+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Hz. Mevlana'nın Hayatı Ve Vasiyeti....

  1. #1
    Gayyur AsiL_NuR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Seydişehir&Nevşehir
    Yaş
    34
    Mesajlar
    76

    Standart

    As?l ad? Muhammed Celaleddin olan Mevlana 30 Eylül 1207 y?l?nda bugünkü Afganistan s?n?rlar? içerisinde yer alan Horasan?n Belh şehrinde dünyaya gelmiştir. Asil bir aileye mensup olan Mevlana’n?n annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kizi Mümine Hatun; babaannesi, Harezmsahlar (1157 Dogu Türk Hakanl?ğ?) hanedan?ndan Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’d?r. Babas? ise hayatta iken "Bilginlerin Sultân?" unvan?n? alm?ş olan Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabas?, Ahmet Hatibi oğlu Hüseyin Hatibi'dir. Bahaeddin Veled, yaklaşmakta olan Moğol istilas? nedeniyle Belh'den ayr?lmak zorunda kalm?ş; Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 y?llar?nda aile fertleri ve yak?n dostlar? ile birlikte Belh'den ayr?larak ilk olarak Nişâbura gelmiştir. Nişâbur şehrinde tan?nm?ş mutasavv?f Ferîdüddin Attar ile de karş?laş?r. Mevlâna burada küçük yaş?na rağmen Ferîdüddin Attar'?n ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanm?şt?r. Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Küfe yolu ile Kâbe’ye hareket ederek Hac farîzas?n? yerine getirdikten sonra, Şam'a geçmiştir. Şam'dan sonra s?ras?yla Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye yani Karamana gelmiştir. Karaman'da Subaş? Emir Musa’n?n yapt?rd?klar? medreseye Ailesi ve dostlar?yla beraber yerleşmiştir. Karamanda hayatlar?na devam etmekteyken Karaman'da bulunduklar? 1225 tarihinde Mevlana, babas?n?n buyruğu ile itibarl?, asil bir zat olan Semerkantli Hoca Şerafeddin Lala'nin, k?z? Gevher Banu ile evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'n?n Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adl? iki oğlu oldu. Y?llar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yapm?şt?r. Mevlâna'n?n bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adl? iki oğlu ile Melike Hatun adl? bir k?z? dünyaya geldi. Bu y?llarda Anadolulun büyük bir k?sm? Selçuklu Devleti'nin egemenliği alt?nda iken Devletin baş şehri Konya idi. Konya sanat eserleri ile donat?lm?ş, ilim adamlar? ve sanatkârlarla dolu bir şehir idi. Devletin hükümdar? Alâeddin Keykubâd, Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled, Mevlana’n?n ilk mürşididir. Yani Mevlana’ya Allah yolunu öğretip, tasavvuf usulünce hakikatleri ve s?rlar? gösteren hocas? idi. Bütün ?slam âleminde yüksek bir itibar ve şöhrete sahip olan Bahaeddin Veled, Selçuklular?n Sultani Alaaddin Keykubat'tan yakin alaka ve sonsuz hürmet görür. Bahaeddin Veled, 1228 y?l?n?n may?s ay?nda Selçuklular?n bas şehri Konya’y? şereflendirip yerleştikten k?sa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alaaddin Keykubat (saltanat müddeti: 1219–1236), saray?nda Bahaeddin Veled'in şerefine büyük bir toplant? tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun manevi terbiyesi alt?na girdi. Sultanü'l-Ulema'ya gönülden bağl? olan Sultan Alaaddin onu hayranl?kla söyle över: "Heybetinden gönlüm tir tir titriyor; yüzüne bakmaktan korkuyorum. Bu eri gördükçe gerçekliğim, dinim art?yor. Bu alem, benden korkup titrerken ben, bu adamdan korkuyorum; ya Rabbi bu ne hal? ?yice inand?m ki O, nadir bulunan ve esi benzeri olmayan bir Allah dostudur." Dünya sultan?na hükmeden, essiz Allah dostu mana ve gönül sultani Bahaeddin Veled, 24 subat 1231 tarihinde ebedi aleme göçtü. Selçuklu Saray?n?n Gül Bahçesine defnedildi. (Halen müze olarak kullan?lan Mevlâna Dergâh?). Geride Muhammed Celaleddin gibi bir hay?rl? oğul ile Maarif gibi bir eser b?rakt?. Mevlana üzerindeki tesiri bak?m?ndan büyük bir önem taş?r. Bahaeddin Veled,in vefat?nda Mevlana yirmi dört yas?nda idi. Babas?n?n vasiyeti, dostlar?n?n ve bütün halk?n yalvarmalar? ile babas?n?n makam?na geçti. Mevlana, babas?ndan sonra, Seyyid Burhaneddin ile buluşuncaya kadar, bir y?l mürşitsiz kald?. 1232 tarihinde babas?n?n değerli halifesi Seyyid Burhaneddin Konya'ya geldi. Mevlana onun manevi terbiyesi alt?na girdi. Seyyid Burhaneddin, mertebesi çok yüksek, bir kâmil mürşit idi. Kendisine daima kalplerde bulunan s?rlar? bilmesinden dolay?, Seyyid Sirdan denirdi. Seyyid Burhaneddin, ta çocukluk y?llar?nda bir lala gibi omuzlar?nda taş?y?p dolaşt?rd?ğ?, Mevlana’ya dedi ki ."Bilginde eşin yok, seçkinsin Ama baban hal (manevi makam) sahibiydi; sen de onu ara, kalden (sözden) geç onun sözlerini iki elinde kavram?şs?n; fakat benim gibi onun haliyle de sarhoş ol. Böylece de ona tam mirasç? kesil; cihad?na ?ş?k saçmada güneşe benze. Sen zahiren baban?n mirasç?s?s?n; ama özü ben alm?ş?m; bu dosta bak bana uy." Mevlana babas?n?n halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu. (Genç yaş?nda Mevlana ve Rumi ismi kendisine verildi. Efendimiz manas?na gelen Mevlana; Mevlana’n?n, Rumi diye tan?nmas?, geçmiş yüzy?llarda Diyar? Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturmas?, ömrünün büyük bir k?sminin orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmas?ndand?r.Bu isim Şems-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana’y? sevenlerce kullan?lm?ş; Adeta adi yerine sembol olmuştur.) Mevlana babas?n?n halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu. Mevlana candan, samimiyetle, Seyyid Burhaneddin'i babas?n?n yerine koydu ve gerçek bir mürşit bilerek gönülden, tam dokuz y?l ona hizmet etti. Bu zaman zarf?nda, o kâmil mürşit’in k?lavuzluğu ile mücahede (nefsi yenmek için gayret sarf ederek) ve riyazetle (dünya lezzetlerinden ve rahat?ndan sak?narak perhizle) meşgul olup, o kâmil arifin feyizli sohbet ve nefesleriyle pisti, olgunlaşt?, bastan ayağa nur oldu; kendinden kurtuldu, mana sultani oldu. Nitekim Mesnevi'sindeki su iki beyit, piştiğinin, kâmil insan mertebesine ulaşt?ğ?n?n ifadesidir: "Piş ol da bozulmaktan kurtul... Yürü, Burhan-i Muhakkik gibi nur ol." Kendinden kurtuldun mu, tamam?yla burhan olursun. Kul olup yok oldun mu, sultan kesilirsin. Mevlana, yüksek ilimlerde daha çok derinleşmek için, Seyyid Burhaneddin'in izniyle Halep'e gitti. Haleviyye Medresesi'nde, f?k?h, tefsir ve usul ilimlerinde üstün bir alim olan Adim oglu Kemaleddin'den ders ald?. Mevlana, Halep’teki tahsilini bitirdikten sonra sam'a geçti. Burada, ilmi incelemeler yapmak için dört y?l kald?. Bu zaman zarf?nda sam'daki alimlerle tan?ş?p, onlarla sohbet etti. Yedi y?l süren Halep ve sam seyahatinden sonra Konya'ya dönen Mevlana, Seyyid Burhaneddin'in arzusu üzerine birbiri arkas?na, candan istekle ve samimiyetle, üç çile ç?kard?. Yani üç defa k?rkar gün (yüz yirmi gün) az yemek, az içmek, az uyumak ve vaktinin tamam?n? ibadetle geçirmek suretiyle nefsini ar?tt?. Üçüncü çilenin sonunda Seyyid Burhaneddin, Mevlana’y? kucaklay?p öptü; takdir ve tebrikle: "Bütün ilimlerde esi benzeri olmayan bir insan; nebilerin ve velilerin parmakla gösterdiği bir kişi olmuşsun... Bismillah de yürü, insanlar?n ruhunu taze bir hayat ve ölçülemeyecek bir rahmete boğ; bu suret âleminin ölülerini kendi mana ask?nla dirilt."dedi ve onu irşad ile görevlendirdi. Seyyid Burhaneddin, daha sonra, Mevlana'dan izin al?p Kayseri'ye gitmiş ve orada ebedi âleme göçmüştür. (1241, 1242). Türbesi Kayseri'dedir. Mevlana, Seyyid Burhaneddin'in Konya'dan ayr?l?s?ndan sonra, irşad (Allah yolunu gösterme) ve tedris makam?na geçti. Babas?n?n ve dedelerinin usullerine uyarak beş y?l bu vazifeyi başar? ile yapt?. Rivayete göre dini ilimleri tahsil eden dört yüz talebesi ve on binden çok müridi vard?. Hz. Mevlana ve Şemsi Tebrizi: Sems-i Tebrizi: Bu zatin adi, Şemseddin Muhammed olup doğumu 1186'dir. Tebrizli Melekdad oğlu Ali'nin oğlu olan Şems, tahsilini bitirdikten sonra, zaman?n yegâne şeyhi olarak gördüğü Tebrizli Şeyh Ebu Bekir Sellebaf (selle ve sepet örücüsü)'a intisap etti ve onun terbiye ve irşad?yla yetişip olgunlaşt?. Şems, ulaşt?ğ? manevi makama kanaat etmediğinden daha olgun mürşitler bulmak arzusuyla seyahate ç?kt?. Senelerce, takati tükenircesine birçok yerler dolaşt?; zaman?n arifleriyle görüştü. Bu arifler, mana âlemindeki uçuşundan kinaye olarak Şems'e, Sems-i Perende (Uçan Güneş) adini vermişlerdir. Şems, ta çocukluğundan itibaren fikren ve ruhen hür bir derviş, kendinden geçercesine ilahi aska dalarak yasayan bir şahsiyettir. Şems, kendini ruhen tatmin edecek seviyede bir hak dostu bulamayan ve hep kendi mertebesinde bir sohbet arkadaş? arayan kâmil velidir. Yana yak?la, kendisine muhatap olabilecek, sohbetine dayanabilecek bir dost arayan Şems'in bir gece karar? elden gitti, heyecan içinde idi. Allah’?n tecellilerine gömülüp mest olmuş bir halde münacat?nda: "Ey Allah’?m! Kendi, örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum." diye yalvard?. Allah taraf?ndan, istediğinin, Anadolu ülkesinde bulunan, Belh'li Sultanü'l-Ulema'nin oğlu Muhammed Celaleddin olduğu ilham edildi. Bu ilham ile Şems, 1244 y?l? Konya'ya geldi. Mevlana ile Şems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, nihayet buluştular; görüştüler. Bu iki ilahi aş?k, bir müddet yaln?zca bir köseye çekilerek kendilerini tamam?yla Hakk'a verdiler ve gönüllerine gelen ilahi ilhamlarla sohbetlere koyuldular. Sultan Veled der ki: "Ans?z?n Şems gelip ona ulaşt?; ona masukluk (sevilen, sevgili olman?n) hallerini anlatt?, aç?klad?. Böylece de s?rr? yücelerden yüceye vard?. Şems, Mevlana yi şaş?lacak bir âleme çağ?rd?, öyle bir âleme ki, ne Türk gördü o âlemi ne Arap." "Âlemdeki erenlerin derecelerinden üstün bir derece vard?r ki o, masukluk durağ?d?r. Âleme bu masukluk durağ?na dair haber gelmemiş; bu durakta bulunanlar?n ahvalini hiçbir kulak işitmemişti. Tebrizli Şemseddin zuhur edip, Mevlana Celaleddin'i âş?kl?k ve erenlik mertebesinden, bu zamana kadar duyulmam?ş olan. Masukluk mertebesine eriştirmiştir. Esasen Mevlana, ezelde, masukluk denizinin incisiydi; hersek döner, asl?na var?r." Diyen Sultan Veled Hz. Mevlana’n?n Masukluk mertebesine erişmesine bu sözleriyle yorumlar. Mevlana, manevi yolculuğunu, olgunluğa ermesini, su sözünde toplam?şt?r:"Hamd?m, pistim, yand?m." Mevlana’n?n pişmesi, babas? Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin'in feyizli nefesleriyle; yanmas? da Şems'in nurlu aynas?nda gördüğü kendi güzelliğinin ask ateşiyledir. Mevlana, Şems ile Konya'da buluştuğu zaman tamam?yla kemale ermis bir sahsiyetti. Şems, Mevlana'ya ayna oldu. Mevlana, Şems’in aynas?nda gördüğü kendi essiz güzelliğine âş?k oldu. Diğer bir ifadeyle Mevlana, gönlündeki Allah ask?n? Şems’te yaşatt?. Mevlana'nin Şems’e kars? olan sevgisi, Allah'a olan ask?n?n miyaridir (ölçüsüdür); çünkü Mevlana, Şems’te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu. Mevlana aç?lmak üzere bir güldü. Şems ona bir nesim oldu. Mevlana zaten büyüktü, Şems onda bir gidiş, bir nesve değişikliği yapt?. Şems ile buluşan Mevlana, artik vaktini Şems’in sohbetine hasretmiş, Şems’in nurlar?na gömülüp gitmiş, bambaşka bir âleme girmişti. Şems’in cazibesinde yana yana dönüyor, ilahi askla kendinden geçercesine Sema ediyordu. Bu iki ilahi dostun sohbetlerindeki mukaddes s?rr? idrakten aciz olanlar, ileri geri konuşmaya başlad?lar. Neticede Şems, incindi ve Mevlana’n?n yalvarmalar?na rağmen, Konya'dan sam'a gitti. Şems'in ayr?l?ğ?ndan derin bir ?st?raba düsen Mevlana, manzum olarak yazd?ğ? güzel bir mektubu, Sultan Veled’in başkanl?ğ?ndaki kafileyle sam'a, şems’e gönderdi. Sultan Veled, kafilesiyle sam'a vard?. Şems’i buldu ve babas?n?n davet mektubunu, hediyelerle birlikte şems’e sundu. Şems: "Muhammed-i tav?rl? ve ahlakl? Mevlana’n?n arzusu kâfidir. Onun sözünden ve işaretinden nas?l ç?k?labilir?" diyerek, Mevlana’n?n davetine icabet etti ve 1247'de, Sultan Velet’in kafilesiyle, Konya'ya döndü. Şems'in Konya'ya geri gelmesine herkes sevindi. Mevlana da hasretin s?k?nt?lar?ndan kurtuldu. Artik şems’in şerefine ziyafetler verildi. Sema meclisleri tertip edildi. Fakat huzurlu, muhabbetle, dostluk içinde geçen günler uzun sürmedi; dedikodular ve can s?k?c? durumlar yeniden başlad? şems, o bahts?z dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu, gönüllerinden sevginin uçup gittiğini, ak?lar?n?n nefislerine esir olduğunu anlad? ve kendisini ortadan kald?rmaya uğraşt?klar?n? bildi. Sultan Velede dedi ki; Gördün ya, azg?nl?kta yine birleştiler. Doğru yolu göstermekte, bilginlikte esi olmayan Mevlana’n?n huzurundan beni ay?rmak, uzaklaşt?rmak, sonra da sevinmek istiyorlar. Bu sefer öyle bir gideceğim ki, hiç kimse benim nerede olduğumu bilemeyecek. Aramaktan acze düşecek, kimse benden bir nisan bile bulamayacak. Böyle birçok y?llar geçecek de yine izimin tozunu bile göremeyecek." iste Sultan Velet’e böyle yak?nan şems, 1247–1248 tarihinde, Konya'dan ans?z?n gidip kayboldu. şems’in kayboluşundan sonra Mevlana, herkesten onun haberini soruyordu. Kim onun hakk?nda asli esasi olmayan bir haber bile verse ve şems’i falan yerde gördüm dese, bu müjde için sarigini ve h?rkas?n? vererek sükranelerde bulunuyordu. Bir gün, bir adam, Şems-i sam'da gördüm, diye haber verdi.
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 14:14 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gayyur AsiL_NuR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Seydişehir&Nevşehir
    Yaş
    34
    Mesajlar
    76

    Standart

    Mevlana buna, tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama, üstünde nesi varsa bağ?şlad?. Dostlar?ndan birisi, bu adam?n verdiği haber yaland?r, o şems’i hiç görmemiştir, dediğinde Mevlana su cevabi vermiştir: "Evet, onun verdiği bu yalan haber için üstümde neyim varsa verdim. Eğer doğru haber verseydi, can?m? verirdim." Mevlana, şems’i çok arad?. Onun ayr?l?ğ?yla, gönülleri yakan, s?zlatan, nice şiirler söyledi. Onu aramak için iki kere sam'a gitti. Yine Şems-i bulamad?. Bu son iki seyahatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle beraber, büyük bir ihtimalle 1248–1250 y?llar? aras?nda olduğu söylenebilir. Sultan Veled'in ifadesiyle Mevlana, sam'da suret bak?m?ndan Tebrizli Şems-i bulamad? ama mana yönünden onu, kendisinde buldu. Ay gibi kendi varl?ğ?nda beliren şems’i, kendinde gördü ve dedi ki: "Beden bak?m?ndan ondan ayr?y?m ama bedensiz ve cans?z ikimizde bir nuruz. Ey arayan kişi! ?ster onu gör, ister beni. Ben oyum o da ben." Konyal? Kuyumcu şeyh Selahaddin Hazretleri Yağ?basan'?n oğlu Konyal? Zerkub (Kuyumcu) diye tan?nan şeyh Selahaddin Feridun, Konya civar?ndaki bir gölün kenar?nda bal?kç?l?kla geçinen bir ailedendir. Ümmi olarak bilinen şeyh Selahaddin, gençliğinde Seyyid Burhaneddin'in terbiyesine girmiş, onun sohbetlerinde pismiş, onun feyziyle olgunlaşm?ş, kâmil bir insand?r. Ayr?ca şems’in sohbetlerinde de bulunmuş, ondan feyz alm?şt?r. Şeyh Selahaddin, kuyumcu dükkan?nda alt?n varak yaparak, helalinden para kazanmak ve manevi halini kuvvetlendirmekle uğraş?rd?. seyh Selahaddin'in, Mevlana ile tan?şmas? ta Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi alt?na girdiği tarihte baslar; fakat bütün sevgilerden tamamen vazgeçip Mevlana'ya manen bağlanmas?na ve vakitlerini onun sohbetlerine hasretmesine sebep su hadisedir Mevlana bir gün şeyh Selahaddin'in Kuyumcular çars?s?ndaki dükkan?n?n önünden geçmektedir. içerde varak yapmak için çekiçle alt?n dökmekte olan Kuyumcu şeyh Selahaddin ve ç?raklar?n?n çekiç darbelerinden ç?kan sesleri duyan Mevlana, o hoş seslerin ahengi ile cezbelenir (Allah taraf?ndan manen çekilerek iradesi elden gider) ve vecd ile (kendinden geçip ilahi aska dalarak) Sema etmeye baslar. D?şar?da Mevlana’n?n Sema ettiğini gören şeyh Selahaddin onun, çekiç darbelerinin ahengine, ritmine uyarak Sema ettiğini anlay?nca, alt?n?n zayi olmas?n? düşünmez ve ç?raklar?na, çekiç darbelerine devam etmelerini emrederek kendisi de d?şar? f?rlar ve Mevlana’n?n ayaklar?na kapan?r. Hz. Mevlana’n?n, şeyh Selahaddin Hazretleri'ni Kendisine Hemdem ve Halife Seçmesi Mevlana, son sam seyahatinde, mana yönünden şems’i ay gibi kendinde gördükten sonra, onu aramaktan vazgeçti ve kendisine şeyh Selahaddin'i dost ve hemdem olarak seçti. Mevlana, şems’e duyduğu muhabbet ve gönül bağl?l?ğ?n?n aynisini şeyh Selahaddin'e de gösterdi ve bu zat ile sükun buldu Mevlana, Allah’?n cemal tecellileri içinde ruhen manevi bir alemde yasad?ğ?ndan, müritlerinin irşad?yla bizzat uğraşmam?ş ve onlar?n irşat ve terbiyesine, en seçkin, en ehil dostlar?ndan birini tayin etmiştir. ?ste şeyh Selahaddin, bu vazifeye ilk olarak tayin ettiği dostudur. Mevlana, şeyh Selahaddin'e yaln?z manevi bir bağ ve içten gelen muhabbetiyle kalmad?, onun k?z?, hakk?nda: "Benim sağ gözüm" diyerek iltifatta bulunduğu Fatma Hatun'u, oğlu Sultan Veled'e almak suretiyle aralar?nda bir akrabal?k bağ? da kurdu. Şeyh Selahaddin Hazretleri'nin Olgunluğu Mevlana’n?n, şems ile dostluğunu çekemeyenler bu sefer de Mevlana’n?n şeyh Selahaddin'e gösterdigi yak?nl?ğa has ed etmeye başlad?lar. şeyh Selahaddin'i, ümmidir diye, yüksek irşat makam?na lay?k görmüyorlard?. şems’e yapt?klar? gibi küstahl?ğa kalk?şt?lar Kendisine kötü düşünce ile bakan bahts?z, zavall?lara şeyh Selahaddin: "Mevlana, beni yaln?zca herkesten üstün tuttu da bu yüzden inciniyorsunuz. Bilmiyorsunuz ki, benim apaç?k bir görünüşün yok, ben bir aynay?m. Mevlana, bende kendi yüzünü görüyor; ne diye kendini seçmesin? O, kendi güzelim yüzüne aş?k; bundan başka bir fikre düşmek, kötü bir şey." Diyerek, kemal ve mahviyetini (ileri derecede alçak gönüllülüğünü) göstermiştir. Mevlana ile şeyh Selahaddin, on y?l birbirleriyle adeta mest olarak görüşüp sohbet ettiler; ayr?l?k mahmurluğunu tadamadan, visal âleminde Safalar sürdüler. Nihayet şeyh Selahaddin hastaland? ve ebedi âleme göçtü (1259). Çelebi Hüsameddin, vaktiyle Konya'ya göçmüş bir soylu ailendendir ve doğum yeri Konya’d?r (1225). Çelebi lakab?n? kendisine veren Mevlana’d?r. Gençliğinin ilk y?lar?nda, Ahilerin şeyhi olan babas?n? kaybeden Çelebi Hüsameddin, zaman?n bütün ulu kişileri ve şeyhlerinden yakin alaka ve himaye gördüğü halde, bütün hizmetkârlar? ve arkadaşlar?yla, Mevlana’n?n terbiyesinde yetişip olgunlaşm?ş, kâmil insan olmuştur. Mevlana’n?n Çelebi Hazretleri'ni Kendisine Hemdem ve Halife Seçmesi Mevlana, şeyh Selahaddin'den sonra kendisine hemdem ve halife olarak Çelebi Hüsameddin'i seçti ve dostlar?na söyle dedi: "Ona bas eğin, önünde acizcesine kanatlar?n?z? yere gerin! Bütün buyruklar?n? yerine getirin; sevgisini caninizin ta içine ekin. O rahmet madenidir, Allah nurudur." Mevlana’n?n bu buyruğu üzerine, bütün dostlar ona itaat ettiler. Sultan Veled'in diliyle: "Bütün dostlar, onun lütuf suyuna testi kesildiler. şems’e ve şeyh Selahaddin'e yapm?ş olduklar? aşağ?l?k hareketlerden kurtulmuşlar, edeplenmişlerdi. Haset etmeden çelebi Hüsameddin'e itaat ettiler." Çelebi Hüsameddin on beş sene Mevlana’n?n şerefli sohbetinde bulundu. Mevlana'dan sonra da dokuz sene irşat makam?nda, Mevlana’n?n postunda oturdu. Mevlana, ancak Çelebi Hüsameddin'in bulunduğu mecliste rahat bulur, huzur duyar, coşup manalar saçar, hakikat ilminden bahisler açard?. Mevlana'ya göre, hakikatler memesinden manalar sütünü emip ç?karan Çelebi Hüsameddin'dir. Mesnevi'sinde bu manaya işaretle söyle der: "Bu söz, can memesinde süttür. Emen olmad?kça güzelce akm?yor. Dinleyen susuz ve aray?c? olursa, va'zeden ölü bile olsa söyler. Dinleyen yeni gelmiş ve usanmam?ş olursa dilsiz bile sözde bülbül kesilir. Kap?mdan içeri, na-mahrem girince, harem halk?, perde arkas?na girer, gizlenir. Zarars?z ve mahrem birisi gelince de o kendilerini gizleyen mahremler, yüzlerindeki perdeyi açarlar. Bütün güzel, hoş ve yarasan şeyler, gören göz için yap?l?r. Çengir zir (en ince) ve bam tel (en kal?n) nağmeleri, nas?l olur da sağ?r kulak için terennüm edilir? Allah, miski beyhude yere güzel kokulu yapmad?. Koku duyan için yaratt?; koku almayan için değil." iste ?slami tasavvuf edebiyat?n?n en büyük didaktik şaheseri olan Mesnevi'yi Çelebi Hüsameddin, Mevlana’n?n tükenmez bir hazineye benzeyen ruhundan çekip ç?karm?şt?r. Mevlana, Çelebi Hüsameddin ile tam on beş sene güzel demler, hoş sefalar sürdü. Bu müddet zarf?nda bahts?zlar?n fitne ve hücumundan uzak, huzur ve sürur içinde yasad?. Dostlar? onun cemalinin nuruna pervane olmuşlard?. Mevlana, artik son anlar?n? yasad?ğ?n?, özlediği ebedi cemal âlemine kavuşacağ?n? anlam?şt?. Ans?z?n hastalan?p yatağa düştü. Mevlana’n?n hastal?k haberi Konya'da yay?ld?ğ? zaman ahali, şifalar dilemeye, gönlünü, duas?n? almaya geliyorlard?. Şeyh Sadrettin (?- 1274) de talebeleriyle birlikte Mevlana'ya geçmiş olsun demeye geldi ve çok üzüldüğünü beyan edip: "Allah yakin zamanda şifalar versin. Hastal?k ahi rette derecenizin yükselmesine sebeptir. Siz âlemin canisiniz, inşallah yakin zamanda tam bir s?hhate kavuşursunuz." Diye temennide bulundu. Bunun üzerine Mevlana: "Bundan sonra Allah sizlere şifa versin. Aş?k?n maşukuna kavuşmas?n? nurun nura ulaşmas?n? istemiyor musunuz?"dedi. Şeyh Sadrettin, yan?ndakilerle birlikte ağlayarak kalk?p gitti. Mevlana, dostlar?na ve aile efrad?na, bu dünyadan göçeceğine üzülmemelerini söylüyordu.; fakat onlar, bedenen de olsa, bu ayr?l?ğ? kabullenemiyorlar, ağlay?p inliyorlard?. Mevlana’n?n hanimi Mevlana'ya hitaben: "Ey Âlemin nuru, ey âdemin cani! Bizi b?rak?p nereye gideceksin?" diyerek ağl?yor ve ilave ediyordu. Hüdavendigar Hazretleri'nin dünyay? hakikat ve manalarla doldurmas? için üç yüz veya dört yüz y?ll?k ömrünün olmas? laz?md?."
    Mevlana'da cevaben: Niçin? Niçin? Biz ne Firavun ve ne de Nemrud'uz, bizim toprak alemiyle ne isimiz var, bize bu toprak aleminde huzur ve karar nas?l olur? Ben insanlara faydam dokunsun diye dünya zindan?nda kalm?ş?m; yoksa hapishane nerede ben nerede? Kimin malini çalm?ş?m? Yak?nda Allah’?n sevgili dostunun, Hz. Muhammed (SAV)'in yan?na döneceğimiz umulur." Dedi Hz. Mevlana’n?n Tavsiye Ettiği Bir Dua Mevlana son demlerinde iken, dostu Siraceddin Tatari'yi yan?na çağ?rarak, kendisine su duay? öğretmiş ve s?k?nt?l? zamanlar?nda okumas?n? tavsiye etmiştir: "Ya Rabbi! Bana ne senin zikrini unutturacak, sana sevkimi söndürecek, seni teşbih ederken duyduğum lezzeti kesecek bir hastal?k; ne de beni azd?racak, ser ve kötülüğümü art?racak bir s?hhat ver." Ey Merhamet edenlerin merhametlisi! Merhametinle bu duam? kabul et. Hz. Mevlana’n?n Dostlar?na Tavsiye Ettiği Dua Ya Rabbi! Bana, ne senin zikrini unutturacak, san sevkimi söndürecek, seni teşbih ederken duyduğum lezzeti kesecek bir hastal?k; ne de beni azd?racak, ser ve kötülüğümü art?racak bir sihhat ver. Ey merhamet edenlerin merhametlisi merhametinle duam? kabul et.Hz. Mevlana’n?n Sabah Namaz?ndan Sonra Okuduklar? Dua Allah’?m kalbimi nurland?r, kulağ?m? nurland?r, gözümü nurland?r, saç?m? nurland?r, derimi nurland?r, etimi nurland?r, kan?m? nurland?r, önümü nurland?r, ard?m? nurland?r, alt?m? nurland?r, üstümü nurland?r, sağ?m? nurland?r, solumu nurland?r, Allah?m! Nurumu art?r, bana nur ver. Ey nurun nuru ey merhametlilerin merhametlisi Allah?m merhametinle beni nur et. Bu dua, ismi güzel, cismi güzel, teni güzel, cani güzel, ruhu güzel, huyu güzel Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in dilindendir.

    Hz. Mevlana’n?n Vasiyeti
    "Ben size, gizli ve aleni, Allan’dan korkman?z?,
    Az yemenizi,
    Az uyuman?z?,
    Az söylemenizi,
    Günahlardan çekinmenizi,
    Oruç tutmaya ve namaz k?lmaya devam etmenizi,
    Daima şehvetten kaç?nman?z?,
    Halk?n eziyet ve cefas?na dayanman?z?,
    Avam ve sefihlerle düşük kalkmaktan uzak bulunman?z?,
    Kerem sahibi olan Salih kimselerle beraber olman?z? vasiyet ederim.
    ?nsanlar?n hay?rl?s?, insanlara faydas? dokunand?r.
    Sözün hay?rl?s? da az ve öz olan?d?r.
    Hamd?, yaln?z tek olan Allah'a mahsustur.
    Tevhide ehline selam olsun."
    Seb-i Arus irfan ve sevgi güneşi Mevlana, 5 Cemazelahir, 672 (17 Aral?k, 1273) Pazar günü gurup vakti, bütün parlakl?ğ? ile, bütün güzelliklerime gülerek ebediyet âleminin semas?na doğdu. Mevleviler, o geceye seb-i Arus derler. Müslüman olan, Müslüman olmayan, küçük, büyük ne kadar Konyal? varsa hepsi, Mevlana’n?n cenaze merasimine katildi Müslümanlar, Müslüman olmayanlar? sopa ve k?l?çla savmaya çal?şarak, onlara: "Bu merasimin sizinle ne ilgisi vard?r? Bu din sultani Mevlana bizimdir, bizim imam?m?zd?r," diyorlard?. Onlar da su cevabi veriyorlard?: "Biz Musa’n?n ?sa’n?n ve bütün peygamberlerin hakikatini onun sözünden anlay?p öğrendik. Kendi kitab?m?zda okuduğumuz olgun peygamberlerin huy ve hareketlerini onda gördük. Sizler nas?l onun muhibbi müridi iseniz, bizde onun muhibbiyiz. Mevlana Hazretleri'nin zati, insanlar?n üzerinde parlayan ve onlara iyilikte, cömertlikte bulunan hakikatler güneşidir. Güneşi bütün dünya sever. Bütün evler onun buruyla ayd?nlan?r. Mevlana ekmek gibidir. Hiç kimse ekmeğe ihtiyaç duyamazl?k edemez. Ekmekten kaçan hiçbir aç gördünüzdü?" Mevlana’n?n vasiyeti üzerine şeyh Sadrettin, Mevlana’n?n namaz?n? k?ld?rmak üzere niyetlendiğinde dayamay?p bayg?nl?k geçirdi. Bunun üzerine namaza Kad? Siraceddin imaml?k etti. Mevlana'ya, Yeşil Kubbe denilen Türbe, Sultan Veled ile Alameddin Kayser'in gayreti ve Emir Pervane'nin esi (Sultan II. Giyaseddin Keyhüsrev'in k?z?) Gürcü Hatun'un yard?mlar?yla Çelebi Hüsameddin zaman?nda yap?ld?. Türbenin mimari, Tebrizli Bedreddin'dir.
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 14:14 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Peygamber Efendimizin 55 Vasiyeti
    By bir_derviş in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 17.07.08, 15:21
  2. Osmanlıca ve Üstadın Vasiyeti
    By BEYAZ007 in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 12.06.08, 13:58
  3. Temel'in Vasiyeti
    By sadin in forum Mizah
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 16.11.07, 08:49
  4. Üstad Bediüzzaman'ın Vasiyeti
    By semair in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.02.07, 14:52
  5. Hz. Mevlana'nin Vasiyeti
    By vedAA in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.09.06, 19:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0