliğin hayata katkısı düşüncesinin; evrensel ahenge vurgusu, tesadüften kurtulmuş bir bilginin mutluluk verici boyutudur. Mutluluk yaşamın fiziksel kalbinin ruhudur.

Mutsuzluğu belirleyen trent kaostur. Pozitif bilimin az bilinen genişliği, negatif görünen birçok ayrıntıyı natürleştirip hayata katabilecek literatüre sahiptir. Fikrin temelinde haklılıktan çok faydalılık olmalıdır. Çözüm bazen az konuşmakta bazense hiç konuşmamakta olabilir.

Yukarıda belirtilen soruların yaşama etkisi ve çözünürlüğü bu yazının temelini oluşturacaktır. Karşılıklı diyaloglar uzunluğunu ve kısalığını ve devamlılılığını belki sonunu belirleyecektir. Hayata ve yaşama gayesine ait olduğundan, insani değerlendirmelerin kültür kaynağı bakışıyla ve faydalılık esasıyla, verimli zekâları tespit ve fikirlerini geniş platformlara taşımak içindir.

Yaşamanın değeri; eko sistemin neresinde olduğunu görmenin ilk adımlarıyla anlaşılmaya başlayabilir. Ve bu yoğun dünya alışkanlıktan fark edemediğimiz dolgunluktadır. Baktığımız her şeyi aynı görüyorsak; sorun gözlerimizdedir. Hiç bir manzara aynı değildir.

Güneşin doğuşuyla başlayan yeni günde gölgelerin ya şekli ya yeri değişir. Bulutlar şekilleriyle sabit olmadığı gibi yerleri de devamlı değişir. Kar kar olarak aynı ismi taşısa da; her tanenin farklılığıyla başka başka yağmaktadır. Yağmurlar aynı şekilde yere düşmezler.

Ve insan bir gün daha erdeme yaklaşır. Binlerce hücresi yenilenmiştir. Deneyimleri bir gün daha kazanmıştır. Uçarken gördüğü güvercin ve doğumuna ulaştığı gün farklı bir nefesle yanındadır…

Bir biri içinde olan bu iki dünyanın birlik noktasında buluşmasıyla bu farlılık anlaşılacaktır. Zamanın yeni yüzü ilgiyle, geleceğin ümitli bekleyişini oluşturacaktır. Bu görüş açısı elde edilemezse; İnsan dünyasıyla yaşanılan dünya ayrı kutuplara yönlenecektir. Kazanan yaşlı dünya olacaktır.

İnsanın dünyaya gelişi ile başlayan süreçte; aklının keşif yolculuğu ile dünyasına görünen her şeyden bir yalnızlık ve korku olacaktır. Gözleri yıldızlara ulaşsa başına düşecek gibi. Uzaydaki büyük hareketlilikten bir heyecan duyacak… Diğer varlıklara baksa, her şey kendi başına bir ortamda anlayamadığı bir tarzda yaşadıklarını zannedecek… Hayat ihtiyaçları ve ihtiyaçlarının genişliği, beklentilerine cevap verecek bir yer bulamadığından feryat içinde kalacak… Çağırsa yardımına gelen yok… Dünyaya geldiğine pişman olacak… Görünüşte hayata saldırır konumda görünen olaylar onu yaşamdan uzaklaştıracaktır.

Görmenin görmek olduğu noktada ilk okunacak yazı düzenin mükemmelliğidir. Merak edilecek en önemli mesele ise: Doğuş saatini hiç şaşırmayan güneş… Yüz yıllardır düşmeden ve bir birine çarpmadan ve düşmeden duran yıldızlar… Var oluşlarına hiçbir şey eklenemeyecek kadar güzel olan çiçekler… Tat alma duygusuyla örtüşen yüzlerce yiyecekler… Uyunulan geceler… Tebessümün evrensel ifadeleri… Şefkatin anne kollarındaki göstergesi… Dünyada ki bütün yavruların yüz binlerce tükettikleri sütün sevgiyle ağızlarına akıtılması… Yine yüz milyonlarca meyvelerin ve gıda maddelerinin yaşama devam desteği… Milyonlarca hastaların iyileşmesi…

Bir yandan tahrip edenlerin kötülüğü bir yandan tamir edenlerin hayata olan onurlu hizmetleri. İnsan bulunmak istediği yeri ifade etmesiyle hayatı ona göre şekillenmeye başlar. Zayıf insanlar yıkmanın yanında kolay olduğu için yer alırlar… Güçlü insanlar yapmanın zorluğunda enerji harcarken, varlıklarının hayata katkısından onurlanırlar…

Dünyada en önemli şey hayattır. En önemli verimlilik de hayata yapılabilecek katkıdır. Ya sistemin harika işleyen yanında olacaksınız, ya da karşısında… Büyük bir ölçü ve denge içinde dönen yıldızlara karşı durmak akıllıca olmadığı bellidir. Dünyanın bizim isteğimizin dışında işleyen programıyla mücadelenin geri dönüşümü, ekolojik yıpranma olduğu gibi, anlamsız yorumlamalarda yozlaşma olarak geri dönmektedir.

İnsanlar kendilerini yaşama bağlamak adına bazı nedenler ararlar. Gerek bilinçaltı gerek anlık reaksiyonlarla bu sebeplere tutunurlar. Bu bir anı, güzel bir yemek, içinde ümit olan bir yarın olabilir. Elde edememekle ilgili bir süreç başladığında, ulaşamadığının kusurlarıyla kendini teselli eder. Bu çok yorucu bir tarzdır. Verimlilik felsefesi bu olguya devamlı faydayı: Bir şey bütün elde edilmese, bütün terk edilmez kaidesini uyarlar. Bir meyvenin ağacı duruyorsa, düşen meyvenin yerine gelecek var. Gerçeğini tesellinin gerçek yanıyla ümide sunar. İçinde üzüntü olan emellerden uzak durmak, o emele ulaşma bedelinin psikolojik etkisinden korunmayı sağlar. Her şeyin iyisine bakmak ayrıca kötü şeyleri görmemek demektir.

İnsan emellerinin gerçekçiliği ve genişliği ile önemlidir. Emellerine hedef olarak belirlediği gelecek, kapsadığı alanın hacmi ile değerlendirilir. Hayat ışığını bir anlamda gayeden alır.

Yaşamak bir anlamda şahit olmaktır. Yaşamak bir anlamda dünya ile buluşmaktır. Yaşamak bir anlamda da kendinle tanışıp sistemle barışmaktır…


Saygılarımla

M.Safitürk