İmam Şafii’nin, “Sahih bir hadis bulursanız, o benim mezhebimdir. Kitabımda Resulullah’ın sünnetine aykırı bir şey görürseniz, sünnetle/sahih hadisle hükmedin ve benim dediklerimi-bir kenara- bırakın” manasında açık ifadeleri vardır. (bk. Fetava İbnu’s-Salah, Beyrut, 1407, 1/55; Nevevi, Mecmu, Daru’l-Fikr, ts.1/63)

İmam-ı Azam'ın aynı manaya gelen sözleri olduğu gibi, İmam Malik ve İmam Ahmed b.Hanebl’in de benzer sözleri bilinmketedir (bk. İbn Abidin, 1/67-68, 385)

Eğer bir insan içtihat şartlarına sahip ise, sahih hadise aykırı olduğunu bildiği mezhebinin görüşünü terk edebilir ve o hadisle amel edebilir. Eğer, bir kimse müstakil içtihat edecek konumda değilse ve sahih bir hadise muhalif olduğunu düşündüğü kendi mezhebinin görüşünü başka bir mezhepte bulursa o mezhebi taklit edebilir. (bk. Fetava İbnu’s-Salah, 1/58-59)

İmam Nevevi bu konuyla ilgili (Şafii mezhebiyle ilgili olarak) şu görüşlere yer vermiştir:

İmam Şafii’nin bu sözü, “kim sahih bir hadis görse, hemen bu Şafii mezhebinin görüşüdür deyip onunla amel edebilir” manasına gelmez. Bu konuda mezhepler konusunda müçtehit veya ona yakın bir ilmi donanıma sahip olmayanlar böyle bir şey yapamazlar. Çünkü, sahih bir hadisin yanında, farklı bir mana ifade eden başka bir sahih hadis de vardır. Hadislerin tamamını veya o konuyla ilgili hadislerin hepsini bilmeyen ve İmam şafiinin ve diğer talebelerinin bütün kitaplarına vakıf olmayan kimsenin gördüğü “sahih” bir hadisten hüküm çıkarma yetkisi yoktur. Bu şartlara sahip olmak ise kolay değildir. Nitekim, İmam Şafii’nin bazı sahih hadisleri gördüğü halde onlarla amel etmemiştir. Çünkü, Şafii, “senedi itibariyle zahiren sahih göründüğü halde, gizli bir kusurunun olduğunu veya nesh edildiğini bildiği için"onunla amel etmemiştir." (bk. Nevevi, Mecmu,1/64)

Alimlerin verdiği bilgilere dayanarak denilebilir ki; mezhep alimlerinden farklı olarak sahih bir hadisten hüküm çıkarmak için, tefsir, hadis, fıkıh ve usul ilmine vakıf olmak gerekir. İslam alimleri, yalnız bir hadisin sahih olup olmadığına bakarak hüküm çıkarmazlar. Bu hadisin başka hadislerle olan münasebetini, ayetlerle olan ilişkisini, usul bilgileri çerçevesindeki konumunu ve takip ettikleri daha başka ilmi metotlara göre içtihat etmişlerdir.

Konuyu fazla uzatmamak için, -yalnız bir hadisin sahih olduğuna bakarak bir hükmün çıkarılamayacağını gösteren- bir misalle yetineceğiz.

Hanefi Mezhep alimleri, namazdaki “Teşehhüd”ün şeklini tespit etmede, İbn Mesud’dun rivayetini (Buhari, Müslim) esas almışlardır. Şafii mezhep alimleri ise, İbn Abbas’ın rivayetini (Müslim) esas almışlardır. Bu iki hadis de sahihtir. Her ikisiyle de amel edilebilir. Ancak, İmam Nevevi bu konuyu tahlil ederken, çok objektif bir bakış açısını sergilemiş ve şunları söylemiştir: “İmam Şafii, İbn Abbas’ın rivayetini tercih etmiş; çünkü bu rivayette diğerinden fazla olarak “el-Mübarekat” kelimesi bulunmaktadır. (hadis kriterlerine göre ‘Sikanın ziyadesi makbuldur’ kuralı gereğince) İmam Şafii bu ziyadeliği için bu rivayeti tercih etmiştir.” (bk. Nevevi, Mecmu, 3/455-457)

Son olarak şunu da hatırlamakta fayda vardır ki; İslam ümmetinin yaklaşık % 90’ı, bizim gibi avam/halk kesimidir. Yani, hadislere bakarak bir hüküm çıkarma imkânları yoktur.

Buna göre, önümüzde iki yol vardır:

Birincisi: Ehl-i sünnet ve’l-cemaat olan yüzlerce İslam aliminin içinde bulunduğu dört mezhepten birisini taklit etmek.

İkincisi: O büyük İslam alimlerinin ortaya koyduğu bilgileri bir tarafa bırakıp, onlara aykırı fetva veren çağdaş bazı alimlerin içtihadını taklit etmek.

Şimdi sormak istiyoruz: Hem takvada, hem ilimde en yüksek derecede oldukları ümmetçe kabul edilen o eski binlerce İslam aliminin peşinden gitmek mi; yoksa dini ilimler ve takva konusunda -bu zamanın zorunlu bir sonucu olarak- onlardan çok geride olan bir kaç alimin peşinden mi gideceğiz?

Peygamber efendimizin: “Sevad-ı azama/Ümmetin/İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna uyun” (İbn Mace,Fiten, 8) manasındaki emirleri gereğince, kimleri taklit etmemizin uygun olduğu konusu artık çok açık olduğunu düşünüyoruz.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet