+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: (Din)Darlaştırılıyor Mu?

  1. #1
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    (Din)darlaşt?r?l?yor mu?

    Tolga y?llarca inkâr ehli bir baban?n elinde büyümüş, babas?ndan dinsizlik üzerine masallar dinleyip durmuştu. Seneler sonra bir gün Üniversitede s?n?f arkadaş?nda ald?ğ? bir kitapla hayat? değişmişti. Kitab?n ad? “gençlik rehberiydi”. O karamsar, çekingen, korkak olan çocuk, bir anda ümitli,atak, cesur bir genç oluvermişti. Ne çok şey değişmişti iç dünyas?nda. Kurumuş kalp toprağ?na nur yağmurlar? yağm?şt? sanki. Tabii bu arada Üniversiteyi bir Tekstil Mühendisi olarak bitirmişti.

    Babas? çok geniş bir çevreye sahip olduğundan dolay? oğlunu Türkiye’nin en büyük giyim firmas?n?n Ankara şubesine müdür yard?mc?s? olarak yerleştirmişti. Fakat kalbi imandan dolay? bir serçenin yüreği gibi atan Tolga, girdiği işi hiç de sevmemiş, garip bir s?k?nt? kaplam?şt? içini. Metropol bir şehir olan Ankara’n?n en kalabal?k caddesinde, iki katl? “muhteşem” bir giyim mağazas?nda bir haftad?r çal?ş?yordu. Nedense orada daha fazla duramad?.

    Bir cumartesi günü babas?n?n çok samimi bir dostu olan, müdürün yan?na ç?kmaya karar verdi. Koyu renkli granitten kap?lm?ş merdivenlerden asma kata ç?k?p, müdürün yan?na doğru ilerledi. Deri kapl? büyük koltukta, top sakall?, sar? renkte garip desenli bir elbise giymiş, s?r?tkan bir adam oturuyor, bir taraftan da puro içiyordu. Tolgay? görünce s?r?t?rcas?na duman?n içinden ç?karak, ona doğru yaklaşt?. “Gel Tolgac?ğ?m” dedi, “sana mağazan?n işleyişi ve amaçlar? hakk?nda biraz bilgi vereyim; ne de olsa en samimi dostumun oğlusun, hem buraya yeni geldin baz? şeyleri öğrenmen gerek.” Yaln?z, ince bir nokta vard?. Müdür, Tolgay? babas?n?n zihniyetinde zannediyordu. Beraberce giriş kattaki kad?n reyonuna doğru yol ald?lar. Ne kadar da çirkin ve ahlâks?zcas?na görüntülerdi, o k?sa etekler, aç?k elbiseler. “Bak”dedi müdür, buras? bizim as?l sermayemiz. Ard?ndan “nas?l yani” dedi Tolga. “şöyle; bu güne kadar bizim görüşümüzdeki insanlar ne çok şu dindarlar?n elinden çekti ne çektiyse. Çünkü onlar çok ‘iktisatl?’ ve ‘kanaatli’, bu da bizim hayat felsefemize tamamen z?t. bu durum da firmalar?n sat?şlar? için bir engel teşkil ediyordu, o yüzden, ilk başta en büyük amac?m?z ‘onlar? kendimize benzetebilmek’ olmuştu.”

    Tolgan?n birden rengi değişti, kulaklar?na inanm?yordu. Önceden, Risale’de geçen mektuplar? hikâye gibi okurdu. Ama bu sefer durum farkl?, gerçek bütün yak?nl?ğ?yla burnunun dibindeydi. Müdür; “ benim annem babam ?srail taraflar?ndand?r, oralarda tüketim, ‘bir yaşam biçimidir’, o yüzden tüketimi ailecek çok severiz. Bu Ülkede de, tüketime hevesli insan gün geçtikçe çoğald?ğ?ndan bize amâde bir Pazar haline geldi Türkiye. Belli ürünlerin adetâ kölesi k?ld?k insanlar?. Amac?m?za da bir nebze ulaşt?k, çünkü art?k mağazalar, büyük al?şveriş marketleri ‘tüketim tap?naklar?’ hâlini ald?. ?nsanlar o yerlere girdiği zaman iradeleri elden gider oldu. Bunlara ek olarak, pratik hayatta belirleyici olan, ‘modern olmak’ faktörü, dindarlar aras?nda yavaş ve gizliden de olsa, bir dünya görüşü olarak kabul gördüğünden, kişiler, toplumlar dindar olsa bile bizim kurduğumuz ?slâmi olmayan bir yap?lanma sonucu, kendilerinden çok ‘bizi’ seslendiren, inançlar?ndan uzaklaşm?ş, kişilik problemi yaşayan kalabal?klar hâline geliyorlar git gide. Yani Tolgac?ğ?m; bu dindarlar? bir önemli bir k?sm? art?k ‘öz’de değil, ‘söz’de Müslümanlaşmaya başlad?. böylece tüketime bizden çok heveslenir oldular.

    Tolgan?n o anda gözler dolu dolu oldu, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Hâlini belli etmemek için bir dakikal?ğ?na izin isteyip, lavaboya gitti. ?çeri girmesiyle gözlerinden yaşlar?n dökülmesi bir oldu. ?çindeki pişmanl?k hisleri dev dalgalar hâlini al?p, gönül duvar?na çarpmaya başlad?, çapt?kça ağlad?, ağlad?kça üzüldü. ?nsanlar fark?nda olmadan tüketim ve şehvet cehennemi içine at?lmaya çal?ş?l?yordu. Nas?l bir yerde, kimler için çal?ş?yordu Tolga.? Allah’?n tesettür emrini bâriz bir şekilde reddederek, aç?k saç?kl?ğ?, edepsizliği, alenî bir tarzda sergiliyordu bu firma. Ayr?ca Terbiye-i Muhammediye’ye de baş kald?r?yordu böylece.

    Bu insanlar hayatlar?n?n her yönünü kutsaldan ve ilâhi olandan ar?nd?rarak, dünyal?laşm?şlar, hayat-? dünyeviye’yi hayat-? uhreviye’ye tercih etmişlerdi. “Dünyal?” olarak, safdil Müslümanlar? da “dünyevî”leştirmeye çal?ş?yorlard?. Yani “mukaddes” olan? “modernite” elbisesi ile mânen boğmaya çabal?yorlard?. Tabii, bunu hem müdürün anlatt?klar?ndan, hem de reyonda gördüğü göz al?c? baş örtülerden anlam?şt?.

    Tolga biraz kendine geldikten sonra tekrar müdürün yan?na gitti. Bu sefer tek gâyesi vard?; o da bu cazibe alt?ndaki as?l tezgâh? öğrenmekti. Fikirlerine ters düştüğü halde o baş örtülerini reyona neden koymuşlard?? Acaba neden?

    Tam, müdürün yan?na geldiği s?rada, iki tesettürlü bayan k?r?tarak içeriye girdi. müdüre doğru yaklaşarak, baş örtüsü reyonunun yerini sordu. Tolga, tesettürlüleri d?şar? kovalamamak için kendini zor tutuyor, bir yandan da söyleniyordu; “ne işi var bunlar?n burada, baş örtüsü alacak başka yer mi bulamad?lar?” nas?l ki içkiyi içen, satan, sat?ş?na yard?m eden, reklâm?n? yapan büyük bir haram işliyordu. Bu ölçüyle Resûl-ü Ekrem (asm) bir şablon sunmuyor muydu bizlere. Bunun için, aç?k saç?kl?ğ?n da, ortal?k yerde reklâm?n? yapan , ona yard?m eden de ayn? katagoriye giriyordu, yani o da haramd?. Hem sebep olan yapan gibiydi. Onlara maddeten destek olmak neyin nesiydi?

    Tolga bu düşünceler içerindeyken müdür; “işte bu türbanl?lar bizim yeni sermayemiz. Beş alt? ay önce keşfettik bunlar?. Bal?k gibi oltaya düştüler. Moda ad? alt?nda bir baş örtüsü reklâm?, işi bitirdi. Yak?nda onlar?n da k?sa eteklilerden fark? kalmayacak. Zaten buras? ‘çağdaş’ bir ülke ! o yüzden insanlar birbiriyle kaynaşmal? ! hem bu devirde art?k türban? inanç olarak değil de bir giyim tarz? olarak benimsemeleri gerek, çünkü ‘zaman’ onu gerektiriyor ! her neyse benim d?şar?da biraz işim var, sonra tekrar konuşuruz Tolgac?ğ?m. ” dedi. Tolga da biraz sakinleşmek niyetiyle müdür gidince, asma kata ç?k?p onun kotluğuna oturdu. önce yukar?dan kuş bak?ş? olarak mağazaya şöyle bir göz gezdirdi, oradan da nazar?n? kalabal?k sokaklara yöneltti. Ondan sonra da baş?n? eğip, gözleriyle uzaklar? görmeye çal?şarak kalbinden geçenleri dinlemeye başlad?.

    Bu “dünyal?”lar?n durumu insan f?trat?n?n bir sapmas?, duygular?n dengesinin bozulmas?yd?. Aç?k giyimin reklâm?n? yaparak, bir yandan ahlâk d?ş? ve insan f?trat?na ters tutkular meydana getirirken, öte yandan aldat?c? oyunlarla “hangi çağda yaş?yoruz”larla, hakikatin üzerini örtmeye çal?ş?yorlard?. Ama güneş balç?kla s?vanmazd?.

    ?nsanlar bat? toplumunu anlams?z, hedefsiz bir duruma sokan, şehvet içinde yaşay?ş? yüzüne gözüne sürüyordu. ?şin tuhaf yan? o çamuru da misk-ü amber zannediyordu ya. K?saca toplum “kuvve-i şeheviye depremi” yaş?yordu. Aç?k giyimin propagandas?n? yapmakla nefse tak?l? olan fizyolojik istekler k?şk?rt?larak ifrat mertebeye ç?kar?l?yordu. Gençler, bütün bu çirkinliği her yerde göre göre zaman içinde haram? helal zannetmeye başl?yordu. Bu edepsizlik, savunucular? taraf?ndan, hayat?n bir vecîbesi, olgunluğun ad? olan “çağdaşl?k” ölçüsüyle aksettiriliyordu. Cazibeli ürünler,bir oyun ve eğlence esprisinin alt?nda safdil ve “ben dindar?m” diyen insanlara bile yutturuluyor, ak?l ve ihtiyâr elden al?n?p gözler “adi bir kavvat” derekesine düşürülüyordu.

    Birileri insanlar “dindar”laşt?rmaya çal?ş?rken, bir taraftan da başka yerlerde “din” darlaşt?r?l?yordu. Ehl-i dinin yaşant?s?n? saran imanî hayat tarz?n?n önüne dünyevîleşme duvarlar? örerek, dinin hükmettiği alanlar? daraltmaya uğraş?yorlard?. Bir insan?n içsel, ailesel, sosyal alanlar?ndan iman?n ve islâm?n ruhunu çekip, o k?sm? mânen ağ?r yaral?yor, hatta öldürebiliyorlard?. Bu ayn?,vücuda felç gelmesi, cesetten ruhun çekilmesi gibiydi.

    ?man?n hayattan s?yr?lmaya çal?ş?ld?ğ? böyle bir ortamda ehl-i dinin hayat?n? iman ile hayatland?r?p, farz ibadetlerle zînetlendirmesi, günahlardan ve günah ortamlar?ndan çekinip, iman?n? muhafaza etmesi gerekirdi.

    Hulâsâ; ?nsan, o Sultan-? Zîşan’n?n küllî “Rububiyetine” karş?l?k aczini ve fakr?n? bilerek hayat?n?n her ân?n? küllî bir “ubudiyet” şuuru içinde geçirmeliydi . Madem dünya ve içindekiler bir yolcuydu, “istasyona” tak?l?p kalmamal?yd? insan. O halde insan?n, dünyan?n kesretinde boğulmay?p sonsuz güzellikteki ebedî alemler namzet bir abd-i aziz olmaya çabalamas? fazlas?yla elzemdi.

    Tolga bütün bu düşüncelerini zihin süzgecinden şöyle bir geçirdi ve hafifçe doğrulup gözyaşlar?n? sildikten sonra tek bir cümle kalm?şt? geriye;

    “Çocuklar?n?z? kuzu gibi yetiştirmeyin ki ileride koyun gibi güdülmesinler”

    Evren Teke, 2000
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 15:25 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0