+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Terketmeden Terketmenin Yeni Yolu!

  1. #1
    Dost bahtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    7

    Standart

    TERKETMEDEN TERKETMEN?N YEN? YOLU !




    R?SALE-? NURLARLA ?LG?L? fikirler beyan ederken, yanl?ş yapmaktan çok korkuyorum. Ancak hakk?n hat?r? âli olduğundan; belki çoğumuz için “netice-i hayat?m?z, sebeb-i saadetimiz, vazife-i f?trat?m?z olan”, Risale-i Nurun yanl?ş anlaş?lmamas? için baz? hususlar? O’nun en küçük ve aciz bir talebesi olarak da olsa, beyan etmeye mecbur olduğumu hissediyor, çekinerek de olsa konuşuyor, yaz?yorum. Ancak, bunu yaparken :
    1. R.Nurun bütünüyle muhatap olarak, öyle değerlendirme yapmaya çal?ş?yorum.
    2. R.Nurlar? okurken, değerlendirilirken, kendi paradigmalar?m? değil O’nun metinlerini esas almaya çal?ş?yorum.
    3. B.Said Nursi Hazretlerinin, R.Nurda, Kur’an’?n Talimiyle, R.Ekremin ASM. dersiyle diyerek efkar?n?n kaynaklar?n? belirtmesini çok önemsiyorum. R.Nurun, “Vahye ihtiyaç duymadan hakikati arayan ……’lara , meselelere sadece kalp gözüyle bakan mutasavv?flara benzemediğini; ancak, tasavvuftan, matlup olan, Sünnette bulunan güzel şeylerin, farkl? ama, Kur’anî bir tarzda R.Nur mesleğinde bulunduğuna inan?yorum.
    4. R.Nur’un hemen her konuda, şark?n ulumundan, garb?n fünunundan oldukça farkl? bir tarz ortaya koyduğuna inan?yorum.
    5. Her şeye rağmen, yinede, BSN. Hazretlerinin yapt?ğ? gibi; anlad?ğ?m? sand?klar?m?n, mutlak mânâ olmad?ğ?n?, olamayacağ?n? aç?kça söylüyorum.
    6. Acizane, yazarak iddia ettiklerimle ilgili olarak, fikir beyan etmek isteyen arkadaşlarla, fikirlerimi paylaşmak ve onlardan istifade etmek istediğimi de aç?kça ifade ediyorum.
    Manisa’da yaz?n, akşam üstüleri, saat 18.00-19.00 aras? yap?lan ve 3-4 ay süren Yaz Sohbetleri vard?r. Tahkikli olarak yap?lan bu sohbette kitap takip edilir. Okunan bölümle ilgili olarak dinleyiciler de derse kat?labilirler. Sorular sorabilir, cevaplar verebilir, izahlarda bulunabilirler.
    Bu zeminde, sadece, okunan bölümün d?ş?na ç?kmamak, konuyu dağ?tmamak, değiştirmemek; Kutsî Kaynaklar?n, Onlar’?n asr?m?za adaptörü olan R.Nurun ve bunlarla ölçü kazanm?ş ilmin ve akl?n muvazenelerine tâbi olmak şartt?r.
    Bu hafta, Mesnevi takip edilirken Habbe’de bir bölüm okunuyordu.
    “Biri de, dünyan?n lezzetleridir. Bu ise, k?smete bağl?d?r. Talebinde kalâka düşer. Ve sür'at-i zevali itibar?yla, akl? baş?nda olan, onlar? kalbine al?p k?ymet vermez.........
    Dünyan?n âk?beti ne olursa olsun, lezâizi terk etmek evlâd?r. Çünkü, âk?betin ya saadettir; saadet ise şu fâni lezâizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizar?nda bulunan bir adam, sehpan?n tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi?
    Dünyas?n?n âk?betini küfür sâikas?yla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezâiz evlâd?r. Çünkü, o lezâizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden, adem-i mutlak?n elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez.”
    Arkadaşlar?m?zdan bir kaç? “lezâizi terk etmek evlâd?r” mânâs?n? nazara vererek Bediüzzaman Hazretlerinin bu cümlesini farkl? yorumlayanlar olduğunu belirterek cevap arayal?m dediler. Adeta bir lokma-bir h?rka diye ifade edilebilecek bir tarz?n ifade edildiğini anlatmaya çal?şt?lar. Hatta, BSN. Hazretlerinin, Y?ld?z şehriyeden bile birkaç kaş?k yediğini, yamal? cüppe giydiğini, C?zlavet mest lastiği ile gezdiğini de nazara vererek, bu fikirlerini genel bir yaşay?ş tarz? olarak örnek verenler bile olduğunu belirttiler.
    Ben, son zamanlar?n çok tehlikeli bir hastal?ğ? gibi gördüğüm Post modern anlay?ş?n özündeki; lezzetlerin, hazlar?n peşinde koşuşan, narsist insanlar?n karş?s?na böyle sofiyane bir anlay?şla ç?kman?n yanl?şl?ğ?n?, üzülerek çok düşündüm. Farkl? düşünen baz? müminlerin, bu konudaki düşüncelerini, uzun zamand?r, gerçekten, kendi dünyamda ciddi değerlendirdim. Fakat, çok üstün varl?k olarak yarat?lan insan?n, bu tarzdaki bir dünya ve onun lezzetlerini terk anlay?ş? ile karş? karş?ya kalmas?n? “Lâ yukellifullahü nef’sen illâ vüs’eha” (?nsanlar?n gücü yetmediği vazifeler, onlara verilmez) s?rr?na ayk?r? gibi gördüm. Halbuki teklif-i mâlâyutak yoktur.(379)
    Farkl? düşünen arkadaşlar benim bu meseledeki heyecan?m?n sebebini inşallah anlarlar.
    Biz, değişik zeminlerde, Ashab-i Suffe d?ş?ndaki sahabelerin normal bir hayat yaşad?ğ?n?, baz? büyük evliya ve asfiyan?n özel hallerinin, takvadan da öte genellenemeyeceğini; böyle yapanlar?n, Ashab-? Suffe gibi yaşayanlar?n, imrenilerek tebrik edilebileceğini, fakat onlar?n umuma örnek ve ölçü olmad?ğ?n?; Kebairi terk edip feraizi yapan?n kurtulacağ?n? anlatan Bediüzzaman Hazretlerinin, eserleriyle, yaşanabilir bir ?slâm’? ortaya koyduğunu, arkadaşlarla anlatmaya çal?şt?k ise de, farkl? düşünenleri iknaya gücümüz yetmedi. Hatta BSN. Hazretleri‘nin yukar?da belirtilen yaşama şekline uymayan, bunu aşan bizlerdeki yaşay?ş hallerinin, dünyevileşmenin tezahürleri olduğu bile, ifade edildi.
    Daha önce de BSN. Hazretlerinin iktisat, şükür, dünya ile ilgili farkl? ve YEN? bir tarz? ifade eden tavr?yla ilgili olarak, oldukça farkl? görüşlerle karş?laşm?ş, mümkün olduğu kadar, farkl? olan düşüncemi ortaya koymaya çal?şm?şt?m. Ancak konunun aç?ld?ğ? zeminlerde fazla vakit bulunamad?ğ?ndan konu hep tamamlanam?yordu. Art?k bu konuyu elden geldiği kadar yazmaya çal?şmak zaruret oldu. Farkl? düşünen arkadaşlar benim bu meseledeki heyecan?m?n sebebini inşallah anlarlar.
    Ders konusu olan Habbe’deki metne biraz dikkat edilirse, dünya lezaizi ile ilgili olarak : “akl? baş?nda olan, onlar? kalbine al?p k?ymet vermez” ifadesi konuya aç?kl?k getiriyor. Yani fani olan dünya ve lezaizi gibi şeyler kalben terk edilir. Talep edilmez. (As?l hedef değildirler) Ancak dünyan?n bir çok işlerinde, 5. Sözde ifadesini bulan “devletin angaryas?”’n? çekmek mecburiyeti vard?r. Yani Allah insan? yeme-içmeye muhtaç yaratm?şt?r. Bunun temini için insan çal?ş?r, çabalar. Ancak bu onun hakiki hedefi ve vazifesi değil, angaryas?d?r. Halk tabiriyle mümin, yaşamak için yer; yemek için yaşayan asla değildir, olamaz, olmamal?.
    Bediüzzaman Hazretleri, bir çok yerde dünya ile ilgili harika izahlari yapar.
    “Arkadaş! Dünyan?n üç vechi vard?r:
    Birisi: Âhirete bakar. Çünkü onun mezraas?d?r.
    ?kincisi: Esmâ-i Hüsnâya bakar. Çünkü onlar?n mektep ve tezgâhlar?d?r.
    Üçüncüsü: Kasten ve bizzat kendi kendine bakar.
    Bu vecihle insanlar?n hevesat?na, keyiflerine ve bu fâni hayat?n tekâlifine medar olur.
    Nur-u imanla dünyan?n evvelki iki vechine bakmak, mânevî bir cennet gibi olur.
    Üçüncü vecih ise, dünyan?n fena yüzüdür ki zatî ve ehemmiyetli bir k?ymeti yoktur.” der.(285-1309)
    O’na göre, dünyan?n, ahiretin mezras? olma ve Esma-i Hüsnâ’ya bakma yönleriyle manevî cennet gibi olmas? söz konusudur. Terki gereken k?sm? ise, sadece, bizzat kendi kendine bakan, fani hevesât ve keyiflere ait k?sm?d?r.
    Ayr?ca insan BSN.’ye göre çok üstün bir varl?kt?r. Bediüzzaman Hazretleri :
    “?nsan, bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acip ve lâtif bir mizaçla yarat?lm?şt?r. O mizaç yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. Meselâ, insan, en müntehap şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, ziynetli şeyleri arzu eder, insaniyete lây?k bir maişet ve bir şerefle yaşamak ister.”(1215) der.
    Hem “F?trat? müteheyyiç olan insan?n rahat? yaln?z say ve cidaldedir “(1958):
    Bu mizaçtaki insan?n fitrî durumunu siz tahmin edin. Veya kendinizi dikkatle dinleyin. Bu hali kolayca anlayacağ?n?za eminim.
    Zaten Bediüzzaman Hazretleri, bununla da iktifa etmez. Yine ?.?caz’da, S?rat-? müstakim bahsinde, yeni aç?l?mlar yapar.(1164) ?nsan?n yaşayabilmesi için verilen üç kuvveti anlat?rken “kuvve-i akliyenin, kuvve-i şeheviyenin ve kuvve-i gadabiyenin” normal halleri olan vasat mertebeyi ortaya koyarrken; helâle şehveti olmamay? ve de o duygunun füruatinden olan yemek, içmek, uyumak meselelerinde de nasipsiz kalmay?, bunlar? terk etmeyi, yanl?ş bir davran?ş olarak anlat?r. Böyle yapman?n, dinin emrettiği S?rat- müstakim olmad?ğ?n? çok aç?kça ortaya koyar.
    Hatta Şükür Risalesinde her şeyin hayata, insana ve r?zka göre dizayn edildiğini anlatarak, insan?n r?zka taaşşuk edildiğini, bütün bunlar?n ise şükre sevk etmekle alakal? olduğunu, ifade eder.(521)
    “…Sonra görüyoruz ki, âlem-i insaniyet de, belki hayvan âlemi de bir daire hükmünde teşkil olunuyor ve nokta-i merkeziyede r?z?k vaz edilmiş. Bütün nev-i insan? ve hattâ hayvânât? r?zka adeta taaşşuk ettirip, onlar? umumen r?zka hâdim ve musahhar etmiş. Onlara hükmeden r?z?kt?r.
    R?zk? da o kadar geniş ve zengin bir hazine yapm?ş ki, hadsiz nimetleri câmidir. Hattâ r?zk?n çok envâ?ndan yaln?z bir nev'inin tatlar?n? tan?mak için, lisanda kuvve-i zâika nam?nda bir cihazla mat'ûmat adedince mânevî, ince ince mizanc?klar konulmuştur. Demek, kâinat içinde
    • en acip, en zengin, en garip, en şirin, en câmi, en bedî hakikat r?z?ktad?r.
    Şimdi, görüyoruz ki, herşey nas?l ki r?zk?n etraf?nda toplanm?ş, ona bak?yor. Öyle de, r?z?k dahi, bütün envâ?yla, mânen ve maddeten, halen ve kalen şükürle kaimdir, şükürle oluyor, şükrü yetiştiriyor, şükrü gösteriyor.
    • Hem r?z?k olan nimetlerde gayet güzel, süslü suretler, gayet güzel kokular, gayet güzel tatmaklar şükrün davetçileridir; zîhayat? şevke davet eder ve şevkle bir nevi istihsan ve ihtirama sevk eder, bir şükr-ü mânevî ettirir.
    • Ve zîşuurun nazar?n? dikkate celb eder, istihsana tergib eder. Nimetleri ihtirama onu
    teşvik eder; onunla kalen ve fiilen şükre irşad eder ve şükrettirir.” sözleri her şeye yeter.
    (Ancak, R.Nurlar canl? varl?k gibidir. Samimi olmayana s?rr?n? vermez; mahreme peçesini açmaz nadide bir güzeldir O. ?hlasla davrananlara, O da samimi yaklaş?r; kendisine suhuletle ulaşma imkân? veren bir dostluk kuruverir. O’nu paradigmalar? için kullananlar, O’nu kolay kolay anlayamazlar.)
    Şükür Risalesinde, hep şükretmeyi nazara verir. Her şey insana göre ayarlanm?şt?r. ?nsan da r?zka muhtaç yarat?lm?şt?r. R?z?klardaki şekiller, kokular, tatlarla, bütün duyu organlar?m?za hitap eden lezzetlerle insanlar şükre davet edilmiştir. Yani burada Allah’?n nimetlerini, O’nu tan?mak, sevmek ve O’na şükretmek için yiyebilirsiniz mânâs? ortaya koyulur, hat?rlat?l?r. Yememek, içmemek, burada da söz konusu değildir. Rezzak tan?n?p sevildikçe, O’na hamd edildikçe, hiç bir tehlike de yoktur
    ?slam f?kh?, yenemeyecek şeyleri belirlemiştir, Haramlar azd?r, helal daire keyfe kâfidir. Anlat?ld?ğ?, iddia edildiği gibi, helâl dairedeki lezzetleri, kesben terkle ilgili bir durum yoktur.
    Bu arada baz? müminlerin tutmas?na rağmen, Peygamberimizin, aral?ks?z üç ay süreli oruç tutmad?ğ?n? ?lahiyatç? arkadaşlar?m?n bilgilerine istinaden söylemek istiyorum. Ayr?ca, Bediüzzaman Hazretlerinin, devaml? oruç tutup bitkin olan baz? talebelerine ders sonras? ders baklavas? hükmündeki lokumu yedirerek, nafile oruçlar?n? bozdurduğunu, iyi ve doğru haber veren kaynaklardan duyduğumu da ifade etmek lüzumunu hissediyorum.
    Bunlar? söylerken haftan?n belli günlerinde oruç tutan, teheccüte kalkan, asla fazla yemeyen, dünyevî hiçbir şeye, çok önem vermeyen, onlar? kalbine koymayan imrendiğim hâlis arkadaşlar?m? asla bu kategoride düşünmediğimi de aç?kça ortaya koymak lüzumuna inan?yorum.
    Dinî yay?n yapan bir TV. kanal?nda, üzülmeme sebep bir film seyretmiştim. Beyninde tümör olan babas?n? hastaneye getiren bir evlat var. Hastanede babas?n?n baş?nda s?k?nt?larla beklerken yorgunluktan uyuyup kal?yor. Rüyas?na sakall? bir pir-i fani, ona, “Baban? eve götür, oku.” filan diyor.O da babas?n? eve getiriyor. Baş?nda Kur’an okuyor. Babas? iyi olup kalk?yor.! Şaş?rmamak elde değil.
    Mübarekler (!), şifay? sadece Allah’?n vereceğini anlatay?m derken, maalesef ?slâm d?ş? bir şeyleri ortaya koyduklar?n?n fark?nda değiller.
    Müminler galiba, tevekkülü yanl?ş anl?yorlar. Mülk alemindeki Allah’?n koyduğu, uyulmas? zorunlu olan kevnî kanunlara riayet etmeyerek dünya hayat?nda perişan oluyorlar. ?nançs?zlar ise mülk aleminde perde olarak yarat?lan esbab?, hakiki güç sahibi gibi kabul edip onlara riayet ettiklerinden, dünyada muvaffak oluyorlar ama, bu şirklerinin cezas?n? başka bir alemde elbette çekecekler. Bu konunun “dîn” kelimesinde detayl? izah? vard?r. (?.?caz-1162)
    Bizler, mesela, arabam?z? sürerken trafik kaidelerine uyup, h?z?m?z? makul tutup, bak?ml? ve iyi arabalara binerken de Bismillah deriz. Çünkü sebeplerin arkas?nda muhafaza eden hakiki Hafîz O’dur. H?fz?, O’na vermek, iman?m?z ve ak?l gereğidir.
    En iyi yerde bulunan iş yerimizde, iktisad?n kaidelerine azam? riayet ederek iyi bir esnafl?kla, en iyi mal?, en iyi fiyata sat?p para kazan?nca da yine perdeler, sebepler arkas?nda, Rezzak-? Hakikinin elini görmeliyiz.
    En iyi doktorlarla, en iyi ilaçlarla tedavi olurken de esas şifa verenin O olduğunu, Şafi-i Hakiki O’nun olduğunu, hiç unutmay?z. Bu davran?şlar?n doğruluğuna inan?r?z.
    ?yi niyetler için de olsa hakikati sapt?rarak, ?slâm’?n anlat?lmas? elbete yanl?şt?r. Dünyan?n ve lezâizin terkinde de böyle bir durum istemeden de olsa söz konusu oluyor galiba.
    Bediüzzaman Hazretlerinin, Avrupa ve Felsefe ile alakal? da çok menfi söylemleri vard?r. Ama bu, baz? müminlerin düşüncelerinden çok farkl?d?r. BSN. her şeyde olduğu gibi bu meselelerde de analizci-sentezci bir yaklaş?m sergiler. O’nun eserlerini bir küll olarak görebilenler onun Avrupa’y? da felsefeyi de ikiye ay?rd?ğ?n?, müsbet ve menfi taraflar?n? aç?kça ortaya koyduğunu, müsbet yönlerine taraftar olduğunu kolayca görürler. Müzikte de, ayni şekilde toptanc? bir davran?ş sergilemez.
    ?ktisat Risalesinin girişinde de”(657) “Hâl?k-? Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor.” denilerek yine ayni mânâ te’kit edilir. Yani, kuvve-i zaika kap?c? görüldüğü ve ona fazla bahşiş verilmediği sürece insan lezzetini takip edebilir.
    Arkadaşlar?m da benim gibi, birazda Manisa’n?n, oldukça hür bir zemin olmas?ndan da olsa gerek, inand?klar? fikirlerinden hemen kolay vazgeçemiyorlar. Bir defa da, ?ktisat Risalesinde bahsi geçen, Şeyh Geylânî' Hazretlerinin’nin (KS) terbiyesinde evlad? bulunan, nazdâr ve ihtiyâre han?m’dan bahsederek; o han?m?n evlad?n?n kuru ekmek, şeyhin ise k?zarm?ş tavuk yemesine itiraz edişi üzerine, şeyhin o han?ma söylediklerini davalar?na delil olarak sunanlar olduğunu belirttiler.
    Şeyh Geylânî'nin : "Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin." dediğini; yenmiş tavuğu yürütmenin bizler taraf?ndan mümkün olamayacağ?ndan da, bizlerin öyle tavuk falan yiyemeyeceğimiz, dolay?s?yla “ lezaizi terk etmek” anlam?n?n ç?kacağ?, söyleniyor, dediler.
    Halbuki BSN. bu hikayeden ç?kar?lacak ders için, olay?, özü ayni kalmakla beraber kendi tarz?nda, çok farkl? bir şekilde aç?yor ve:
    “?şte, Hazret-i Gavs'?n bu emrinin mânâs? şudur ki:
    Ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, akl? midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir.(658)” diyerek bu asr?n fehmine ve akla çok daha fazla uyan ?slâm’?n görüşünü ortaya koyuyor. Mümin olursan, mânâ-i harfiyle bakabilirsen, şükür için yersen, olur; sen de yiyebilirsin diyor.
    Evet bir başka yerde de:
    “Bil, ey hodgâm! Bu dünyada saadet, terk-i dünyada.
    Hüdâbin isen, O kâfidir, b?raksan da bütün eşya lehinde.
    Ger hodbin isen helâkettir, ne yaparsan bütün eşya aleyhinde.
    Demek terki gerektir her iki halde bu dünyada.”(78)
    diyerek, yine terkin zaruretini anlat?yor; ancak hemen arkas?ndan da, bunun ne anlama geldiğini de aç?kl?yor:
    “Terki demek: Hüdâ mülkü, Onun izni, Onun nam?yla bakmakta .”
    Bir arkadaş da, aşağ?daki sat?rlar?n “Dünyan?n ve ona ait her şeyin berbat ve kötü olduğunu” anlatmak için delil olarak sunulduğunu ifade etti.
    “Beni dünyaya çağ?rma,Ona geldim fenâ gördüm.
    Demâ gaflet hicab oldu,Ve nur-u Hak nihan gördüm.
    Bütün eşya-y? mevcudat-Birer fâni muz?r gördüm.
    Vücut desen, onu giydim,Ah, ademdi, çok belâ gördüm.
    Hayat desen onu tatt?m-Azap-ender azap gördüm”(84)
    ……..diye devam eder. Evet her şey kötüdür. Çünkü imans?zl?k her şeyi ters yüz eder. ?nsan, 23. Sözde, köprü baş?ndaki cep fenerine güvenen şahs?n durumuna düşer. Kurtulmak için onu yere çarpmal?, vahye kulak vermelidir ki bu yanl?ş ve farkl? bak?ştan, realite d?ş? görüşten kurtulabilsin.(84)
    “Ak?l ayn-? ikab oldu,Bekay? bir belâ gördüm.
    Ömür ayn-? heva oldu,Kemal ayn-? heba gördüm.
    Amel ayn-? riya oldu,Emel ayn-? elem gördüm.
    Visal nefs-i zeval oldu,Devây? ayn-? dâ gördüm.
    Bu envar zulümat oldu,Bu ahbab? yetim gördüm.
    Bu savtlar nây-? mevt oldu,Bu ahyây? emvat gördüm.
    Ulûm evhâma kalb oldu,Hikemde bin sakam gördüm.
    Lezzet ayn-? elem oldu,Vücutta bin adem gördüm.
    Habib desen onu buldum,Ah, firakta çok elem gördüm.”(133) der feryat eder.
    Halbuki bu levhan?n baş?nda :
    Konu MuhammedSaid tarafından (27.05.07 Saat 01:01 ) değiştirilmiştir.
    MADEM ÖLÜM HAK NEDEN ALLAH İÇİN OLMASIN!

  2. #2
    Dost bahtiyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    7

    Standart

    “Birinci Levha-Ehl-i gaflet dünyas?n?n hakikatini tasvir eder levhad?r” diye yazmaktad?r.
    Ayr?ca bize, ehl-i imana ait bak?ş aç?s?, doğru görüş ise 2. Levhadad?r (85):
    “Ehl-i hidayet ve huzurun hakikat-i dünyalar?na işaret eder bir levhad?r.
    Demâ gaflet zeval buldu, .....
    Vücut burhan-? Zât oldu,Hayat, mir'ât-? Hakt?r, gör.
    Ak?l miftah-? kenz oldu,Fenâ, bâb-? bekad?r, gör.
    ......Ömür nefs-i amel oldu…..
    Bütün eşya enis oldu,Bütün asvat zikirdir, gör.
    Bütün zerrat-? mevcudat-Birer zâkir, müsebbih gör.………
    Eğer Allah'? buldunsa-Bütün eşya senindir, gör.
    Eğer Mâlik-i Mülke memlûk isen-Onun mülkü senindir, gör.” (85)
    Fakat ?man gözüyle bakamazsan, emaneti O’na satamazsan:
    “Eğer hodbin ve kendi nefsine mâliksen-Bilâ-addin belâd?r, gör,
    Bilâ-haddin azapt?r, tad, Belâ gayet ağ?rd?r, gör.” mânâs?;
    ?man gözüyle bakabilirsen, emaneti O’na satabilirsen:
    “Eğer hakikî abd-i hüdâbin isen,Hudutsuz bir safâd?r, gör,
    Hesaps?z bir sevap var, tad,Nihayetsiz saadet gör.” mânâs? söz konusu olur.
    Yine, 17.Sözün arkalar?nda ayni konuyu detayland?r?r (78):
    “Kur'ân'? dinleyen insana,…Dünya bir kitab-? Samedânîdir. Huruf ve kelimât? nefislerine değil, belki başkas?n?n Zât ve s?fât ve esmâs?na delâlet ediyorlar. Öyleyse mânâs?n? bil, al; nukuşunu b?rak, git.
    "Hem bir mezraad?r. Ek ve mahsulünü al, muhafaza et; muzahrafat?n? at, ehemmiyet verme.
    "Hem birbiri arkas?nda daim gelen, geçen aynalar mecmuas?d?r. Öyleyse onlarda tecellî edeni bil, envâr?n? gör ve onlarda tezahür eden esmân?n tecelliyât?n? anla ve Müsemmâlar?n? sev….
    "Hem seyyar bir ticaretgâht?r. Öyleyse al?şverişini yap, gel;.....
    "Hem muvakkat bir seyrangâht?r. Öyleyse nazar-? ibretle bak ve zahirî, çirkin yüzüne değil, belki Cemîl-i Bâkîye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faydal? bir tenezzüh yap, dön; ve o güzel manzaralar? irâe eden ve güzelleri gösteren....
    "Hem bir misafirhanedir. Öyleyse, onu yapan Mihmandar-? Kerîmin izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, ç?k, git. ....
    “?şte Kur'ân şu beş veche işaret ettiği gibi, başka hususî vecihlere dahi âyât-? Kur'âniye işaret ediyor. …..
    Arkadaşlar?m?z?n muhatap olduğu başka bir iddia da şöyle ifade edildi :
    -“Lezzetin zevali elem” olduğu için, lezzetleri terk etmek evlad?r.
    Ancak aşağ?daki metne dikkat edildiğinde, ayni eksik görmenin söz konusu olduğu anlaş?l?r:
    “Dünyas?n?n âk?betini küfür sâikas?yla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezâiz evlâd?r. Çünkü, o lezâizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden, adem-i mutlak?n elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez.”(1326)
    Evet lezzetin zevali elemdir; amma bu, küfür saikas?yla, her şeyin ak?betinin adem olduğunu vehmetmekten kaynaklan?r. Ehli iman olanlar için bu söz konusu bile değildir.
    Ayr?ca, Mesnevi’deki bu fikir biraz ileride yine tekrarlan?r :
    “Evet; olan âyet-i kerime, hamdin ayn-? lezzet olduğuna delâlet eder. Çünkü, hamd, in'am şeceresini, nimet semeresinde gösterir. Ve bu vesileyle zeval-i nimetin tasavvurundan has?l olan elem zâil olur. Çünkü, şecerede çok semere vard?r, biri giderse, ötekisi yerine gelir. Demek hamd, ayn-? lezzettir. (1328)
    Ayni eserde, birkaç sayfa daha ilerlesek hem, eksik anlay?şlar? tamamen reddeden “dünyay? kesben değil, kalben terk etmek” cümlesiyle karş?laş?r; hem de ayni i’lemin son paragraf?nda, 6.Sözdeki temel fikrin, fidanlar?n? görürsünüz:
    “?'lem eyyühe'l-aziz! Dört şey için dünyay? kesben değil, kalben terketmek lâz?md?r:..............
    “Fesübhanallah, Cenab-? Hakk?n insanlara fazl ve keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia olarak verdiği mal?, büyük bir semeni ile insandan sat?n al?r, ibka ve himaye eder. Eğer insan o mal? temellük edip Allah'a satmazsa, büyük bir belâya düşer. Çünkü o mal? uhdesine alm?ş oluyor. Halbuki kudreti taahhüde kâfi gelmiyor. Çünkü, arkas?na al?rsa, beli k?r?l?r, eliyle tutarsa, kaçar, tutulmaz. En nihayet meccânen fena olur gider, yaln?z günahlar? miras kal?r.”(1329)
    O’na sat?lan (O’nun ad?na ,O’nun istediği şekilde kullan?lan) her şey muhafaza edilir, bâkileşir. Ana mesele O’nun ad?na tasarruftur. O’nun istediği tarzda istifade etmektir. Terk yoktur. Esas olmadan, mânâ-y? ismiyle bakmadan onlardan istifade edilebilir. Terk, kalben yap?lacakt?r, kesben değil.
    Bu konuyla ilgili 32.Sözde şöyle bir temel bir soru vard?r :
    “Diyorsunuz ki: "Muhabbet ihtiyarî değil. Hem, ihtiyac-? f?trîye binaen, leziz taamlar? ve meyveleri severim. Peder ve valide ve evlâtlar?m? severim. Refika-i hayat?m? severim. Dost ve ahbaplar?m? severim. Enbiya ve evliyay? severim. Hayat?m?, gençliğimi severim. Bahar? ve güzel şeyleri ve dünyay? severim. Nas?l bunlar? sevmeyeceğim ? Nas?l bütün bu muhabbetleri Cenâb-? Hakk?n zât ve s?fât ve esmâs?na verebilirim? Bu ne demektir?"(292)
    Sevmemek, adeta mümkün değildir. Hatta muhabbet f?trî bir ihtiyaçt?r. O zaman sevmenin ölçülü hali nas?ld?r, nas?l olmal?d?r ? Buna da cevap çok aç?k ve nettir:
    “Muhabbet çendan ihtiyarî değil. Fakat, ihtiyar ile, muhabbetin yüzü bir mahbuptan diğer bir mahbuba dönebilir. Meselâ, bir mahbubun çirkinliğini göstermekle, veyahut as?l lây?k-? muhabbet olan diğer bir mahbuba perde veya ayna olduğunu göstermekle, muhabbetin yüzü mecazî mahbuptan hakikî mahbuba çevrilebilir.
    …Tâdât ettiğin sevdiklerini sevme demiyoruz. Belki onlar? Cenâb-? Hakk?n hesab?na ve Onun muhabbeti nam?na sev deriz.”
    Bütün nimetlerden Cenab-? Hakka gitmek, onlar? O’nun hesab?na sevmek belirtilir: diğer örneklerle de, sevgilerin nas?l ölçülü olacağ? izah edilir :
    “Meselâ, leziz taamlar?, güzel meyveleri, Cenâb-? Hakk?n ihsan? ve o Rahmân-? Rahîmin in'âm? cihetinde sevmek, Rahmân ve Mün'im isimlerini sevmektir; hem mânevî bir şükürdür. Şu muhabbet yaln?z nefis hesab?na olmad?ğ?n? ve Rahmân nam?na olduğunu gösteren, meşru dairesinde kanaatkârâne kazanmak ve mütefekkirâne, müteşekkirâne yemektir.” der ve arkas?ndan, evlâtlar?n, dost ve ahbab?n, han?m?m?z?n, hayat?n, gençliğin, bahar?n, dünyan?n, ölçülü ve dine ayk?r? olmadan nas?l sevileceğinin izahlar? yap?l?r.
    “Elhas?l: Dünyay? ve ondaki mahlûkat? mânâ-y? harfiyle sev; mânâ-y? ismiyle sevme. "Ne kadar güzel yap?lm?ş" de. "Ne kadar güzeldir" deme. Ve kalbin bât?n?na, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bât?n-? kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur.”
    “?şte, bütün tâdât ettiğimiz muhabbetler, eğer bu suretle olsa,
    • hem elemsiz bir lezzet verir, hem bir cihette zevalsiz bir visaldir.
    • Hem muhabbet-i ?lâhiyeyi ziyadeleştirir. Hem meşru bir muhabbettir.
    • Hem ayn-? lezzet bir şükürdür. Hem ayn-? muhabbet bir fikirdir.”(292-93)
    Daha sonra da, öyle izahlar yap?l?r ki, nimetlerle muhatap olman?n adeta zaruretini kabul eder ve bu muhatabiyetin getirdiklerinin büyük farkl?l?ğ?n? kavrars?n?z :
    “Meselâ, nas?l ki bir padişah-? âli,sana bir elmay? ihsan etse, o elmaya iki muhabbet ve onda iki lezzet var:
    Biri: Elma, elma olduğu için sevilir. Ve elmaya mahsus ve elma kadar bir lezzet var. Şu muhabbet padişaha ait değil. Belki, huzurunda o elmay? ağz?na at?p yiyen adam, padişah? değil, elmay? sever ve nefsine muhabbet eder. Bazan olur ki, padişah, o nefisperverâne olan muhabbeti beğenmez, ondan nefret eder. Hem elma lezzeti dahi cüz'îdir. Hem zeval bulur; elmay? yedikten sonra o lezzet dahi gider, bir teessüf kal?r.(Mânâ-y? harfiyle sevmek)
    ?kinci muhabbet ise, elma içindeki, elma ile gösterilen iltifâtât-? şâhânedir. Güya o elma, iltifât-? şâhânenin nümunesi ve mücessemidir diye baş?na koyan adam, padişah? sevdiğini izhar eder. Hem iltifât?n g?lâf? olan o meyvede öyle bir lezzet var ki, bin elma lezzetinin fevkindedir.
    • ?şte şu lezzet ayn-? şükrand?r. Şu muhabbet, padişaha karş? hürmetli bir muhabbettir.
    Aynen onun gibi, bütün nimetlere ve meyvelere zatlar? için muhabbet edilse, yaln?z maddî lezzetleriyle gafilâne telezzüz etse, o muhabbet nefsanîdir. O lezzetler de geçici ve elemlidir.
    Eğer Cenâb-? Hakk?n iltifâtât-? rahmeti ve ihsânât?n?n meyveleri cihetiyle sevse ve o ihsan ve iltifâtât?n derece-i lütuflar?n? takdir etmek suretinde kemâl-i iştah ile lezzet alsa,
    • hem mânevî bir şükür, hem elemsiz bir lezzettir.”
    Muhtelif muhabbetlerimizin, Kur'ân'?n emrettiği tarzda nas?l olacağ?; olunca da, neticelerinin, faydalar?n?n neler olacağ? net olarak ortaya konur.
    Ayr?ca yarat?lanlar, madem, gizli bir hazine gibi olan Allah’? tan?tmak için ise; yarat?lanlar da Kur’an ayetleri gibi, ama, kevnî ayetler ise ve onlar?n okunmalar? da bazen dille, bazen gözle veya kulakla oluyorsa; hatta onlar? tam anlam?yla, bütün incelikleriyle, okuyacak, alg?layacak (güzelliklerini, lezzetlerini ölçecek) cihazlar-adeta- sadece bizde varsa; yukar?larda anlat?lmaya çal?ş?ld?ğ? gibi; O’nun hesab?na, mânâ-y? harfiyle bakabilince ve onlar as?l hedeflerimiz olmad?kça, tebeî olarak kald?kça; onlara bakmak, muhatap olmak anlam?ndaki; istifade etmek, onlardan lezzet almak ve hatta O’nun ad?na onlara aş?k olmak, telaş edilecek bir hal değildir ve dahi güzeldir.
    Bediüzzaman Hazretleri, 6.Sözde “Emaneti sahibine satmak” mânâs?n? açan hikayecikle, ifade etmeye çal?şt?ğ?m?z fikri çok daha kesin bir şekle sokar.
    Sultan?n emaneti, sultan taraf?ndan sat?n al?nmak istenmektedir. Bu sat?n almaya rağmen, mülk muharebe süresince hizmetkar?n elinde kalacak ve Sultan taraf?ndan korunacakt?r.. Ayr?ca ona büyük fiyat verilecektir. Muharebe sonunda da mülk, tamaman emaneti satan hizmetkara verilecektir. O’na satmak ise O’nun ad?na kullanmakt?r.
    Yani Allah, vücudumuz dahil her şeyi bizlere emanet olarak vermiştir. Bu nimetlerle (dünya ve lezzetleriyle) O’nun istediği tarzda, Sünnete uygun, muhatap olursak; her şeyden, bu dünya hayat?nda da istifade etmemiz, lezzetleri de art?r?larak sağlanacak, daha sonra da her şey ebediyen bize mülk olarak verilecektir. ?ş bununla da kalmayacak, bu davran?şlar?m?z neticesi ayr?ca cennet bile bize mükafat olarak verilecektir.
    1. Sözün sonunda da nimetlerle muhatabiyetteki fiyat olarak zikir, fikir, şükür anlat?l?r. Çünkü onlar? terkten ziyade onlarla ölçülü muhatabiyet söz konusudur.(4)
    Sonuç olarak; Bediüzzaman Hazretleri sofiler gibi dünyay? kesben terk etmeyi söylemez; ehl-i dünya gibi de muhatap olmaz. O, terk etmeden, terk etme denebilecek, harika bir Yeni Yolu, Kur’andan ç?karm?şt?r.
    “Der tarik-i Nakşibendî lâz?m âmed çâr terk /
    Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk"dememiş.
    "Der tarik-i aczmendî lâz?m âmed çâr çiz /
    Fakr-? mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz."(354 )diyerek;
    acz, fakr hissedilerek şükür ve şevk içinde olmay?, bir tarz olarak ortaya koymuştur.
    Mânâ-y? harfîyle bakmak şart?yla, buna adeta Mehmet F?r?nc? ağabeyin dediği gibi:
    “Celbi dünya, celbi ukba, celbi hesti , celbi celp” denilebilir.
    Bediüzzaman’in, dünya ve lezâizinin terkiyle ilgili ortaya koyduğu esaslar olarak;
    1. Onlar?n, hayat?m?z?n as?l hedefi olmamas?;
    2. Kalben onlara meyledilmemesi, bağlan?lmamas?;
    3. Onlar?n kesben değil, kalben terk edilmesi;
    4. Kimin taraf?ndan verildiklerinin muhakkak bilinmesi;
    5. Bütün nimetler için O’na şükredilip teşekkür edilmesi;
    6. Sadece helal olanlarla muhatap olunmas? ;
    7. Onlar yüzünden, asli vazifelerimizin terk edilmemesi, aksat?lmamas?;
    8. Başkalar?n, bilhassa muhtaçlar?n imrendirilmemesi, tahrik edilmemesi;
    9. Bütün, lezzetlerden; onlar? veren Allah’a gidilip, onlar?n O’nun hesab?na sevilmesi;
    10. Dünya ve mahlûkat?n?n, mânâ-y? harfiyle sevilmesi, mânâ-y? ismiyle sevilmemesi;
    11. Ruhumuzun cesedimize, kalbimizin nefsimize, akl?m?z?n midemize hâkim k?l?nmas? ve lezzetlerin şükür için istenmesi .....ölçülerini ç?karmak doğru olacakt?r..
    Cenab-? Hak, hepimize, ?slâm’? doğru anlamay?, doğru yaşamay? nasip etsin.


    KARAKALEMDEN ALINMIŞTIR(www.1111karakalem.net) Hilal Köprücüoğlu
    * Verilen sayfa numaralar?, 2 Ciltlik Risale-i Nur Külliyat?na aittir

    yorumlar?n?z? bekliyorum..............
    Konu MuhammedSaid tarafından (27.05.07 Saat 01:01 ) değiştirilmiştir.
    MADEM ÖLÜM HAK NEDEN ALLAH İÇİN OLMASIN!

  3. #3
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    herşeyin maddeye, tüketime endekslendiği bu asr?m?zda bir müslüman?n "tüketmeye" teşvik edilmesinde bir mana göremiyorum.zaten fazlas?yla tüketiyoruz.
    keşke peygamberimizin,sahabelerin,üstad?m?z?n hayatlar?n? kendimize örnek alsak..nefsimizi terbiye edebilsek isteklerini geri çevirerek..iktisat düsturlar?n? uygulabilsek..

    yorumum böyle..
    Konu MuhammedSaid tarafından (27.05.07 Saat 01:01 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tasavvuf yolu, her hâlükârda aşk yolu mudur?
    By YİĞİDO in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 18.10.11, 12:15
  2. Her Yeni Gün, Yeni Bir Alemin Kapısıdır
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 07.01.10, 00:04
  3. İşaret Levhaları: Yolu Bilmek İçin mi, Yolu Yürümek İçin mi?
    By Manâ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.06.08, 05:53
  4. Kesben Değil Kalben Terketmenin Sırrı?
    By ecrin54 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 27.10.07, 13:12

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0