+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Tasavvufta Nefsin Mertebelerinin Sınflandırılması

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Tasavvufta Nefsin Mertebelerinin Sınflandırılması

    Alıntı BERXUDANZLN Nickli Üyeden Alıntı
    Insanlar? zulmet ve gaflete dusuren emmarenin yedi cesit kötü ve çirkin s?fat? vard?r.Emmarenin bu s?fatlar?n?n cehennemden al?nmas?na karş?l?k,mutmeinnenin s?fatlar? sekiz cennetten al?nm?şt?r.Bunun içindir ki,

    "yedi cehennem ile sekiz cennetten insanlar?n gideceği yerlerdir.denilmiştir.

    Ünlü veli Abdulkadir geylani (K.S. ) hazretleri bu sifatlar? şöyle aç?klam?şt?r.

    NEFSI EMMARENIN SIFATLARI: CIMRILIK, HIRS, BILGISIZLIK, SER VE KOTULUK, HASED, KIN VE OFKEDIR.

    NEFS-I LEVVAMENIN SIFATLARI: GAYR -I AHLAKI ARZU VE HEVESLER, HILE, KENDINI BEGENMISLIK, GEREKSIZ, TEVEKKUL, BASKASINA USTUN GELIP ONU ARZUSUDUR. NEFS-I

    MUTMAINNENIN SIFATLARI: COMERTLIK, TEVEKKKUL, TAHAMMUL, HAKIKAT, RIZA VE SUKURDUR.

    NEFS- I MULHIMENIN SIFATLARI: KANAAT, COMERTLIK, ILIM,
    TEVAZU TEVBE VE SABIRDIR: AYNI ZAMANDA AGIR SEYLERE KATLANMAKTIR.


    NEFS-I RAZIYENIN SIFATLARI: ZUHB, ASK SEVGIDIR.

    NEFS-I MARZIYENIN SIFATLARI: GUZEL AHLAK, LUTUF, YAKINLIK VE BUTUNUYLE RESULULLAH'IN SUNNETIRDIR.
    SAMIME VE SAFIYE'NIN SIFATLARI: HALKTAN CEKILIP - BAZAN- YALNIZLIGI TERCIH ETMET, SUSMAK, DOGRULUK, YARIN, VEFA VE EMIRLERE SIKI BAGLI KALMAKTIR.(49)

    ARIFLERIN ISIGI VELILERIN ONDERI, MUSLUMANLARIN, SIGINACAGI, IMAM-I RABBANI MUCEDDID-I ELF-I SANI AHMET- FARUKI - NAKSIBENDI- HAZRETLERI BUYURMUSLARDIR KI:
    "KOTU HUYLARIN HER AN KENDIMDEN YARILARAK UZAKLASTIKLARI GORULUYOR. BIRCOKLARINI, IPLIK GIBI CIKTIKLARI BELLI OLUYOR. BIR VAKIT GELIYOR KI TUM AYRILDIKLARI ANLASILIYOR.(50)

    TASAVVUFI AHLAKIN AMACI, INSANIN BESERI VE SUFLI HAYATTAN SAF RUHI HAYATA YUKSELMESI VE KENDISININ MUMKUN OLAN EN YUKSEK KEMALE ULASMASI ICIN NEFSINI KOTU DUYGULARDAN VE HAYVANI EGILIMLERDEN KURTARARAK AHLAKINI DUZELTMESI, ZAHIR VE BATININI TENVIR ETMESINI SAGLAYAN BIR DISIPLINDIR. NITEKIM TASAVVUF " KAL ILMI" DEĞ?L ''HAL?M?'' D?YE TAR?F ED?L?R...


    Nefs`in bilincinin kendini tan?mas? yedi mertebede olur.
    Nefs, 1. mertebede, dilediklerini gerçekleştirmeğe çal?şt?ğ? beden kabul etme durumundad?r.
    Bu düzeyde, kendini beden kabul ettiği için, bedenin bütün istek ve arzular?na sahip ç?karak, bedenin dilediği her şey için onlar? gerçekleştirme emrini verir; ve onlar? yapt?r?r!
    Buna, emreden Nefs anlam?na, "Emmare Nefs" denmiştir. Bu düzeyde yaşayan bir insan, bütün ağ?rl?ğ?n?, yeme içme, rahat?na düşkün olma, uyuma, seks, bedene dönük nam, şan şöhret peşinde koşma ile ortaya koyar.
    Genelde, insanlar?n çok çok büyük bir k?sm? bu düzeydedir. Kendini beden kabul ederek, bedene dönük istek ve arzular? gerçekleştirme yolunda yaşama hâlidir bu..
    Bu durumda Nefs, tamam?yla Rûbûbiyeti yaş?yordur!. Bunun en güzel örneği Firavun`dur!
    Diğer bir anlat?mla, kendini tanr? olarak görür, o şekliyle yaşar, kendinin orijinini, var edenini, asl?n? kabul etmez!.
    Şayet bu Nefs, hidâyete erdirilirse, ak?l ona ?ş?k tutarsa, düşünmeğe başlar ve şöyle düşünmeğe başlar:
    "Bir süre sonra, ölüm denilen olayla bu beden elimden gidecek ve ben, bu bedensiz olarak yaşama devam edeceğim!. Bu bedeni yitireceğime göre, demek ki ben bu beden değilim!. Peki o zaman ben neyim?.."
    Böylece akl?n? kullanmağa başlarsa bir tak?m çal?şmalara girer; kendini ve bütün varl?ğ? meydana getiren ana varl?ğ? araşt?rma yoluna gider!. Neticede gerek kendini ve gerekse bu varl?ğ? meydana getiren Ana varl?ğ? kabul eder!
    Kabul ettiği zaman, "Ben bu bedeni terk ediyorum, böyle bir varl?k var. Öyleyse ben, "ben"i meydana getiren bu val?ğ?n ne olduğunu anlay?p bilmek durumunday?m.. Ayr?ca da bu bedenden kendimi kurtarmak durumunday?m..." diye düşünmeye başlar. Hâlini eleştirir...
    "Sadece yiyip-içip, sekse ve rahat?ma dönük yaşamağa dair yapt?ğ?m çal?şmalar, beni bir tak?m gerçeklerden alakoyuyor. Bu durumda, ben baz? çal?şmalar yapmal?y?m. Bu güne kadar zaman?m? boşuna geçirmişim, ben bunlar? nas?l telâfi edeceğim" diye düşünüp pişmanl?k duyar kendi kendine k?zmağa başlar. Kendi kendine "levm" eder...
    ?şte baz? gerçekleri idrâk etmesi sonucu, kendi kendine k?zmağa başlamas? itibariyle bu Nefs`e, "Levvame Nefs" denmiştir...
    "NEFS" bu eksiklerini farkedip bunlar? tamamlama yolunda bir tak?m düşünsel ve bedensel gerekli çal?şmalar? yapt?ktan sonra, beyinde belli hassasiyetler oluşur.
    Bu hassasiyetler sonucunda beyin, âfâkî veya enfüsî belli ilhamlar almağa başlar!. Bu ilhamlar?n baz?lar? neticesinde o Nefsin bilinci, akl?n? üst düzeyde kullan?r. Akl? da, Akl-? Küll`den ilham almağa başlar.
    Çünkü Nefs`in asl? Nefs-i Küll olduğu gibi, kendinde mevcut bilinci de, Akl-? Küll`den ak?l almağa başlar...
    Ve, bütün bunlar kendisine ilham yollu gelir.
    Bu ald?ğ? ilhamlar neticesinde, şunu fark etmeğe başlar:
    Varl?kta iki tane mevcut yoktur. Varl?k, TEK-B?R`den ibarettir. O da "Allah" özel ismiyle işaret edilen yüce varl?kt?r.
    Peki, varl?k Tek-Bir olduğuna göre; O`nun içinde veya d?ş?nda ikinci bir mevûd olmad?ğ?na göre; yaln?zca kendi varl?ğ?, benliği mevcut!. O hiç bir zaman yok olmuyor...
    O zaman farkeder ki ki:
    "Benim Nefsimin hakikat?, O mevcut olan, Tek`tir"!.
    Ve böylece anlar ki "Nefs"i, gerçekte "Nefs-i Küll"dür... "Ruh-u izâfî"si gerçekte, "Ruh-u Mukaddes"dir"!.
    O ana kadar, benim bir "Nefs"im var, bir de "Nefs-i Küll" var... Benim bir akl?m var, bir de Akl-? Küll var. Benim ruhum var, bir de Ruh-u Mukaddes var, diye düşünürken, bu gelen ilhamlar sonucu anlar ki :-i Küll"dür!. (1)
    "Akl"?, "Akl-? Küll"dür!.
    "Ruh"u, "Ruh-u Mukaddes"tir!.
    ?şte, bu ilham al?ş? sonucundaki ad? art?k "Nefs-i Mülhime"dir... Yani, ilham almakta olan, "ilhamla kendini bulmuş Nefs" anlam?nda...

    &

    (1)"NEFS-i KÜLL" deyimi, göresel varolan parçalar?n toplam?, anlam?na gelen "tümel nefs" diye değil; gerçekte varolan "tek mutlak nefs"=tek mutlak bilinç" anlam?nda değerlendirilmelidir

    &

    ?şte bu aşamada, "Nefs", düşünce dünyas?nda çok önemli problemlerle yüzyüze kal?r...
    Tasavvufun en büyük girdaplar? burada başlar!.
    Yani, "Mülhime Nefs" bilinci seviyesinde!..
    "Mülhime Nefs" bilinci, tasavvufta en problemli bölümdür!.
    Halk?n "evliyadan" sand?ğ? kişilerin yüzde 99`u, henüz "mutmainne"ye ad?m atmam?ş ve dolay?s?yla gerçekte "velâyet" mertebesini kazanmam?ş olan "mülhime" ehli olan "ârif"lerdir!.
    Gerçek "ben"inin, Nefs-i Küll, Akl-? Küll, Ruh-u Mukaddes olduğunu farkeden "Nefs"; eğer, bir beden olma yolundaki belli kabulleri ve şartlanmay? hakk?yla terkedememişse, bu defa özüne ait olan yüce özellikleri bedene mâledip, Rubûbiyetini bedende yaşamak ister!. Yani, Nefsinin hakikat?n?n gereklerini, madde boyutunda, kendisi olarak kabul ettiği bedeniyle yaşamak ister!...
    Bedenin doğal özelliklerini "nefs"anî özellikleriymiş gibi kabullenerek yaşamak istediği zaman şöyle bir gerekçeye s?ğ?n?r:
    "Mâdem ki Ben Hakk`?n varl?ğ?y?m, benim d?ş?mda da ayr?ca ikinci bir varl?k yok, öyle ise Hak benim!... O takdirde ben dilediğimi yapar?m"!.
    Ve, yaşam?na yön verme işini, Rubûbiyet hükmünden ve hükmüyle oluşan NEFS`e verip; en güzel şekilde yemeğe, en güzel şekilde içmeğe, en güzel şekilde seks hayat? yaşamağa, en güzel şekilde dünyal?ğa sahip olmağa kayar; ve bu defa yüce mertebeye ç?km?ş Nefs, bedenin tabiat? içinde boğulur gider, helâk olur!.
    Çünkü birimden aç?ğa ç?kan "Nefs", hakikat? itibariyle, "Halife" olan bir yap? olmas?na rağmen, "kendisinin beden olduğu yolundaki varsay?mdan" kurtulamad?ğ? için, Rubûbiyeti bedene verdi ve dolay?s?yla da tabiat batağ?nda boğuldu...
    ?şte, geçilmesi gereken en önemli ve en zor girdap buras?d?r!.
    Buray? geçmenin yegâne yolu, bedenin istek ve arzular?na karş? ç?kmak; kendisinin beden olmad?ğ? yolundaki bilgiyi sürekli olarak hat?rda tutup, muhafaza edip bunun gereğini sürekli yaşayabilmektir...
    Mümkün olduğu kadar az yemek, az içmek, az uyumak, mümkün olduğu kadar sekse hakim olmak veya belli bir süre için kald?rmak, maddeye dönük istek ve arzular? terketmek... Tâ ki, kendisinin hakikat? gereği bak?ş aç?s? meleke olarak yerleşsin...
    Nefs, bu hakikat? meleke olarak yaşamaya başlay?p tatmin olduğu zaman. "Nefs-i Mutmainne" ad?n? al?r... Velâyetin ilk basamağ?, girişidir Nefs-i Mutmainne bilincindeki idrâk ve yaşam...
    Nefs-i Mutmainne hâlini yaşayan ne kendinde, ne de çevrede Hak`k?n varl?ğ?ndan başka bir şey görmez!. Var olan sadece, Hak`t?r! Hak`k?n d?ş?nda da hiç bir şey yoktur, der...
    Bu noktay? geçtikten sonra tekrar Mülhime`ye dönüş, Mülhime batağ?na saplanma olay? yoktur...
    Kişi, Emmare`de iken Levvame`ye geçer... Kâh Levvame halini yaşar.. Kâh Emmâre`ye düşer bedenin istek ve arzular?na tabi hâle gelir.
    Yani, Emmâre ile Levvame aras?nda gidiş geliş vard?r.
    Çal?şmalar?na devam eden kişi Levvame`den sonra, Mülhime`ye geçer..
    Kâh ilham al?r, ilim al?r, hakikat?n? hisseder, buna göre yaşam?na yön verir günlük, anl?k haller içinde; kendini Hak olarak hisseder!. Kâh da tekrar Levvâme`ye döner, bedene, tabiata dönük halleri yaşar; yemeğe, içmeğe, sekse dönük arzular? ağ?r basar...
    Yani bu defa, Levvâme ile Mülhime aras?nda gidip gelmeler olur... Zaman içinde, bu gidip gelmeler gittikçe azal?r ve bir üst mertebede oturmağa başlar. Art?k kendini bedenden soyutlamağa başlay?p bir bilinç varl?k olarak hissediş hâli ağ?r basmaktad?r. Bu arada zaman zaman "Ben yokum O var" görüşü ile yaşar... Bu seyir daha ziyade enfüsîdir.
    "Tevhid-i ef`âl" deyimiyle anlat?lmak istenen "tüm fiillerin gerçek failinin Hak olduğu" gerçeğini fark ve idrâk ediş bu mertebede olur...
    Bundan sonra da s?ra "Tevhid-i esmâ", "Tevhid-i s?fat" ve "Tevhid`i Zât" müşahedesine gelir.
    "Tevhid-i esmâ", varl?kta alg?lanan tüm özelliklerin Allah`?n isimlerinin oluşturduğu mânâ terkipleri olduğunu farkedip; varl?ğ?, o anlay?şla seyretmektir.
    "Tevhid-i s?fat", varl?kta alg?lanan ve alg?lanamayan tüm yap?lar?n Allah`?n s?fatlar?n?n işaret etiği mânâlarla varoluşlar?n? idrâk edip, bunun gereğini yaşamakt?r.
    Bunu biraz daha aç?klamak gerekirse şöyle anlatabiliriz...
    Bir birim; "ALLAH" isminin anlatmak istediği "HAY" isminin işaret ettiği "HAYAT" s?fat?yla vard?r..
    "ALÎM" isminin işaret ettiği "?L?M" s?fat?yla yap?s?n?n ve varoluş gereğinin getirdiği ölçüde bilinçlidir..
    "MÜRÎD" isminin işaret ettiği "?RADE" s?fat?yla ilminin getirdiklerini dileyebilmektedir... gibi...
    Tüm birimlerin varl?klar?n? meydana getiren vas?flar Tek Zât`?n vas?flar?yla kâimdir.
    "Tevhid-i zât", varl?kta alg?lanan ve alg?lanamayan tüm yap?lar?n zât?n?n, özünün Allah`?n Zât?yla kâim olduğunu yaşamakt?r!. Kelimeler ile ancak bu kadar anlatabileceğimiz olay?n gerçeği ise yaşayanlarca malûmdur elbet.
    ?şte bu müşahedelere ermenin neticesinde Nefs, Mülhime idrâk?na yerleşir... Yavaş yavaş bu anlay?şlarla kendisini tan?mağa başlar..
    Neticede Mülhime`de kendi hakikat?na dair tatmin edici bir yaşam oturur. Âfâkî ağ?rl?kl? olan bu seyr sonucunda "var olan yaln?zca Hak`t?r; gayr? mevcud değildir" idrâk?, yaşama dönüşür.
    Ne zaman ki bu idrâkta tam tatmin olur, Mutmainne`ye geçmiştir art?k. Bu durumda o kişide zâhir olan isimler bileşiminde "VELÎ" isminin mânâs? ağ?rl?k kazan?r.
    Mutmainne`den sonra Mülhime`ye geri dönüş olmaz!.
    ?şte onun için :
    "Allah velileri için ne bir korku, ne de mahzun olurlar" (10-62)
    uyar?s? gelmiştir...
    Art?k sanma ki, Mutmainne`ye geldikten sonra onda bedene dönük istek ve arzular görülür!. Art?k, onda bedene dönük istek ve arzular kalmam?şt?r... Niye?... Çünkü, Hak`?n hakikat?n? yaşamağa başlam?şt?r... “Cem makam?” denilen bu bilinç seviyesinde varl?kta "Hak"tan gayr? bir şey olmad?ğ? müşahede edilir.
    "Ene`l Hak" anlay?ş? burada aç?ğa ç?kar.. Vahdet-i Vücûd anlay?ş? buradan başlanarak yaşan?r..
    "....Görür gözü, işitir kulağ?, söyler dili BEN olurum"!...
    Kudsî Hadisinin işaret ettiği anlamda, orada "Ene`l Hak" diyen Hak`k?n kendisi olur!... T?pk?, ateşten Musa Aleyhisselâm’a "Kesinlikle Ben ALLAH`?m" hitâb?n?n gelmesi gibi... Sanma ki, gördüğün kuldur o sözü söyleyen!.
    "ATTIĞINDA SEN ATMADIN, ATAN ALLAH`TI" (8-17)
    Âyetinin anlam? bu mertebede farkedilir ve yaşan?r!.
    "Fenâ Fillah" yani Allah varl?ğ? yan?nda kendi "yok"luğunu yaşama mertebesidir; ki "velâyet" dahi burada başlar.
    Burada önemli bir noktaya değinmek istiyorum...
    Kişide, idrâk ilerlemesi vard?r. Kişideki idrâk ilerlemesinin neticesinde Ruh`da yani astral-?ş?nsal bedende gelişen belli kuvvetler vard?r.
    Bir de, Nefs`in bilincini geliştirerek kendinin tabiat kay?tlar?ndan beri olduğunu farketmesi olay? vard?r.
    Kişide ilerleme iki yönlü olur :
    1-Kişinin ruhânî kuvvetlerinin gelişmesi.
    2-Nefs`in bilincinin ar?nmas?.
    Genelde Tasavvufta tarikatlar bu iki sistemden birine öncelik verirler. Baz? tarikatlarda, ruhânî kuvvetlerin gelişmesine ağ?rl?k vermişler, "Nefs"i ikinci plâna b?rakm?şlard?r. Baz? tarikatlarda, "Nefs"i ar?nd?rmaya ağ?rl?k vermişlerdir. Ruhânî kuvvetlerin gelişmesini, "Nefs"e bağl? olarak ilerletmişlerdir.
    "Nefs" terbiyesinden ana murad "Nefs"in bilincini tezkiye etmek yani ar?nd?rmakt?r!. Sonuçta "Nefs"i "saf" hâle getirmek, ya da bir diğer deyişle orijinine dönüştürmektir.
    "Nefs"in bilincini ar?nd?rma tâbiriyle, "Nefs"in kendi hakikat?n? anlamas? neticesinde, kendini beden varsaymaktan ileri gelen, bedene dayal? yaşam tarz?ndan uzaklaşma mücadelesi vermesinden söz ediyorum!.
    "Nefs"inin hakikat?n?n Hak olduğunu hisseder; ancak öte yandan, "Nefs"inin bilincinin kapasitesinden dolay?, kendini beden kabul etmekten ileri gelen bir tak?m yerleşmiş al?şkanl?klar? da var...
    Nefs, kendini beden kabul ettiği için, yemeğe-içmeğe, maddî zevklere dönük bir yaşam içine girer!.
    Oysa Nefs`in, kendi benliğini, hakikat?n? anlay?p idrâk edebilmesi için, bunlar? kontrol alt?na almas? lâz?m!. Bununla birlikte, bir de yap?lan ibadetler, namaz, zikir, oruç vs. gibi çal?şmalarla, ruhânî kuvvetleri gelişir ve buna bağl? olarak Nefs`ini tan?ma imkânlar? da artar.
    Eğer kişi, ruhânî kuvvetlerini geliştirme yolunu tutmuş; ilimle, gerçeği itibariyle Nefs`ini tan?m?ş, Mülhime`ye geçmiş ise ne alâ...
    Ancak, Levvame
    `yi geçti, Mülhime bilgilerini edindi, fakat Nefs`ini ar?nd?rma mücadelesine girmedi ise...
    Nefs, bilincini ar?nd?rma mücadelesine girmediği için tabiat hükmünden kendini kurtaramad?!...?şte burada baz? tehlikeler ve enteresan olaylar söz konusu.
    Baz? kişilerde, yap?lan belli çal?şmalar sonucu, Ruh kuvvetinde gelişme olur.
    Beynin çal?şan kapasitesi belli çal?şmalar sonunda baz? özelliklere ve kuvvetlere kavuşur!. Bu hassasiyete kavuşma neticesinde de ruhânîyetinde yükselme olur. Ve, beynindeki bu kapasitenin getirdiği özellik ile belli şeyleri görebilir, sezebilir veya belli mânevî çal?şmalar? yapabilir, mânevî seyahatleri gerçekleştirebilir ve hatta mânevî baz? görevleri yapabilecek düzeye ulaşabilir...
    O zaman bu kişiye belli çal?şmalar, görevler yapt?r?l?r. Gerek al?şt?rma düzeyinde, gerekse ihtiyaç duyulan düzeyde, üsttekiler taraf?ndan ona belli görevler tevdi edilir.
    Fakat bu kişi, Nefs terbiyesi aşamas?ndan tam geçmediği için, yani Nefs, bilincini tam ar?nd?r?p, kendini beden kabul etme aşamas?ndan geçemediği için, onda keşif ve fetih denen haller kesinlikle olmaz!.
    Avam, "keşf"in ne olduğunu bilmediği için, cinlerden ald?ğ? bilgileri satan kişileri evliyadan ve "keşif" sahibi san?r!. Oysa "keşif" ancak Mutmainne mertebesinde "veli"lerde başlayan bir kemâldir.
    ?şte, "sen kapal? gidiyorsun, sen kapal? olarak baz? görevler yap?yorsun" denen hâl, Nefsin kendini beden kabul etme hâlinden kurtulamamas? dolay?s?yle, onun beyin gücünün üst düzeydekiler taraf?ndan kullan?lmas?d?r.
    O, kendindeki bu kuvvetin ve kullan?l?ş?n fark?nda değildir... Ancak, onun bu yeteneğini daha üst mertebedekiler, onun beyni vas?tas?yla kullan?rlar. O kişi birtak?m şeyler yapar, fakat bundan haberdar değildir.
    Bundan haberdar hâle gelebilmesi ancak kendisinin, kendini beden kabul etme hâlinden kurtaracak çal?şmalarla bundan kurtarabilmesiyle mümkündür.
    Aksi takdirde, o kişinin beyininin devrede olan kapasitesi kuvve olarak "Mutmainne" düzeyininkine ulaşm?şt?r; ama Nefsi bilinci itibariyle, henüz "Levvame"de veya "Mülhime"dedir!...
    Oysa önemli olan, her ikisinde de "Mutmainne"ye ulaşmas?d?r. Her iki yönden de "Mutmainne" kemâlât?nda bütünleşmedikçe o kişi kendi yapt?ğ? mânevî görevlere, mânevî çal?şmalara muttalî olamaz.
    Bir de, "Falanca evliyâdan kişi derecesinden düştü, Velâyetini kaybetti" derler. Bu, falanca "velinin mertebesinden düşmesi, velâyetini kaybetmesi" denen olay vard?r...
    Bu durum kişinin sadece ruhânîyeti ile Mutmainne`ye ermiş, fakat Nefsin bilinci itibariyle Mülhime`de olmas?ndan; yani velâyeti kazanamam?ş, velâyete al?şma düzeyinde olmas?ndan ileri gelir.
    Yoksa, hem Nefs, hem Ruh olarak, Mutmainne`ye ulaşm?ş kişide kaybetme, geri dönme, kayma olmaz!.. O, Âyet`in kapsam? alt?ndad?r:
    "Allah`?n Evliyâs? için hüzün ve korku yoktur.."
    hükmü, ancak Nefs ve Ruh`un, yani benliğindeki Tek`lik şuuruyla birlikte ruh gücünün bir arada olmas? ile mümkündür...
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 09:42 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    "Mülhime nefs" bilincinde karş?laş?lan bu vartalar son derece önemli olduğu için s?k s?k bu konu üzerinde duruyorum...

    Say?s?z insan, Teklik temas?n?n getirdiği anlay?ş içinde, tabiatla mücadele dediğimiz olay? terketmek yüzünden, beden kabulüne dayanan fiiller içinde boğulmuştur...
    Teklik anlay?ş?, kesin kez, yaşam boyunca tabiatla mücadele ile birlikte sürdürülecek bir olayd?r!.
    Bu yüzdendir ki Rasûlullah eriştiği dereceye rağmen yoğun ibadete vermiş kendini!... Tabiatla mücadele yolunda yoğun çal?şmalar yapm?ş...
    Şimdi, bilgi veya ilham yollu gelen düşünceler vehimle kar?ş?nca iltibasa -ikileme- düşersin; senin içinde vesvese uyan?r, dersin ki :
    "Benim varl?ğ?m Hakk?n varl?ğ?d?r!. Hakk?n varl?ğ? d?ş?nda da bir varl?k yoktur!. Öyleyse, tabiat diye bir şey de yoktur... Dolay?s?yla, "tabiatla mücadele" de bu idrâktan sonra sözkonusu olmaz!
    Ben zaten tabiatla mücadele etmeye kalkt?ğ?m zaman; Teklik görüşünün içinde olmama rağmen tabiatla mücadeleye kalkt?ğ?m takdirde kendimi bu beden kabul etmiş olurum!. Ben, kendimi bu beden kabul edip, onu kontrol alt?na almak için tabiatla mücadeleye girdiğim takdirde şirke düşmüş olurum..."!!!...
    Bu anlatt?ğ?m olay çok hassas bir olayd?r!. Ve "mutmainne nefs" bilincine yaklaşm?ş, evliyal?k derecesine yaklaşm?ş, "veli" olacak kâbiliyette bir çok insan, buradan geri dönmüş; "mülhime irfan?"yla dönmüş olduğu "emmare" batağ?nda boğulmuştur!.
    S?rf, aç?klamaya çal?şt?ğ?m bu ikilem yüzünden!.
    Evet, burada birçok doğru var; doğrulardan geliniyor buraya...
    "Mâdemki benim varl?ğ?m Hakk?n varl?ğ?d?r, ve varl?k da Tek`tir. Benim varl?ğ?m da Hakk’?n varl?ğ?d?r. Öyleyse ben bu beden değilim, eğer ben kendimi bu beden kabul edersem bu bedenle bir mücadeleye girmek, bu bedenin tabii arzular?n? s?n?rlamak için ben bu mücadeleye girersem, kendimi bu beden kabul etmiş olurum.
    Ben bu beden olmad?ğ?ma göre, bu bedenin davran?şlar? da beni hiç ilgilendirmez. ?ster yesin içsin, isterse seks yaps?n, ne yaparsa yaps?n beni hiç ilgilendirmez"
    Ne var ki, bu defa da bu bedenin istek ve arzular?na yenik düşmek sûretiyle neticede o Teklik yaşam?ndan uzaklaşm?ş olursun!.
    Teklik konusunu en güzel şekilde açan, yayan Muhyiddin-i Arabi de dahil bu konunun bütün uzman kişileri, tabiatla mücadeleyi bütün yaşamlar? boyunca devam ettirmişlerdir...
    Çünkü, bu mücadelenin olmad?ğ? anda, bilinç, fark?nda olmadan kendini beden kabul etmek ve sadece onun isteklerine cevap vererek gerçek mertebesinden düşmek durumuyla karş?laş?r.. Bilinç, beyinden geliyor, dikkat edin!.. Buray? hiç unutmay?n!..
    Mevcut olan bilinciniz, beynin eseri, beyin faaliyetinin eseridir. Beyin ne ile meşgul olursa bilinç o şekilde oluşur ve gelişir.
    Bu yüzdendir ki sen, Tekliği anlamâna rağmen ne zaman ki bedenin istek ve arzular?, içgüdüleri, dürtüleri istikametinde davran?şlara girdin; o andan sonra da o beden istikametinde, bedenin çal?şmalar?yla yaşam tarz? istikametinde bir kişilik bir düşünce, bir bilinç oluşacakt?r sende; böylece de Vahdet bilincinden mahrum bir hâle geleceksin.
    ?şte bu nokta, bu yolda ilerlemiş say?s?zca kişiyi yolundan alakoymuş, tam bulma, erme noktas?na gelmişken her şeyini yitirme durumuna düşürmüştür.
    Öyleyse bizim, özellikle bilincimizi, şartlanmalar?n getirdiği değer yarg?lar?ndan korurken; saf bilincimizin s?n?rs?z mânâlar?n? değerlendirme idrÂk?na yükselirken, en önemli olarak üzerinde duracağ?m?z husus, bedenin tabiat?na, biokimyasal özelliklerine elden geldiğince tâbi olmamak hususudur..
    Bu, öyle bir mücadele, öyle bir savaşt?r ki bütün yaşam?n boyunca devam edecektir.
    ?şte, Rasûlullah Aleyhisselâm’?n yan?ndakilere,
    "Biz küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz"
    Cümlesi, bu mânâya işaret eder..
    Burada da farkedilmesi gerekli olan nokta şudur.. Rasûlullah Aleyhisselâm’?n yukar?daki aç?klamas?nda kullan?lan kelime "cihad"d?r.. Bunu bildiğimiz "harb-savaş" diye anlamak yanl?şt?r. Buradaki anlam? "mücahededir".. Yani, kazanmaya azmederek o konuda mücadele vermek, cihadd?r.. Bunu yapan kişiye de mücâhid denilir. Harb-savaş anlam? ise arapçada "k?tal" kelimesiyle ifade edilir.
    Nefs mücahedesi denen şey, Nefsi, şartlanmalardan ar?nd?rma ve tabiata tâbi k?lmama mücadelesidir!.
    Bildiğim bir çok kişi, Teklik esaslar?n? öğrendikten sonra, kendilerini o Teklik şuuru içinde sal?vermişlerdir..
    Yani, kendilerine Mehdî`leri geldikten sonra Deccal`lar?na tâbi olmuşlar; bedenin istek ve arzular? doğrultusunda yaşay?p, Teklik dünyas?nda yaşad?klar?n? vehmetmişlerdir!.
    Aynen bir salyangozun, uyan?kken ta direğin tepesine ç?kt?ktan sonra gece uyuduğunda kayarak direğin en alt?na inip, kendini hâlâ ç?kt?ğ? o en yüksek noktada zannederek yaşamas? gibi bir olayd?r.
    Eğer bu gerçekleri farkedebiliyorsak, çevremizdeki kişilerin bizi dünyada b?rak?p gideceğimiz şeylere dönük şartland?rmalar?na kap?lmayarak; onlar?n, bedensel dürtülere, bedenin tabiat?na dönük bizi yönlendirmelerine aldanmayarak, ölüm ötesi yaşama dönük veya Öz Bilincimize ermeye yönelik zihinsel veya bedensel çal?şmalar içinde olmaya mecburuz.
    Aksi takdirde, yitirilecek bu ömürden sonra elimize geçecek ikinci bir yaşam şans? mevcut değildir...
    "Dünyada a`mâ olarak ölen, Âhirette ebedî olarak a`mâd?r"
    Hükmü, asla ve asla hat?r?m?zdan ç?kmamal?d?r...
    Şu anda tek bir şans?m?z var... O da sağl?kl? olarak dünyada bulunduğumuz bu günleri çok iyi değerlendirebilmektir!.
    Eğer biz bu günleri ilim istikametinde değerlendiremiyorsak; bilincimizi ilmin icaplar?na göre ar?nd?ram?yorsak, geliştiremiyorsak; şartlanmalara tâbi olarak yaş?yorsak; ömrümüzü tabiat?m?z, yani bedensel dürtülerimiz istikametinde harc?yorsak, bunun getireceği manevî azap hiç bir maddi azapla k?yaslanamayacak kadar büyük olacakt?r!.
    Çünkü siz, saflaşm?ş bilincinizin sahip olacağ? ilâhi özelliklerden mahrum kalacaks?n?z, bu yapt?ğ?n?z hatan?n neticesinde!.
    Allah, bütün esmâs?, yani isimlerinin mânâlar?yla sizin varl?ğ?n?zda, beyninizde, bilincinizde mevcut olduğu halde; siz, şartlanmalara ve bedeninizin tabiat?na bağ?ml? ve onlar?n yönettiği bir biçimde yaşad?ğ?n?z için, bu özellikleri ortaya ç?karmaktan mahrum olarak bu dünyadan çekip gideceksiniz.
    Yar?n yan?n?zda ne anneniz ne baban?z ne kar?n?z veya kocan?z ne de çocuğunuz olacak. Tek baş?n?za gideceğiniz önünüzdeki bu âlemde kendi gerçek değerlerinizi ortaya ç?karamad?ysan?z çok büyük bir azap sizi bekliyor demektir.
    Ben şu yaşa kadar yaşayay?m, ondan sonra yapay?m, demek en büyük aldan?şt?r!. Zira bir trafik kazas?nda, rahmetli Ayhan 44 yaş?nda gitti berzah âlemine. Yan?nda eşi vard?, 38 yaş?nda ona eşlik etti... Yan?nda oğlu vard?, 16 yaş?nda ölümü tatt?!.
    Erdinç genç yaş?nda matkapla duvar? delerken, duvardaki elektrik kablosuna isâbet ederek bir anda elektrik çarpmas?yla geçti gitti aram?zdan!.işte bunlar gibi hergün gazetelerde, televizyon kanallar?nda say?s?z kazalar? görüyorsunuz..
    Bunlardan biri bizim baş?m?za geldiği anda, bütün bunlar? bilerek üstelik, acaba ne yapacağ?z. Kim bizi kurtarabilecek?. Hiç kimse!.
    Bilin ki her birimiz kafam?z?n içinde bir saatli bomba taş?yoruz; ve saat kaça kurulu olduğunu da bilmiyoruz!.. Ancak kesin gerçek şu ki, muhtemelen hiç ummad?ğ?m?z bir anda bu saatli bomba patlayacak; dünyadaki yaşam?m?z son bulacak!.
    Kimin hangi yaşta, hangi zamanda ve şartlar içindeyken bu dünyadan ayr?lacağ? bilinmiyor, meçhul.
    Peki haz?r m?y?z bu yeni yaşam boyutuna ve şartlar?na?.
    Elinizi vicdan?n?za koyunuz ve kimsenin duymayacağ? bir şekilde kendinize gerçeği itiraf ediniz...
    Haz?r m?s?n?z ölümötesi yaşama?...
    Kesinlikle bilin ki, oraya geçtikten sonra art?k hiç bir şey yapamayacaks?n?z!.
    Çünkü Kur`ân ‘da bir çok defa tekrar edilen şu âyetler çok aç?k:
    Ölümü tatt?ğ?n anda, veya Mahşer yerinde, veya S?rat köprüsünde, veya Cehennemde; yani her bir safhada yaşan?lan gerçekleri gören kişilerin şu sözleri söyledikleri bize naklediliyor:
    "Keşke dünyaya geri dönsek de, yapamad?klar?m?z? yapsak; derler... Fakat, bu kesinlikle mümkün değildir"!. (23-100)
    Ölümü tatt?ğ?m?z andan itibaren, yani şu bedenin kullan?m d?ş? kalmas? an?ndan başlayarak büyük bir pişmanl?k söz konusu olacak, eğer gereken haz?rl?ğ? yapmam?ş isek!... Çünkü geriye dönüş imkans?z!.
    Öyle ise kendimizi böyle bir riske atmak ne dereceye kadar ak?ll? iş olur?.
    Zekî insan, gününü en güzel şekilde değerlendirmek için yaşar!. Ne var ki günlük zevkler bir sonraki günde hayâl olur!.
    Öte yandan yaşad?ğ?m?z günler ebedi olan geleceğe dönük bir biçimde değerlendirildiği takdirde, bu çal?şmalar baş?m?za gelecek olan azaptan bizi sonsuz dek korur.
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 09:42 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hiç, Hiççilik, Hiç Olmak, Hiçin Felsefesi, Tasavvufta Hiç (2)
    By muhsin iyi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26.12.13, 18:06
  2. Hiç, Hiççilik, Hiç Olmak, Hiçin Felsefesi, Tasavvufta Hiç
    By muhsin iyi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.11.13, 16:45
  3. Zühd, Züht Nedir, Tasavvufta Zühdün Mahiyeti
    By muhsin iyi in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.04.13, 15:15
  4. Nefsin Mahiyeti ve Nefsin Halleri
    By Abdulbaki in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 50
    Son Mesaj: 24.11.08, 18:31
  5. Nefs ve Nefsin Yaratılışı
    By mihrali in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.12.07, 17:53

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0