Modern hayatın bize sunduğu kolaylıkların içine gizlenmiş olan tüketim hiç de sanıldığı gibi insanı mutlu etmiyor. Her türlü iletişim aracının hizmetimizde olduğu, birçok imkânın hayatımızı kolaylaştırdığı zamanımızda, tükenen umutlarımızla, tutunmaya çalışıyoruz hayata…

Modern hayatın amacı; çılgınca bir tüketim toplumu oluşturarak, insani olan ne varsa arkaya atarak üretim yapmaktır. Adı olmayan bu anlayış, hayatımızın her alanına yayılmış durumda. Birileri gelerek ‘’modernlik’’ adı altında bu dayatmaları yaparak, tükettiriyor. Kullanarak, harcayarak(tüketme),bitme (tükenme) noktasına gelen bizler de maalesef bu figüranlığın altında eziliyoruz…

“Düşünüyorum, çalışıyorum, okuyorum, yazıyorum; o halde varım” yerine; ‘’tüketiyorum; o halde varım, hayat benim ve bu kuralları da ben koyarım” a dönüştü düşüncelerimiz. Bu düşünce de, bitmek bilmeyen arzular peşinde koşan,sömüren bir toplumu oluşturdu..

Paylaşmayı bırakarak, çoğaltmayı hedefleyen; bir tarafımız biriktirirken, diğerimizi tüketen düşünceyle yola çıkılarak, onların ortaya koyduğu bir sahnenin oyuncuları olduk bizler de. Ve böylece, tükettikçe tükendiğimizi görmez hale geldik. Hayatımızın her alanında harcayan bir ruha sahip olduk..

Tüketim dünyası, hayal dünyamıza yeni düşler sunarak gerçek yaşamla aradaki farkı unutturdu. Değerlerimizi kullanarak, istenilen bir kalıba sığdırdı. Doğru olan, artık herkesin kendi doğrusu; yanlışların içinden doğruları ayıklıyoruz .

Herkes doğrularını ortaya koyarken en doğru ve en gerçek olan, Kuran’ı ve Sünneti tükettik.

Sıcak bir selamı tükettik; bu bizden değildir diyerek, bakışlarımızı çevirdik…

Tebessümü tükettik; suratlarımızda her gün bir gerginlik ve acı… Oysa bizim için sadaka mesabesindeydi…

Zamanımızı tükettik; oldukça doldurduk vaktimizi, zamanlarımız dolarken içlerimiz boşaldı. Diğer taraftan tasarruf ettik okumaktan, düşünmekten sevgiden ve sözlerden…

Aile hayatımızı tükettik; modern hayatın ürettiği anne ve baba modeli, eserimiz olacak çocukları tükettirdi. Bir nesil geliyordu bizden sonra ve bizim eserimiz olacaktı, ne çok isteklerimiz vardı onlara dair.

Kur’an ahlakıyla donansın istedik,ahlakla tanıştıramadık…
Aza kanaat etsin istedik, bencil oldular…

Özgürce ifade etsin diye serbest bıraktık, isyankâr oldular…
Dermanımız olacakken derdimiz oldular…
Ne kolay tükendi umutlar…
Nerde hata yaptık?
Ve ne yapmalıydık?

Vahiyle irtibatı koparıp, merhameti yitirerek, bencilleşmeye başladığımızdan itibaren yenilenmek adına, hatalarımızın üzerine hatalar ekledik, içimizdeki manevi ruhu kaybettik…

Yüreğini bir yokla! O ruh orda duruyor, hala bir umut var.
O umut; Musa’nın asasında, İsa’nın merhametinde, Eyyub’un sabrında, beş vakit alnını koyduğun secdede, dua eden dillerde, dilsiz gönüllerde ve kâinat kitabında…

Ve tabiî ki de, elimizdekilerle yetinmeyi öğreten kanaatte…



Ayşe Doğramacı