Sorunun Detayı

Bence narin, korku duyan insanlar ölüm yüzünden dehşete kapıldılar bu yüzden de hikayeye kendileri mutlu bir son yazmak istediler. Kaybettikleri insanlarla tekrar birleşebilecekleri bir yer devamlı haz duyacakları ve elbette asla ölmeyecekleri...
diye düşünen inançsız insana bu düşüncesinin yanlış olduğunu nasıl anlatmalıyız?

Cevap

Cevap 1:

Ahiret ve ebedi hayat, biz düşündüğümüz için var olmuş değil, olduğu için biz düşünüyoruz.

Örneğin, bizdeki ebedi var olma duygusu, biz düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz için uydurulmuş bir hikaye değildir. Tam aksine, bizde ve her insanda var olan bir gerçeğin dile getirilmesidir.

Madem ki, bu ebedi duygunun karşılığı burada yoktur, o halde ebedi bir alemde bu duygunun karşılığı bulunmalıdır. Hatta ebedi alemin varlığını anlamak için bize takılmış bir pusuladır.

İşte bizdeki duygu, var olan ebedi bir alemden haber vermektedir.

Örneğin anne rahminde olan bir yavruya hayalen misafir olalım.

Soruda geçen iddialara göre hareket edersek, ona elinin, ayaklarının, ağzının, gözlerinin aslında başka bir alemde işe yarayacağını, onun için yaratıldığını söylesek, onun da bize “bu düşünce yok olma endişenizden dolayı ölüme karşı uydurulmuş bir hikayedir” diye cevap verdiğini varsayalım.

Sizin buna cevabınız ne olur?

Esasen, onun bu organları, anne rahminde tam karşılığını bulamasa da, başka bir alem olmalı ve karşılıkları bulunmalıdır.

Anne rahminde bu karşılıkların olmaması, başka alemin hem varlığına hem de o alemlerde bu organları işlevlerini yerine getireceğine açık ve net bir göstergedir.

Nitekim anne rahminde ölüp dünyaya doğrunca, anne karnında kullanmadığımız ellerin, ayakların, aşzın ve göslerin ne kadar gerekli olduğunu ve aslında bu dünya için bunların verildiğini bütün gerçekliğiyle görüyoruz ve yaşıyoruz.

Demek ki, insan ruhuna takılan ebedi yaşama isteği, hep var olma arzusu, dostlarıyla hep beraber olma düşüncesi gibi binlerce duygu, düşünce, istek ve arzu; ebedi bir hayattan ve dünyadan sonraki alemlerden haber veriyor.

Anne rahminde organlarımızın takılması bize bırakılmamış. Onun için dünyaya doğrunca rahat ediyoruz. Ancak dünyadan sonraki alemler için gerekli şeyleri bu dünyada hazırlama görevi bize verilmiş.

O alemlerde gerekli olan şeyleri almadan, bu dünyadan gidenlerin halini hayal etmek bile ne kadar acı verici..

Cevap 2:

Bir düşüncenin doğruluğu ya da yanlışlığı, onun hangi öncüllerden yola çıktığı hangi mantıksal gereksinimlere göre evrildiği ve hangi doğrusal sonuçlara ulaştığı ile ilgili olduğu gibi, aynı zamanda düşüncenin hangi somut olaylarla, olgularla bağı olduğu ile de bağıntılıdır.

Ölüm sonrası hayat düşüncesi, hayat kavramının evrendeki güçlü yeri ile ilgili bir öncüle sahiptir.

Hayat ya da bizim ölçeğimizdeki biyolojik canlılık, 15 milyar yıllık kozmik süreçlerin hassas bir çizgiyi sürekli takip etmeleri neticesinde açığa çıkmaktadır.

Üstelik bu hayat seviyesi yemek içmek, çoğalmak, hareket etmek gibi niteliklerin üzerinde irade ve ben bilincine de sahip olmaktadır.

Tıpkı maden seviyesinin bitki seviyesine, bitki seviyesinin hayvan ya da biyolojik canlılık seviyesine dönüşmesi gibi, insan seviyesi de bu önceki seviyenin ileri dönüşmüş biçimi olmaktadır.

İnsan seviyesinin de yaşadığı hayat boyunca sürekli bilinçli olarak yaptığı eylemleri ile bir başka seviyeyi oluşturduğu açık bir düşüncedir.

O halde ölüm denilen biyolojik yıkımın bu biyolojik olmayan üretilmiş bilinci ve iradeye dayalı yapılmış eylemlerin enerjilerini yıkamayacağı açıktır.

Böylece ölüm ötesi yaşamda, daha önce bizim için yapılan kalıplar yerine kendimiz için yaptığımız kalıba girerek devam ederiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet