+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 29
Like Tree11Beğeni

Konu: İhlas nedir?

  1. #1
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart İhlas nedir?

    Kaynak: Sorularla İslamiyet

    İhlasın kelime manası; arıtma, saflaştırma, ayırma, katışığını giderme manasına gelmektedir.


    İhlas; ferdin, ibadet ve taatinde Cenab-ı Hakk'ı emir, istek ve ihsanlarının dışında her şeye karşı kapanmasıdır. Abd ve Mabud münasebetlerinde sır tutucu olması, tabiri diğerle, vazife ve sorumluluklarını O emrettiği için yerine getirmesi, yerine getirirkende Onun hoşnutluğunu hedeflemesi ve Onun uhrevi tevecühlerine yönelmesinden ibarettir. Ki, saflardan saf sadıkların en önemli vasıflarından biri sayılır.

    İhlas bir kalb amelidir, ve Allah da kalbi temayüllerine göre insana değer verir. Evet:

    "O, sizin suret, şekil ve dış görünüşlerinize değil, kalblerinize va kalbi temayüllernize bakar."(Müslim, Birr, 33)

    İhlas, Allah tarafından temiz kalblere bahşedilmiş, azları çok eden, sığ şeyleri derinleştiren ve sınırlı ibadetü taati sınırsızlaştıran öyle sihirli bir kredidir ki, insan, onunla dünya ve ukba pazarlarında en pahalı nesnelere talip olabilir ve onun sayesinde alemin sürüm sürüm olduğu yerlerde hep elden ele dolaşır. İhlasın bu sırlı gücünden dolayıdır ki, Allah Rasülü (sas),

    "Dini hayatında ihlaslı ol, az amel yeter." (Münavi, Feyzul Kadir, I, 216)

    "Her zaman amelleriniz de ihlası gözetin, zira Allah, sadece amelin halis olanını kabul eder." (Münavi, Feyzul Kadir, I, 217)

    buyurarak, amellerin ihlas yörüngeli olmasına tenbihte bulunur. İhlas, kul ile Mabud arasında bir sırdır ve bu sırrı Allah, sevdiklerinin kalbine koymuştur.

    Özetle ihlas;
    "Bu dünyada özellikle uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en sağlam bir dayanak noktası, bizi hakikata ulaştıran en kısa bir yol, en makbul bir manevi duadır. Bizi maksatlarımıza ulaştıran en kerametli bir vesile, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet,.." (Yirmi Birinci Lem'a)

    En Sağlam Bir Dayanak ve En Sâfî Bir Ubudiyet Olarak İHLÂS

    İmtihan ve kulluk süreci olan hayatın farklı evrelerinde, bir Müslümanın kendi olarak var olabilmesi için olmazsa olmaz fazilet ve hallerden birisi ihlâstır. Hatırlanacağı üzere, Hz. Adem (a.s.)’in yaratılışı ve kendisine meleklerin secde etmesi münasebetiyle, mel’un İblis’in anlatıldığı kıssada, meleklerden farklı olarak iblis, Yüce Allah’ın, Adem’e (a.s.) secde emrine kibir ve enâniyetinden dolayı uymayarak fıska düşmüş, neticede dergah-ı ilahîden ebediyen kovulmuş ve kendisine kıyamete kadar da mühlet verilmişti. İlgili âyetlerde iblis (şeytan), insanoğlunun Yüce Yaratıcı’sına karşı isyan etmesi uğrunda her türlü yola başvuracağını, elinden geleni ardına koymayacağını, pek çoğunu azdıracağını yemin ederek dile getirmiştir. Bütün kin ve nefretini kusmasına ve kendisinden pek emin görünmesine rağmen, Allah’ın bazı kullarını saptıramayacağını da itiraf etmiştir. İşte şeytanın iğvâ ve idlallerinin kendilerine ilişemediği, tesir icra edemediği ve iblisi çaresiz eli boş bırakan bu kutlular cemaati / ümmeti, Allah’ın ihlâsa erdirdiği, ihlâs sahibi müminlerden başkası değildir. (bk. Hıcr, 39-42)Gerçekten gerek cin gerekse insanlardan oluşan şeytanlara karşı inananların en büyük kuvveti, en makbul şefaatçisi, en metin bir nokta-i istinadı, en makbul bir duayı manevîsi, en kerametli bir vesile-i makasıdı, en yüksek hasleti ve en sâfî ubudiyeti ihlâstır.

    İhlâs’ın Sözlük ve Terim Anlamı
    Sözlükte, h-l-s fiil kökü, “arınmak, ayrışmak katışıksız ve dupduru olmak” anlamına gelir.İhlâs ise, “bir şeyi, kendisine karışmış ve bulaşmış olan şeylerden arındırmak, ayrıştırmak ve sadece kendisi yapmaktır.” İhlâs bir açıdan, eşyayı yabancı unsurlardan ayrıştırma olurken, bir başka açıdan da aslına ve özüne döndürme anlamını ifade eder ki, h-l-s kökü, “min” edatıyla kullanıldığında kurtulmak ayrılmak manasına gelirken “il┠edatıyla kullanıldığında ise ulaşmak ve varmak anlamını taşımaktadır.1 Bu anlamda bir şeyin yabancı unsurlardan ve kirlerden arınması, kurtulması, aynı zamanda onun özüne dönmesi ve ulaşması demektir.

    İhlâsın terim/dinî anlamı ise, gizli ve açık bütün nevileriyle şirkten uzak ve tevhid üzere Yüce Allah’a kulluk edilmesi, ibadette sadece Allah rızasının kastedilmesi demektir.2 Kısa ve öz bir şekilde arz edilen bu anlam Kur’ân’da, muhlis, muhlas, muhlisîn, muhlasîn, ed-dinu’l-hâlis, muhlisan lehu’d-dîn, ahlasû dînehum ve muhlısîne lehu’d-dîn, kalıplarıyla beyan edilir. Bu terimlerin bir kısmı, bazı insanların sıfatı olarak geçerken diğer bir kısmı ise, gerçek din ve dindarlığın sıfatı olarak ayetlerde yer almaktadır.3

    Peygamberlik âleminin en birinci vasfı sadakat ve onun en nuranî buudu ise ihlâstır. İhlâs ile sıdk ve sadakat arasında sıkı bir irtibat vardır.İhlâs, saflardan saf sadıkların en önemli vasıflarındadır. Başkalarının hayat boyu elde etmek için uğraşıp durdukları ihlâs haline onlar doğuştan mazhardırlar. Kur’ân-ı Kerim, nebî ihlâsını anlatma sadedinde

    “Kitapta Musa’yı da an gerçekten O Allah tarafından ihlâsa erdirilen/ihlâsa ermiş (muhlasan) bir kul idi, resul ve nebi idi.” (Meryem, 19/51)

    ferman-ı sübhanîsiyle bu önemli mazhariyeti ihtar eder. Evet, enbiya için ihlâs nübüvvetle nerdeyse eşdeğer bir lutf-i ilahîdir. Nitekim âyette geçen muhlasan tabirini ilk müfessirlerden İmam Taberî, “Allah Musa’yı risalet görevi için seçti, onu peygamberlikle diğer insanlardan ayırdı.” şeklinde tefsir etmiştir.4 Müdakkik müfessir İbn Kesîr ise, Hz. Musa’nın muhlis olarak nitelenmesini ibadette ihlâs olarak yorumladıktan sonra, Ebû Lubabe’den şu haberi naklediyor: Bir defasında havariler Hz. İsa’ya muhlis hakkında soru sorarlar, bununu üzerine İsâ (a.s), “Muhlis, öyle bir kişidir ki Allah için amel eder, ancak insanların onu övmesini sevmez, arzulamaz.” diye cevap verir.5 İşarî tefsir geleneğinin önemli temsilcilerinden Kuşeyrî ise, Hz. Musa’nın ihlâsla nitelenmesini,"Allah dışında bir şeye teveccüh etmemesi, kınayanın kınamasına aldırmaması, dünyevî bir hazzı elde etmek gibi bir arzuyla vazifesinde gevşeklik gösterip İlahî bir hakikati görmezlikten gelmemesi" olarak açıklamıştır.6

    Meseleyi en genel manada resmeden iblisin iğvasından ve hilelerinden korunmuş kimseleri anlatan âyette geçen “Allah’ın muhlas kulları”ifadesinin tefsiri de konumuz açısından önemlidir.

    “İblis, Yâ Rabbi dedi, beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süsleyeceğim ve ancak senin ihlâsa erdirdiğin kulların müstesnâ, onların hepsini azdıracağım!..”(Hicr, 15/40-42)

    Bu kıssanın anlatıldığı bir diğer ayette muhlas kulların bazı sıfatları zikredilmek suretiyle şöylece tefsir edilmektedir:

    “Aslında, iman edip Rabblerine güvenen ve dayananlar üzerinde onun (şeytanın) bir nüfuzu yoktur. Onun nüfuzu, ancak onu dost edinenler ve onu Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl, 16/99-100).

    Anlaşıldığı gibi muhlas kullar, iman edip Allah’a dayanan ve Onu vekîl olarak tanıyanlardır. İblisin azdırdıkları ise müşriklerdir. Gerçekten de sadakat ve ihlâs bir ucu insan gönlünde, diğer ucu Hakk’ın inayet katında öyle bir derinliktir ki, o derinliklere yelken açmış ve o kanatla kanatlanmış bir babayiğidin takılıp yollarda kaldığı görülmemiştir.7

    Kur’an-ı Kerim’de ihlâs ifadesi “muhlisîne lehu’d-dîn” şeklinde ve on bir defa yer alır ki, insanların, gizlisiyle açığıyla şirkin her türlüsünden arınmış bir imana sahip olmaları anlamına gelmektedir.8

    “(Resûlüm!) Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah'a has kılarak kulluk et. Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.”(Zümer, 39/2- 3).

    Bu âyette geçen “muhlisan lehu’d-din” tabiri, genel itibarıyla Allah’a, ibadet ve itaatte şirk koşmamak olarak tefsir edilirken “ed-dinü’l-hâlis” ise, şirkten arınmış, şirk bulaşmamış din ve diyanet şeklinde açıklanmıştır.9 İlk âyette ihlâs ile ibadet emredildikten ve İslâm veya Allah’a karşı kulluk diyebileceğimiz dinin mahiyeti belirtildikten sonra, devam eden âyetlerde mesele zıtlarıyla karşılaştırılarak daha da anlaşılır hale getirilmektedir. Yani ihlâsa zıt bir ibadetin ve dinin mahiyeti gözler önüne serilmektedir. Bu ise putlara Allah’a yaklaştırsınlar diye tapınmak olan şirktir.10 İhlâs suresinin muhtevasına, isimlendirilişine ve faziletine ait rivâyetlere bakıldığında, ihlâs teriminin, tevhid anlamını içerdiği açıktır.11 Zaten bazı alimler, ihlâsı tevhid ile eşdeğer görmüşlerdir.12

    Üstad Bediüzzaman Hazretleri, "lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı" demek suretiyle önemine dikkat çektiği İhlâs hakkındaki risalesinde13 ihlâsı kazanmak vemuhafaza etmek ve manilerini defetmek için zikrettiği düsturların konumuz açısından tahlili çok mühimdir:

    “Birinci düsturunuz: Amelinizde rızayı ilahî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok eğer o kabul etse bütün halk reddetse te’siri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde bulunmadığınız halde halklara da kabul ettirir…”

    Yukarıda değindiğimiz gibi ihlâsın omurgasını tevhid ve sadakat teşkil etmektedir. Üstad Bediüzzaman zikredilen bu ilk prensip ve ilkeyle, ihlâstaki tevhidin özellikle kullar ile Yüce Allah arasındaki boyutuna değindiği, her türlü kulluk çeşidi ve hizmet-i imâniyenin sadece ve sadece Cenab-Hakk’ın rızası esas alındığı takdirde bir anlamı olduğunu ifade ettiği söylenebilir. Üstad, İkinci ve dördüncü düsturlarda ise,

    “Bu hizmet-i Kur’aniye’de bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nevinden gıpta damarını tahrik etmemektir.”,

    “Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şakirâne iftihar etmektir.”

    ifadeleriyle de İslâm ümmetinin tevhidini, ihlâsın mezkur içtimaî boyutuyla dile getirmektedir. Birinci düsturda fertlerin Aziz ve Hakim olan Yüce Allah’a karşı ve ondan talep ve amellerinde en mühim esasın Allah rızası olduğuna işaret ederken, İslâm ümmetini ve cemaatini ilgilendiren hususlardaki istek ve amellerde, rıza-yı ilahi maksadına ilaveten gönüllerin ve cemiyetin tevhidinin daha doğrusu ihlâsının da gerekli olduğuna telmihte bulunmuştur.

    Üstad Bediüzzaman “Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz” demek suretiyle de, her şeyi Allah’tan bilmek ve ne riya gibi dünyevî beklentileri ne de uhrevî beklentileri görmeyerek ihlâstaki zirveye işaret etmiştir. Nitekim Kuşeyrî, ihlâsı genel olarak yapılan ibadetin son derece huşû içinde gerçekleşmesi olarak açıkladıktan sonra, nefis, kalp ve ruh olmak üzere ihlâsın üç mertebesi olduğunu belirtir. Nefisle gerçekleşen ihlâs, ibadetin eksiksiz kusursuz eda edilmesidir. Kalp ile ihlâs, kişilerin onun ibadetini görmesini görmemek, riyadan uzaklaşmaktır. Ruh ile ihlâs ise, manevî beklentilerden arınmaktır.14

    Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in Dilinden İhlâs:Allah dostu Cüneyd-i Bağdadî (k.s.)’nin sufî tarifinde ifade edildiği üzere ihlâs Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bir remzidir. Büyük Veli, sufî’yi şöyle tarif eder:

    “Sufî, İbrahim (a.s.)’ın kalbi gibi dünyevî kaygılardan selamet bulduğu halde Allah’ın emirlerine itaat eden bir kalbe sahip olan kişidir. Yine sufî, teslimiyeti İsmail (a.s.)’ın teslimiyeti, hüznü Davud (a.s.)’ın hüznü, fakrı İsa (a.s.)’ın fakrı, münacattaki şevki, Musa (a.s.) şevki gibi olan kimsedir. Ve ihlâsı da Muhammed (s.a.s.)’in ihlâsı gibi olan kişidir."15
    Pek çok hadis-i şerifte, ihlâsın niteliği ve önemine vurgu yapılmıştır. Bir defasında Allah Resûlü,

    “Benim şefaatim ihlâs ile ‘lâ ilahe illallah’ diyenleredir. Çünkü muhlis olanın kalbi dilini, dili kalbini doğrular.”(Müsned, 2/307)

    buyurmuştur. Yine “Kim kalbini, imanın dışındaki şeylerden arındırır, sadece imana tahsis ederse kurtulur.” buyurarak inancın niteliği açısından ihlâsın önemini beyan etmişlerdir.

    İhlâs, iman kadar amel için de önemli bir yapı taşıdır. İhlâs amelin özü mesabesindedir. Bu sebeple bir hadis-i şerifte bu durum şöylece ifade edilir:

    “Ey insanlar biliniz ki (mü’min) kalpler şu üç şeyde hainlik yapmaz (onları tam olarak yerine getirir). Ameli sırf Allah rızası için yapmak, idarecilerin hayrını istemek, Müslümanların cemaatine bağlı kalmak. Zira Müslümanların duası onları arkalarından kuşatır.” (Darimî, Mukaddime 24.)

    İbadetin özü duanın eda keyfiyeti noktasında önemli bir esas olduğu gibi, ibadet ve duanın kabülünde de ihlâs olmazsa olmazlardandır. Bir keresinde,

    “Bir müslümanın cenaze namazını kıldığınızda onun için ihlâsla dua edin.” (Ebû Davud, Cenaiz 60)

    diye tavsiyede bulunan Resûlullah bir başka hadisinde ise,

    “Her zaman amellerinizde ihlâsı gözetin; zira Allah sadece amelin halis olanını kabul eder.” (Münâvî, 1/217)

    diyerek amellerin ihlâs merkezli olmasına dikkatleri çeker. Yine

    “Dini hayatında ihlâslı ol, az da olsa ihlâslı amel sana yeter.”(Münâvî, 1/216)

    buyurur. Gerçekten amel bir cesed ise, ihlâs onda can, amel bir kanatsa ihlâs da diğer kanattır. Ne ceset cansız olabilir, ne de tek kanatla bir yere varılabilir.16 Peygamber Efendimiz bir kısım hadislerinde de ihlâs kelimesini zikretmeksizin içeriğine vurgu yapmıştır:

    “Şüphesiz Allah sizin suret ve dış görünüşlerinize değil; kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr 33; İbn Mâce, Zühd 9)

    İhlâs bir kalp amelidir ve Allah da kalplerin değişim ve temayüllerine göre insana değer verir.

    Bir defasında Resûlullah, arkadaşlarının yanına geldiğinde, onlara “Sizin hakkınızda beni, Deccal’in şerrinden daha çok endişelendiren bir kaygımı haber vereyim mi” buyurmuştu. Onlar da, “Buyur Ey Allah’ın Rasulü” diye mukabele etmiş, bunun üzerine Hz. Peygamber, “Bu gizli şirktir ki kişinin namaz kılmaya kalktığında kendisini görenler için namazını güzelleştirmesi allayıp pullamasıdır.” (İbn Mâce, Zühd 21) diye cevap vermiştir. Bu hadisin benzeri diğer iki rivâyette ise, şirk-i hafî yerine şirk-i sağîr ve şirk-i serâir ifadeleri yer almaktadır (Müsned, 2/30). Küçük şirk veyaşirk-i hafî ise, Müslüman bir ferdin, dinî bazı iş ve amelleri yaparken, Allah’ın dışında kişilerin rızasını hesaba katmasıdır ki İslâmî terminolojide, riya terimiyle ifade edilmektedir.17

    Hz. Peygamber’in riya ile ilgili hadislerinden birinde “Sizin hakkınızda kaygılandığım küçük şirkten sizi uyarırım.” buyurulur. Küçük şirk nedir diye kendisine sorulduğunda ise “Riyadır.”diye cevap verir ve devamında,

    “Yüce Allah, amellerinin karşılıklarını görecekleri günde kullarına şöyle buyuracaktır: “Dünyadayken yaranmaya çalıştığınız kimselerin yanına gidin, bakın onlardan bir karşılık görecek misiniz?”(Tirmizî, Nüzûr 3; İbn Mâce Fiten 19) Yine bir hadiste

    “Hardal tanesi kadar riya bulaşmış hiç bir amel kabul edilmeyecektir.” (Müslim, İman 148,149; Ebû Davud, Libas 26) buyurulmaktadır.

    Selef-i Salihînin Dilinden İhlâs

    Cüneyd Bağdâdî, “İhlâs, kul ile Allah arasında bir sırdır. Melek onu bilmez ki sevap yazsın. Şeytan ona muttali olamaz ki ifsad etsin. Hevâ ve heves onu fark edemez ki kendisine meylettirsin.”şeklinde ihlâsı açıklamıştır.18

    Kuşeyrî, ihlâsla ilgili birkaç tanım getirmiştir: Birisi, ihlâs, amelleri onlara arız olan manevî kirlilikten arındırmaktır ki bu manevî kirler amelden “sâlih” vasfını kaldırır.19 Diğeri ise ibadette sadece Allah’ın gözetilmesi, birlenmesi demektir ki kul taatıyla yalnızca Allah'a yaklaşmayı diler, asla birisine yaranmak, insanların övgüsünü kazanmak gibi şeyleri gaye etmez, ibadetlerinde düşünmez. Kısaca ihlâs ameli riyadan arındırmaktır.20

    Abdullah el-Ensârî’ye göre ihlâs, amelin her türlü yabancı şeylerden arındırılması, dupduru edâ edilmesi olarak tanımlamakta ve üç derecesinin olduğu belirtilmektedir: Birinci derece, kişinin amelini kendinden bilmekten, ona güvenmekten, yetinmekten ve karşılık beklemekten kurtulmasıdır. İkinci derece, kişinin bütün gayretiyle amel etmesine reğmen amelinden haya duyması, nefsiyle değil de Allah’ın fazlı ve keremiyle irtibatlandırmasıdır. Üçüncüsüne gelince, amelini ilme tâbi kılıp kendisini de hakkın hükmüne teslim etmesi, mâsivadan kurtulmasıdır.21

    İbn Atâullah İskenderî, amelleri birer beden, ihlâsı ise onların ruhu olarak açıklamaktadır. Bu benzetmenin şerhinde ise, Abdülmecîd eş-Şernûbî, ihlâsın kişilerin manevî durumuna göre üç mertebesi olduğunu belirtip bunları açıklar:Birincisi, abidlerin (Avâmın) ihlâsıdır ki kişinin amellerinin açık ve gizli riyadan ve nefsî hazlardan kurtulması, Allah’ın mükafatını ve ikabını düşünerek kulluk etmesidir. İkincisi,muhibbînin ihlâsıdır ki kişi amellerinde sadece Allah’ı yüceltmeyi ve tazimi kasteder. Üçüncüsü ise, mukarrebînin ihlâsıdır ki kişinin her türlü tahrik ve teskinde Allah’ın birliğini müşahede etmeleri, kendilerini bir güce ve kuvvete sahip görmekten uzaklaşarak her şeyi Allah’ın lütfu ve ihsanı olarak görmeleridir.22

    İmam Gazâlî, ihlâsı, iki kısımda mütalâa etmektedir. Nasıl şirkin celîsi ve hafîsi varsa buna mukabil gelen ihlâs da vardır. Birincisitevhidde ihlâstır ki Yüce Allaha uluhiyyetinde ortak koşmamaktır. İhlâsın ikinci derecesi ise,niyet ve maksatlarda sadece Allah’a teveccüh olmasıdır ki riyasız bir ameli ifade eder.23

    İsmail Ankaravî ise ihlâsı dinî amelleri kibir ve riyadan arındırıp halis, saf hale getirmektir, şeklinde tarif etmiştir... Hakikat şu ki, ihlâs yalnız ve yalnız Allah için ve O’nun rızasını kazanma yolunda yapılan ibadetle kazanılır.24

    İşin daha doğrusu ihlâs, kul ile Mâbud arasında bir sırdır ve bu sırrı Allah, sadece sevdiklerinin kalbine koymuştur. Kalbi ihlâsa uyanmış bir insanın nazarında medh ü zem, tazim ü tahkir ve yaptığı işlerle bilinip bilinmemesi, hatta sevap ve mükafat mülahazası kat’iyen söz konusu değildir.25

    Sonuç olarak denilebilir ki ihlâs, kişinin kalbî ve bedenî olmak üzere bütün ibadet ve amellerinde, nefsine pay çıkarmaması, hattâ ihlâsını dahi görmemesidir. Evet özetle ihlâs, doğru, samimi, katışıksız, dupduru olma ve kalbi bulandıracak şeylere karşı kapalı kalma ve yaşama halidir. Diğer bir deyişle gönül safveti, fikir istikameti, Allah ile münasebetlerinde dünyevî garazlardan uzak kalma ve tam bir sadakatle kullukta bulunma halidir.



    Dipnotlar:
    1. İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem, Lisânü’l-Arab, “hls” md., Beyrut 1990,
    2. Ebu’l-Bekâ el-Kefevî, el-Külliyyat, Beyrut 1993, s. 414, 434, 64.
    3. bk. Yunus Ekin “İhlâs Kavramının Semantik Analizi”, Tasavvuf Dergisi, 9 (2002) s.149.
    4. Taberî, İbn Cerir, Camiul-Beyan, Beyrut 1995, XVI, 118.
    5. İbn Kesîr, Ebu’l-Fidâ, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm, İstanbul 1984, V, 232:
    6. Kuşeyrî, Letâifu’l-İşârât, IV, 105.
    7. Taberî, Câmiu'l-beyân, V, 455-456.
    8. Kurtubî, el-Câmi’, XV, 208; İbnü’l-Cevzî, Ebu’l-Ferec, Zâdü’l-Mesîr, Beyrut 1994,VII, 41.
    9. Şevkânî, Muhammed b. Ali, Fethu’l-Kadir, Beyrut 1997, IV, 562-563.
    10. İbn Kesîr, Tefsir, VIII, 538-544; Feyrûzâbâdî, Besâiru Zevi’t-Temyîz, Beyrut ts., I,553.
    11. İbn Manzûr, Lisanül-Arab, “hls” md.
    12. Bediüzzaman Said Nursî,Lem’alar, 21. Lem’a, Şahdamar yayınları,
    13. Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, V, 267.
    14. Cebecioğlu, Ethem, “Prof Nicholson’ın Kronolojik Esaslı Tasavvuf Tarifleri”, A.Ü.İ.F.D., 29 (1987), 387-395.
    15. İbnü’l-Cevzî, Ebu’l-Ferec, Nüzhetü’l-a’yun, Beyrut 1987, s. 372.
    16. Kuşeyrî, er-Risale, 104; Yılmaz, H. Kamil, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, s.169.
    17. Kuşeyrî, Letâif, III, 281.
    18. Kuşeyrî, er-Risale, 104.
    19. Abdullah el-Ensârî, Menâzilü’s-Sâirîn, Mısır ts., s.
    20. Şernûbî, Abdülmecîd, Şerhü’l-Hikemi’l-Atâiyye, Dımeşk 1989, s. 23.
    21. Gazalî, İhyâ, IV, 580.
    22. İsmail Ankaravî, Minhâcü’l-fukarâ, Haz. Saadettin Ekici, İstanbul1996, s, 252.



    Konu *AHMET* tarafından (10.02.17 Saat 04:12 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    İbadetin ruhu, ihlastır. İşârât-ül İ'caz

  3. #3
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Samimî bir ihlas, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet ihlas ile kim ne isterse Allah verir. Lem'alar

  4. #4
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart Yirmibirinci Lema'dan (İhlas hakkında)

    Bu Lem'a lâakal(en azından) her onbeş günde bir defa okunmalı.

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﻭَﻟﺎَ ﺗَﻨَﺎﺯَﻋُﻮﺍ ﻓَﺘَﻔْﺸَﻠُﻮﺍ ﻭَﺗَﺬْﻫَﺐَ ﺭِﻳﺤُﻜُﻢْ ٭ ﻭَ ﻗُﻮﻣُﻮﺍ ﻟِﻠَّﻪِ ﻗَﺎﻧِﺘِﻴﻦَ ٭ ﻗَﺪْ ﺍَﻓْﻠَﺢَ ﻣَﻦْ ﺯَﻛَّﻴﻬَﺎ ٭ ﻭَ ﻗَﺪْ ﺧَﺎﺏَ ﻣَﻦْ ﺩَﺳَّﻴﻬَﺎ ٭ ﻭَﻟﺎَ ﺗَﺸْﺘَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎَﻳَﺎﺗِﻰ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠِﻴﻠﺎً

    "İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz elden gider." Enfâl Sûresi, 8:46.

    "Allah için kıyamda bulunup Ona kulluk edin." Bakara Sûresi, 2:238.
    "Nefsini günahlardan arındıran, kurtuluşa ermiştir. Nefsini günaha daldıran ise hüsrana düşmüştür." Şems Sûresi, 91:9-10.
    "Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin." Bakara Sûresi, 2:41.)

    Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçı, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet: İhlastır.

    Madem ihlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'aniye omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş; elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi' olur, devam etmez; hem şiddetli mes'ul oluruz. ﻭَﻟﺎَ ﺗَﺸْﺘَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎَﻳَﺎﺗِﻰ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠِﻴﻠﺎً âyetindeki şiddetli tehdidkârane nehy-i İlahîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına manasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfüruşane, sakil, riyakârane bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi'-i cüz'iyenin hatırı için ihlası kırmakla; hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur'aniyenin hizmetine taarruz, hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.

    Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir. İhlası kıracak esbabdan; yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻨَّﻔْﺲَ ﻟَﺎَﻣَّﺎﺭَﺓٌ ﺑِﺎﻟﺴُّٓﻮﺀِ ﺍِﻟﺎَّ ﻣَﺎ ﺭَﺣِﻢَ ﺭَﺑِّﻰ "Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder-ancak Rabbim rahmet ederse o başka." Yusuf Sûresi, 12:53. demesiyle, nefs-i emmareye itimad edilmez. Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın. İhlası kazanmak ve muhafaza etmek ve manileri defetmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun.

    Said Nursi


    Hizmet-i Kur'aniye: Kur'ana ait hizmet, Kur'anın hizmeti.
    Uhrevî: Ahirete ait, ahiretle alakalı, öbür dünya ile ilgili.
    Metin: Sağlam.
    Nokta-i istinad: İstinad noktası, dayanma noktası, dayanılacak yer.
    Tarîk-ı hakikat: Hakikat yolu, doğruya ve gerçeğe götüren yol.
    Dua-yı manevî: Manevî dua.
    Vesile-i makasıd: Gayelerin elde edilme sebebi, gayelere ulaşma sebebi.
    Haslet: Ahlak, huy.
    Ubudiyet: Kulluk, Allah'ın (cc) emir ve yasaklarına uymak.
    İhlas: İçten, gönülden, samimi, Allah'ın (cc) emirlerini Allah (cc) emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak.

    Mezkûr: Bahsedilmiş, anlatılmış ve belirtilmiş.
    Hâssa: Özellik.
    Tazyikat: Sıkıştırmalar, zorlamalar, baskılar.
    Savlet: Saldırma.
    Bid'a: Dine aykırı olarak sonradan uydurulan âdet ve davranışlar, anlayışlar ve hareketler. İbedetle ilgili hükümlerde yeni uydurmalar.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
    Vazife-i imaniye: İmana ait vazife, imanla ilgili görev.
    İhsan-ı İlahî: Allah'ın (cc) iyiliği.
    Hizmet-i kudsiye: Kutsal hizmet, mukaddes hizmet.
    Tehdidkârane: Tehdit edercesine, korkuturcasına.
    Nehy-i İlahî: Allah'ın (cc) yasaklaması.
    Saadet-i ebediye: Ebedî saadet, bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Hodfüruşane: Kendini beğendirmeye çalışırcasına, öğünür şekilde.
    Sakil: Ağır, can sıkıcı, çirkin.
    Riyakârane: Riya edercesine, gösteriş yaparcasına, iki yüzlülük eder şekilde.
    Hissiyat-ı süfliye: Süfli hisler, aşağılık duygular.
    Menafi'-i cüz'iye: Cüzî menfaatler, sınırlı, az ve küçük faydalar.
    Hakaik-i imaniye: İmana ait hakikatlar, inançla ilgili gerçekler.

    Umûr-u hayriye: Hayırlı işler, iyi ve güzel işler.
    Hâdim: Hizmetçi, hizmet eden.
    Esbab: Sebepler.
    Aleyhisselâm: Selâm O'nun üzerine olsun.
    Nefs-i emmare: Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan nefis.

  5. #5
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart Birinci düsturunuz:

    Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.

    Amel: İş, çalışma, görevi yerine getirme.
    Rıza-yı İlahî: Allah'ın (cc) rızası, Allah'ın (cc) memnunluğu ve hoşnutluğu.

  6. #6
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart Ikinci düsturunuz:

    Bu hizmet-i Kur'aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev'inden gıbta damarını tahrik etmemektir. Çünki nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez.. belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder; yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.

    Hem nasılki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkid edip sa'ye şevkini kırıp atalete uğratmaz. Belki bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler, hakikî bir tesanüd bir ittifak ile gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre mikdar bir taarruz, bir tahakküm karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.

    İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur'anın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin a'zâlarıyız.. ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz.. ve sahil-i selâmet olan Dâr-üs Selâm'a ümmet-i Muhammediyeyi (A.S.M.) çıkaran bir sefine-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz. Elbette dört ferdden bin yüz onbir kuvvet-i maneviyeyi temin eden sırr-ı ihlası kazanmak ile, tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz.

    Evet üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz onbir kıymet alır. Dört kerre dört ayrı ayrı olsa, onaltı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dörtbin dörtyüz kırkdört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi.. hakikî sırr-ı ihlas ile, onaltı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i maneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.

    Bu sırrın sırrı şudur ki: Hakikî, samimî bir ittifakta herbir ferd, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda manevî kıymeti ve kuvvetleri vardır. {(Haşiye): Evet sırr-ı ihlas ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi; korkulara hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır. Çünki ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile rıza-yı İlahî yolunda, âhirete müteallik işlerde, kardeşleri adedince ruhları olduğundan biri ölse, "Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar; zira o ruhlar her vakit sevabları bana kazandırmakla manevî bir hayatı idame ettiklerinden ben ölmüyorum." diyerek, ölümü gülerek karşılar. "Ve o ruhlar vasıtasıyla sevab cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum." der, rahatla yatar.}


    Hizmet-i Kur'aniye: Kur'ana ait hizmet, Kur'anın hizmeti.
    Faziletfüruşluk: Üstünlük taslayan.
    Gıbta: İmrenme.
    İkmal: Tamamlama, mükemmelleştirme, bitirme.
    Muavenet: Yardım.
    Vücud-u insan: İnsan vücudu.

    Rekabetkârane: Rekabet edercesine, kıskanırcasına, üstünlük yarışına girercesine, öne geçmeye çalışırcasına.
    Tekaddüm: Öne geçme.
    Sa'y: Çalışma, iş.
    Atalet: Tembellik, işsizlik, boş durma, hareketsizlik.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Tevcih: Döndürme, yöneltme, çevirme.* Tefsir etme, açıklama.
    Tesanüd: Dayanışma, birbirine dayanma.
    Gaye-i hilkat: Yaratılma gayesi.
    Tahakküm: Zorbalık, baskı.
    Akîm: Neticesiz, sonuçsuz.

    Risale-i Nur şakirdleri(talebeleri): Risale-i Nuru okuyup yaşamaya ve başkalarına ulaştırmaya çalışanlar.
    Risale-i Nur: Bediüzzaman Said Nursinin (ra) Kur'anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim.
    İnsan-ı kâmil: Kâmil insan, olgun ve üstün insan.
    Şahs-ı manevî: Menevi kişi, aynı gayeyi ve düşünceyi paylaşanların oluşturduğu topluluk, topluluğun taşıdığı manevî kuvvet ve özellikler. Düşünce hareketi.
    Hayat-ı ebediye: Ebedî hayat, ölümsüz ve sonsuz hayat.
    Saadet-i ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Sahil-i selâmet: Selâmet sahili, kurtuluş sahili.
    Dâr-üs Selâm: Hiçbir tehlike ve korkunun bulunmadığı kurtuluş ve güven yeri olan cennet.
    Ümmet-i Muhammediye: Hz. Muhammede (asm) inanan ve izinden giden müslüman millet.
    Sefine-i Rabbaniye: Herşeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın (cc) gemisi.
    Kuvvet-i maneviye: Menevî güç.
    Sırr-ı ihlas: İhlas sırrı.
    Tesanüd: Dayanışma.
    İttihad-ı hakikî: Gerçek birlik, hakiki ittihad.

    İttihad: Birleşme, birlik.
    Sırr-ı adediyet: Sayı olarak bir çizgi üzerinde dizilişteki gizli mana, sayı olarak yanyana olma kuralı.
    Sırr-ı uhuvvet: Kardeşlikteki gizli gerçek , uhuvvet sırrı.
    İttihad-ı maksad: Gaye birliği, gayede birleşme.
    İttifak-ı vazife: Görev birliği, vazife ittifakı.
    Tevafuk: Birbirine uygunluk, birbirine uygun gelme, düzenlenmiş gibi birbirine uygun olmak. Rast gelme.
    Vukuat-ı tarihiye: Tarihî vakalar, tarihle ilgili olaylar.

    Sair: Diğer, başka.
    Müttehid: İttihad etmiş, birleşmiş, birleşik, birlikte.
    Nokta-i istinad: Dayanma noktası, istinad noktası.
    Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye : Gerçek kardeşliğin derin ve ince manası, hakiki uhuvvet sırrı.
    Rıza-yı İlahî: Allah'ın (cc) rızası, Allah'ın (cc) memnunluğu ve hoşnutluğu.
    Müteallik: Alakalı, bağlı, ilgili.

  7. #7
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart üçüncü düsturunuz:

    Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz. Evet kuvvet haktadır ve ihlastadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.

    Evet kuvvet hakta ve ihlasta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlas, bu davayı isbat eder ve kendi kendine delil olur. Çünki yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi-sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul'da burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garib, yarım ümmi, insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında yedi-sekiz sene sizinle ettiğim hizmet; yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakıyeti gösteren manevî kuvvet, sizlerdeki ihlastan geldiğine kat'iyyen şübhem kalmadı.

    Hem itiraf ediyorum ki: Samimî ihlasınızla, şan ü şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyadan beni bir derece kurtardınız. İNŞÂALLAH tam ihlasa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlasa sokarsınız.

    Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (R.A.) o mu'cizevari kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı A'zam (K.S.), o hârika keramet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlasa binaen iltifat ediyorlar ve himayetkârane teselli verip hizmetinizi manen alkışlıyorlar. Evet hiç şübhe etmeyiniz ki, bu teveccühleri, ihlasa binaen gelir. Eğer bilerek bu ihlası kırsanız, onların tokadını yersiniz.

    Onuncu Lem'adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz. Böyle manevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz ﻭَ ﻳُﺆْﺛِﺮُﻭﻥَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ "Onları kendi nefislerine tercih ederler." Haşir Sûresi, 59:9. sırrıyla ihlas-ı tâmmı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize; şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-ı maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hattâ en latif ve güzel bir hakikat-ı imaniyeyi muhtaç bir mü'mine bildirmek ki; en masumane, zararsız bir menfaattir. Mümkün ise, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer "Ben sevab kazanayım, bu güzel mes'eleyi ben söyleyeyim" arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur. Fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlasa zarar gelebilir.


    İhlas: İçten, gönülden, samimi, Allah'ın (cc) emirlerini Allah (cc) emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak.

    Hizmet-i ilmiye: İlme ait hizmet.
    Ümmi: Okuma ve yazma bilmeyen.
    Tarassudat: Gözetlemeler.
    Tazyikat: Sıkıştırmalar, zorlamalar, baskılar.
    Muvaffakıyet: Başarı gösterme, başarma, başarılı olma.
    Kat'iyyen: Kesinlikle.

    Şan ü şeref: Şan ve şeref.
    Riya: Gösteriş, iki yüzlülük.

    Mu'cizevari: Mu'cizeye benzer, mucize gibi.
    Keramet-i gaybiye: Gaybî keramet, gizli keramet.
    Himayetkârane: Korurcasına, korur şekilde.
    Teveccüh: Yönelme, dönme, yöneliş. *Alaka, ilgi gösterme.
    Binaen: -den dolayı.

    Tahattur: Hatırlama.
    Zahîr: Yardımcı, arka çıkan, destekleyen.
    İhlas-ı tâmm: Tam ihlas, Allah'ın (cc) emirlerini yanlız Allah (cc) emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak.
    Menfaat-ı maddiye: Maddî menfaat.
    Hakikat-ı imaniye: İmana ait hakikat, imanla ilgili gerçek.
    Masumane: Masumca, suçsuz şekilde.
    Hodgâm: Kendi keyfini düşünen, bencil.
    Mabeyninizdeki: Aranızdaki.

  8. #8
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart Dördüncü düsturunuz:

    Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirane iftihar etmektir.

    Ehl-i tasavvufun mabeyninde "fena fi-ş şeyh, fena fi-r resul" ıstılahatı var. Ben sofi değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte "fena fi-l ihvan" suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna "tefani" denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani: Kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.

    Zâten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz "Haliliye" olduğu için, meşrebimiz "hıllet"tir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmerd kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üss-ül esası, samimî ihlastır. Samimî ihlası kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var. Ortada tutunacak yer bulamaz.

    Evet yol iki görünüyor. Cadde-i Kübra-yı Kur'aniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İNŞÂALLAH Risale-i Nur yoluyla Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın daire-i kudsiyesine girenler; daima nura, ihlasa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.

    Ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet ihlası zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevkeden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlası kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani: Ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülahaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat, Kur'an-ı Hakîm'in ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﺫَٓﺍﺋِﻘَﺔُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ٭ ﺍِﻧَّﻚَ ﻣَﻴِّﺖٌ ﻭَﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻣَﻴِّﺘُﻮﻥَ "Her nefis ölümü tadıcıdır." Âl-i İmrân Sûresi, 3:185. "Muhakkak ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler." Zümer Sûresi, 39:30. gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip; düşüne düşüne nefs-i emmare o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevaidi pek çoktur. Hadîste ﺍَﻛْﺜِﺮُﻭﺍ ﺫِﻛْﺮَ ﻫَﺎﺩِﻡِ ﺍﻟﻠَّﺬَّﺍﺕِ Tirmizî, Zühd: 4, Kıyâmet: 26; Nesâî, Cenâiz: 3; İbni Mâce, Zühd: 31; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:321. -ev kema kal- yani "Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!" diye bu rabıtayı ders veriyor.

    Fakat mesleğimiz tarîkat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı ehl-i tarîkat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmağa mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikata uygun gelmiyor. Belki akibeti düşünmek suretinde, müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet hiç hayale, faraza lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse, dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlas-ı etemme yol açar.


    Fazilet: Yüksek değer, üstün ahlak derecesi, dinde üstün vasıf ve özellikler.
    Tasavvur: Zihinde şekillendirme, tasarlama, düşünme.
    Şâkirane: Şükreder şekilde, şükreder gibi.

    Ehl-i tasavvuf: Tasavvufçular, tarikat yolunda olanlar.
    Fena fi-ş şeyh: Kendi anlayışından ve hayat görüşünden tam sıyrılıp şeyhin hayatını ve anlayışını benimsemek.
    Fena fi-r resul: Hz.Peygamber'de (asm) fani olmak, kendi isteklerini ve anlayışlarını bırakıp Hz.Peygamber'in (asm) hayatını ve anlayışını benimseyerek kendinde onu görmek.
    Istılahat: Istılahlar, tabirler, deyimler.
    Sofi: Tasavvuf yolunda giden, tarikatçı.
    Fena fi-l ihvan: Birbirinde fani olmak, kendi hislerini ve zevklerini terk edip kardeşinin hisleriyle ve zevkleriyle yaşamak.
    Hissiyat-ı nefsaniye: Nefisle ilgili hisler, nefsin zevk ve menfaatle ilgili duyguları.
    Meziyat: Meziyetler, iyi ve güzel özellikler.
    Hissiyat: Hisler, duygular.

    Uhuvvet: Kardeşlik.
    Şeyh: Tarikatta müridlerin başı. Dinde manevi terbiye ve olgunluk kazanma yollarında yetkili kişi.
    Mabeynindeki: Arasındaki.
    Haliliye: Samimi, gönülden dostluk ve kardeşlik.
    Meşreb: Gidiş şekli, anlayış tarzı.
    Hıllet: Candan ve gönülden arkadaşlık.
    Civanmerd: Mert, sözünde sağlam.
    Üss-ül esas: Hakikî sağlam temel.

    Cadde-i Kübra-yı Kur'aniye : Kur'ân'ın büyük ve geniş, sağlam caddesi.
    Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan: Anlatma tarzı mucize olan Kur'an.
    Daire-i kudsiye: Mukaddes daire, kutsal saha.
    Sukut: Düşme, alçalma, inme.

    Hizmet-i Kur'aniye: Kur'ana ait hizmet, Kur'anın hizmeti.
    Müessir: Tesir eden, etkileyen, tesir edici.
    Rabıta-i mevt: Ölüm alakası ve bağı, mevt rabıtası, kendi ölümünü ve dünyanın geçici olduğunu düşünme ve alaka kurma.
    Riya: Gösteriş, iki yüzlülük.
    Tûl-i emel: Emel uzunluğu, istek ve arzu uzunluğu, bitmek ve tükenmek bilmeyen istek.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Mülahaza: Düşünme, düşünce.
    Desise: Gizli hile, oyun, tuzak.
    Ehl-i tarîkat: Tarikata bağlı olanlar.
    Ehl-i hakikat: Hakikat ehli, islâmiyetin ve Kur'anın bildirdiği gerçekleri kabul edip yaşayanlar.
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur'an.
    Sülûk: Girip izleme. *Manevî olarak ilerleyip yükselme.
    Menşei: Kaynağı.
    Tevehhüm-ü ebediyet: Ölümsüzlük ve sonsuz yaşamak duygu ve hayaline kapılmak.
    Rabıta: Bağ, alaka.
    Farazî: Farz edilen, varsayılan, sanki varmış gibi kabul edilen.
    Tahayyül: Hayale getirmek, hayalde canlandırmak.
    Nefs-i emmare: Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan nefis.
    Emel: Ümit, kuvvetli istek, ummak.
    Fevaid: Faydalar.

    Tarîkat: Yol, manevî terbiye yolu.
    Ehl-i tarîkat: Tarikata bağlı olanlar.
    Meslek-i hakikat: Hakikat mesleği, akıl ve kalbin beraberliğinde olan manevî gelişme yolu.
    Müstakbel: Gelecek, gelecek zaman.
    Zaman-ı hazır: Hazır zaman, şimdiki zaman, şu anki zaman.
    İstikbal: Gelecek, gelecek zaman.
    Fikren: Fikir olarak, düşünce olarak.
    Mevt: Ölüm.
    Müşahede: Görme, seyretme, gözle görme.
    İhlas-ı etemm: Tam ihlas.

  9. #9
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    İkinci Sebeb: İman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sâni'i netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemaat ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîm'in hazır nâzır olduğunu düşünüp, ondan başkasının teveccühünü aramayarak; huzurunda başkalarına bakmak, meded aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmek ile o riyadan kurtulup ihlası kazanır.

    Her ne ise.. bunda çok derecat, meratib var. Herkes kendi hissesine göre ne kadar istifade edebilse, o kadar kârdır. Risale-i Nur'da riyadan kurtaracak, ihlası kazandıracak çok hakaik zikredildiğinden ona havale edip, burada kısa kesiyoruz.


    İman-ı tahkikî: Araştırmaya, delil ve ispata dayanan ve yaşanan sağlam iman, Allah'ın (cc) varlığı ve birliği ile ilgili her bir şeydeki delillerden faydalanarak kazanılan sarsılmaz kuvvetli iman.
    Marifet-i Sâni': Sanatkar yaratıcı olan Allah'ı (cc) tanıma ve bilme.
    Masnuat: Sanatlı eserler, sanatlı yaratılmış varlıklar.
    Tefekkür-ü imanî: İmanla ilgili düşünme ve düşünceyi çalıştırma.
    Lemaat: Lem'alar, parıltılar.
    Hâlık-ı Rahîm: Çok merhametli ve şefkatli yaratıcı.
    Nâzır: Nezaret eden, bakan, gözeten, gören.
    Teveccüh: Yönelme, dönme, yöneliş. *Alaka, ilgi gösterme.
    Meded: Yardım, imdat.
    Muhalif: Zıt, aykırı, uymayan.

    Derecat: Dereceler, basamaklar.
    Hakaik: Hakikatlar, gerçekler ve doğrular.

  10. #10
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    İhlası kıran ve riyaya sevkeden pek çok esbabdan iki-üçünü muhtasaran beyan edeceğiz:

    Birincisi: Menfaat-ı maddiye cihetinden gelen rekabet, yavaş yavaş ihlası kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfaati de kaçırır.

    Evet hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-ı ihlaslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hacat-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup, vakitlerini zayi' etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip, hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla lisan-ı hal ile dahi istenilmez, belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlası zedelenir. Hem ﻭَﻟﺎَ ﺗَﺸْﺘَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎَﻳَﺎﺗِﻰ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠِﻴﻠﺎً "Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin." Bakara Sûresi, 2:41. âyetinin nehyine yanaşır, ameli kısmen yanar.

    İşte bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmare hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlası zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder. Ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır. Ve maddî menfaati de kaybeder.

    Her ne ise.. bu hamur çok su götürür, kısa kesip yalnız hakikî kardeşlerimin içinde sırr-ı ihlası ve samimî ittifakı kuvvetleştirecek iki misal söyleyeceğim.



    Muhtasaran: Kısa olarak, öz olarak.
    Menfaat-ı maddiye: Maddî menfaat.
    Netice-i hizmet: Hizmetin neticesi, hizmetin sonucu.
    Muavenet: Yardım.
    Bilfiil: Uygulamada, doğrudan doğruya gerçek halinde.
    Hakikat-ı ihlas: İhlasın gerçeği, özü, hakikati.
    Sadıkane: Sadıkçasına, bağlılık gösterircesine, samimi şekilde.
    Hacat-ı maddiye: Maddi ihtiyaçlar.
    Lisan-ı hal: Hal lisanı, durum ve görünüş konuşması.
    Amel: İş, çalışma, görevi yerine getirme.
    Muntazır: Bekleyen, gözleyen.
    Nefs-i emmare: Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan nefis.
    Hodgâmlık: Kendi keyfini düşünen, bencil.
    Kudsiyet: Mukaddeslik, kutsallık.
    Ehl-i hakikat: Hakikat ehli, islâmiyetin ve Kur'anın bildirdiği gerçekleri kabul edip yaşayanlar.
    Sakîl: Ağır, can sıkıcı, çirkin.
    Sırr-ı ihlas: İhlas sırrı.
    İttifak: Söz birliği etme, anlaşma.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İhlâs, İhlas Nedir
    By muhsin iyi in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.06.14, 10:14
  2. Sure-i İhlas'ın İsmi Neden İhlas ?
    By gulsah in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 39
    Son Mesaj: 21.05.11, 15:48
  3. İhlas nedir?
    By myd38 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 23.12.09, 02:47
  4. Risale-i Nur Mesleği Nedir? Meşreb Nedir? Mizac Nedir?
    By MuM in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 28.07.09, 15:35
  5. İhlas Nedir? Ve Nasıl Anlaşılır, Görülür ?
    By aczmendi reşha in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 40
    Son Mesaj: 20.01.09, 16:54

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0