"Ey Fahr-i Âlem'in gösterdiği doğru yoldan şaşanlar! Dünyanın fâni meta'larıyla gururlanıp taşanlar ve ey dünyamıza zararı olur korkusu ile, Nur-u Kur'andan kaçanlar! Sizler, dünyanızın uçurumlara gittiği zannıyla, o bâki ve tatlı sandığınız fâni ve hakikatta çok acı lezzetlerinizin zeval bulmak, şedid ve elîm elem ve ızdırablara tahavvül etmek üzere olduğunu tahmin ederek manasızca radyoların başına koşuyorsunuz. Bu koşmakta ve bu dedikoduları dinlemekte ne faide var? Zeval bulucu lehviyat ve lezaizle körleşmiş, bakan gözleriniz artık yeter biraz hakikatı görsün, sağırlaşmış duyan kulaklarınız, biraz hakikatı duysun ki, bu acib ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, hususan ehl-i imanın çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve küfr-ü mutlak ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak günümüzün en müstahkem, kavî, yıkılmaz, sarsılmaz tahkimatı olan Risale-i Nur'un nuranî siperlerine iltica etmekle ve onun daire-i kudsiyesine dehalet etmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, i'dam-ı ebedî zannettiğiniz ölümü, bir hayat-ı bâkiyeye tebdil edeceksiniz.

Ve işte o Nur'un mübarek tercümanının ve mübarek şahs-ı manevîsinin

ﺍَﺟِﺮْﻧَﺎ ﻭَ ﺍَﺟِﺮْ ﻭَﺍﻟِﺪَﻳْﻨَﺎ ﻭَ ﺍَﺟِﺮْ ﻃَﻠَﺒَﺔَ ﺭَﺳَﺎﺋِﻞِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﻭَﻭَﺍﻟِﺪَﻳْﻬِﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ Bizi ve anne babalarımızı, Risale-i Nur talebelerini ve onların anne babalarını cehennem ateşinden kurtar. ve emsali dualarının kabulüyle, şefaatıyla ve hürmetine, benim dehşetli fakat Cehennem ateşi yanında hiç ehemmiyeti olmayan ateşimden, onun şakirdlerinin, hâdimlerinin ve risalelerinin muhafızı bulunan mağazaları nasıl âzad olmuş, kurtulmuş ise, sizler de o mübarek şakirdler gibi, o mübarek daire-i kudsiyeye dehalet ettiğinizde; dünyevî ve uhrevî dehşetli ateşlerden kurtulacak ve evlâd ü iyalinizin bir nevi çobanı olmak hasebiyle, o sevgililerinizi de kurtaracaksınız. Ve her birerleriniz maddî ve manevî felah ve saadete nâil olacaksınız. Bakıp da görmeyen ve görüp de görmek istemediğinizden kapadığınız gözlerinizi açınız, görünüz ve azîm tehlikelerin çok yakın olduğunu ihsas ve telaş ve ızdırabınızı artırmaktan başka bir işe yaramayan dünya havadislerini veren radyo başına değil, ayaklarınızdaki bütün derman ve kuvvetinizle Risale-i Nur başına ve onun neticesi emniyet, selâmet ve saadet olan nuranî dairesine koşunuz."

Emirdağ Lahikası


Fahr-i Âlem: Alemin övündüğü ve şeref duyduğu Hz.Muhammed (asm).
Fâni: Geçici, kaybolan, gelip geçici.
Meta: Mal.
Nur-u Kur'an: Kur'an nuru, Kur'an ışığı.
Zannı: Zannetmesi, sanması.
Bâki: Ebedî, sonsuz, ölümsüz olan.
Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme.
Şedid: Şiddetli, kuvvetli, sert.
Elîm: Acı veren.
Elem: Acı, dert, kaygı.
Tahavvül: Değişmek, dönüşmek.
Lehviyat: Eğlenceler, oyunlar, kadınlı erkekli günah eğlenceler ve oyunlar.
Lezaiz: Lezzetler, zevkler, zevk veren şeyler.
Hakikat: Gerçek.
Misl: Benzer, eş.
Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
Küfr-ü mutlak: Tam ve kesin inkarcılık, koyu inkarcılık.
Müstahkem: Sağlamlaştırılmış.
Kavî: Kuvvetli.
Tahkimat: Sağlamlaştırmalar, kuvvetlendirmeler.
Nuranî: Nurlu.
İltica: Sığınma.
Daire-i kudsiye: Mukaddes daire, kusursuz ve temiz saha.
Dehalet: Sığınma, yardım isteme.
İ'dam-ı ebedî: Sonsuz yok etme, ebedî idam.
Hayat-ı bâkiye: Ölümsüz ve sonsuz hayat (Ahiret hayatı).
Tebdil: Değiştirme.
Şahs-ı manevî: Menevî şahış, aynı gayeyi ve düşünceyi paylaşanların oluşturduğu topluluk. Düşünce hareketi .
Şefaat: Af için vesile olmak, bağışlanmak için aracılık yapmak, affedilmek ve bağışlanmak için yardımcı olmak.
Şakird: Talebe, öğrenci.
Hâdim: Hizmetçi, hizmet eden.
Uhrevî: Ahiretle alakalı.
Evlâd ü iyal: Çoluk-çocuk, aile fertleri.
Hasebiyle: Dolayısıyla, gereğince.
Felah: Kurtuluş, selamet, mutluluk.
Nâil: Erişen, eren, ulaşan, elde eden.
Azîm: Büyük, yüce.
İhsas: Hissettirme.
Risale-i Nur: Nur risalesi. Bediüzzaman Said Nursinin (ra) Kur'anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim.