+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Ey Kardeşim Cebrâil

  1. #1
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart Ey Kardeşim Cebrâil

    Ey Kardeşim Cebrâil
    Cenâb-ı Hak buyuruyor:
    “Güneş de kendisi için belirlenen yörüngede akıp gitmektedir. İşte bu güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiri iledir.” (Yâsin, 38)
    Rasûlullah (sav) buyurdular:
    “Al*lâh’ın ya*rat*tık*la*rı üze*rin*de te*fek*kür edin…” (Dey*le*mî, II, 56; Hey*se*mî, I, 81)
    Habîb-i Ekrem (sav), Cebrâil (as)’a gün batımı vaktinde sormuştur ki; “Ey kardeşim Cebrâil, şimdi gün batımı vakti mi?” Cebrâil (as) bu soruya şöyle cevap vermiştir ki: “Hayır, evet”
    Bu durumda Habîb-i Ekrem (sav) tekrar sormuştur ki: “Hayırdan sonra niçin evet dedin?”
    Cibrîl-i Emîn cevap vermiştir ki: “Soruyu sorduğun vakit, güneş henüz gün batımı noktasına gelmemişti. Ben hayır deyinceye kadar Güneş beş yüz mil yolu geçip meridyenden (nısf-ı nehâr) batmıştır. Onun için evet dedim.” (Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetname I. Cilt, 234. Sayfa, Erkam Yay.)
    Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
    el-Muahhir: İstediğini geride bırakan, arkaya koyan, hikmeti gereği tehir edilmesi gerekenleri erteleyen demektir.
    Kısa Günün Kârı
    Ey Rabbimiz! Bizi göklerin ve yerin yaratılışındaki mükemmelliği düşünen, gece ile gündüzün birbirini takip etmesinden ibret alan kullarından eyle!
    Lügatçe
    yörünge: Hareket eden bir noktanın takip ettiği veya çizdiği yol.
    tefekkür: Düşünme, zihin yorma; düşünülme.

  2. #2
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Kur'an-ı Kerim'den...
    Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz.

    Yunus Sûresi 23. Ayet Meali

    Allah Resulünden (asm)...
    Ebû Seleme (r.a.) rivayet ediyor:
    Birinizin başına bir musibet geldiğinde şöyle desin: "Şüphesiz biz Allah'ın kullarıyız, sonunda yine Ona döneceğiz. Allah'ım, musibetimin mükâfatını ancak Senden istiyorum. Bundan dolayı beni mükâfatlandır ve onun ardından da bana daha hayırlısını ihsan et.
    Hadis-i Şerif Meali - Camiü's-sağir - 450

    Risale-i Nur Külliyatı'ndan...
    Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin? Zelzele gibi vakıalar olan şu hadisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller. Meselâ, zemine nebatat ve hayvanat envâından giydirilen, birbiri üstünde, birbiri içinde gayet muntazam ve gayet münakkaş gömlekler, baştan aşağıya kadar gayelerle, hikmetlerle müzeyyen, mücehhez olduklarını gördüğün ve gayet âli gayeler içinde kemâl-i intizamla meczup mevlevî gibi devredip döndürmesini bildiğin halde, nasıl oluyor ki, küre-i arzın, benî Âdemden, bahusus ehl-i imandan beğenmediği bir kısım etvâr-ı gafletin sıklet-i mâneviyesinden omuz silkmeye benzeyen zelzele gibi HAŞİYE mevtâlûd hadisat-ı hayatiyesini, bir mülhidin neşrettiği gibi gayesiz, tesadüfî zannederek, bütün musibetzedelerin elîm zayiatını bedelsiz, hebâen mensur gösterip müthiş bir ye’se atarlar. Hem büyük bir hata, hem büyük bir zulüm ederler. Belki öyle hadiseler, bir Hakîm-i Rahîmin emriyle, ehl-i imanın fâni malını sadaka hükmüne çevirip ibkà etmektir ve küfran-ı nimetten gelen günahlara kefarettir.. Tamamı
    Sözler | On Dördüncü Söz | Hatime


    Esma-ül Hüsna
    El-Halîm: Günah ve isyanlarına rağmen kullarını hemen cezalandırmayıp onlar için tevbe ve ümit kapılarını açık bırakan; onları sonsuz rahmet ve keremiyle nzıklandırmaya devam eden.

    El-Azîm: Bütün varlıkları her hallerinde kudret ve hâkimiyetiyle çekip çeviren, en küçük zerreden Arş-ı Azama kadar herşeyi sınırsız isim ve sıfatlarının tecellileriyle kuşatan.

    Cevşen-ül Kebir'den...
    Dünyadan ayrılırken son nefesimizi saâdet, şehâdet, ikram ve müjdeyle vermemizi nasip eyle!
    Bizim adımıza Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmı lâyık ve müstahak olduğu şeylerle mükâfatlandır. Gözümüzü açıp kapayıncaya kadar bizi ne nefsimize, ne de yaratıklarından hiç birine havâle etme! İşlerimizi ıslah edip, yoluna koy! Bizi, hiç zâil olmayan ilim ve sıyânetinle himâye eyle! Ayrı yaşanamayan desteğinle bizleri muhâfaza eyle, ey Celâl ve İkram Sahibi!










  3. #3
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Rabbimiz Kur'anda şöyle buyuruyor:
    "Müminler ancak o kimselerdir ki Allah'ı ve resulünü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede ederler. İşte imanına bağlı, gerçek müminler bunlardır."
    Hucurat Suresi 15. Ayetin Meali

  4. #4
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Depreme günahkarlar mı maruz kalır?
    28 Ekim 2011 / 13:27
    Deprem Broşürü’nde akla gelebilecek sorulara cevap veriliyor

    Risale Haber-Haber Merkezi

    Van ile birlikte bir kez daha gündemimize gelen deprem hadisesiyle ilgili bir çok soru gündeme geliyor. Suffa Vakfı tarafından Deprem Broşürü’nde akla gelebilecek sorulara cevap veriliyor. İşte çalışmanın ikinci bölümü:

    7) Bu gibi afetlerde vefat edenlerin şehadet mertebesi ile taltif edilmeleri, tedbir alma noktasında tembelliğe sevk etmez mi?

    Cevap: Biz başımıza gelmiş bir depremden bahsediyoruz, gelecek veya gelmesi muhtemel bir depremden bahsetmiyoruz. Yaşanmış ve önlem alınması imkânsız bir olay ile yaşanması muhtemel ve önlem alınması mümkün olan bir olay faklıdır.

    İnsan yaşamak için dünyaya gönderilmiştir. Bir kişinin kendi hayatına kastetmesi dinimizde cinayettir. Bile bile tedbir almamak, birisinin hayatına kastetmektir. Tedbir almayanlar, depremde ölenlerin katilleridirler. Kendisi tedbir almamışsa, kendi katili olur ve ahirette hesabını verecektir. Yani bile bile tedbir almadığı için depremde ölen adam sevap değil, azapla karşılaşır.

    8) Depremler ve musibetler, kaderin bir tensip ve programı ise, alınacak tedbirlerin ne anlamı kalıyor?

    Cevap: Maalesef birçoğumuz kaderi yanlış anlıyoruz. Kaderi Allah tarafından, geçmişte hakkımızda yazılanların bizim tarafımızdan mecburen canlandırılması diye anlıyoruz ki, bu çok yanlış bir yaklaşımdır. Kaldı ki böyle olduğu varsayılsa bile, biz kaderimizde ne yazıldığını bilmiyoruz ki?

    Hiç kimse, kaderimde ne varsa onu göreceğim diye iş yerini açmazlık etmiyor. Sabahın erken saatlerinde iş yerini açmayı ihmal etmeyen bir kimse, kaderimde deprem varsa, mecbur göreceğiz diyemez. Çünkü rızkı da kaderde vardı. Peki, niye iş yerini açıyor ve niye rızkının peşinde koşuyor?

    İşimize gelmeyen yerde kadere sığınmak veya kadere havale etmek nefsin bir tuzağıdır. Kendi hakkı olmayan başarıları ile gururlanan, fakat yaptığı yanlışları kadere havale edenlerin sayıları maalesef az değildir.
    Ders çalışan öğrenciler başarılı oluyorlar, çalışmayanlar ise başarısız. Eğer kaderde hangi notları alacağı önceden belli olsaydı, bazen de tembel öğrenciler başarılı olurdu. Ancak şu bir gerçek ki, başarılı öğrenciler ders çalışanlar arasından çıkar. Sınavda yüksek not alan bir öğrenci, “Kaderimde ne varsa onu göreceğim.” deyip ders çalışmayı bıraksa, acaba yine aynı başarıyı gösterebilir mi?

    Kader, bizim yaptıklarımızın veya yapacaklarımızın Allah tarafından önceden bilinmesidir. Allah’ın ilmi sonsuz olduğu için, sadece dünü ve bu günü değil, sonsuz ilmi ile ezelden biliyor. Ezel ise, sadece maziye yani geçmişe bakmaz; geçmiş, hâl ve geleceği tamamen ihata eder ve tutar. Bu anlamda bir ezeli ilim bizim ne yapacağımızı ezelde biliyor.

    Bu ezeli ilim ve Cenab-ı Hakk’ın ezelde bilmesi, bizleri mecburi istikamet olarak yönlendirmiyor. Mesela, takvim yapraklarında bir sene sonra güneşin saat kaçta doğacağı yazılıdır. Takvimde yazıldığı için mi güneş o saatte doğuyor, yoksa güneş o saatte doğacağı için mi takvimde yazılıdır? Acaba takvimde güneş öğle vakti doğacak diye yazılsaydı, güneş öğle vakti mi doğacaktı. Elbette ki hayır. Demek ki, ezeli olarak bilmek olayı etkilemiyor. Güneş yine olması gereken vakitte doğacaktır.
    Güneş ne zaman doğacaksa, takvimde o yazılıdır. Bizler de ne yapacaksak, Allah da onu biliyor ve yazıyor.

    Bir adam kendini yüksek bir apartmandan attı ve öldü. Kaderinde yazılı olduğu için değil, kendini atacağı için kaderinde öleceği yazılıdır. Hem kaldı ki, adam kaderinde apartmandan atlayarak öleceğini önceden nasıl bilebilir ki? Böyle bir şey mümkün mü? Hiç kimse kaderinde ne olduğunu bilemez.

    Dolayısı ile bizler tedbir almazsak, kaderimizde tedbir almadığımızdan dolayı depremden zarar göreceğimiz yazılı olacaktır. Eğer tedbir alırsak; tedbir aldığımız için depremde hasar görmeyeceğimiz yazılı olacaktır. Nitekim önlem alan ülkeler, depremleri az zararla atlatıyor. Acaba kaderlerinde, az zararla atlatacaklar diye yazılı olduğu için mi, zararı az görüyorlar, yoksa tedbir aldıkları için mi, kaderlerinde az zarar görecekleri yazılıdır. Vicdanımıza danışırsak mesele anlaşılır.

    9) Depremler ve afetler Müslümanların olduğu ülkelerde daha fazla müşahede ediliyor. Bunun sebep ve hikmetleri hakkında ne dersiniz?

    Cevap: Âlemde hikmetsiz ve sebepsiz hiçbir şey yoktur ve olamaz. Bildiğiniz gibi, ufak tefek suçlar, kavgalar köy karakolunda bir iki saatlik nezaret hapsi ile bir şekilde çözüme kavuşturulur. Ama cinayetle biten büyük kavgalar için köy karakolu kifayet etmez. Ancak ağır ceza mahkemelerinde yargılanır ve ağır hapis cezasına çarptırılmaları gerekmektedir.

    Tıpkı bunun gibi, Müslümanlar Allah’a iman ettikleri ve ellerinden geldiği kadar İslam’ı yaşadıkları için, gıybet, dedikodu, çekişmeler, şükürsüzlük, gaflet gibi suçların cezaları dünyada verilerek temiz bir şekilde ahirete gönderiliyor. Ama ehl-i küfür ve dalalet, inanmadıkları için en büyük cinayeti işlemiş oluyorlar. Hâşâ Allah yoktur, ahiret yoktur diyerek her şeyi inkâr ediyorlar. Bunun cezası ise dünyada verilemez. Ve dünyevi ceza kifayet etmez. Bu suçları ve cinayetleri ancak cehennem azabı temizler. Dolayısı ile onların bu cezaları ahirete kalmış oluyor; yoksa ihmal ediliyor değil.

    10) Musibetlerin; bir cihette isyanlara ve hatalara ceza olduğunu biliyoruz. Ancak, masumların ve mazlumların da aynı musibetten hissedar olmalarının hikmeti nedir?

    Cevap: Herkesi bir şekilde etkileyen bu gibi genel musibetler, çoğunluğun hatasından kaynaklanıyor. Yoksa kişisel hatalar kişisel olarak cezalandırılıyor. Kimi zulmeder, kimi de ona karşı sessiz kalır. Kimi açıktan günah işler, kimi de onu gördüğü halde hoş görür veya “bana ne” der. İkisi de suçludur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bir kavmin helakinden bahsedilirken, suçu işleyen ve bu suça karşı sessiz kalanların birlikte helak edildikleri, uyaranların ise zarar görmediği anlatılmaktadır.

    Diğer yandan, eğer musibetlerde sadece fena insanlar zarar görse ve iyilere bir şey olmazsa, bu defa herkes mecburen iyi olmağa çalışacak ve inanmak zorunda kalacak. Düşünsenize, alt katta bir zalim var ve onun evi yıkılmış, ama üst kattaki hayırlı insanın evine hiçbir şey olmamış. Bu gibi tablolar herkesi ister istemez inanmaya zorlayacaktır. Bu ise imtihan sırrına zıttır. Herkes aklını kullanarak gerçekleri fark etmeli ve öylece inanmalıdır. Aksi takdirde, sınavdaki öğrenciye kopya vermek gibi olur. Bu ise adalet olamaz.

    11) Masumların ve mazlumların aynı musibete ortak olmasına, ilahi adalet açısından nasıl yaklaşılmalıdır?

    Cevap: Madem imtihan sırrı bozulmasın diye masumlar zarar görüyor. Ebetteki onlar ahirette bunun karşılığını fazlası ile alacaklardır. Kesinlikle müminler şehit oluyorlar ve zayi olan malları da sadaka hükmüne geçiyor.

    12) Bu gibi afetlere maruz kalan insanlara; günahkâr ve suçlu olarak bakmak ne kadar doğrudur? Bu gibi afetlerin tek nedeni isyanlar ve günahlar mıdır?

    Cevap: Ne yazık ki, toplumumuzda böyle yanlış bir kanaat oluşmuştur. Öncelikle, gerek bireysel ve gerekse de toplumsal olarak maruz kaldığımız musibetler, sadece günahların neticesi olmadığını ifade etmek isteriz. Aksi takdirde, ismet sıfatı olan peygamberlerin yaşadığı sıkıntıları ve musibetleri nasıl izah edebiliriz?

    Hamur, yoğrularak kıvamını bulduğu, asker sıkı bir eğitimden geçerek deneyim kazandığı gibi, insanoğlu da musibetleri ve sıkıntıları yaşayarak olgunlaşır ve hayatın kıymetini daha iyi anlar. Hastalanmadan, sağlımızın kıymetini nasıl anlayabiliriz? Aç kalmadan fakirin durumunu tam anlamak imkânsız olduğu gibi, fakir olmadan, nimetlerin değerini tam olarak takdir etmek de mümkün değildir.

    Dünya hayatı ve standartları, bir kışla veya bir okul gibi, bizi eğitmeye uygun bir şekilde yaratılmıştır. İnsan dünyada hastalık ve musibetlerle kemale erişir ve cennete layık bir kıvama gelir.

    Toprak altına giren bir tohum, sıkıntılara karşı mücadele ederek başını çıkarıp, kocaman bir ağaç olur. Eğer toprağa atılmasa idi, sadece bir çekirdek olarak kalacak ve sonunda çürüyüp yok olacaktı. Aynı tohum toprak altında mücadele etmeyi bırakırsa, yine çürüyecek ve aydınlığa başını çıkaramayacaktı.

    İnsanda da bir tohum gibi binlerce kabiliyet ve yetenek vardır. Bütün bunlar dünya hayatı şartlarında ancak olgunlaşabiliyor. Ya mücadele ederek olgunlaşacak ve aydınlık olan cennete gideceğiz veya mücadeleyi bırakıp, nefsimiz ne isterse onu yapacak ve karanlık olan cehenneme atılacağız.

    Dolayısı ile depremler, hastalıklar, musibetler bizi olgunlaştırmak, doğru yoldan sapmamak, hakkı bulmak ve hayatımızı fani şeylerle zayi etmemek için birer mürşit görevi yapmaktadır denilebilir.

    13) Musibetlerin ve afetlerin yegâne sebebi insanların zulümleri ve isyanları değil ise; o zaman bu müthiş hadiselerin Allah (c.c.)’ın bir ikaz ve uyarısı olduğu yaklaşımı ile çelişmez mi?

    Cevap: Gerek kişisel olarak, gerekse de toplumsal olarak musibetlere doğrudan maruz kalanlara günahkâr ve suçlu nazarı ile bakmak ne dinen ve ne de vicdanen doğru değildir. Çünkü onların ne yaptıklarını bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de, suçlu olarak baktığımızda suizanna girmiş oluruz ki, bu dinen haramdır. Hâlbuki Müslüman kişi, hüsn-ü zan dediğimiz olumlu bakışla mükelleftir.

    Ayrıca; uyarı ve ikazlar, sadece hatalar ve isyanlar için olduğu anlamına gelmez.
    Zira bilemediğimiz maddi ve manevi istikbâl yapılanmaları, hadisatın lisanen konuşup mesaj vermesi, maruz kalanların makamen yükseltilmeleri ve taltifleri, insanların savunma ve metanet mekanizmalarının güçlendirilmesi, itaatlerin ve sabırların test edilmesi, dünya ile ahretin münasebet ve ilişkileri; en önemlisi de Allah’ın Zat, sıfat ve esmasının mahlûkatta mahiyeti itibari ile tezahür ve tecelliyatı ve hassaten idrak edemeyeceğimiz ilahi maksat ve muratların tahakkuku ile bu anlamda bela, afet ve musibetlerin derin ve ciddi münasebetleri vardır.

    14) Bu gibi uyarılardan ve ikazlardan nasıl ders alınabilir?

    Cevap: Musibete maruz kalan kişinin kendisi bu dersi çıkaracak. Yoksa birileri üzerine giderek ve âdeta hakaret ederek ona ders çıkartmayacak. Kişi kendisi düşünecek ve hayatını gözden geçirerek, varsa yanlışları, düzeltmeye çalışacaktır. Yoksa birileri adama gidip, “Acaba ne suç işledin de bunlar başına geldi, umarım iyi ders almışsındır.” derse, haddini aşmış olur.

    Çobanlar, koyun sürüsü, başkasının tarlasına girdiği veya yanlış bir tarafa yönlendiği zaman, dönmeleri için uzaktan sürüye taş atar ve o taş bazen bir iki koyuna isabet eder, hatta ayakları kırılan bile olur. Şu var ki, atılan taş yalnızca o iki koyuna değil, yanlış tarafa giden tüm sürüye atılmıştır. Ve ikaz sadece iki koyuna değil, tüm sürüye idi. Şimdi sürünün diğer koyunları, taş kendilerine isabet eden iki koyuna günahkâr veya suçlu nazarı ile bakarlarsa ne kadar doğru olur?..
    Aslında bir suç varsa, hepsine aittir ve bir ders çıkarılacaksa, hepsinin çıkarması lazımdır.
    Hatta taşın isabet ettiği koyunlara, diğer koyunlar şöyle bakmalılar:
    “Aslında hepimiz bu cezayı hak etmiştik, ama bu iki arkadaşımız fedakârlık göstererek musibeti göğüslediler ve kendilerini bizim için tehlikeye attılar, feda ettiler.”

    Bizlerin de, musibete doğrudan maruz kalanlara böyle bakmamız lazımdır. “Musibeti göğüsleyenler, varsa bir günahları, temizlenmiş oldular, ama biz hâlâ suçluyuz ve temizlenmedik.” diyerek kendimize çekidüzen vermemiz gerekir.
    Diğer yandan, musibeti doğrudan göğüsleyenlere de, toplumsal hataların faturasını ödeyen fedakârlar olarak bakmalıyız.

    15) Depremlerin nasıl meydana geldiği konusunda genel anlamda iki görüş hâkimdir. Kimileri; “Depremler tesadüfen meydana geliyor.” derken, kimileri de “Allah (c.c.)’ın takdiri ile olmaktadır.” diye söylemektedir. Bu iki görüşün sonuçlarını artı ve eksileri ile değerlendirir misiniz?

    Cevap: Bir olayın tesadüfen meydana gelmesi demek, önceden hesaplanmamış, gelişigüzel, bilinçsizce oluşması demektir. Böyle bir yaklaşım ise insanın içine ürperti ve korku salmaktan başka bir fayda veremez. Şoförsüz bir otobüs veya pilotsuz bir uçakla seyahat ettiğinizi düşün. Yüreğiniz ağzınıza gelmez mi? Bir an önce inmek istemez misiniz?

    Dünyamız bir uçaktan daha hızlı hareket etmektedir. Tesadüfen ve başıboş hareket ediyor diyenlerin ödü patlamalı değil mi? Ödleri patlamaması gösteriyor ki, nefisleri kabul etmese de, vicdanları Allah’ın varlığını kabul ediyor ki, rahat yaşıyorlar. Çünkü ne zaman nereye çarpacağı ve nereye gideceği belli olmayan bir gezegen üzerinde başka türlü nasıl rahat edilebilir?

    Dünyamızın şimdiye kadar yörüngesinden bir santim sapmaması, güneşin doğmasında ve batmasında bir saniye gecikmemesi gösteriyor ki, bu işler tesadüfen değil, sonsuz bir ilim ve kudret tarafından idare ediliyor.

    Tesadüfî şeylerde düzen, nizam ve intizam, uyum beklenemez. Karmaşa ve düzensizlik hâkim olur. Bu gözle, âleme ve yaratılanlara bir bakalım, nerede bir düzensizlik vardır? Her şey ince hesaplarla yerli yerine konmuş ve işlemeye devam ediyor. Bir saniye kontrol elden bırakılsa, her şey darmadağın olur.

    “Depremler tesadüfen meydana geliyor.” diyenler, hiçbir ders çıkaramayacakları gibi, teselli bulmaları da mümkün değildir. Tesadüfen, şuursuz tabiat tarafından meydana gelen bir olayda, herhangi bir amaç ve gaye beklenemez. Dolayısı ile bir ders de çıkarılamaz. Ayrıca ölenler ölmüştür, zayi olan mallar da yitirilmiştir. Yapılacak hiçbir şey yoktur.

    Fakat “Bu depremler, Allah tarafından kontrollü bir şekilde belli gaye ve hikmetlerle takdir edilmiştir. Bizlere ya bir uyarı ya da bir ders vardır.” diyenler, kendilerini gözden geçirme fırsatı bulurlar. Ayrıca hayatını kaybedenler şehit ve giden mallar da sadaka hükmüne geçmiştir. Bundan daha büyük bir teselli olabilir mi?

    (Devam edecek)

    www.feyyaz.org

  5. #5
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Atmosfer dahi Senin birliğine şehadet eder
    28 Ekim 2011 / 00:01
    Günün Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Vâcibü’l-Vücûd, ey Vâhid-i Ehad,
    Bu harika yıldızlar, bu acîp güneşler, aylar, Senin mülkünde, Senin semâvâtında, Senin emrinle ve kuvvetin ve kudretinle ve Senin idare ve tedbirinle teshir ve tanzim ve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden birtek Halıka tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile Sübhânallah, Allahu Ekber derler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla Seni takdis ederim.
    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl, ey Kâdir-i Mutlak,
    Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler. Öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.
    Evet, câmid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak Senin rahmetin ve hikmetinledir; karışık tesadüf karışamaz.
    Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevâid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.
    Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra’dat dahi, lisan-ı kàl ile konuşarak Seni takdis edip, rububiyetine şehadet eder.
    Hem zîhayatların yaşamasına en lüzumlu rızkı ve istifadece en kolayı ve nefesleri vermek ve nüfusları rahatlandırmak gibi çok vazifelerle tavzif edilen rüzgârlar dahi, cevvi âdeta bir hikmete binaen “Levh-i mahv ve isbat” ve “yazar, ifade eder sonra bozar tahtası” suretine çevirmekle, Senin faaliyet-i kudretine işaret ve Senin vücûduna şehadet ettiği gibi, Senin merhametinle bulutlardan sağıp zîhayatlara gönderilen rahmet dahi, mevzun, muntazam katreleri kelimeleriyle senin vüs’at-ı rahmetine ve geniş şefkatine şehadet eder. (Lem'alar, Münâcat)
    Bediüzzaman Said Nursi
    SÖZLÜK:
    acaib : şaşırtıcı, garip şeyler
    acîp : şaşırtıcı, hayranlık verici
    âhiret âlemi : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    Aleyhissalatü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
    Allahu Ekber : “Allah en büyüktür”
    :
    azamet-i kibriyâ : Allah’ın büyüklüğünün varlıkları kuşatması
    bâki : devamlı, sürekli, ölümsüz
    cevv-i semâ : hava boşluğu, atmosfer
    delâlet : delil olma, işaret etme
    ecrâm-ı ulviye : gökteki büyük cisimler
    efrad : fertler, bireyler
    feza : uzay
    Halık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
    ihtar : hatırlatma, ikaz
    ihtifa etmek : gizlenmek
    Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah
    Kadîr-i Zülcelâl : kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
    kudret : Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    lisan-ı hal : hal dili
    mevcudiyet : varlık
    muntazam : düzenli, intizamlı
    mutî : emre uyan, itaatkâr
    nefer : asker, er
    nuranî : nurlu, parlak
    ra’d : gök gürültüsü
    Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    sâir : diğer, başka
    saltanat-ı Ulûhiyet : Cenâb-ı Hakkın ilâhlık saltanatı, egemenliği
    sefine : gemi
    semâvât : gökler
    seyyare : gezegen
    Sübhânallah : “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    şaşaa : gösteriş, parlaklık
    şehadet : şahidlik, tanıklık
    şiddet-i zuhur : çok kuvvetli şekilde görünme
    takdis etmek : Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek
    talim : öğretme, eğitme
    tanzim : düzenleme, düzene koyma
    tavzif etmek : vazifelendirmek
    tecessüm etmek : cisimleşmek
    tedbir : idare etme, çekip çevirme
    tekbir etmek : Allah’ın büyüklüğünü dile getirmek
    tesbih : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma
    tesbihat : Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
    teshir : emir altında tutma
    Vâcibü’l-Vücud : varlığı mutlaka zorunlu olan ve yokluğu asla düşünülemeyen Allah
    vahdet : Allah’ın birliği
    Vâhid-i Ehad : birliği herşeyi kaplayan ve herbir şeyde görülen Allah
    vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu olması
    zâhir : açık, âşikar
    zemin : yer
    âb-ı hayat : hayat suyu
    azamet : büyüklük, yücelik
    berk : şimşek
    binaen : dayanarak
    câmid : cansız, katı
    cevv : hava, gök boşluğu
    faaliyet-i kudret : Allah’ın sonsuz kudretiyle ortaya çıkan fiiller, işler
    fevâid-i tenvir : aydınlatmanın, nurlandırmanın faydaları
    Feyyâz-ı Müteâ : Hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan çok bereket ve bolluk veren Allah
    feza : uzay
    haysiyet : itibar, özellik
    heyet-i mecmua : genel yapı, bütün
    hikmet : fayda, gaye
    imdad : yardım
    istifade : yararlanma
    katre : damla
    keyfiyet : durum, nitelik, özellik
    kudret : Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    Levh-i Mahv, İsbat : bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren manevî levha, yaz boz tahtası
    lisân-ı kal : sözlü ifade
    mahiyet : temel özellik, nitelik
    mahşer-i acaip : hayret verici şeylerin toplandığı yer
    mevzun : ölçülü
    muhalif : aykırı, zıt
    muntazam : düzenli, intizamlı
    Mutasarrıf-ı Fa’âl : Her zaman zatına has ve lâyık iş yapan, daima faaliyette bulunan, idâre eden ve tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hak
    nüfus : nefisler
    ra’d : gök gürültüsü
    ra’dât : gökgürültüleri
    rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    suret : şekil, biçim
    şefkat : acıma, merhamet
    şehadet etmek : şahitlik etmek
    şuur : bilinç, anlayış
    şümûl : kapsamlılık, kuşatıcılık
    takdis etmek : Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek
    tasarruf etmek : dilediği gibi kullanmak ve yönetmek
    tavzif etmek : vazifelendirmek
    tenvir etmek : nurlandırmak
    tesbihat : Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
    umum : bütün
    vahdet : birlik
    vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu olması
    vücûd : varlık
    vüs’at-ı rahmet : rahmetin genişliği, büyüklüğü
    zemin : yer
    zîhayat : canlı, hayat sahibi

  6. #6
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Depremin düşündürdükleri...
    27 Ekim 2011 Perşembe 07:00
    Zemin yine sarsıldı, depreşti; her şey O’nun elinde; Rahmeti Gadabını geçen Rabbimizin bir mektubu zelzele; umarım bu defa bu sarsıcı mektubun hem dünyevî hem de uhrevî mesajlarını iyi okuruz ve Celâl içinde tecellî eden Cemâl derslerinin farkına varırız.

    Zira Bedîüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, “Zelzele gibi vakıalar olan şu hâdisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller.” Elbette çok hikmetleri ve dersleri ihtiva ediyor.

    Ateş düştüğü yeri yakıyor. Vanlı, Ercişli kardeşlerimize Allah yardım etsin. Bu vesileyle vefat edenlere Allah’tan Rahmet, yaralılara şifa, kalanlara sabırlar diliyorum.

    Van’da meydana gelen deprem her felâket zamanında olduğu gibi, deprem mahallini, Van’ı sarsmadı sadece; hepimizi titretti; silkelemeye, düşündürmeye de devam ediyor.

    Musibetler dua vakitleridir; dua ve yardıma devam edeceğiz. Bu arada, düşünmeye, dersler çıkarmayı da ihmal etmeyeceğiz elbette.

    Dün Somali, bugün Van, yarın kim bilir neresi, ama Somali gibi Van da yardım için gayret gösteren vicdan ehline sonu olmayan bir hayır kapısı açarak yardım ediyor. Çürük vicdanlıları da ayıklıyor, ayrıştırıyor.

    Müslümanlık da insanlık da imtihan olunuyor musibet zamanlarında. Siyaset de cemiyet de. Mücahidler de müteahhitler de! Asker de sivil de. Gazeteci de kâğıt toplayan çocuk da...

    Bu münasebetle, depremzedelere yardım için seferber olan tüm resmî-sivil kurum ve şahısları tebrik etmek gerek. Hemen felâket sonrası Van ve Erciş’e ulaşan devletin en üst kademesinden insani yardım kuruluşu temsilcilerine, dua ve yardım çalışmaları başlatan kurumlarımızdan gazeteci Ahmet Tezcan gibi ‘sanal âlemi’ hakiki bir kardeşlik zeminine ve ‘ensar rûhu’na vesile kılarak “EvimEvindirVan” gibi kampanyalar başlatan ve icra eden dostlara binler teşekkür ve dua borcumuz var...

    Hamdolsun kardeşlik şuuru, yardımseverlik, dayanışma ruhu hâlâ capcanlı. Göz yaşartıcı, iftihar vesilesi pek çok yardım ve duâ kampanyasına şu birkaç günde şâhit olduk. Şimdiden Van ve Erciş’te vefat eden, ‘manevî şehit’ olan kardeşlerimiz tüm Türkiye’ye paha biçilmez dersler verdiler. Acılar hamlıklarımızı tedavi ediyor, pişiriyor, yakıyor bizi...

    Umûmî, herkesi içine alan mûsibetler, hepimizin ortak olduğu hatalarımızı hatıra getiriyor. Van’ın, Türk’ün, Kürt’ün değil! Hepimizin!

    Umûmî musibetler helalleşmeye, tevbe etmeye, dua etmeye sevk ediyor vicdan sahiplerini. Şüphesiz vicdanı bozuk olan kömür ruhluları da gözlere gösteriyor. Şehidi tanımayan rezîl, Kürde düşman bedevî, depremzedeye saygısız berduş; hepsi ama hepsi mevcut mebzul miktarda, bunu da gösteriyor, tâ ki, iyinin, hayrın, temizin, kâmilin kıymeti bilinsin!

    Dün Cengiz Çandar’a, “Acaba Van depremi siyaset aktörleri için bir ilahi mesaj olarak algılanacak mıdır?” (Radikal) sorusunu sorduran deprem, Fehmi Koru’yu “Acaba bu kez Van’da vuran deprem âfeti, teröre ilâç olur mu?” arayışına sevk edebiliyor. (Star) Veya Abdurrahman Dilipak bu vesilyle ‘Milli Bilgi Bankası’ projesini dillendiriyor. (Yeni Akit)

    Örnek çok, ama her seviyede ve her ölçekte dersler alınıyor. Dünyevî ve uhrevî.

    Kimine Zilâl Sûresi’ni ve Enfâl Sûresi 25. âyeti tefekkür ettiriyor zelzele, kimi Bedîüzzaman Hazretleri’nin telif ettiği ‘Zelzele Bahsi’ni (14. Söz’ün Zeyli) okuyup pek çok sorusuna cevap buluyor.

    Her şey, her hâdise gibi zelzelenin de tesadüf olmadığını, vefat eden mü’minlerin şehit, mallarının sadaka hükmüne geçtiğini, bu tür musibetler de masumların da zarar gördüğünü ve ehli cennet olduklarını ve bunun gibi pek çok hakîkat ve hikmet okuması yapıyor akıl sahipleri.

    Öte yandan ilahiyat mensubu olduğunu iddia eden birileri de çıkıp depremden manevî, ilâhî mesajlar, dersler çıkartmanın “yanlış Tanrı tasavvurunun doğal sonuçları” olduğu hezeyanlarını yazıp çiziyor! İfadeye bakınız; deprem asıl bu çeşit insanları vuruyor galiba!

    Depremi konuşmaya, dersler çıkarmaya devam edeceğiz. Şehitlerimizi ve vefat eden kardeşlerimizi, masumları, asıl vatanlarına uğurlayacağız. Yaraları sarmaya çalışacağız. Ama asıl bundan sonra başımıza gelecek musibetlerdeki tavırlarımız, tepkilerimiz, yaklaşımımız bugünkünden aldığımız derslerin imtihanı ve değerlendirmesi olacak.
    Yeni Akit

  7. #7
    Ehil Üye Ararad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2013
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.323

    Standart

    Maşaallah hazine gibi mübarek
    Hak ile iştigal etmezsen
    batıl seni istila eder...

    İ. Şafii.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Aşk Cebrail dilinde kelam
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 29.08.13, 21:59
  2. Cebrail (a.s)'ın Duası
    By hanzala61 in forum Dualar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.12.08, 01:02
  3. Cebrail (a s) 'in Duasi
    By hanzala61 in forum Dualar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.07.08, 23:28
  4. Efendimiz (SAV), Cebrail (AS)'e Soruyor..
    By delailinnur in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 20.06.08, 19:06
  5. Hz. Cebrail'den (as) Şöyle Nakletti:
    By farabi62 in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.01.08, 18:45

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0